Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
7325 research outputs found
Sort by
An examination of the attitudes towards and challenges faced by obese women towards gynecological examinations
Bu çalışma, obez kadınların jinekolojik muayeneye yönelik tutumlarını, deneyimlerini ve algılarını derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma, obez kadınların jinekolojik muayene konusundaki tutumlarını, karşılaştıkları zorlukları belirlemek amacıyla nitel tasarımda odak grup görüşmeye dayalı bir araştırma olarak tasarlanmıştır.
Araştırma, Sakarya İli Erenler ilçesinde yaşayan obez kadınlarla Mayıs-Temmuz 2025 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmada yarı yapılandırılmış soru formu kullanılmış, çalışma kapsamında 30 katılımcı ile yüz yüze görüşmeler yapılmıştır.
Araştırmada elde edilen veriler dört ana tema altında incelenmiştir: muayeneye yönelik tutumlar, duygular ve içsel deneyimler, karşılaşılan zorluklar ve öneriler ile beklentiler. Bu temalar, katılımcıların jinekolojik muayene sürecine ilişkin deneyimlerini farklı açılardan ortaya koymaktadır.
Özellikle duygular ve içsel deneyimler teması dikkat çekici bulgular sunmaktadır. Bu tema kapsamında, katılımcılar arasında utanma, kaygı, tedirginlik ve değersizlik hissi gibi yoğun duygusal tepkiler gözlenmiştir. Bu duygusal tepkiler, özellikle vücut kütle indeksi yüksek olan kadınlarda daha belirgin biçimde ortaya çıkmıştır.
Bulgular, kadınların jinekolojik muayene sürecinde yaşadıkları duygusal yükü ve sağlık hizmetlerinden beklentilerini anlamak açısından önemli bilgiler sağlamaktadır. Katılımcıların öznel deneyimlerine dayalı olarak, muayene öncesi ve sırasında ‘utanma’, ‘değersizlik’ ve ‘rahatsızlık’ gibi duygusal tepkilerin ortaya çıktığı; bu tepkilerin özellikle vücut kütle indeksi yüksek bireylerde daha belirgin şekilde yaşandığı görülmüştür.
Ayrıca kadınların muayene deneyimlerini etkileyen faktörler arasında fiziksel görünüm, kilo, mahremiyet algısı, muayene pozisyonu, hekimle olan iletişim ve cinsiyet tercihi ön plana çıkmıştır. Elde edilen veriler, jinekolojik muayenenin kadınlar için hassas bir süreç olduğunu ve hem bireysel hem de yapısal engellerle şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, obez kadınların sağlık hizmetlerine erişimini iyileştirmek için kapsayıcı ve duyarlı yaklaşımların önemini vurgulamaktadır.
Araştırma sonuçları, obez kadınların sağlık hizmetlerinden eşit şekilde yararlanabilmesi için beden normlarının ötesinde kapsayıcı ve ayrımcılığı önleyici bir sağlık sistemi anlayışının benimsenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda fiziksel altyapıdan hizmet sunumuna ve iletişim diline kadar çok yönlü iyileştirmelere ihtiyaç duyulmaktadır.
