Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
    7325 research outputs found

    The effect of green human resources management on organizational commitment: A public institution example

    No full text
    Araştırmanın amacı doğrultusunda, Yeşil İnsan Kaynakları Yönetimi (YİKY) uygulamaları ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkiyi incelemek üzere veri toplama ve analiz süreci yapılandırılmıştır. Araştırma, mevcut durumu ortaya koyarak değişkenler arasındaki ilişkileri analiz etmeye yönelik bir ilişkisel (nedensel karşılaştırmalı) çalışma niteliği taşımaktadır. Araştırmanın evrenini, İstanbul ilinde sağlık sektöründe faaliyet gösteren bir kurumun çalışanları oluşturmaktadır. Söz konusu kurumda toplam 250 çalışan bulunmaktadır. Yapılan güç analizi sonuçlarına göre, 152 kişiye ulaşılmasının güvenilir sonuçlar elde etmek için yeterli olduğu belirlenmiş ve bu doğrultuda 158 katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırmada verilerin toplanmasında anket formu kullanılmıştır. Anket formu sosyodemografik özelliklere yönelik sorulardan, Yeşil İnsan Kaynakları Yönetimi Ölçeği ve Örgütsel Bağlılık Ölçeği'nden oluşmaktadır. Araştırmada elde edilen veriler, SPSS 25.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, YİKY uygulamaları ile örgütsel bağlılık arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuştur. Özellikle, Yeşil Performans Yönetimi, Yeşil Ücret Yönetimi ve Yeşil Çalışan İlişkileri gibi alt boyutlar, çalışanların devam bağlılığı üzerinde daha güçlü bir etkiye sahiptir. Bu bulgu, YİKY uygulamalarının çalışanların örgütte kalma isteklerini artırdığını göstermektedir. Regresyon analizi sonuçlarına göre, YİKY uygulamaları örgütsel bağlılığı pozitif yönde etkilemekte, ancak bu etkinin açıklayıcılığı sınırlı düzeyde kalmaktadır. Bu sonuç, YİKY uygulamalarının örgütsel bağlılık üzerinde tek başına belirleyici olmadığını, ancak önemli bir katkı sunduğunu göstermektedir

    Ebeveynlerin sosyokültürel ve sosyoekonomik düzeylerinin 6-13 yaş arası çocuklarda dijital oyun bağımlılığına etkisi; İstanbul ili kapsamında

    No full text
    Bu tez çalışması, İstanbul İl kapsamında yaşayan 6-13 yaş arası çocukların oynadıkları dijital oyunların çocukların psikososyal gelişimi üzerindeki etkilerini ve ailelerin bu süreçte oynadığı rolü incelemektedir. Dijital oyunlar, günümüzde yalnızca eğlence aracı olmaktan çıkmış, çocukların sosyal ilişkilerini, duygusal gelişimlerini ve günlük yaşam alışkanlıklarını etkileyen önemli bir faktör haline gelmiştir. Oyunların beyin ödül sistemine hitap eden yapıları, özellikle dopamin salınımını tetikleyerek çocukların bu oyunlara daha fazla yönelmesine neden olmaktadır. Seviyelerin geçilmesi, ödüllerin kazanılması ve yeni içeriklerin açılması gibi oyun içi motivasyon unsurları, çocukların oyun oynama süresini artırmakta, bazı durumlarda bağımlılık düzeyine ulaşan bir ilgi ortaya çıkarmaktadır. Çevrim içi (online) oyunlar sayesinde çocuklar yalnızca kendi sosyal çevreleriyle değil, farklı ülke ve şehirlerdeki bireylerle de etkileşim kurabilmektedir. Bu durum, çocuklar için kültürel çeşitlilik ve yeni arkadaşlıklar edinme açısından fırsatlar sunarken; aynı zamanda yaşça büyük bireylerle kontrolsüz iletişim kurma gibi riskleri de beraberinde getirmektedir. Günümüzde birçok aile, gerek iş yoğunluğu gerekse yaşam koşullarının etkisiyle çocuklarıyla yeterli vakit geçirememektedir. Ayrıca ebeveynlerin kendilerinin de sosyal medya ve benzeri dijital mecralarda fazla zaman geçirmesi, çocuklar üzerinde olumsuz bir model oluşturmaktadır. Bu durum, çocuklara sınır koyma konusunda ebeveynlerin tutarlılığını zayıflatmakta ve teknolojiyle kurulan ilişkinin sağlıksız biçimde ilerlemesine neden olmaktadır. Eğitim ortamlarında teknolojinin yoğun şekilde kullanılması da çocukların dijital dünyaya yönelimini destekleyen bir diğer faktör olarak öne çıkmaktadır. Bu tez, dijital oyunların çocuk gelişimi üzerindeki etkilerini aile faktörüyle birlikte ele alarak, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde farkındalık yaratmayı hedeflemektedir

