Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
7325 research outputs found
Sort by
Natural language processing and machine learning ; method and applied research
Dil öğrenimi ve üretimi, bir iletişim aracı olmanın da ötesinde dünyayı anlamlandıran bilişsel bir araç işlevine sahiptir. Doğal dil işleme (NLP) sistemleri, bilişsel dil süreçlerini derin öğrenme yöntemlerini kullanarak tekrardan yorumlamakta ve üretebilmektedir. Bunun da ötesinde, yapay zekâ teknolojisinin gelişmesiyle beraber, günümüzde "zihin okuma" olarak bilinen beyin-temelli dil tahmini mümkün hale gelmiştir. Bu çalışmada, doğal dil işlemenin nörobilimsel temelleri sistematik olarak ele alınmış ve doğal dil işleme görevlerinde kullanılan derin öğrenme yöntemleri kuramsal bir çerçevede incelenmiştir. EEG ve fMIR gibi non-invaziv nörogörüntüleme tekniklerinden elde edilen veriler ile eğitilen derin öğrenme modellerinin, katmanlar aracılığı ile nöronları simüle edebildiği ve dilin sözdizimsel ve anlamsal işlenmesinde insan beynindeki hiyerarşik dil işleme yapılarıyla paralellik gösterdiği bulunmuştur. Özellikle CNN, RNN ve Transformer tabanlı mimarilerin, kelime gömme, anlamsal analiz, makine çevirisi, duygu analizi ve sınıflandırması, soru yanıtlama ve kelime tahmini gibi doğal dil işleme görevlerinde yüksek performans gösterdiği bildirilmiştir. Bu bağlamda, doğal dil işleme sistemleri, hem beyin-bilgisayar arayüzlerinin altyapısını şekillendirerek gerçekçi dil üretiminde yeni bir paradigma sunmakta hem de insan beyninin ve bilişsel bozuklukların anlaşılmasında yeni kapılar aralamaktadır
Evaluation of evidence-based occupational therapy approaches on the quality of life and independence of nursing home residents
Yaşlanma, yaşamın anne karnından itibaren hayat boyu süren ve ölümle sona eren, fizyolojik, biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutlarda değişimlere neden olan tabiatı gereği yaşanan ve engellenemez bir süreçtir. Bu değişimler, yaşlı bireylerin yaşam kalitesi ve bağımsızlıklarını önemli ölçüde etkilemektedir. Bu çalışma, ergoterapi müdahalelerinin huzurevinde yaşayan bireylerin psikososyal ve fiziksel sağlıklarına olan etkilerini değerlendirerek, yaşam kalitesi ve bağımsızlık düzeylerini artırmaya yönelik potansiyelini ortaya koymayı hedeflemektedir. Çalışmaya, Niğde ili Bor ilçesindeki Ahmet Kuddusi Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde kalan 60 yaş ve üzeri 60 birey dahil edilmiştir. Katılımcılar, müdahale ve kontrol grubu olarak ikiye ayrılmıştır. Sosyo-demografik Bilgiler Formu ile temel veriler toplanmış, ardından hem müdahale öncesi hem de müdahale sonrası SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Mini Mental Durum Testi, Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği, Kanada Aktivite Performans Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği uygulanarak elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda, veri analizi IBM SPSS Statistics 27 kullanılarak yapılmış, normallik testleri için Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri uygulanmıştır. Normallik varsayımı sağlanan verilerde t-testi, sağlanamayan verilerde ise Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Verilerin ölçek öncesi ve sonrası karşılaştırmaları R programlama dili ve "tidyverse" paketi ile gerçekleştirilmiştir. Huzurevi sakinlerine yönelik planlanan kanıta dayalı ergoterapi müdahalelerinin etkisi, uygulanan ölçeklerden elde edilen sonuçlar doğrultusunda değerlendirilmiş ve müdahalelerin yaşam kalitesi ve bağımsızlık düzeyleri üzerindeki etkileri ifade edilmiştir