Obezite riski taşıyan ve düşük eğitim düzeyine sahip kadınlara yönelik özel sağlık eğitimi programları hazırlanarak, bu grupların koruyucu jinekolojik hizmetlere erişimi kolaylaştırılmalıdır
Bilişsel esneklikte menstruasyon döngüsünün öngörücü rolü ve stresin aracı rolü
The aim of this research is to examine the relationship between menstrual cycle phases, specifically menstruation phase and ovulation phase, on cognitive flexibility performance with stress as the mediator in this relationship. Sample of the research involved 67 volunteer women with healthy menstrual cycles who are between the ages of 20 and 35. Eligibility Form, Informed Consent Form, Perceived Stress Scale, were used in this study. In addition, Wisconsin Card Sorting Test and Stroop Test were modified to a computerised online version while keeping the original rules from the TBAG Form. The data obtained from the participants were analysed with SPSS 22.0 and MS Excel 2024. Wilcoxon Signed-Rank Test and Mann Whitney U Test were used to compare variables that did not fit normal distribution. The analysis for normal distributed variables was done with Paired Samples T-Test. PROCESS model 4, was used to check for mediating effect of perceived stress. The relationship between the variables was examined with the Spearman Rank Order Correlation coefficient. According to the results, there is a statistically significant difference between the menstrual phases in regards to cognitive flexibility, with participants performing better during ovulation phase. Additionally,results of the study showed that perceived stress had a significant relationship with the accuracy of the participants during the tasks, but it did not show a significant relationship with how fast they finish the task. Lastly, while task switching was mediated by perceived stress, reaction time and failure to maintain the set rule was not mediated by it
The relationship of mediterranean diet compliance with burnout and mental health status in health care workers
Bu araştırma, sağlık çalışanlarında Akdeniz diyetine uyumun işe bağlı duygusal tükenmişlik ve mental sağlık üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya katılan 18-65 yaş aralığındaki 324 sağlık çalışanına, demografik özellikler ve beslenme alışkanlıklarını içeren anket ile Besin Tüketim Sıklığı Formu uygulanmıştır. Akdeniz tipi beslenmeye uyumlarını saptamak amacıyla Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS), mental sağlık düzeylerini belirlemek amacıyla Pozitif Mental Sağlık Ölçeği (PMSÖ) ve tükenmişlik düzeylerini belirlemek amacıyla İşe Bağlı Duygusal Tükenmişlik Ölçeği (İBDTÖ) kullanılmıştır. Katılımcıların %60,8'i kadın, %39,2'si erkek olup yaş ortalamaları 30,33±8,44 yıldır. Akdeniz diyetine uyum düzeyine göre %53,7'si uyumlu bulunmuştur. Akdeniz diyetine uyumlu olmayanlar arasında obez olanların oranı (%16'sı obez) uyumlu olanlardan (%7,5'i obez) daha yüksektir (p=0,038). Çoklu doğrusal regresyon analizinde, MEDAS puanının PMSÖ üzerinde pozitif (p=0,001), İBDTÖ üzerinde ise negatif (p=0,001) yönde anlamlı etkisi olduğu saptanmıştır. Ayrıca PMSÖ ile İBDTÖ arasında orta düzeyde negatif bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). Pozitif mental sağlık düzeyi azaldıkça ve işe bağlı duygusal tükenmişlik arttıkça, sağlıksız beslenme alışkanlıklarının (öğün atlama, paketli gıda ve fast food tüketimi) arttığı saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak, Akdeniz diyetine uyumun sağlık çalışanlarının mental sağlıkları ve işe bağlı duygusal tükenmişlikleri üzerinde olumlu etkileri olduğu ortaya konmuştur. Sağlıklı besin çeşitliliği içeren bu beslenme biçiminin, stres yönetimi ve zihinsel dayanıklılıkta etkili olduğu düşünülmektedir. Bulgular, sağlık çalışanlarının yaşam kalitesini artırmak ve mesleki tükenmişliği azaltmak için beslenme alışkanlıklarına yönelik müdahalelerin önemini vurgulamaktadır. Kapsamlı ve uzun dönemli çalışmalar, daha etkili stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır
