Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
    7325 research outputs found

    The effects of positive psychology practices in detention centers on levels of empathy, compassion, and self-compassion

    No full text
    'Sinema terapi' terimi filmlerin psikoterapide kullanımını tanımlamak için kullanılmakta olup, birçok klinisyen filmlerin umut arttırma, rol model sağlama, güçlü yönlerin keşfi ve pekiştirilmesi, iletişimi kolaylaştırma ve danışanların değerlerini önceliklendirmesinde yararlı olduğunu düşünmektedir. Bu araştırmanın amacı pozitif psikoterapi uygulamalarından sinema terapinin tutukevlerinde bulunan bireylerin empati, merhamet, öz duyarlılık düzeyi üzerindeki etkilerini incelemektir. Bu bağlamda yarı-deneysel bir çalışma yapılmış olup ön test-son test deneysel deseni kullanılmıştır. Deneysel çalışma, kontrol ve sinema terapi grubu olmak üzere iki grup olarak tasarlanmıştır. Sinema terapi grubu olan pozitif psikoloji filmleri izleyen grupta toplamda 35 mahkûm katılımcı; kontrol grubu olan ve psikolojiden bağımsız televizyon saatlerinde izlemelerine izin verilen programları izleyen grupta 38 mahkûm katılımcı bulunmakta olup tüm katılımcılar erkektir. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Merhamet Ölçeği, Empati Ölçeği ve Öz Duyarlılık Ölçekleri ile toplanmıştır. Bu ölçekler 5 haftalık çalışma öncesi ve çalışma sonrası olmak üzere iki kez katılımcılara uygulanmıştır. Gerçekleştirilen istatistiksel analizlerin sonucunda programın uygulandığı deney grubunda Merhamet Ölçeğinin son testinde ve Öz Duyarlılık Ölçeğinin son testinde tespit edilen belirgin artış istatiksel açıdan anlamlı olarak kabul edilmiştir. Yine deney grubunun empati toplam puanında artış gözlenmiş olsa da bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır ancak emosyonel yanıt boyutundaki anlamlı artış, bireylerin duygusal tepkilerini geliştirdiğini göstermektedir. Tutukevleri veya cezaevleri kişileri toplumdan uzaklaştırmak yerine topluma ve değerlerine yaklaştırarak uyum sağlamasını arttırmalıdır. Bu nedenle "rehabilite" edici bir görevi olduğu da yadsınamaz bir gerçektir. Bu araştırma psikolojinin ve pozitif psikolojinin aktif bir şekilde uygulamalar yolu ile kişilerin olumlu psikolojik süreçlerine katkı sağlamaya çalışmıştır. Bu sayede kişilerin olumlu yönde değişen psikolojik statüleri, davranışlara oradan ise topluma ulaşabilir ve belki suç olmayan bir toplumun oluşturulması mümkün olmasa da rehabilite edici bir tutuk veya cezaevi uygulaması mümkün olabilir

    The investigation of the relationships between emotion regulation strategies and executive functions in adolescents

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, ergen bireylerin yürütücü işlev düzeyleri ile duygu düzenleme stratejileri arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama modeli kapsamında yapılandırılmış ve korelasyonel desen kullanılmıştır. Çalışma grubunu, Türkiye'nin batısında yer alan bir büyükşehirde çeşitli liselerde öğrenim gören ve yaşları 12 ile 18 arasında değişen 62 ergen birey oluşturmaktadır. Katılımcılara yürütücü işlevlerini değerlendirmek üzere Wisconsin Kart Eşleme Testi (WCST) ve Duygusal Stroop Testi; duygu düzenleme stratejilerini belirlemek amacıyla ise Çocuk ve Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği (ERQ-CA) uygulanmıştır. Veriler SPSS 25.0 programı ile analiz edilmiş; tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra cinsiyet değişkenine göre farklılıkların belirlenmesinde parametrik ve non-parametrik testler, değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde ise Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, katılımcıların yürütücü işlev düzeyleri ile duygu düzenleme stratejileri arasında genel olarak anlamlı ilişkiler bulunmamıştır. Ancak, ERQ toplam puanı ile WCST'de ölçülen perseveratif olmayan hata sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır (r = ,299; p < .05). Cinsiyet değişkenine göre yürütücü işlev performansları ve duygu düzenleme stratejileri açısından anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Bu sonuçlar, ergen bireylerin yürütücü işlevlerinin duygu düzenleme stratejileriyle sınırlı düzeyde ilişkili olabileceğini , ancak bu ilişkinin genellenebilirliğinin sınırlı olduğunu göstermektedir

