Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
    7325 research outputs found

    Cognitive Behavioral Therapy for Muscle Dysmorphia and Anabolic Steroid-Related Psychopathology: A Randomized Controlled Trial

    No full text
    Background/Objectives: Muscle dysmorphia (MD), a subtype of body dysmorphic disorder, is prevalent among males who engage in the non-medical use of anabolic–androgenic steroids (AASs) and performance-enhancing drugs (PEDs). These individuals often experience severe psychopathology, including mood instability, compulsivity, and a distorted body image. Despite its clinical severity, no randomized controlled trials (RCTs) have evaluated structured psychological treatments in this subgroup. This study aimed to assess the efficacy of a manualized cognitive behavioral therapy (CBT) protocol in reducing MD symptoms and associated psychological distress among male steroid users. Results: Participants in the CBT group showed significant reductions in MD symptoms from the baseline to post-treatment (MDDI: p < 0.001, d = 1.12), with gains sustained at follow-up. Large effect sizes were also observed in secondary outcomes including depressive symptoms (PHQ-9: d = 0.98), psychological distress (K10: d = 0.93), disordered eating (EDE-Q: d = 0.74), and exercise addiction (EAI: d = 1.07). No significant changes were observed in the control group. Significant group × time interactions were found for all outcomes (all p < 0.01), indicating CBT’s specific efficacy. Discussion: This study provides the first RCT evidence that CBT significantly reduces both core MD symptoms and steroid-related psychopathology in men engaged in AAS/PED misuse. Improvements extended to mood, body image perception, and compulsive exercise behaviors. These findings support CBT’s transdiagnostic applicability in addressing both the cognitive–behavioral and affective dimensions of MD. Materials and Methods: In this parallel-group, open-label RCT, 59 male gym-goers with DSM-5-TR diagnoses of MD and a history of AAS/PED use were randomized to either a 12-week CBT intervention (n = 30) or a waitlist control group (n = 29). CBT sessions were delivered weekly online and targeted distorted muscularity beliefs, compulsive behaviors, and emotional dysregulation. Primary and secondary outcomes—Muscle Dysmorphic Disorder Inventory (MDDI), PHQ-9, K10, EDE-Q, EAI, and BIG—were assessed at the baseline, post-treatment, and 3-month follow-up. A repeated-measures ANOVA and paired t-tests were used to analyze time × group interactions. Conclusions: CBT offers an effective, scalable intervention for individuals with muscle dysmorphia complicated by anabolic steroid use. It promotes broad psychological improvement and may serve as a first-line treatment option in high-risk male fitness populations. Future studies should examine long-term outcomes and investigate implementation in diverse clinical and cultural contexts

    A neuromarketing study on viral content elements:The example of "sludge content"

    No full text
    Bu araştırmada, karma yöntem kullanılmış ve araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşamasında, biyometrik veri toplama yöntemlerinden elektrodermal deri iletkenliği ölçümü (GSR) tekniği kullanılarak elde edilen veriler eş zamanlı olarak izlenmiş ve yorumlanmıştır. Araştırma, İstanbul'da yaşayan, yaş, cinsiyet, meslek ve gelir düzeyi gibi demografik özellikler açısından farklı gruplardan oluşan toplam 29 kişi (19 kadın, 10 erkek) ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, gönülülük esasına göre belirlenmiş ve çalışmadan önce kendilerine detaylı bilgilendirme yapılmıştır. Elektrodermal deri iletkenliği ölçümü (GSR) tekniği sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar katılımcılara aktarılmıştır. Araştırmanın ikinci kısmında, deneyden çıkan katılımcıların yaş, cinsiyet ve en çok kullandıkları sosyal medya platformunu belirtmeleri istenmiştir. Araştırma sürecinde, her bir katılımcıya kişisel bilgileri içeren gönüllü katılım beyanı formu doldurtulmuş ve çalışma laboratuvar ortamında gerçekleştirilmiştir. Videoların izletilmesi sırasında, görüntüler arasına 3 saniyelik beyaz fon eklenmiş ve bu sayede katılımcıların dinlenmesi ve algılarının tazelenmesi sağlanmıştır. Bu yöntem ve uygulamalar sonucunda elde edilen bulgular, video çeşitlerinin katılımcılar üzerindeki fizyolojik ve algısal etkilerini değerlendirmek için kullanılmıştır