Examination of the relationship between depression levels and quality of life among mothers who have given birth preterm and at full term
Bu çalışmanın amacı preterm doğum ve miadında doğum yapmış annelerin depresyon düzeyleri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya 18-35 yaş aralığında miadında 32, preterm doğum yapmış 32 anne dahil edildi. Çalışmada kriterleri değerlendirmek için Sosyodemografik Bilgi Formu, yaşam kalitesini değerlendirmek için Doğum Sonu Yaşam Kalitesi Ölçeği ve depresyonu değerlendirmek için Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği kullanıldı. Preterm ve miadında doğum yapan annelerin sosyodemografik özelliklerinin karşılaştırılması Ki-Kare Analizi ile yapıldı. Preterm ve miadında doğum yapan annelerin doğum sonrası yaşam kaliteleri ve depresyon düzeylerinin incelenmesinde İndependent Sample T Testi kullanıldı. Doğum şekli ile ölçek puanları arasındaki ilişkiyi incelemek için Spearman Korelasyon Analizi yapıldı. Çalışmada preterm doğum yapmanın, annelerin doğum sonrası dönemde yaşam kalitesi memnuniyet düzeyini (β=-0,89; p<.01) azaltıcı yönde etkilediği tespit edilmiştir. Ancak, preterm doğum yapma durumu annelerin doğum sonrası depresyon düzeyini (β=0,88; p<.01) arttırıcı yönde etkilediği tespit edilmiştir. Çalışma ergoterapistlere yol gösterici bir çalışma olarak düzenlenmiş olup bu alanda yeni müdahale planlarına fikir oluşturacaktır. Bu sayede annelerin depresyon ile başa çıkabilme becerileri gelişecek, yaşam kaliteleri artacak, çevresel faktörler düzenlenecek ve bu alanda aile eğitimleri oluşturulabilecektir
The analysis of parent-childcommunication in terms of attachment styles and parenting attitudes
Bu araştırma, ebeveynlerin bağlanma türleri ve ebeveynlik tutumlarının, anne-baba-çocuk iletişimi üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel motivasyonu, erken çocuklukta gelişen bağlanma örüntülerinin ebeveynlik tutumlarına ve aile içi iletişim kalitesine olan yansımalarını anlamak ve bu alanlarda yaşanan sorunlara yönelik bilimsel veriler sağlamaktır. Araştırmanın evrenini Türkiye genelinde 6-12 yaş arasında çocuğa sahip 201 ebeveyn oluşturmuştur. Veri toplama sürecinde, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği, Ebeveyn Tutum Ölçeği ve Ebeveynin Çocuğuyla İletişimi Ölçeği kullanılmıştır. Veriler çevrimiçi anket yöntemi ile toplanmış ve SPSS 25 programı ile analiz edilmiştir. Analizlerde, korelasyon, regresyon ve aracı değişken modelleri uygulanmıştır. Bulgular, güvenli bağlanma stiline sahip ebeveynlerin daha demokratik ebeveynlik tutumları benimsediğini ve çocuklarıyla daha etkili, açık iletişim kurduklarını ortaya koymuştur. Öte yandan, kaygılı ve kaçınan bağlanma stillerinin otoriter ve aşırı koruyucu ebeveynlik tutumları ile ilişkili olduğu ve bu tutumların iletişimde zorluklara yol açtığı saptanmıştır. Ayrıca, demokratik ebeveynlik tutumunun, bağlanma türü ile iletişim arasındaki ilişkide tam aracılık rolü oynadığı bulunmuştur. Araştırma, bağlanma kuramı, ebeveynlik tutumları ve iletişim ilişkisine yönelik literatürü destekler nitelikte sonuçlar vermiştir. Elde edilen bulgular, aile içi iletişimi geliştirmek amacıyla bağlanma temelli ebeveyn eğitim programlarının önemini vurgulamaktadır. Ayrıca, aile danışmanları ve eğitimcilere yönelik uygulamalı öneriler sunulmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'de ebeveyn-çocuk iletişimi bağlamında bağlanma ve ebeveynlik tutumlarının birlikte incelendiği nadir araştırmalardan biri olması nedeniyle literatüre önemli katkılar sağlamaktadır
