Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
7325 research outputs found
Sort by
Examining the relationship between mothers' parenting stress levels and their children's self-concepts in early childhood
Bireyin doğumdan sonra en fazla gelişim gösterdiği evre bebeklik ve erken çocukluk evresidir. Özellikle sosyal-duygusal gelişimin ivmelendiği erken çocukluk döneminde ebeveynlerinin çocuklarıyla kurdukları ilişkiler ve bu ilişkilerin gidişatları bireyin gelecek yaşantısındaki hayat algısını etkilemektedir. Bu çalışmada da çocuklar ile onların anneleri arasındaki ilişkiselliğe bakılmış olup erken çocukluk dönemindeki çocukların benlik algılarının onların ebeveynlerinin ebeveynlik stres düzeylerinden etkilenip etkilenmediğini saptamak üzerinde çalışılmıştır. Araştırma Türkiye'nin İstanbul ili Pendik ilçesinde bulunan Mahir İz Anaokuluna devam eden 60-72 aylık 30 kız ve 30 erkek olmak üzere toplam 60 çocuk ve onların anneleri ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ilk olarak yetişkin katılımcılara hem kendileri hem çocukları için "Bilgilendirilmiş Gönüllü Onam Formu" verilmiştir. Ardından demografik bilgileri ölçebilmek amacıyla "Kişisel Bilgi Formu" doldurtulmuştur. Annelerin ebeveynlik stres düzeylerini ölçmek amacıyla Google Formlar üzerinden düzenlenen "Ebeveyn Stres Ölçeği (ESÖ)" gönderilmiş, çocuklar içinse araştırmacı tarafından her çocuk ile uygulamalı gerçekleştirilen "Demoulin Benlik Algısı Ölçeği (DBAÖ)" uygulatılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde değerlerin normal dağılıp dağılmadığını ölçmek için ilk olarak SPSS 26 paket programı üzerinden normallik eğrisine bakılmış, sonrasında betimsel istatistik sonuçlarına ulaşılmıştır. Katılımcı çocukların benlik algılarının, onların annelerinin ebeveyn stresi düzeylerinden etkilenip etkilenmediğini ölçmek amacıyla "Basit ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi" ile "Pearson Kolerasyon Analizi" yapılmış, sonuçlar tablo ve şekillerle de görselleştirilmiştir. Sonuç olarak, ebeveynlerin yaşadıkları stres düzeylerinin onların çocuklarının benlik algılarını etkileyip etkilememe üzerine yapılan çalışma toplam puanlar üzerinden değerlendirildiğinde aralarında anlamlı bir ilişki bulunmuş olup çalışma hipotezlerini destekler niteliktedir. Öte yandan ebeveyn stresinin alt değişkenler bağlamında benlik algısı toplam puanını yordayıp yordamama üzerine yapılan analiz sonucunda anlamlı ilişki saptanmamıştır. Buradan gelişimsel yolculuğu devam eden çocuğun ve benlik algısı kavramının tek bir faktörle açıklanamayacak komplike bir yapı olduğu sonucu çıkarılmıştır. Ayrıca evrensel olgular üzerinde çalışıldığı göz önüne getirilirse, bir durumu değerlendirmede tek neden ya da tek sonuca odaklanmak doğru olmayacaktır
The discriminative validity of the Evaluation in Ayres Sensory Integration (EASI) in Evidence Based Practices
Bu çalışma, çocukların günlük yaşamda karşılaştıkları problemlerin olası sebeplerinden biri olan duyu bütünleme fonksiyonlarının değerlendirilmesi amacıyla geliştirilen Ayres Duyu Bütünlemede Değerlendirme Testi'nin ayırt edici geçerliğini incelemek için gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, 6-12 yaş aralığında, günlük yaşamda fonksiyonel sorun yaşamayan 60 çocuk ve duyu bütünleme bozukluğundan şüphe edilen 60 çocuk olmak üzere toplam 120 çocuk katılmıştır. Her iki grup, testin uygulanmasından sonra elde edilen puanlar üzerinden