    The effect of pve applied in addition to pilates on premenstrual symptoms, pain, sleep and qol in individuals with premenstrual syndrome

    No full text
    Bu çalışma, premenstrüel sendromu olan bireylerde, pilates egzersizlerine ilave olarak uygulanan pelvik taban egzersizlerinin premenstrüel (PMS) semptomlar, ağrı, uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya dahil olma kriterlerini taşıyan, PMS skoru 111 ve üzeri olan 30 kadın; sıralı randomizasyon yöntemiyle pilates grubu (kontrol grubu) ve pelvik taban egzersizleri grubu (pilates+ PFMT) olmak üzere iki eşit gruba ayrılarak her iki gruba 8 hafta boyunca haftada 2 gün (50 dk) planlanan egzersizler uygulanmıştır. Katılımcıların PMS şiddeti Premenstrüel Sendrom Ölçeği(PMSÖ) ile, ağrı şiddeti Vizüel Analog Skalası(VAS) ile, uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi(PUKİ) ile, yaşam kalitesi ise SF-12 Kısa Form(SF-12) kullanılarak müdahale öncesi ve sonrasında değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda, premenstrüel sendromu olan olgularda her iki grupta premenstrüel sendromlar, ağrı, uyku ve yaşam kalitelerinde olumlu sonuçlar görülmüş ancak tedavi gruplarının birbirine göre üstünlüğü saptanmamıştır. Sonuç olarak pilates egzersizleri ve pilates egzersizlerine ilave olarak uygulanan pelvik taban egzersizlerinin premenstrüel sendromların iyileştirilmesinde faydalı olduğu görülmüştür

    The impact of telehealth applications on physician–patient communication

    No full text
    Bu araştırma, dijital dönüşümün sağlık sektörüne etkilerini incelemek amacıyla, tele sağlık uygulamalarının hekim-hasta iletişimi üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi hedeflemiştir. Özellikle Covid-19 pandemisi sonrası hızla yaygınlaşan uzaktan sağlık hizmetlerinin, geleneksel yüz yüze iletişim pratiklerinin yerine geçip geçemeyeceği sorusu, günümüz sağlık sistemlerinin önemli gündem maddelerinden biri haline gelmiştir. Bu bağlamda yürütülen çalışma, Türkiye genelinde 18 yaşını doldurmuş, en az bir defa sağlık kuruluşunu fiziksel olarak ziyaret etmiş ve aynı zamanda tele sağlık hizmetlerinden faydalanmış bireyler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın temel amacı, dijital platformlar aracılığıyla sunulan sağlık hizmetlerinin iletişim kalitesi, hasta memnuniyeti, erişilebilirlik ve hizmet etkinliği üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Bu çalışmada kullanılan yöntem nicel araştırma yöntemidir. Geliştirilen özgün anket formu aracılığıyla veri toplanmış ve genel eğilimler üzerinden tele sağlık uygulamalarının sağlık iletişimine katkısı bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıştır. Anket maddeleri, literatürde sıkça kullanılan iletişim unsurlarına dayanarak hazırlanmış ve katılımcıların yanıtları doğrultusunda anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Araştırma bulguları, katılımcıların önemli bir kısmının tele sağlık uygulamalarını etkili, anlaşılır ve zaman kazandırıcı olarak değerlendirdiğini ortaya koymuştur. Sesli ve görüntülü görüşmelerin iletişim kalitesi açısından geleneksel yüz yüze görüşmelerle benzer memnuniyet düzeyleri sunduğu; hekimlerin empatik iletişim kurabildiği, açıklayıcı ifadeler kullandığı ve hastaların sağlıkla ilgili kaygılarını rahatça dile getirebildiği görülmüştür. Ayrıca, dijital ortamda iletişimin teknik aksaklıklar haricinde büyük ölçüde sorunsuz ilerlediği ve hasta verilerinin güvenliği açısından da genel bir memnuniyet sağladığı belirlenmiştir. Bu veriler, dijital sağlık iletişimi okuryazarlığının toplum genelinde artırılması, yapay zekâ destekli erken teşhis sistemlerinin yaygınlaştırılması, erişimde eşitliğin sağlanması için kırsal alanlara yönelik altyapı yatırımlarının yapılması ve geleceğin dijital hastane modellerinin hem hasta memnuniyetini hem de sistem verimliliğini esas alacak şekilde yeniden yapılandırılması ve finansal sürdürebilirlik gibi politik ve stratejik önerilere de zemin hazırlayarak, Türkiye'de tele sağlık sistemlerinin iletişim kalitesi bağlamında işlevselliğini ortaya koyan güncel bir veri seti sunmaktadır