Comparison of empathy levels and problem-solving skills in patients receiving inpatient treatment with a diagnosis of substance use disorder
Giriş: Bu araştırma, alkol ve madde kullanım bozukluğu tanısı ile yatarak tedavi gören bireylerin empati düzeyleri ile problem çözme becerileri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem:. Çalışma kapsamında, İstanbul NP Beyin Hastanesi Amatem kliniğinde yatarak tedavi gören 30 alkol , 33 madde kullanımı olan toplam 63 hastanın empati düzeyleri ve problem çözme becerileri ölçülmüş, bu özelliklerin klinik tedavi süreçleri ve sosyal beceriler üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Verilerin toplanmasında Kişişel Bilgi formu , Yetişkinler için Problem Çözme Becerileri Ölçeği ve Bilişsel ve Duygulanımsal Empati Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya katılımcılardan elde edilen veriler, sistematik bir şekilde toplanmış ve betimsel yöntemlerle SPSS programında analiz edilmiştir. Sonuç: Araştırma sonucunda Alkol ve madde kullanımından yatarak tedavi gören hasta grupları arasında problem çözme becerileri arasında bir farklılık tespit edilmemiş olup ; Alkol kullanımı olan bireylerin madde kullanımı olan bireylere göre empati düzeylerinin daha düşük olduğu saptanmıştır. Aynı zaman da empati düzeyi yüksek bireylerin, problem çözme becerilerinin de daha yüksek olduğu tespit edildi. Bu araştırma Alkol ve madde kullanım bozukluğu tedavisinde empati ve problem çözme becerilerinin önemine işaret etmekte ve bu doğrultuda rehabilitasyon süreçlerinin iyileştirilmesine yönelik öneriler sunmaktadır
Antegrade cerebral perfusion in neonatal aortic arch surgery
Ekstrakorporeal dolaşım; kalp cerrahisinde sıklıkla tercih edilmekte olup operasyon esnasında kalp ve akciğerin yaptığı işi geçici olarak üstlenerek cerrahi işlemlerin güvenli şekilde yapılmasını sağlar. Ekstrakorporeal dolaşımın doku ve organlar üzerine olumsuz etkileri de söz konusudur. Bu araştırma, yenidoğan arkus aort cerrahisinde ark tamiri yapılan hasta grubunda uygulanan antegrad serebral perfüzyonla birlikte uygulanan distal perfüzyonun hemodinamik yanıt, etkinlik ve hasta biyokimyasal parametreleri üzerine olumlu ya da olumsuz sonuçlarını perfüzyonistler açısından risklerini belirlemek amacı ile retrospektif olarak yapılmıştır. Araştırma, 2017-2023 tarihleri arasında İstanbul Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde gerçekleştirilmiştir. Yenidoğan arkus aort cerrahisinde antegrad serebral perfüzyon ile birlikte distal perfüzyon uygulanan otuz üç hasta (Grup 1, n=32) ile antegrad serebral perfüzyon uygulanan kırk hasta (Grup 2, n=40) retrospektif olarak karşılaştırılmıştır. KPB sırasında ortalama arter basıncı Grup 1 de daha düşük bulunmuştur. Pompa süreleri karşılaştırıldığında Grup 1 de yer alan hastaların pompa süreleri daha uzun saptanmıştır. Veri analizleri sonucu Grup 1 de yer alan hastaların laktat değerleri Grup 2 de yer alan hastalara göre anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Başlangıç idrar miktarları arasında iki grup arasında yapılan analizlerde anlamlı farklılık bulunmamıştır. Ancak perioperatif ve postoperatif idrar miktarları karşılaştırıldığında Grup 1 içinde yer alan hastaların idrar miktarları anlamlı düzeyde yüksektir. Grup 2 de yer alanların tamamının periton diyalizine ihtiyacı oluşmuştur. Postoperatif dönemde ürik asit, kreatinin, BUN, ALP ve bilurubin değerleri karşılaştırıldığında Grup 1'de istatistiksel olarak anlamlı azalış saptanmıştır. Bu çalışmanın sonucunda Antegrad serebral perfüzyon ile birlikte distal perfüzyon yapılan hasta grubunun antegrat serebral perfüzyon yapılan vakalar ile karşılaştırıldığında daha iyi doku ve organ perfüzyonu sağlandığı, hemodinamik stabilitenin daha iyi olduğu görülmüştür