karşılaştırılmıştır. Çalışmada toplanan veriler, SPSS for Windows 22.0 yazılımı ile analiz edilmiştir. İki bağımsız grup arasındaki farkların belirlenmesinde ki-kare testi ve Fisher exact testi, niceliksel verilerin karşılaştırılmasında ise bağımsız gruplar t-testi kullanılmıştır. Ayrıca, testlerin duyu bütünleme bozukluğunun tanımlanmasındaki etkinliğini değerlendirmek için ROC analizi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, duyu bütünleme bozukluğundan şüphe edilen çocukların test puanlarının, tipik fonksiyonellik gösteren çocuklara kıyasla anlamlı şekilde düşük olduğunu ortaya koymuştur. Testlerin ayırt ediciliği, çoğunlukla orta ile mükemmel arasında değişirken, yalnızca üç alt testin ayırt edicilik düzeyinin zayıf olduğu saptanmıştır. Genel olarak, Ayres Duyu Bütünlemede Değerlendirme Testi, duyu bütünleme bozukluğunu saptama açısından etkili bir araç olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma, Ayres Duyu Bütünlemede Değerlendirme Testi'nin duyu bütünleme bozukluklarını tespit etme konusunda uygulandığı popülasyon üzerinde yüksek geçerliğe sahip olduğunu, ancak bazı alt testlerin iyileştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, duyu bütünleme bozukluklarının erken dönemde tanı alması için önemli bir kaynak oluşturmakta ve testin klinik uygulamalarda daha etkin kullanılmasına yönelik öneriler sunmaktadır
The Impact of artificial intelligence tools on the professional meaning in visual content creation
Yapay zekanın mesleki hayatımıza entegre olması, sinema ve tasarım gibi dijital içerik üretimi yapılan alanlarda her geçen gün yeni bir gelişme ve teknolojik devrim niteliğinde yeniliklerle sonuçlanmaktadır. Bu araştırmada, yapay zekanın meslek çalışanları için gelecekte pozitif mi yoksa negatif mi bir katkı sunacağı ele alınmaktadır. Yapay zeka ile tamamen sanal ortamlarda oluşturulmuş filmler, oyuncular ve senaryolar gibi unsurlar, geleceğin mesleklerini şekillendiren önemli etkenler arasında yer almaktadır. Günümüzde kullanılan yapay zeka yöntemlerinin kapsamı, iş yaşam ilişkisi bağlamında incelenmiş ve bu teknolojilerin zaman tasarrufu sağlama potansiyeli değerlendirilmiştir. Ayrıca, yapay zekanın meslek çalışanlarının kişisel gelişimine olan etkisi ve teknolojik determinizmin bu süreçteki rolü gözlemlenmiştir. Bu bağlamda, yapay zeka araçlarının ürettiği dijital içeriklerin, insan emeğiyle üretilen içeriklerle karşılaştırılması yapılmış ve şu soruya odaklanılmıştır: "Yapay zeka araçları gelecekte yalnızca bir araç olarak mı kalacak, yoksa bir amaç haline gelmesi mümkün olacak mı?" Araştırma, yapay zekanın meslekler açısından etik değerleri koruyup koruyamayacağını da irdelemektedir. Özellikle, yapay zeka araçlarıyla dijital alanlarda üretilen içeriklerin özgünlük ve etik açısından değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Bu doğrultuda, anket yöntemi kullanılarak dijital alanlarda çalışan profesyonellerin görüşleri alınmış ve bu yöntemlerin meslek hayatı üzerindeki etkileri analiz edilmiştir
Philosophical practice and philosophical counseling in contemporary times