    The effect of maternal psychoeducation on the psychological resilience and social adaptation of the child in the context of the mother-child relationship

    No full text
    Bu araştırmanın amacı annelere verilen psikoeğitimin, çocuklarının psikolojik sağlamlık, sosyal uyumlarına ve çocuklarıyla olan ilişkilerine etkilerini ortaya koyarak anne çocuk ilişkisinin aracı rolünü incelemektir. Çalışma yarı-deneysel bir araştırma modeline sahip olup, kontrol ve deney gruplarına ön-test ve son-test uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Sosyal-Duygusal İyi Oluş ve Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme Ölçeği ile Çocuk-AnaBaba İlişki Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya 4-6 yaş grubu çocuğu olan 16 anne dâhil edilmiştir. 8 katılımcıdan oluşan deney grubuna 6 hafta boyunca çevrimiçi olarak haftada 60 dakikalık birer oturum olacak şekilde psikoeğitim verilmiştir. 8 katılımcıdan oluşan kontrol grubu ise yapılan uygulamaya dâhil edilmemiştir. Veriler SPSS 21.0 programı ile analiz edilmiş olup, Shapiro-Wilk Testi, Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplarda t-Testi, Bağımlı Gruplarda t-Testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, psikoeğitim verilen annelerin çocuklarında, psikolojik sağlamlığın önemli bir alt boyutu olan Stresle Başa Çıkma becerisinin kontrol grubuna kıyasla olumlu yönde anlamlı bir artış gösterdiği görülmüştür. Psikoeğitim uygulamasının, çocukların sosyal uyum becerileri ve anne-çocuk ilişkisinde anlamlı bir değişikliğe sebep olmadığı bulgulanmıştır. Literatür çalışmalarından farklı olarak bu çalışmada anne psikoeğitiminin, çocuğunun sosyal uyumuna ve aralarındaki ilişkiye anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Bu sonuçlar, özellikle stresle başa çıkma becerilerini destekleyerek çocuklarının psikolojik sağlamlığını artırabilmek için, annelerin psikoeğitim ile desteklenmesinin kilit bir öneme sahip olduğunu düşündürmektedir

    A model suitable for turkey for the standardisation of forensic interview evaluation reports prepared for forensic interviews with children

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, çocuklarla yapılan adli görüşmelerden sonra adli görüşmeci tarafından hazırlanan adli görüşme değerlendirme raporlarının standardizasyonu ve Türkiye'ye uygun bir model önerisi geliştirmektir. Raporların standardize olmasıyla adli süreçte çocukların ikincil örselenme riskini en aza indirirken, görüşme raporlarının içerik ve format açısından tutarlılığını artırarak yargı süreçlerinin daha etkin ve hızlı ilerlemesini sağlamaktır. Türkiye'de farklı merkezlerde farklı içeriklerde hazırlanan raporların yarattığı sorunlara dikkat çekilmekte ve adli görüşme değerlendirme raporunun nasıl olması ve içeriğinde bulunması gereken bilgilerin neler olması gerektiği vurgulanmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni kullanılan araştırmada. İstanbul ilinde bulunan bir adliyede görevli hakim ve savcılar, İstanbul Barosu'na kayıtlı avukatlar, Türkiye genelinde çocukla adli görüşme yapan adli görüşmeciler ve çocuk cinsel istismarı alanında çalışan Çocuk İzlem Merkezi sorumlu hekimleri/akademisyenlerden oluşan 42 katılımcıyla Eylül 2023- Ocak 2024 tarihleri arasında, araştırmacı tarafından hazırlanarak kapsam geçerlilik değerlendirmesi yapılmış olan sorular kullanılarak, yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakat tekniği ile görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen verileri içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Katılımcıların görüşlerinin analizi sonucunda adli görüşme raporunun önemi, adli görüşme raporundan beklentiler, yazılan adli görüşme raporunun amaca hizmet edebilmesi için yapılması gerekenler hakkında öneriler, adli görüşme raporu hazırlanırken karşılaşılan güçlükler, yazılacak raporun standardize olmasının faydalarını kapsayan adli görüşme raporu hakkında görüşler teması; halihazırda kullanılan raporları yazarken dikkat edilen unsurlar, halihazırda kullanılan raporların içeriği, halihazırda kullanılan raporlar ile ilgili karşılaşılan sorunlar ve halihazırda kullanılan raporlardaki eksiklikleri kapsayan hali hazırda kullanılan raporlar hakkındaki görüşler teması; rapor yazarken dikkat edilmesi gerekenler ile ilgili öneriler, raporun içeriğinde bulunması gerekenler, raporda bulunması gereken başlıklar ve raporun görsel stili hakkında önerileri kapsayan ideal raporda olması gerekenler hakkında görüşler teması ortaya çıkmıştır. Bulgular, çocuklarla yapılan adli görüşme raporlarının önemi, mevcut uygulamalardaki sorunlar ve ideal bir raporun nasıl olması gerektiği konularında literatür bilgisi doğrultusunda tartışılmıştır. Araştırmanın sonucunda, adli görüşme raporlarının standardizasyonunun, adli süreçlerin hızlandırılması, çocukların ikincil örselenmesinin önlenmesi ve bilimsel veri toplanması açısından faydalı olacağı ortaya konulmuştur. Çalışmada elde edilen veriler ve literatür bilgisi ışığında, ideal bir adli görüşme değerlendirme raporunun içeriği, formatı ve yazım ilkeleri konusunda kontrol listesi oluşturularak uygulanması, adli görüşmeci eğitim programlarının standart hale getirilmesi ve eğitim müfredatına adli görüşme raporu yazımı konusunun eklenmesi önerilerinde bulunulmuştur