Effect of nutritional education on dietary inflammatory index and anthropometric measurements in individuals exercising regularly
Bu çalışmada, düzenli egzersiz yapan bireylerde beslenme eğitiminin diyet inflamatuar indeksi ve antropometrik ölçümler üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Diyet inflamatuar indeksi (Dİİ), literatürden türetilmiş ve henüz yeni bir indeks olması nedeni ile çalışmamızda kullanılmak amacı ile seçilmiştir. Beslenme eğitiminin bireylerin beslenme düzenleri üzerinde etkili olup olmadığını belirlemek amacı ile diyet inflamatuar indeksi kullanılmış olup bireyin beslenme düzenlerindeki değişimin direkt etkilerini kontrol etmek için antropometrik ölçümlerden yararlanılmıştır. Düzenli egzersiz yapan bireyleri kapsayan bu çalışma Eylül 2024- Kasım 2024 tarihleri arasında bir spor merkezinde yapılmıştır. Yüz katılımcının olduğu çalışmada katılımcılara beslenme eğitimi verilip aynı gün ön test antropometrik ölçümleri yapılmış ve 24 saatlik besin tüketim kayıtları alınmıştır. İlk ölçümden 30 gün sonra son test antropometrik ölçümleri yapılmış ve 24 saatlik besin tüketim kayıtları alınmıştır. Elde edilen ön test ve son test verileri karşılaştırıldığında katılımcıların BKİ değerinin anlamlı olarak azaldığı tespit edilmiştir. Bireylerin eğitim öncesi ve sonrası antropometrik ölçüm değerlerindeki değişim incelendiğinde; kalça çevresi fark değerleri (p=0,030*), triceps fark değerleri (p=0,008**), subrailiac fark değerleri (p=0,010*) , chest fark değerleri (p=0,013*) ve femur fark değerlerinde (p0,05). Elde edilen sonuçlar beslenme eğitiminin antropometrik ölçüm değerlerine olumlu etkisini göstermektedir. Dİİ skorlama açısından ise anlamlı bir etki bulunmamıştır. İleride gerçekleştirilecek olan çalışmalarda farklı büyüklükte ve özellikteki örneklem grupları incelenebilir
DMEA gas reduction in foundry core production process with machine parameters optimization and smart core design
Bu çalışma kapsamında bir dökümhanenin maça üretim tesisinde maçanın mukavemetini artırıcı ve kısa zamanda sertleşmesini sağlayan dimetiletilamin (DMEA) gazının, maça içerisine eklenen miktarının azaltılması amaçlanmıştır. Maça üretiminde kullanılan DMEA gazının tehlikeyi kaynağında önleme yaklaşımı ile çalışan sağlığının korunması, tesis emniyetinin ve ürün kalitesinin artırılması için optimum seviyesinin belirlenmesi çok önemlidir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle maça üretim parametreleri belirlenerek sertliğe etki edenler seçilmiş ve deneysel üretimler yapılmıştır. Maçanın optimum sertlik değerlerinin elde edilmesi için maça üretim parametrelerinin çeşitli versiyonlarından oluşturulmuş deney planı hazırlanarak maçalar üretilmiş ve sertlik değerleri ölçülerek kayıt edilmiştir. Deneysel çalışmalar ve analizler deneysel tasarım metodlarından olan kesirli faktöryel deney tasarımı ile gerçekleştirilmiştir. Kaydedilen maça sertlik değerleri ile maça üretim parametrelerinin arasındaki ilişkiler Minitab 22 paket programı ile analiz edilmiştir. Maça, döküm parçanın iç boşluklarının oluşmasını sağlayan kumdan yapılmış kalıptır. Kalıbın sertlik değeri, döküm sırasında kendini koruyabilmesi ve döküm sıcaklığına dayanabilmesi için çok önemli bir parametredir. Maça sertliğine etki eden bir çok parametre mevcuttur. Bu çalışmada 10 adet maça üretim parametresinin iki seviyesi