İnsanın medeniyet ve gelişim yolculuğunda karşılaştığı her problem, onda iz bırakmıştır.Bu izlerin bazıları geçici bazıları da kalıcı olarak krizlere neden olmaktadır.İnsan, konuşmayı öğrendiği zamandan itibaren düşünmeyi dile getirmeye başlamıştır.Descartes'çı bir mantıkla düşünmek insanın varlığının, kendisine ve çevresine ispatı,felsefe yapmasının da başlangıcıdır.Gelişen ve sistemleşen insan medeniyeti, beraberinde getirdiği yeni yönetim,üretim ve yaşam biçimleri ve devlet organizasyonlarıyla farklılaşırken insan da her dönem krizli yaşamına devam etmiştir. İlk zamanlarda insanlarkısıtlı iletişim, hayat konforu vedoğal seçimler ile yaşamalarına rağmen gerek nüfus yoğunluğu gerekse devlet organizasyonları ve insanın ihtiyaçları kolayca bilinirken, çağdaş zamanda bu ihtiyaçların karşılanmasının da insana yetmediği görülmektedir. İletişim ve pazarlama motivasyonu ile yönlendirilen insan, mutluluğu önceden olduğu gibi feodal beylere tabi olmakla, dini inanışla vesavaş galibiyetleriyle elde edebilirken;bugün ise, değişen dünyada, işinden aile yaşamına,marketten arkadaş ilişkilerine kadar her alanda kriz yaşamaya başlamıştır.Bu krizlerin çözümü için düşünen dünya,1986 yılında GertAchenbach'in"Felsefi Danışmanlık" yaklaşımını adlandırmıştır. Özü, bir danışman yardımıyla kendi kendine krizden çıkış için felsefi düşünüşle eleştirel yaklaşım pratiğini hayata geçirmeye dayanan bu yaklaşım, 39 yılda hemen her kesimden tıp ve bilim insanlarının ilgisini çekmeyi başarmıştır. Bu çalışmada,insanı soruna iten toplumsal ve kişisel sorunlar,felsefi danışmanlığın çerçevesi ve ne olup olmadığı,psikoloji ve tıp ile olan kesişme noktaları ile insana çözüm yollarısunan filozofların yaklaşımları incelenmiştir. Ayrıca, felsefi danışmanlığın toplum ve insanda tam karşılık bulmasının olası felsefi sonuçlarından neler bekleyebileceğimiz incelenerek bu yaklaşımın gelişmesi için öneriler sunulmuştur. Sonuç olarak bu çalışmada, karşılaşılan en can alıcı nokta, felsefenin artık her yerde yapılmasının zorunlu hale gelmesinin vazgeçilemez olduğudur. Ayrıca felsefi eleştirel düşüncenin, artık çağımız insanının en temel ruhsal ihtiyaçlarından birisi haline geldiğini idrak ederken,kişinin ferdi ve toplumsal bunalımlarından kurtulmasının bir yolunun da felsefi danışmanlık pratikleri olacağını söyleyebiliri
Yüksek BMI değerine sahip bireylerde tDCS uygulamasının dikkat yanlılığı üzerindeki etkisi
Examination of the relationship between interpersonal relationship addiction tendency and emotion regulation skills in young adults (20-30) with romantic relationship experience
İlişki bağımlılığı ve duygu düzenleme becerileri üzerine yapılan araştırmalar, bu iki kavramın birbiriyle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Kurnaz Sönmez ve Tastan (2023), duygu düzenleme becerilerinin evlilik doyumu üzerinde etkili olduğunu ve öz şefkatin bu ilişkide aracı rol oynadığını belirlemiştir. Benzer şekilde, Onat Kocabıyık ve arkadaşları (2017), genç yetişkinlerde bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile ilişkisel bağımlı benlik kurgusu arasında anlamlı bir ilişki bulmuştur. Uluslararası literatürde Ben-Naim ve arkadaşları (2013), romantik ilişkilerde duygu düzenleme stratejilerinin bağlanma stillerine göre farklılık gösterdiğini ve ilişki memnuniyeti üzerinde önemli bir etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, Lemay ve arkadaşları (2025), partnerine duygu düzenleme konusunda bağımlı olan bireylerin ilişki kalitesini daha yüksek algıladıklarını tespit etmiştir. Bu çalışmalar, duygu düzenleme becerilerinin, bireylerin ilişki bağımlılığı düzeylerini ve romantik ilişkilerdeki sağlıklı bağlanma biçimlerini nasıl etkilediğini göstermektedir. Bu araştırma, duygu düzenleme becerileri ile kişilerarası ilişki