Investigation of the effect of green label advertising contents on the purchasing intention of environmentally aware consumers in terms of planned behavior theory
Bu çalışma, yeşil etiketli reklamların tüketici algısı ve satın alma davranışı üzerindeki etkisini Planlı Davranış Teorisi çerçevesinde detaylı analizlerle incelemeyi amaçlamaktadır. Sürdürülebilirlik ve çevresel kaygıların artan önemi, markaların yeşil reklam stratejileri geliştirmelerini elzem hale getirmiştir. Bu bağlamda, tüketicilerin yeşil etiketli ürünlere yönelik algılarını belirlemek, bu algıların satın alma niyetlerini nasıl etkilediğini anlamak ve manipüle edilmiş ve edilmemiş reklam içeriklerini karşılaştırmak bu araştırmanın temel amaçları arasındadır. Çalışmada karma yöntem yaklaşımı benimsenmiş olup, nicel veriler çevrimiçi bir anket aracılığıyla, nitel veriler ise derinlemesine görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Toplam 450 katılımcıdan elde edilen nicel veriler SPSS ve AMOS yazılımları kullanılarak analiz edilmiş, 20 katılımcıdan elde edilen nitel veriler ise MaxQDA kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular, yeşil etiketli reklamların tüketicilerin satın alma niyetlerini etkilediğini, ancak güvenilirlik algısının bu etkiyi önemli ölçüde şekillendirdiğini göstermektedir. Araştırma ayrıca manipüle edilmiş reklam içeriğinin tüketici algısını ve karar verme süreçlerini nasıl değiştirdiğini de incelemektedir. Sonuçlar, yeşil reklam stratejilerinin etkinliğini artırmak için markaların güvenilir bilgi sağlamasının ve çevresel taahhütlerini şeffaf bir şekilde paylaşmasının önemini vurgulamaktadır. Metodolojisi ve kapsamı nedeniyle bu çalışma hem akademik literatüre hem de pazarlama stratejilerine önemli bir katkı sağlamakta ve alanında özgün ve öncü bir çalışma olarak benzersiz bir çalışma niteliği taşımaktadır
Bosniak National Council formed in the post-cold war era and representation issue of Northern Sandzak Bosnians
Bu tez, 1991 sonrası Yugoslavya'nın dağılmasıyla Sırbistan sınırları içinde kalan Kuzey Sancak bölgesinde yaşayan Boşnak nüfusunun zaman içerisinde süregelen etnik, siyasi ve sosyo-ekonomik entegrasyon sorunlarını incelemektedir. Türkiye'deki uluslararası ilişkiler literatürü içerisindeki boşluğu doldurmayı hedefleyen çalışma, Sırp kimliğinin ve düşman algısının nasıl inşa edildiğini analiz etmektedir. Araştırma, karma bir yöntemle yürütülmüştür. Nitel yaklaşımla röportaj ve kapsamlı literatür taraması kullanılırken; nüfus değişimleri, zorunlu göç sayıları, işsizlik ve ayrımcılık oranları gibi nicel veriler de destekleyici unsur olarak değerlendirilmiştir. Röportaj bulguları söylem analizi yoluyla incelenmiştir. Temel bulgular, Sırp milliyetçiliğinin Boşnaklara yönelik geçmişten gelen sistematik zulümlerini, Boşnak kimliğinin reddedilmesini, özerklik taleplerinin göz ardı edilmesini ve kültürel miraslarına yönelik saldırıları ortaya koymaktadır. Bölgedeki kriz potansiyelinin, kimliklerin inşa edilmesiyle oluşturulan "öteki" algısından, sistematik ayrımcılık ve baskıdan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Bu tarihsel sorunlar, soykırımlar ve kitlesel zorunlu göçlerle güvenlik sorunlarını derinleştirmiştir. Sosyo-ekonomik açıdan incelendiğinde, Boşnak toplumunun yüksek işsizlik, altyapı eksiklikleri ve yaygın etnik ayrımcılık gibi güçlüklerle mücadele