kullanılarak kesirli faktöryel deney tasarımı metodu ile sertliğe etki eden parametreler araştırılmıştır. Faktör sayısı fazla olduğu için kesirli faktöryel deney yöntemi seçilmiştir. Sertleştirici gazın basıncı, gazın enjekte edilme süresi, gazın sıcaklığı, kumun kalıba üflenme basıncı, filtre tahilye alanı açıklığı, kalıp contasının varlığı, kaçıncı maçadan sonra tahliye kanalı temizliği yapılacağı gibi parametrelerin iki seviyeli olacak şekilde maça sertliği üzerindeki etkilerine göre, makinede ayarlanarak dimetiletilamin miktarının (ön dozaj ve son dozaj faktörlerinin) düşürülmesi, böylece ortamın ve çalışan sağlığının korunması amaçlanmıştır. Bir diğer amacı ise elde edilen modele göre akıllı maçahane tasarımı modellemesi yapılarak parametrelerin ayarlanmasının insandan bağımsız hale getirilmesidir. Bursa'da faaliyet gösteren bir döküm fabrikasının maça üretim tesisinde deneme üretimleri yapılmıştır. Deneme üretimleri için 11,65 kg'lık bir maça seçilmiş, minitab 22 paket programda yapılan deney setlerindeki parametre değerlerine ve verilen sıralamaya göre maçalar üretilmiş ve üretilen maçaların sertlik değerleri Simpson marka PKH model çizik sertlik ölçüm cihazı ile maçaların üzerinden makineden çıkar çıkmaz ölçülerek kayıt edilmiştir. Bağımlı değişken maça sertliğidir. Bağımsız değişkenler; DMEA ön dozaj miktarı, DMEA son dozaj miktarı, gazlama süresi, gaz basıncı, üfleme basıncı, maksimum basınç süresi, gaz sıcaklığı, filtre alanı açıklığı, kaçıncı maçadan sertlik alındığı ve kalıpta conta varlığıdır. Elde edilen sertlik değerleri programa işlenerek, regresyon, ANOVA ve faktör etkileşimleri analizleri yapılmıştır. Ayrıca optimizasyonda yapılarak en uygun parametreler belirlenmiştir. Deneylerden elde edilen en önemli bulgular; gazlama süresi ile dimetiletilamin son dozaj miktarı etkileşimidir. Son dozaj yüksek seçildiğinde, gazlama süresi parametresinin artırılması, sertlik çıktısını belirgin olarak etkilemektedir. Gaz sıcaklığı ve kalıpta conta varlığı etkileşimi de çıktı üzerinde önemli bir etkileşim olarak tespit edilmiştir. Gazlama süresi minimize edilerek, diğer proses değişkenleri ile istenen sertlik elde edilebilmektedir. DMEA miktarının azaltılması için üfleme basıncının yüksek, gazlama süresinin düşük seçilmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, maça üretim tesislerinde kullanılan kimyasal madde miktarları istenilen ürün kalitesi değerlerini olumsuz etkilemeyecek seviyelerde tutularak azaltılabilir. Maça üretilirken, kum tane iriliği, kalıbın durumu, makina üretim parametreleri (basınç, sıcaklık, süre gibi) optimum bir değerde ayarlanarak maça üretiminde kullanılan kimyasal maddelerin tüketiminin azaltılması sağlanabilir. Ayrıca parametrelerin optimum ayarlanması ile işletme verimliliği ve ürün kalitesinde artış sağlanabilir. Bu parametreler sabitlendikten sonra makine üzerine kurulacak sensörler ve algılayıcılarla limit dışına çıkıldığında uyarı vermesi ve sistemin düzeltilmesi ile ani kimyasal yayılımlarının ve aşırı kimyasal tüketiminin önüne geçilmesi, ayrıca işçi sağlığı ve tesis güvenliği yanında ürün kalitesine ve işletme verimliliğine de katkı sağlanabilir. Gelecekte deneysel çalışmada kullanılmayan parametreler ile deneysel tasarımlar kullanılarak yeni çalışmalar yapılabilir. Böylece diğer parametrelerin etkileri gözlemlenebilir
Stress factors and effects in infertility patients