bağımlılığı eğilimi arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel hipotezi, katılımcıların genel duygu düzenleme becerileri puanı ve duygu düzenleme alt boyut puanları arttıkça, ilişki bağımlılığı düzeylerinin azalacağı yönündedir. Literatürde duygu düzenleme becerileri ile ilişki bağımlılığı arasındaki doğrudan ilişkiyi ele alan kapsamlı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu bağlamda, söz konusu araştırma, duygu düzenleme becerileri ve ilişki bağımlılığı arasındaki ilişkiyi analiz ederek literatürdeki bu boşluğu doldurmaktadır. Çalışmada, kolayda örnekleme yöntemi kullanılarak araştırmacının erişim sağlayabildiği bireylerden oluşan bir örneklem belirlenmiştir. Araştırmaya, en az bir duygusal ilişki deneyimi bulunan 20-30 yaş aralığındaki 71 kadın (%70,3) ve 30 erkek (%29,7) olmak üzere toplam 101 birey katılım sağlamıştır. Araştırma, ilişkisel tarama modeli temel alınarak yürütülmüş ve değişkenler arasındaki yön ile düzeyin incelenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel desen benimsenerek katılımcıların belirli bir zaman dilimindeki mevcut durumları değerlendirilmiştir. Veriler, anket tekniği ile toplanmış olup, katılımcıların demografik bilgilerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen Demografik Bilgi Formu, ilişki bağımlılığı düzeyini ölçmek için Spann-Fischer İlişki Bağımlılığı Ölçeği (SFİBÖ) ve duygu düzenleme becerilerini değerlendirmek için Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği (DDBÖ) uygulanmıştır. Elde edilen veriler, nicel araştırma yöntemleri çerçevesinde betimsel istatistikler, güvenirlik analizi ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların demografik özellikleri frekans ve yüzde analizleriyle incelenmiş, ölçeklerin iç tutarlılığı Cronbach Alpha katsayısı ile belirlenmiştir. Değişkenlerin dağılımı merkezi eğilim ve dağılım ölçütleri doğrultusunda analiz edilmiş, Pearson Korelasyon Analizi ile değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışma sonuçları, duygu düzenleme becerileri ile ilişki bağımlılığı arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir (r =-0.380, p 0.05). Demografik değişkenler açısından, yaş arttıkça duygu düzenleme becerilerinin güçlendiği belirlenmiştir. 26 yaş ve üzerindeki bireylerin duygu düzenleme becerileri, farkındalık, anlama, kabul, tolerans ve öz destek boyutlarında daha yüksek puan aldığı tespit edilmiştir. Cinsiyet farklılığı açısından, erkeklerin değişimleme boyutunda kadınlardan daha yüksek puan aldığı görülmüştür. Eğitim ve çalışma durumu değişkenleri, duygu düzenleme becerileri üzerinde anlamlı farklılıklar oluşturmuştur. (p < 0.05). Araştırma bulguları, duygu düzenleme becerilerinin ilişki bağımlılığı üzerindeki azaltıcı etkisini vurgulayarak, bireylerin sağlıklı ilişkiler geliştirebilmeleri adına duygu düzenleme becerilerini güçlendiren terapötik müdahalelerin, toplumsal farkındalık çalışmalarının önemini ortaya koymaktadır
İnşaat projelerinin optimize edilmesi: gelişmiş verimlilik ve atık azaltımı için yalın yönetimden yararlanma