    The relationship between emotional intelligence and marital satisfaction

    No full text
    Bu araştırma, duygusal zekâ ile evlilik doyumu arasındaki ilişkiyi inceleyerek bireylerin duygusal yetkinliklerinin evlilik ilişkilerinin kalitesi üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Duygusal zekâ, bireyin kendi duygularını ve başkalarının duygularını algılama, anlama, düzenleme ve etkin bir şekilde yönetme kapasitesi olarak tanımlanmakta ve özellikle evlilik bağlamında sağlıklı iletişim ve çatışma çözme süreçlerinde kritik bir rol oynamaktadır. Araştırma, Bitlis ilinde yaşayan 131 evli birey üzerinde gerçekleştirilmiş olup, nicel yöntem kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği ve Evlilik Doyumu Ölçeği kullanılmış, veriler yüz yüze anket yöntemiyle toplanmıştır. Toplanan veriler korelasyon ve regresyon analizleri gibi istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, duygusal zekâ ile evlilik doyumu arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğunu göstermektedir. Özellikle öz-farkındalık, empati ve duygusal düzenleme gibi duygusal zekâ bileşenlerinin evlilik doyumunu önemli ölçüde yordadığı saptanmıştır. Bu sonuçlar, duygusal zekâ düzeyi yüksek bireylerin evliliklerinde daha sağlıklı iletişim kurduklarını, çatışmaları daha yapıcı bir şekilde yönetebildiklerini ve duygusal yakınlıklarını artırarak ilişkilerinden daha yüksek doyum sağladıklarını ortaya koymaktadır. Bu çalışma, mevcut literatüre duygusal zekânın evlilik ilişkilerindeki rolüne dair önemli katkılar sunmakta ve evlilik danışmanlığı ile terapötik müdahalelerde duygusal zekânın geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunmaktadır. Duygusal zekâ becerilerinin artırılması, çiftlerin ilişkilerinde daha fazla uyum ve istikrar sağlamalarına yardımcı olabilir ve genel evlilik doyumlarını olumlu yönde etkileyebilir

    The perceptions and punishment attitudes towards criminals according to the type of crime