    Examination of theory of mind, emotional prosody, cognitive skills, activities of daily living and social participation in right brain damage

    No full text
    Sağ beyin hasarı olan bireyler iletişimsel, bilişsel, duyusal ve algısal bozukluklar yaşayabilmektedir. Bozukluk yaşadıkları alana ve bozukluğun şiddetine bağlı olarak da günlük yaşam becerileri ve sosyal katılımları etkilenmektedir. Sağ beyin hasarı sonrasında etkilenebilecek bileşenlerin değerlendirilmesi yaşadıkları bozuklukları hedef alan spesifik müdahale çerçevesi sunabilmek için önem arz etmektedir. Bu nedenle çalışma sağ beyin hasarı bulunan bireylerde zihin kuramı, emosyonel prozodi, bilişsel beceriler, günlük yaşam aktiviteleri ve sosyal katılımı ve ilişkili değişkenleri incelemeyi amaçlamıştır. Bu amaç kapsamında sağ beyin hasarına sahip 30 yetişkin bireye 'Katılımcı Bilgi Formu, Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği [DEZTÖ], Frenchay Aktiviteler İndeksi [FAİ], Oxford Bilişsel Tarama Testi- Türkçe Versiyonu [OCS-TR], İnme Etki Ölçeği 3.0 (İEÖ 3.0) ve Emosyonel Prozodi Testi (EPT) uygulanmıştır. Araştırma kapsamında veriler SPSS 25.0 paket programıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizine göre katılımcıların bazı testlerin alt boyutlarından aldıkları puanlar ile yaş, cinsiyet ve eğitim durumu arasında anlamlı ilişkiler bulunurken, inme üzerinden geçen zaman ve inme dönemi arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Katılımcılar uygulanan bütün ölçeklerde düşük puanlar almışlardır. Katılımcıların DEZTÖ toplam puanı ile FAİ toplam puanı (r=0,390, p=0,033), yürütücü task karma (r = 0,555, p = 0,001) arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Görsel alan (r = 0,529, p = 0,003, p = 0,018) ve yürütücü puan (r = 0,560, p = 0,001, p = 0,009) arttıkça sosyal katılım artmaktadır. Sosyal katılım ile yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (r = 0,615, p <0,001). Sağ beyin hasarı bulunan bireylerde dil, biliş, günlük yaşam aktiviteleri ve katılıma yönelik değerlendirmeler yapmak ve bu alanlara yönelik uygun müdahale planları hazırlamak bu bireylerin rehabilitasyon sürecini iyi yönetebilmek için önemlidir

    Idiopathic toe walking in children with autism: the relationship with sensory regulation, physiological regulation, and motor planning skills