    An examination of the relationship between dichotomous thinking and eating attitudes in overweight and obese adults and an assessment of its impact on fat phobia

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, preobez ve obez yetişkin bireylerde dikotomi düşünce ölçeğinin yeme tutumu ile ilişkisinin incelenmesi ve kilofobi üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Araştırmaya katılan 350 bireylerin yaş ortalaması 36,40±12,01 yıl ve BKİ ortalaması 30,22±4,19 kg/m2'dir. Kilofobi Ölçeği (KFÖ) toplam skor ortalaması 3,52±0,81 olup, kilofobi düzeyleri yüksektir. ''Yeme Bozukluklarında Dikotomi Düşünce Ölçeği (YBDDÖ) Toplam" skor ortalaması 2,27±0,68'dir; yani yeme bozukluklarında dikotomi düşünceleri düşüktür. "Yeme Tutum Testi-26 (YTT-26) Toplam" skor ortalaması 13,10±7,91'dir ve yeme tutumları düşüktür. Katılımcıların YBDDÖ'nün "Yemek" alt faktör skorları arttıkça YTT-26'nın "Diyet" alt faktör skorlarında %25,3'lük artış, "Oral Kontrol" alt faktör skorlarında %10,7'lik artış ve "YTT-26 Toplam" skorlarında %23,4'lük artışın olduğu saptanmıştır (p0,05). Dikotomik düşünce yeme tutum skorunda artışa neden olmaktadır ve dikotomik düşüncenin ve YTT-26 ve KFÖ toplam skoru üzerine etkisi yoktur

    Perfusion education

    No full text
    Bu çalışma, perfüzyon eğitiminin Türkiye, Avrupa, Amerika ve Kanada'daki mevcut durumlarını karşılaştırarak, eğitim süreçleri arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Perfüzyonistlerin cerrahi süreçlerdeki kritik rolü ve bu mesleğin gerektirdiği teknik ve klinik yeterlilikler göz önüne alındığında, eğitim programlarının standardizasyonu ve sürekli mesleki gelişimin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Araştırmada, Türkiye, Avrupa, Amerika ve Kanada'daki perfüzyon eğitimi süreçleri, akademik programlar, sertifikasyon gereklilikleri ve mesleki yeterlilik standartları karşılaştırılmıştır. Çalışmada literatür taraması ve mevcut eğitim müfredatlarının analizi yöntemleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, Türkiye'de perfüzyon eğitiminin geçmişte usta-çırak ilişkisine dayandığını, ancak günümüzde lisans ve yüksek lisans programları ile akademik bir yapıya kavuştuğunu göstermektedir. Avrupa'da eğitim genellikle yüksek lisans düzeyinde olup, uluslararası akreditasyon süreçleri ile desteklenmektedir. Amerika ve Kanada'da ise perfüzyon eğitimi yüksek lisans düzeyinde sunulmakta ve mezuniyet sonrası sertifikasyon süreçleri ile mesleğe giriş sağlanmaktadır. Bu bağlamda, perfüzyon eğitiminin uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi, sürekli mesleki gelişim programlarının oluşturulması ve teknolojik yeniliklerin eğitime entegre edilmesi önerilmektedir. Çalışma, Türkiye'deki perfüzyon eğitim sisteminin güçlendirilmesi için politika yapıcılar ve akademisyenler için rehber niteliğinde önemli çıkarımlar sunmaktadır

    Comparison of theory of mind skills and executive function skills in children diagnosed with delayed speech language