This research looks at the use of Lean Construction in Turkey, by highlighting how main lean activities influence project results. A questionnaire survey was used to collect information from 269 professionals in the industry about their views on lean culture, focusing on people, continuous improvement, and attention to customers, waste reduction and standardization. I relied on literature from experts to design the theoretical basis and structure of the survey instrument. According to the results, while every lean aspect is put into action, it turned out that standardization and efforts to minimize costs have the strongest impact on project success. On the other hand, a few culture-focused strategies and efforts at improvement were associated with negative effects when analyzed with other conditions, signaling that their implementation may be going off track. The outcomes were reviewed alongside literature, confirming that having clear standards, using KPIs guided by customers, engaging with key stakeholders and using feedback early on are essential. According to the research, Takt Time Planning, Work Standard Sheets and prefabrication play a key role in bringing lean methods closer to the goals of the project. The information gathered from the survey helps to build lean construction knowledge and provides better direction for people in the construction industry aiming to improve in these areas
Evaluation of ultra-processed food consumption and obesity with sustai-nable food literacy of individuals aged 18-35
18 – 35 YAŞ ARASI BİREYLERİN SÜRDÜRÜLEBİLİR GIDA OKURYAZARLIĞI İLE ULTRA İŞLENMİŞ GIDA TÜKETİMİ VE OBEZİTENİN DEĞERLENDİRİLMESİ Bu çalışmanın amacı, 18–35 yaş arası bireylerin sürdürülebilir gıda okuryazarlığı düzeylerinin, ultra işlenmiş gıda tüketimi ve obezite ile olan ilişkisini değerlendirmektir. Araştırma ile bireylerin sürdürülebilir gıda okuryazarlığı seviyeleri doğrultusunda beslenme tercihlerini nasıl şekillendirdikleri, ultra işlenmiş gıda tüketim sıklıkları ve beden kütle indeksi üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Kesitsel olarak yürütülen bu araştırmaya 18–35 yaş aralığında 400 birey katılmıştır. Araştırmamızda kullanılan veri toplama yöntemleri olarak demografik bilgi formu, Sürdürülebilir Gıda Okuryazarlığı Ölçeği (SGOÖ) ve NOVA sınıflandırmasına göre oluşturulan ultra işlenmiş gıda tüketim sıklığı anketi kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 27.0 programı kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, bireylerin sürdürülebilir gıda okuryazarlığı düzeyleri ile UİG tüketim puanları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Ayrıca, yüksek SGOÖ sahip bireylerde daha düşük beden kütle indeksi değerleri görülmüş, ultra işlenmiş gıdalardan gelen enerji oranı ile beden kütle indeksi arasında pozitif ilişki bulunmuştur. Katılımcıların sürdürülebilir gıda okuryazarlığı düzeyi ortalama 135,79 puanla orta-üst düzeydedir. SGOÖ alt faktör puanları arttıkça ultra işlenmiş gıda tüketim puanlarında anlamlı azalma gözlenmiştir. UİG tüketiminin yaygın olduğu ve bu ürünlerin çoğunlukla haftalık olarak tercih edildiği belirlenmiştir. Beden kütle indeksi bulgularına göre, katılımcılar arasında fazla kilolu ve obez bireylerin sayısı çarpıcıdır. Beslenmesinde ultra işlenmiş gıdaların enerji katkısı yüksek olan bireyler, enerji ve makro-mikro besin öğeleri açısından yetersiz beslendikleri tespit edilmiştir. Bu araştırmanın sonuçları, sürdürülebilir gıda okuryazarlığının artırılmasının, ultra işlenmiş gıda tüketiminin azaltılmasında ve obezite riskinin düşürülmesinde etkili olabileceğini; ayrıca bireylerde sağlıklı beslenme davranışlarının geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini ortaya koymuştur