    No full text
    Bu çalışmada, otizm spektrum bozukluğu tanısı almış ve idiyopatik parmak ucu yürüyüşü sergileyen çocuklarda duyusal regülasyon, fizyolojik regülasyon ve motor planlama becerileri ile idiyopatik parmak ucu yürüyüşü arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Ayrıca, otizm spektrum bozukluğu tanısı almış çocukların bu becerilerdeki performanslarının tipik gelişim gösteren çocuklarla karşılaştırılması yoluyla, bu alanların normatif bir bağlamda problemli olup olmadığı değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda, araştırma iki temel amacı kapsamaktadır: Birincisi, otizmli çocuklarda duyusal regülasyon, fizyolojik regülasyon ve motor planlama becerilerinin idiyopatik parmak ucu yürüyüşü ile olan ilişkisini belirlemek; ikincisi ise, otizmli çocukların bu becerilerdeki performanslarını tipik gelişim gösteren çocuklarla karşılaştırarak aralarındaki farklılıkları değerlendirmektir. Araştırmada, 30 otizm spektrum bozukluğu tanılı çocuk ve ek veri olarak 30 tipik gelişim gösteren çocuk ile toplamda 60 katılımcı yer almıştır. Veri toplama sürecinde demografik bilgi formu, Duyusal Regülasyon Ölçeği, Fizyolojik Regülasyon Ölçeği ve Algı ve Praksi Ölçeği kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, parmak ucu yürüyüşü davranışını en güçlü şekilde açıklayan değişkenlerin vestibüler algı (β=0.541, p<0.01), vestibüler reaktivite (β=0.520, p<0.01), fizyolojik regülasyon (β=0.512, p<0.01) ve motor planlama (β=0.503, p<0.01) olduğu bulunmuştur. Vestibüler sistemdeki yetersizlikler ve fizyolojik regülasyon eksikliklerinin, bu çocukların çevreleriyle olan fiziksel etkileşimlerini olumsuz yönde etkilediği görülmektedir. Ayrıca, somatoduyusal algının da modelde anlamlı bir katkı sağladığı (β=0.489, p<0.05) ve proprioseptif girdilerin bu davranışı etkileyebileceği değerlendirilmiştir. Ek veri bulgularına göre, fizyolojik regülasyon, duyusal regülasyon ve algı ile praksi becerilerinde tipik gelişim gösteren çocuklarla otizm spektrum bozukluğu olan çocuklar arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda idiyopatik parmak ucu yürüyüşü davranışını azaltmaya yönelik müdahalelerde vestibüler sistem odaklı duyu bütünleme terapisi, fizyolojik regülasyonu destekleyici yaklaşımlar ve motor planlama becerilerini geliştiren aktivitelerin önemli bir rol oynayabileceği önerilmektedir. Ayrıca, ileri araştırmalarda daha geniş örneklemlerle uzun süreli takip çalışmaları yapılması ve farklı terapi yöntemlerinin etkinliğinin karşılaştırılması önerilmektedir

    The effect of neurofeedback on referees' decision making process

    No full text
    Bu doktora araştırmasının temel amacı, futbol hakemlerinin karar verme süreçlerinde nörofeedback uygulamasının etkisini nörofizyolojik veriler ve bilişsel performans ölçütleri üzerinden değerlendirmektir. Çalışma, Ankara'da görev yapan ve en az üç yıl saha deneyimi bulunan 21 hakem ile yürütülmüştür. Katılımcılara yedi hafta boyunca haftada üç gün, günde otuz dakikalık nörofeedback eğitimi uygulanmıştır. Eğitim süreci, dikkat ve bilişsel esnekliği destekleyen çoklu görev oyunlarıyla desteklenmiştir. Çalışmada, ön test-son test ölçümleri kapsamında yazılı sınav başarı puanları, reaksiyon süreleri, video analiz performansları ve EEG frekans verileri toplanmıştır. EEG ölçümleri, 19 kanallı sistem ile gözler açık ve kapalı koşullarda yapılmış, veriler qEEG yazılımı ile analiz edilmiştir. Bulgular, nörofeedback sonrası FP1 ve FP2 bölgelerinde alfa ve beta dalga amplitüdlerinde anlamlı artışlar olduğunu göstermiştir (p < .05). Bu artışlar, dikkat düzeyinde yükselme, bilişsel kontrol gelişimi ve stres toleransında artış olarak yorumlanmıştır. Ayrıca yazılı sınav puanlarında ve video test performansında anlamlı gelişmeler gözlemlenmiştir. Tüm veriler, bağımlı örneklemler t-testi ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak, nörofeedback eğitiminin hakemlerin dikkat, bilişsel esneklik ve karar verme hızında ölçülebilir gelişmelere yol açtığı görülmüştür. Bu durum, nörofeedback'in hakem eğitim programlarında kullanılabilirliği açısından önemli bir katkı olarak değerlendirilmiştir. Araştırma, nörofizyolojik temelli müdahalelerin spor psikolojisi alanına entegre edilmesine yönelik yeni bir yaklaşım sunmakta ve literatüre katkı sağlamaktadır