    No full text
    Bu araştırmada farklı suçlar işlemiş bireylere yönelik algıların ve ceza tutumlarının suçun türüne göre değişimi incelenmiştir. Bireylerin suçlu ve ceza değerlendirmelerinin işlenilen suçun türüne göre nasıl değiştiğini ve suçun türüne göre ceza tutumlarında bir değişiklik olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırma sürecinde rastgele seçilmiş 300 kişiden veri toplanmıştır. Araştırmada, suç türlerine göre değişen algılar ve ceza tutumlarının incelenmesi için nicel veri toplama ve analiz yöntemleri kullanılmıştır. Elde edilen veriler, SPSS programı aracılığı ile analiz edilmiştir. İlk olarak, betimsel analizler yapılmıştır. Daha sonra, suç türleri ile suçlulara yönelik algılar ve ceza tutumları arasındaki farkları incelemek için anova analizi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre; mala karşı işlenen suçların toplum tarafından daha hafif değerlendirildiği, rehabilitasyon odaklı yaklaşımların daha fazla desteklendiği gözlemlenmiştir. Kamu güvenine karşı suçlar, toplum tarafından daha ciddi bir tehdit olarak algılanmakta ve bu suç türlerine yönelik ceza tutumları daha serttir. Şahsa karşı suçlar ise toplum tarafından en ciddi algılanan suç türü olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca cinsiyet değişkeni ile ölçme araçları arasında istatistiksel olarak, anlamlı bir fark bulunamamıştır. Yalnızca hak etme boyutu ile cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuş ve bu farklılığa göre erkeklerin hak etme puanları, kadınların hak etme puanlarına kıyasla anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırma, toplumun adalet anlayışında suç türlerinin önemli bir belirleyici olduğunu göstermektedir. Farklı suç türlerine yönelik toplumsal algılar, ceza sisteminin suç türüne özgü politikalar geliştirmesi gerekliliğine işaret etmektedir

    Examining the language skills of individuals with Parkinson's disease in terms of lexical diversity and morphemes

    No full text
    Bu araştırmada Parkinson hastalığı (PH) tanısı olan bireylerin dil becerilerinin kullanılan sözcük çeşitleri ve morfemler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda PH'li bireylerin verileri sağlıklı katılımcılar (SK) ile karşılaştırılarak incelenmiştir. Araştırmanın katılımcı grubunu 40-75 yaş arasında PH tanısı almış ve hastalığı 1-3 evre arasında olan bireyler ile bu bireylerle eğitim, yaş, cinsiyet kriterleri açısından eşleşen sağlıklı bireyler oluşturmaktadır. Çalışmaya katılan her bir katılımcıdan, biri resim anlatma görevini, diğeri ise spontane konuşma görevini içeren iki farklı bağlamda dil örnekleri toplanmıştır. Her iki bağlamdan toplanan dil örnekleri SALT (Systematic Analysis of Language Transcripts) programında analiz edilmiştir. Dil becerilerinde meydana gelen değişimlerin iletişim etkililiği ile ilişkisini inceleyebilmek adına PH'li bireylere İletişim Etkililiği Ölçeği (CESR-TR) uygulanmıştır. Dil örneği analizinden elde edilen verilerin istatistiksel analizi, SPSS Vs 25.0 (SPSS inc., Chicago, IL, USA) paket programıyla yapılmıştır. Araştırma sonucunda resim anlatma görevinden elde edilen sonuçlar PH'li bireylerin bağlaç, zarf, isim eylem sözcükleri kullanımı, ortalama sözce uzunluğu (OSU), toplam sözcük sayısı, farklı sözcük sayısı, isim çekim eki ve eylem çekim eki kullanımları açısından SK'a göre daha düşük değerlere sahip oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Bu farklılıklar spontane konuşma görevinde zamir, zarf, isim eylem sözcükleri kullanımı, OSU, toplam sözcük, farklı sözcük, eylem çekim eki ve yapım eki kullanımında görülmüştür. Sonuçlar değişkenler ile CESR-TR puanları arasında resim anlatma görevindeki zamir kullanımı hariç anlamlı ilişki olmadığını belirtmektedir. Çalışmanın sonuçları PH'li bireylerin SK'a göre dilin sentaks, semantik ve biçimbirim bilgisi bileşenlerinde farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Fakat bu etkilenmelerin tek başına iletişim etkililiğini etkileme konusunda yetersiz olduğunu, başka etkenlere bir araya gelerek etki edebileceğini belirtmektedir