İnfertilite, dediğimizde çiftlerde psikolojik açıdan tehdit teşkil eden, duygusal açıdan bakıldığında stres yaşatan, ekonomik olarak oldukça maliyetli, tanı koymak ve tedavi olmak amacıyla bireyde fiziksel olarak travma etkisi veren ve uzun süreçte devam eden bir krizdir. Günümüz koşullarında etrafımızda o kadar infertilite kavramını duymaktayız. Bu kavramda infertil çiftlerde stres faktörlerini dile getirmekteyiz. İnfertil çiftler; toplumda, ailede, işte, sosyal ortamlar da kendilerini bir baskı içinde bulmaktadır. Mahrem bir konu olması sebebiyle çiftler gizleme genellikle gizlemeye ihtiyacı duymaktadırlar. Çevredeki kimseyle paylaşmamaktadırlar. Araştırma evreni, 2024 yılında Kocaeli Üniversite Hastanesi, Tüp Bebek bölümüne başvuran tedavi alan hastalarla yapılmıştır. Buna göre Power Testi kullanılarak yapılan bu evren için %95 güven aralığında, ± %5 örnekleme hatası ile gerekli örneklem büyüklüğü 196 olarak hesaplanmıştır. Toplumda kadın infertilitesi görülme sıklığı %15'tir. Kayıplar olabileceği göz önüne alınarak çalışmaya 300 infertil kadın dahil edilmiştir. Bu araştırma infertilite sürecinin bireyler üzerindeki psikolojik, sosyal ve ekonomik etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirmektedir. İnfertiliteye bağlı stres faktörleri, bireylerin yaş grubu, eğitim seviyesi, meslek durumu, sosyal destek mekanizmalarına erişimi ve evlilik ilişkilerine bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Bulgular, infertilite tedavi süreçlerinin sadece biyolojik değil, psikososyal boyutlarının da dikkate alınarak yürütülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Meslek gruplarına göre yapılan değerlendirmede, algılanan stres seviyelerinde anlamlı bir farklılık bulunmamış olmakla birlikte, stresle başa çıkma yöntemleri açısından belirgin farklılıklar tespit edilmiştir
Eye Movements and Schizophrenia: A Review on Smooth Pursuit, Saccadic Movements, and Exploratory Eye Movements
This review article examines the effects of eye movements on smooth pursuit, saccadic movements, and exploratory eye movements in schizophrenia. Eye movements play a critical role in regulating interaction with the visual environment, and schizophrenia significantly alters these processes. Smooth pursuit eye movements enable accurate tracking of an object on the fovea. In individuals with schizophrenia, the eyes often lag behind the target during smooth pursuit, requiring corrective saccadic movements, which indicate difficulties in adapting to the target's speed. Saccadic eye movements refer to rapid, abrupt movements of the eyes. In schizophrenia, impairments are observed in antisaccade and prosaccade tasks. The antisaccade task requires individuals to look in the opposite direction of a distracting stimulus, and high error rates suggest deficits in attention and control mechanisms. In the prosaccade task, individuals are instructed to look toward the distracting stimulus, and people with schizophrenia perform worse compared to healthy individuals. Exploratory eye movements reflect the ability to scan and analyze environmental information. In schizophrenia, these movements are often characterized by shorter scanning paths and fewer fixations, indicating difficulties in processing environmental information. Eye movement abnormalities in schizophrenia show significant differences compared to other disorders and hold potential as biomarkers for diagnosis and treatment. Future research should explore the impact of genetic and neurobiological factors on eye movements and integrate these findings with therapeutic approaches.https://dergipark.org.tr/tr/pub/pgy/issue/88654/153513