    Get PDF
    Bu çalışma, gecikmiş dil ve konuşma tanısı almış 4:00–4:11 yaş aralığındaki çocukların zihin kuramı becerileri ile yürütücü işlev ve dil becerileri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. İlişkisel tarama modeli kullanılarak yürütülen araştırmada, veri toplama sürecinde zihin kuramı, yürütücü işlev ve dil gelişimi düzeylerini ölçmeye yönelik geçerli ve güvenilir araçlar uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, zihin kuramı testlerinde başarı gösteren çocukların yürütücü işlev puanlarının genel olarak daha yüksek olduğunu, buna karşın zihin kuramı ile dil becerileri arasında belirgin bir korelasyonun olmadığını göstermektedir. Yaş ve cinsiyet faktörlerinin ne zihin kuramı ne de yürütücü işlev performansları üzerinde anlamlı bir etki göstermemesi dikkat çekicidir. Öte yandan, dil becerilerinin yürütücü işlev alt boyutlarıyla pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Bu durum, dil gelişiminin yalnızca iletişim süreçleriyle sınırlı kalmayıp üst düzey bilişsel mekanizmalarla da etkileşimde olduğunu düşündürmektedir. Araştırma sonuçları, gecikmiş dil ve konuşma tanısı alan çocuklarda çok yönlü değerlendirme ve müdahale yaklaşımlarının önemini vurgulamaktadır. Dil odaklı çalışmalara ek olarak zihin kuramı ve yürütücü işlevleri de kapsayan bütüncül programların, çocuğun sosyal ve bilişsel becerilerini geliştirmede daha etkili olabileceği öngörülmektedir

    Mental Health Support for Aphasia: Insights From Psychiatrists and Psychologists

    No full text
    ABSTRACTBackgroundUnderstanding the availability of psychological health services is pivotal in reducing the impact of mental health issues in people with aphasia (PwA).ObjectiveThis study aims to investigate the insights of psychiatrists and psychologists providing mental health and neuropsychological assessment services to PwA.MethodsThe research design chosen for the qualitative study is phenomenology. The research sample is purposive and convenience sampling. Through semi‐structured interviews conducted on Zoom, lasting between 16 and 50 min, insights were gathered from eight Turkish psychologists and psychiatrists experienced with PwA. Thematic analysis was employed for data analysis, and the Consolidated Criteria for Reporting Qualitative Research (COREQ) guidelines were followed to ensure transparency and rigour in reporting.ResultsThematic analysis of interview transcriptions revealed six themes: ‘Knowledge and awareness of aphasia’; ‘Accessibility, awareness and prioritisation of services’; ‘Problems experienced with PwA during interactions’; ‘Strategies’; ‘Caregivers’ and ‘Training’. There are four subthemes: ‘Knowledge’, ‘Specialised training’, ‘Challenges in service accessibility’ and ‘Family and professional awareness’.ConclusionThis study emphasises the necessity of comprehensive training in aphasia and highlights the importance of addressing the psychological well‐being of PwA. Failure to consider mental health issues in interventions may hinder recovery. Further research is recommended to raise awareness and highlights the crucial need for mental health services in the context of aphasia.http://dx.doi.org/10.1111/jep.7013

    An investigation of the relationship between emotional appetite levels, impulsivity, and BMI levels of individuals applying to dietitians

    Get PDF
    Bu araştırma, diyetisyen randevusuna gelen kişilerin yemek yeme davranışları ile ilişkili olabilecek psikolojik ve demografik değişkenleri incelemek ve bu değişkenlerin kendi aralarında ilişkisinin olup olmadığını ortaya koymak adına düzenlenmiştir. Çalışma, Ocak-Nisan 2025 tarihleri arasında, randevu için sırasını bekleyen 18-65 yaş arası 400 kişi ile yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Veriler; ''Duygusal İştah Anketi (DİA)'', ''Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu (BIS-11-KF)'' ve araştırmacı tarafından hazırlanmış olan ''Sosyodemografik Bilgi Formu'' ile toplanmıştır. Katılımcıların DİA olumsuz alt boyut skorları ile BKİ seviyeleri arasında anlamlı bir ilişki görülürken (p0.05). Ayrıca, BİS-11-KF toplam ve alt boyut skorlarının DİA ve BKİ seviyeleri ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi bulunamamıştır (p>0,05). Kadın katılımcılarda, DİA olumsuz alt boyut skorları ile BKİ seviyeleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki görülürken (p0.05). Ancak DİA olumsuz duygu alt boyut skoru kadınlarda erkeklere göre daha yüksekken erkek katılımcıların DİA olumlu duygu ve durum alt boyutlarında anlamlı olarak daha yüksek skorlara sahip oldukları görülmüştür (p0.05). Bununla birlikte, çocuk sahibi olan bireylerde BKİ ile DİA olumsuz alt boyut skorları arasında anlamlı ilişki bulunmuşken (p0.05). Ayrıca, 18-29 yaş aralığındaki katılımcılarda diğer yaş gruplarına kıyasla DİA olumsuz toplam skoru ile BKİ seviyeleri arasında güçlü bir pozitif ilişki saptanmıştır (r= 0.506, p<0.05). Diyetisyenler ve ruh sağlığı uzmanlarının multidisipliner çalışarak yeme davranışındaki psikolojik faktörleri ve danışan özelliklerini dikkate almaları önerilir