    Review on corporate information security and sector based phishing studies

    No full text
    Bu tezde bilgi güvenliği ilkeleri, referans olarak alınması gereken bilgi güvenliği standartları, kurumsal bir bilgi güvenliğinin asgari olarak duyduğu gereksinimler belirlenmiş ve sektör bazlı firmalar üzerinde gerçekleştiren oltalama simülasyonları analiz edilmiştir. Tezin amacı kurumların dijital varlıklarını korumak için rehber olarak aldıkları ilkeleri belirlemek, uyum sağlamaya çalıştıkları güvenlik standartları ve bunlara yönelik yürütülen çalışmaları incelemektir. Ayrıca kurumsal bilgi güvenliği anlamında oltalama saldırılarına karşı sektörel bazda farkındalığın ne durumda olduğunu değerlendirmektir. Bu bağlamda en iyi bilgi güvenliği standartları araştırılmış ve kurumların kurum içi veya kurum dışı yaptırmış olduğu oltalama test senaryosu verilerine ulaşılmıştır. Çalışma kapsamında yapılan incelemeler sonucunda, etkili bir kurumsal bilgi güvenliği yapısının teknoloji, süreç ve insan üçlüsünün dengeli bir şekilde yönetilmesiyle mümkün olabileceği ortaya koyulmuştur. Bu doğrultuda kurumların güvenlik stratejilerini yalnızca teknik altyapı ile sınırlı tutmamaları, aynı zamanda insan kaynağı ve iş süreçlerini de güvenlik önlemleriyle uyumlu hale getirerek kapsamlı bir yaklaşım benimsemeleri gerekmektedir

    The effect of childhood traumatic experiences on eyewitness testimony

    No full text
    Bu araştırma, çocukluk çağı travmatik yaşantılarının bireylerin tanık oldukları olaylara ilişkin hatırlama performansları üzerindeki etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini, Üsküdar Üniversitesi Adli Bilimler Lisans öğrencisi olan, 18-25 yaş arası 130 yetişkin birey oluşturmuştur. Katılımcılara demografik bilgi formu, Çocukluk Çağı Travmatik Yaşantılar Ölçeği ve görgü tanığı konumunda olacakları deneysel bir video izletildikten sonra hatırlama düzeylerini ölçmeye yönelik soruların bulunduğu form uygulanmıştır. Yapılan bu çalışma ile çocukluk çağı travmatik yaşantı puanı yüksek kişilerin, tanık oldukları olaya ilişkin hatırlama doğruluklarının, puanı düşük bireylere göre anlamlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığı belirlenerek literatüre katlı sağlanması amaçlanmıştır. Elde edilen bulgular, çocukluk döneminde daha fazla travmatik yaşantıya maruz kalmış bireylerin, tanık oldukları olaylara ilişkin daha fazla hata yaptıklarını ve doğru hatırlama oranlarının anlamlı düzeyde daha düşük olduğunu göstermiştir. Çalışmanın sonuçları, çocukluk çağı travmalarının yalnızca duygusal ve davranışsal değil, aynı zamanda dikkat ve bellek süreçleri gibi bilişsel işlevler üzerinde de uzun vadeli etkiler yaratabileceğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, ceza adalet sisteminde görgü tanıklarının ifadelerine güvenilirlik atfedilirken geçmiş travmatik deneyimlerinin ve psikolojik değişkenlerin dikkate alınmasının önemini vurgulamaktadır

    Muz bitkisinde CRISPR/Cas9 tabanlı genom düzenleme için agrobacterium aracılı dönüşüm yönteminin geliştirilmesi ve optimizasyonu

    No full text
    Banana is not only a staple food for millions of people worldwide but also an economically significant crop. However, its production is under serious threat from biotic stress factors such as bacterial, fungal, and viral diseases. Traditional methods often fall short in addressing these challenges, emphasizing the need for innovative and effective technologies. This study aimed to develop a protocol for applying CRISPR/Cas9-based genome editing technologies in banana plants to enhance resistance against biotic stresses. The study focused on optimizing the transformation protocol using the pDe-Cas9 plasmid and Agrobacterium tumefaciens. Plasmid transfer was successfully achieved via electroporation, and its integration into Agrobacterium cells was validated. Throughout the process, methods such as antibiotic selection, PCR, and agarose gel electrophoresis were employed to assess the accuracy and efficiency of the transformation. The optimized protocol lays the foundation for genome editing studies in bananas, offering a promising approach to addressing bacterial, fungal, and viral diseases. Moreover, the developed method is not limited to bananas but can also be applied to other crops, including wheat, maize, and rice. This approach provides a versatile platform to improve agricultural productivity through genetic modification and supports environmental sustainability. The findings of this study demonstrate the potential of genome editing technologies to enhance modern agriculture and contribute to global food security

    306

    full texts

    7,325

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Üsküdar University Academic Digital Archive
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