Impartial journalism myth: Journalists perspective
Bu tez, "Tarafsız Habercilik Miti: Gazeteciler Perspektifi" başlığı altında gazetecilik mesleğinin köklü ilkesi olan tarafsızlık kavramını incelemiştir. Tez, tarafsızlık idealinin gerçek dünya pratiğinde ne kadar uygulanabilir olduğunu sorgulayarak, gazetecilik pratiğindeki tarafsızlığın sınırlarını medyanın yapısal özelliklerini, ekonomik baskıları, politik etkileri ve bireysel olarak gazetecilerin önyargıları ışığında değerlendirmiştir. Araştırma, Gazetecilik deki tarafsızlık mitinin gazeteciler ve kamuoyu tarafından nasıl algılandığını ve bu algının mesleki pratiklere nasıl yansıdığını incelemiştir. Tarafsızlık idealinin sadece bir mit olup olmadığını değil, aynı zamanda medyanın toplumsal etkilerini ve sorumluluklarını anlamaya yönelik de bir çabadır oluşturmuştur. Bu doğrultuda, tarafsızlık kavramının demokratik bir toplumdaki rolü ve önemi de tartışmaya açılmıştır. Çalışma tarafsızlığın gazetecilikte mutlak bir ideal olmaktan ziyade daha çok bir yönelim ve etik bir hedef olarak kabul gördüğünü ortaya koymaktadır. Tez kapsamında, günümüzde medya teknolojileriyle beraber değişen ve dönüşen habercilik anlayışı ele alınmaktadır. Bu değişimi destekleyecek şekilde, gazetecilik pratiği yapan gazetecilerle ve kamuoyu ile görüşülerek tarafsız habercilik algısı ve uygulamaları derinlemesine incelenmiştir
Comparison of distress tolerance and social anxiety levels of individuals with tobacco use disorder with healthy controls
Bu araştırmada tütün kullanım bozukluğu (TKB) olan ve olmayan bireylerde sıkıntıya dayanma ve sosyal kaygı düzeyinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada, tütün kullanım bozukluğu olan bireylerin sıkıntıya dayanma puanlarının (M = 50,17, SD = 11,29), tütün kullanmayan bireylere (M = 52,93, SD = 11,92) kıyasla daha düşük olduğu gözlenmiştir; ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p > 0,05). Sosyal kaygı açısından ise, TKB olan (M = 27,57, SD = 10,30) ve olmayan (M = 27,89, SD = 9,80) bireyler arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p > 0,05). Fagerström nikotin bağımlılığı ölçeği (FNBÖ) puanları ile sıkıntıya dayanma düzeyi (r = -0,028, p = 0,797) ve sosyal kaygı düzeyi (r = 0,055, p = 0,611) arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Bununla birlikte, Sıkıntıya dayanma ölçeği (SDÖ) ile Sosyal Kaygı Ölçeği Kısa Formunun (SKÖ-KF), "Yeni-Sosyal Korku ve Huzursuzluk" alt boyutu arasında zayıf bir negatif korelasyon gözlenmiştir (r = -0,217, p = 0,042). Bulgular, tütün kullanım bozukluğu ile sıkıntıya dayanma ve sosyal kaygı arasında doğrudan bir ilişki tespit edilemediğini göstermektedir. Tütün kullanımının bireyin sıkıntıya dayanma kapasitesi veya sosyal kaygı düzeyinden ziyade, bireysel ve çevresel faktörlerin etkileşiminden kaynaklanıyor olabileceğini düşündürmektedir. Araştırma, tütün bağımlılığına yönelik müdahalelerde çok boyutlu yaklaşımların benimsenmesi gerektiğini ve sigara kullanımının yalnızca psikolojik faktörler üzerinden açıklanamayacağını ortaya koymaktadır
Examination of trauma symptoms and collectivist coping styles in caregivers of children diagnosed with cancer