ettiği gözlemlenmiştir. Bulgular, Boşnak azınlığın kamu kurumlarında, özellikle kritik devlet hizmetlerinde yetersiz istihdam edildiğini ortaya koyar. Bu durum, işe alım süreçlerindeki sistematik etnik ayrımcılığın bir yansıması olup, Boşnakların yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi entegrasyonlarını da ciddi şekilde engeller. Uluslararası kurum raporlarıyla ve ilgili kişilerle yapılan röportajlarla desteklenen Sancaklı Boşnakların entegrasyon sorunları, tezin hipotezini doğrular. Sırbistan'ın Avrupa Birliği üyelik sürecindeki aksaklıklar Boşnak entegrasyonunu zorlaştırırken, Türkiye'nin desteği önemli bir güvence sunar
Evaluation of the relationship between adherence to the Mediterranean And DASH diets and motivation for lifestyle and health behavior change to reduce dementia risk among adults aged 40-75 in Bursa province
Bursa ilinde bulunan 40-75 yaş arası yetişkin bireylerde Akdeniz ve DASH diyetine uyum düzeyi ile demans riskini azaltmak için yaşam şekli ve sağlık davranışı değiştirme motivasyonu ilişkisinin değerlendirilmesidir. Gereç Ve Yöntem: Katılımcılara; sosyodemografik anamnez formu, Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS), Demans Riskini Azaltmak İçin Yaşam Şekli Ve Sağlık Davranışı Değiştirme Motivasyonu Ölçeği (DRAYŞSDDMÖ) ve 24 Saatlik Besin Tüketim Kaydı yüz yüze uygulanmıştır. Verinin istatistiksel analizi "SPSS v27 (IBM Inc., Chicago, IL, USA)" istatistik paket programında yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 504 katılımcının %37,6'sı erkek ve %62,4'ü kadındır ve yaş ortalaması; 51,90 ±8,89 yıl, BKİ ortalaması; 26,24 ± 5,08 kg/m2'dir. Katılımcıların MEDAS toplam puan ortalaması; 5,83 ± 2,01 yani; Akdeniz diyetine uyum düzeyi düşüktür. "DRAYŞSDDMÖ Toplam" puan ortalaması; 84,17 ± 13,06, yani; demans riskini azaltmak amacıyla yaşam tarzı ve sağlık davranışını değiştirme motivasyonları yüksektir. DASH toplam puan ortalaması; 3,82± 1,03'dır, yani; DASH diyetine uyum düzeyi düşüktür. DASH diyetine uyum gösteren bireylerin MEDAS toplam puanı ortancası [6 (2-12)], uyum göstermeyen bireylerin [6 (1-10)] ortancasına göre daha yüksektir (p<0,05). DRAYŞSDDMÖ'nün "Algılanan Engeller" alt faktör puanlarında Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerin ortancası [14 (4-20)], Akdeniz diyetine uyumu olan bireylerin [13 (5-20)] ortancasına göre daha yüksektir (U=17887,5; p<0,05) ve "Öz Yeterlik" alt faktör puanlarında da Akdeniz diyetine uyumu olan bireylerin [6 (3-10)] ortancası, Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerin [6 (2-10)] ortancasına göre daha yüksektir (U=17308,5; p<0,01). DASH diyetine uyumu olmayan bireylerin "Genel Sağlık Motivasyonu" alt faktör puanlarının ortancası [16 (6-20)], DASH diyetine uyumu olan bireylerin ortancasına [15 (4-20)] göre daha yüksektir (p<0,05). DASH toplam puanlarında Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerin [4 (1,5-7)] ortancası, Akdeniz diyetine uyumu olan bireylerin [3,5 (1-8)] ortancasına göre daha yüksektir (p<0,05). Bireylerin MEDAS toplam puanları arttıkça DRAYŞSDDMÖ'nün "Algılanan Faydalar" alt faktör puanlarında %19,6'lık bir artış ve "Algılanan Engeller" alt faktör puanlarında %20,3'lük bir azalma bulunmuştur. DASH toplam puanları arttıkça, DRAYŞSDDMÖ'nün "Algılanan Faydalar" alt faktör puanlarında %10,4'lük ve "Genel Sağlık Motivasyonu" alt faktör puanlarında %11,2'lik azalmaya neden olmuştur (p<0,05). Sonuç: Yetişkin bireylerin Akdeniz diyeti ve DASH diyet uyumlarının, demans riskini azaltmak için yaşam şekli ve sağlık davranışlarını değiştirme motivasyonunun algılanan fayda, engeller ve genel sağlık motivasyonu ile ilişkisinin olduğu bulunmuştur