    The relationshi̇p between sensory perception, praxis, and adaptive behavior in children with autsm spectrum disorder

    Get PDF
    OSB, sosyal iletişim, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayan davranışlarla karakterize edilen bir nörogelişimsel bozukluktur. OSB belirtileri genellikle erken çocukluk döneminde ortaya çıkmakla birlikte, bireyin yaşam kalitesi ve günlük yaşam aktiviteleri üzerinde uzun vadeli etkiler bırakabilmektedir. Son yıllarda, OSB'nin yalnızca sosyal ve iletişimsel becerilerdeki yetersizliklerle sınırlı olmadığı, aynı zamanda duyusal algılama ve motor işlevlerde de belirgin farklılıklar sergileyebileceği ortaya konmuştur. Duyusal algılama, bireyin çevresel uyaranları algılaması, işlemesi ve anlamlandırması sürecini ifade ederken; motor planlama (praksi), bu duyusal bilginin organize edilerek anlamlı hareket haline dönüştürülmesini kapsamaktadır. OSB'li bireylerde duyusal algılama ve prakside yaşanan zorlukların, adaptif cevapların sınırlı olmasına yol açabileceği ifade edilmektedir. Adaptif cevaplar, bireyin aktiviteleri taleplere uygun şekilde yanıt verme becerisini ifade eder ve bu süreçte duyusal algılama ile motor planlamanın etkin bir biçimde işlemesi büyük önem taşmaktadır. Bu çalışmada, OSB'li bireylerde duyusal algı, praksi ve adaptif davranışlar arasındaki ilişkilerin ayrıntılı bir şekilde incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında somatoduyusal, vestibüler ve görsel algı seviyeleri ile günlük yaşam becerilerinin öğrenilmesi, sosyal beceriler ve motor işlevler arasındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Ayrıca, yaş, doğum haftası, cinsiyet ve diğer anemnez bilgilerinin bu beceriler üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, OSB'li bireylerde duyusal algı ve prakside zorluklar ile adaptif davranış etkinlikleri arasında anlamlı ilişkilerin olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle günlük yaşam becerilerindeki farklılıklar, sosyal etkileşim düzeyleri ve motor performanstaki artışların, duyusal algı ve praksi düzeylerindeki farklılıklarla ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra, yaş ve doğum haftası gibi değişkenlerin bazı gelişimsel beceriler üzerinde olumlu etkiler yarattığı; ancak duyusal algılama ve motor planlama süreçlerinin kapsamlılığı üzerinde de etkili olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar, OSB'li bireylerde duyusal algılama, motor planlama ve adaptif davranışlar arasındaki karmaşık ilişkilere ışık tutmaktadır. Bulgular, somatoduyusal, vestibüler ve görsel algının, adaptif yanıtlar ve motor planlama ile doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu durum, OSB'li bireylerde duyusal ve motor durumlar arasındaki karmaşık etkileşimlerin, adaptif davranışların oluşumunda önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, bu çalışmada, duyusal algılama ve motor planlama süreçlerinin, OSB'li bireylerin çevresel uyaranlara uyum sağlama kapasiteleri üzerindeki etkileri vurgulanmıştır. Araştırma, OSB'li bireylerin günlük yaşam aktivitelerini geliştirmeyi hedefleyen terapötik müdahalelerin, duyusal işleme ve motor planlama süreçlerine odaklanmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra, çalışma talepleriyle başa çıkabilme yeteneklerini geliştirmek için multidisipliner yaklaşımların benimsenmesi ve bireye özgü terapi programlarının uygulanması gerekliliği vurgulanmıştır. Elde edilen sonuçlar, OSB'yi daha geniş ve kapsamlı bir bakış açısıyla ele alarak, yaşam kalitesini artırmaya yönelik katkı sağlamaktadır