Bu araştırma, kanser tanısı almış çocukların yetişkin bakım verenlerinde travma belirtilerinin varlığını ve yoğunluğunu değerlendirmeyi, ayrıca bu bireylerin kullandıkları kolektivist başa çıkma stillerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bakım verenlerin sosyodemografik özellikleri, aile yapısı ve çocuğun hastalık süreci ile travma belirtileri ve başa çıkma stilleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, kesitsel tasarımda ve ilişkisel tarama modeline göre gerçekleştirilmiş olup veriler nicel yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma Kanserli Çocuklara Umut Vakfı'na (KAÇUV) kayıtlı ve kanser tanısı almış en az bir çocuğa bakım veren 567 yetişkin ile yürütülmüştür. Katılımcılara sosyodemografik bilgi formu, Olayların Etkisi Ölçeği ve Kolektivist Başa Çıkma Stilleri Envanteri uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 30.0 programı kullanılarak bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA ve Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların %74,8'i kadın, %52,7'si 35-44 yaş grubundadır. Bakım verenlerin %93,7'si evli olup %30,9'u 25-34 yaş aralığındadır. Olayların Etkisi Ölçeği'nden elde edilen sonuçlara göre, bakım verenlerin ortalama travma skoru 48,52±18,31 olup katılımcıların %89,1'i (n=505) belirlenen kesme puanı olan 24'ün üzerinde skor alarak yüksek travma belirtileri göstermiştir. Kolektivist Başa Çıkma Stilleri Envanteri sonuçlarına göre en çok kullanılan başa çıkma yöntemi aile desteği ve din-maneviyat alt boyutları olmuştur. Elde edilen bulgular, travmatik olayların etkisiyle başa çıkmada kolektivist başa çıkma stratejilerinin çeşitli yönleriyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu durum kolektivist başa çıkma stratejilerinin travma düzeyini azaltıcı etkisi olduğunu göstermektedir. Sonuç: Kanser tanısı almış çocuklara bakım veren bireyler yüksek düzeyde travma belirtileri sergilemekte olup kolektivist başa çıkma stilleri ile bu belirtileri hafifletme eğilimindedirler. Özellikle aile desteği ve manevi inançların travma yönetiminde önemli rol oynadığı görülmüştür. Bu sonuçlar doğrultusunda, bakım verenlere yönelik psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi önerilmektedir
Prediction of outpatient waiting times using machine learning methods
Polikliniklerde bekleme sürelerinin etkin şekilde yönetilememesi, hasta memnuniyetini azaltmakta ve sağlık sistemlerinin kaynak planlamasını güçleştirmektedir. Bu çalışmada, makine öğrenmesi teknikleri kullanılarak poliklinik bekleme sürelerinin tahmin edilmesi, benzer çalışmalarda aynı amaçla kullanılmış algoritmaların karşılaştırılması ve en başarılı modelin belirlenmesi amaçlanmıştır. Mevcut araştırmalar genellikle tek bir branşa odaklanmış ve sınırlı ya da sentetik veri kullanılarak belirli algoritmalar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada ise literatürde kullanılan başlıca algoritmalar ele alınmış ve kapsamlı bir veri seti üzerinden çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın uygulama aşamasında, İstanbul'daki bir devlet hastanesine ait, 26 polikliniği kapsayan ve 49.387 gözlemden oluşan geniş ve gerçek bir veri seti üzerinden, toplam 16 farklı algoritma incelenmiştir. Modellerin performansı R² ve MAE metrikleriyle ölçülmüştür. Hiperparametre optimizasyonu için Bayesyen temelli Optuna aracı kullanılmıştır. Ayrıca modellerin yalnızca doğruluk düzeyleri değil, aynı zamanda eğitim süreleri de değerlendirilmiştir. Bu sayede, işlem verimliliği yüksek ve uygulanabilirliği güçlü yöntemlerin belirlenmesi sağlanmıştır. CatBoost, XGBoost ve HistGradientBoosting algoritmaları, yüksek doğruluk ve uygulanabilirlikleriyle öne çıkmıştır