    Investigation of the relationship between insulin treatment resistance and diabetes symptoms of individuals with Type 2 diabetes using insulin

    No full text
    Bu çalışma, Tip 2 diyabetli bireylerin insülin tedavisine gösterdikleri direnç ve diyabet belirtileri arasındaki ilişkisini belirlemek amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Aralık 2024-Şubat 2025 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Endokrinoloji kliniği ve polikliniği ile diyabet eğitim merkezinde ayaktan ve yatarak tedavi gören Tip 2 diyabetli bireyler oluşturmuştur. Araştırmaya 215 tip 2 diyabetli birey katılmıştır. Verilerin toplanmasında; hasta tanıtıcı bilgi formu, Psikolojik İnsülin Direnci Ölçeği ve Diyabet Belirtileri Kontrol Listesi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Independent Sample-t test ve ANOVA, Pearson ve Spearman korelasyon katsayısı testi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan Tip 2 diyabetli bireylerin PİDÖ ve alt boyutlarından aldıkları puanlarının ortalamanın üstünde olduğu ve insülin tedavisine karşı gösterdikleri direncin yüksek olduğu saptanmıştır (p<,05). Kadınların, geliri giderinden az olan bireylerin PİDÖ puan ortalamaları diğer gruplara göre düşük bulunmuştur (p<,05). Çalışan bireylerde PİDÖ ve Psiko-Bilişsel Faktörlere ilişkin puanın yüksek olduğu belirlenmiştir (p<,05). Çalışmaya katılan Tip 2 diyabetli bireylerin DBKLÖ ve alt boyutlarından aldıkları puanların düşük olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda kadınlarda, 60 yaş altındaki bireylerde, diyete uymayanlarda ve gelir düzeyi düşük olan bireylerde DBKLÖ puan ortalamasının yüksek olduğu belirlenmiştir (p<,05). Eğitim düzeyi düşük olan bireylerde Hiperglisemi, Kardiyoloji ve Nöroloji alt boyut puanı yüksektir (p<,05). Çalışmayan bireylerde Kardiyoloji alt boyut puanı, 11 yıl ve üzeri süreyle tanı almış olan bireylerde nöroloji alt boyut puanı, eşlik eden komorbid hastalığı olanlarda Kardiyoloji ve Oftalmoloji alt boyut puanının yüksek olduğu bulunmuştur (p<,05). Çalışmamızda PİDÖ ile DBKLÖ ve alt boyutları arasında (Hiperglisemi hariç) negatif yönlü zayıf düzeyde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<,05). Çalışmamızda PİDÖ alt boyut faktörleri; iğneden ve ağrısından korkma, kendi kendine insülin enjekte etme konusunda güvenmeme, insülin tedavisini karmaşık ve rahatsız edici olarak değerlendirme, insülin tedavisi hakkında bilginin yetersiz olması, tedavide başkalarının yardımına ihtiyaç duyma, doz ayarlamakta zorlanma, toplum içinde insülin enjeksiyonu yapmayı utanç verici bulma, ailede işe yaramaz biri olduğunu düşünme gibi faktörleri içerir. Bu faktörler göz önüne alındığına psikolojik insülin direnci arttıkça diyabet belirtilerinin daha az görülmesi diyabetli bireyler açısından önemli bir sonucu ortaya koymaktadır