    Problems experienced in the first 15 years of marriage of arranted married couples: Başakşehir example

    No full text
    Bu tez çalışmasında evlilik ve aile olma süreci incelenmeye alındı. Evliliğin tarih boyunca geçirdiği değişimler, evlenecek bireylerin eş seçme kuramları ve ailenin oluşmasına kadar geçen aşamalar incelendi. Görücü usulü evliliğin tanımı yapılarak, uygulamanın günümüzde kadar geçirdiği değişimler araştırıldı. Görücü Usulü ve Flört Usulü ile yapılan evliliklerin, evlilikteki uyumuna ve evlilik hoşnutsuzluğuna etkileri üzerine araştırma yapıldı ve sonuçları değerlendirildi. Elde edilen sonuçlar görücü usulü evliliklerin güncelliğini koruduğu ancak günün şartlarına uygun olarak değişime uğradığını ortaya koydu. Kız isteme, nişan, düğün ve boşanma gibi konular üzerinde literatür taraması yapıldı ve elde edilen bilgiler tezin sınırlılıkları içinde yer verildi. Anket çalışması için araştırma evreni İstanbul ili Başakşehir ilçesi, örneklemi de bu ilçede yaşayan evli çiftler olarak seçildi. Ulaşılan kişilere uygulanan ölçekler; Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ) ve Evlilik Hoşnutsuzluğu Ölçeği (EHÖ)'dir. Araştırmada ulaşılan çiftlerin, evlilik ilişkileri üzerine elde edilen sonuçlar analiz edilerek literatüre katkı sunuldu. Çalışmanın amacı gelecekte bu alanda çalışmak isteyen bilim insanlarının çalışmalarına ışık tutacağı gibi konunun derinlemesine incelenmesine de olanak tanımış olacaktır. Bu çalışma nicel bir çalışma olup sonuçlara SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 ve DataBeeg 1.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir

    Visionary leadership: A study in the person of Ken'ân Rifâî

    No full text
    Fransızca'dan dilimize geçen lider kelimesi belli zaman ve durumlar içinde, ilişkili bulunduğu küme veya toplumun tutum ve davranışlarını değiştirip yönetme yeteneğini gösteren kimseyi ifade etmektedir. 20. yüzyıl başından itibaren zaman içinde farklı liderlik tipleri tanımlanmıştır. 1995'den itibaren önemi artan Dijital Çağda Liderlikte aranan ana hususlara bakıldığında ve bugünün VUCA dünyasında Vizyoner Liderlik ön plana çıkan özellik olarak görülmektedir. Tasavvuf tarihinde, 20. yüzyılın önemli mutasavvıfları arasında gösterilen Kenan Rifai bir dergâh şeyhi ve bir eğitimcidir. Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'ndan Cumhuriyet'e geçişi yaşamış, modern dünyanın sıkıntı ve buhranlarını bizzat gözlemlemiş entellektüel bir şahsiyettir. Eğitim ve irşad faaliyeti ile birlikte, 'Hakk için halka hizmet' düsturuyla, birey ve toplumun selametini kendine dert etmiş ve bu gayede yol açıp göstermiş, bu yolda yürümüş, kişisel özellikleri ile bizzat yol olmuştur. Vizyoner liderlik nitelikleri göz önünde bulundurulduğunda, bu yönleri ile Ken'an Rifâi vizyoner lider kavramı icin tipik bir örnek teşkil etmektedir. Bu tezde amacımız, vizyoner lider literatüründen çerçeveleyeceğimiz kavramları, Kenan Rifai'nin vizyonunda, kişisel özelliklerinde ve hayatında araştırmak ve belirleyebilmektir

    306

    full texts

    7,325

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Üsküdar University Academic Digital Archive
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