Investigation of the effects of short-format video content social media platforms on attention, cognitive flexibility, and perfectionist thoughts in young adults aged 18-30
Dijitalleşmenin hızla artmasıyla kısa formatlı video içeriklerine olan ilgi yaygınlaşmıştır. Bu çalışma, 18-30 yaş aralığındaki genç yetişkinlerin TikTok, Instagram Reels ve YouTube Shorts gibi platformlarda kısa formatlı video tüketim alışkanlıklarının bilişsel süreçler üzerindeki etkilerini incelemektedir. Sosyal medya bağımlılığı, dikkat düzeyi, bilişsel esneklik ve mükemmeliyetçi düşünceler arasındaki ilişkiler değerlendirilmiş; nicel yöntemlerle anket ve bilişsel testler uygulanarak elde edilen veriler istatistiksel analizlerle yorumlanmıştır. Sonuçlar, aşırı kısa formatlı video tüketiminin dikkat süresini azalttığını, bilişsel esnekliği zayıflattığını ve mükemmeliyetçi düşünceleri artırdığını göstermektedir. Sürekli maruziyetin bilgi işleme hızını artırdığı ancak derin düşünme becerilerini zayıflattığı belirlenmiştir. Ayrıca, sosyal medya bağımlılığı yüksek bireylerde sanal tolerans ve iletişim düzeylerinin daha yüksek olduğu, bu durumun bağımlılık riskini artırdığı görülmüştür. Duygu düzenleme becerileri ile sosyal medya bağımlılığı arasında negatif bir ilişki bulunmuş; özellikle kaçış motivasyonunun problemli TikTok kullanımıyla bağlantılı olduğu saptanmıştır. Bu bulgular, genç yetişkinlerin dijital medya kullanımını bilinçli yönetmeleri için dijital farkındalık ve öz-denetim stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Dijital okuryazarlık programlarının uygulanması, medya tüketim alışkanlıklarına yönelik bilinçlendirme çalışmalarının artırılması ve dikkat ile bilişsel esnekliği destekleyici müdahaleler, olumsuz etkileri azaltmada önemli stratejiler olarak öne çıkmaktadır
Forensic examination of eye shadows using fourier transform infrared spectrometry
Adli bilimler, adaletin tecellisi amacıyla adli ve idari soruşturmalarda elde edilen maddi delillerin incelenmesi ile suç ve suçlunun tespiti için yürütülen teknik çalışmaların bütünüdür . Edmond Locard'ın "Her temas iz bırakır" sözünden yola çıkarak yapılan incelemelerde bulguların delile dönüşmesi aşamasında ise tıp, fizik, kimya, biyoloji, antropoloji ve psikoloji gibi farklı birçok ana disiplinlerden olduğu kadar bunların alt dallarından da yararlanılır. Olay yeri incelemede eser delil türlerinden biri olan kozmetik deliller, özellikle kullanım sıklığı nedeniyle kadına yönelik her türlü şiddet vakalarında karşımıza çıkabilmektedir. Kozmetik delillerin incelenmesinde en sık kullanılan yöntemler ise spektroskopik yöntemlerdir. Bu yöntemlerden biri olan Zayıflatılmış Toplam Yansıma (ATR) metodu ile Fourier Dönüşümlü Kızılötesi (FTIR) Spektrometresi cihazı tahribatsız, pratik-hızlı ve tekrarlı analizlere olanak sağlamaktadır. Bu çalışmada adli amaçlı, ATR-FTIR spektrometresi kullanılarak , (7) markadan (260) adet göz farından elde edilen spektrumlar, Temel Bileşen Analizi (PCA) 'ne tabi tutularak incelenmiştir. Ayrıca numunelerin serilere, paletlere, renklere, markalara ve yapılarına göre sınıflandırılarak da analizlerine yer verilmiştir. Olay yerinden elde edilecek kozmetik örneği ile karşılaştırma numunelerinin arasındaki ilişkiye bakılarak tespit edilebilirlikleri incelenmiş ve (260) adet göz farının PCA sonuçlarına göre numunelerin ayırt ediciliği %79 olarak hesaplanmıştır. Elde edilen verilerin ileride yapılabilecek adli amaçlı çalışmalara yol gösterici nitelikte olabileceği düşünülmektedir