    Gelişmiş büyük dil modellerinin depresyon ve anksiyete değerlendirme doğruluğu: Kanıta dayalı ölçeklerle karşılaştırmalı bir çalışma

    No full text
    Depression and anxiety disorders represent a significant global health burden, necessitating accurate and accessible assessment tools. While evidence-based scales like the Beck Depression Inventory (BDI) and Beck Anxiety Inventory (BAI) are clinical cornerstones, their development is resource-intensive and may be constrained by the subjective experiences of their creators. This study aimed to develop a composite scale measuring depression and anxiety generated by two advanced Large Language Models (LLMs)—GPT-o3-mini and DeepSeek-R1—and to compare their performance against the validated Turkish versions of the BDI and BAI. A sample of 222 Turkish-speaking adults completed an online survey containing all four instruments. Reliability was assessed using Cronbach's alpha, and validity was examined via Pearson correlations. The results indicated that all scales, including the LLM-generated ones, possess high internal consistency (α ≥ .86). The DeepSeek-R1 scale demonstrated moderate convergent validity with their respective standard measures (BDI: r=.538, p<.001; BAI: r=.500, p<.001). The GPT-o3-mini scale exhibited weaker convergent validity, particularly for anxiety (r=.266, p<.001). A significant limitation emerged in discriminant validity; the DeepSeek-R1 anxiety subscale, for instance, failed to differentiate between anxiety and depression (r=.547 with BDI). In conclusion, LLMs can generate psychometrically reliable item pools for mental health assessment, but they exhibit considerable difficulty in ensuring the discriminant validity essential for clinical differentiation. These findings underscore the potential of LLMs as a tool to augment scale development while highlighting the indispensable role of expert oversight and rigorous validation to achieve clinical-grade specificity

    Evaluation of health professionals' knowledge and practices about breastfeeding during pregnancy and tandem breastfeeding

    No full text
    Bu çalışma sağlık profesyonellerinin gebelikte emzirme ve tandem emzirme (doğum sonrası iki bebeğin de emzirilmesi) hakkında bilgi, görüş ve uygulamalarının değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışmanın örneklemini İstanbul'un 2 ilçesindeki Aile Sağlığı Merkezi'nde çalışan 365 sağlık profesyoneli oluşturmuştur. Veriler; araştırmacılar tarafından geliştirilen Gebelikte Emzirme ve Tandem Emzirme Hakkında Bilgi ve Uygulamaları Değerlendirme Formu ile toplanmış olup, veriler SPSS 23.0 programında tanımlayıcı istatistiksel analizler ile ki kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Sağlık profesyonellerinden; ebelerin, emzirme danışmanlığı yapanların, emziren gebe ile karşılaşanların, gebelikte emzirme konusunda bilgi edinenlerin çoğunluğu gebelikte emzirmeyi onaylamıştır (p<0.05). Onaylayanlar (%45.7); emzirmenin gebelikte sık sağlık kontrolü ve ilave besin desteği ile devam edebileceği, fetüse ve kadına zararı olmadığı, ilk çocuğun iki yaşa kadar süt alması gerektiği gerekçelerini belirtmiştir. Onaylamayanların gerekçeleri (%54.3); abortus, intrauterin gelişim geriliği, erken membran rüptürü, kanama ve annede sağlık sorunlarına yol açabileceği şeklindedir. Hekimlerin, emzirme danışmanlığı verenlerin, tandem emzirme ile karşılaşanların, bu konuda bilgi edinenlerin tandem emzirmeyi onaylama oranları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Onaylayanlar (%26.4); anne yeterli beslenirse iki bebeğin de süt ihtiyacını karşılayacağı ve bebeklerin emzirilme hakkı olduğunu gerekçe göstermiştir. Onaylamayanların gerekçeleri (%73.6); anne sütü kalitesinin düşmesi, bebeklerin yetersiz beslenip büyüme geriliğinin olması, annenin yorulup vücut direncinin düşmesi ve enfeksiyon riskinin artmasıdır. Anne, fetüs ve bebeklerin sık izlemi ile gebelikte emzirme ve tandem emzirme sürdürülebileceğinden, bu konuda sağlık profesyonellerinin bilgilendirilmesi yararlı olacaktır

    306

    full texts

    7,325

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Üsküdar University Academic Digital Archive
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