Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
    7325 research outputs found

    The relationship between social pressures and female criminality: A qualitative analysis on women who grew up alone

    No full text
    Bu araştırma, toplumsal baskıların kadın suçluluğu üzerindeki etkilerini ve yalnız büyüme deneyiminin bu süreçteki rolünü incelemeyi amaçlayan nitel bir araştırmadır. Toplumsal baskı, bireylerin toplumun belirlediği normlara uygun hareket etmeye zorlandığı bir güç dinamiği olarak tanımlanmıştır. Ancak bu baskılar, kadınlar açısından daha belirgin ve farklı biçimlerde işlemektedir. Kadınların suça yönelme süreçleri, yalnızca bireysel tercihlerle değil, toplumsal cinsiyet normları, kültürel baskılar, aile yapıları ve sosyal dışlanma ile şekillenmektedir. Yalnız büyüyen kadınlar, aile içindeki destek eksikliği ve toplumsal bağlardan yoksun kalma gibi zorluklarla karşılaşmakta, bu durum da onların toplumsal normlarla uyum sağlamada güçlük yaşamalarına neden olmaktadır. Araştırma, yalnız büyüyen kadınların toplumsal baskılara nasıl tepki verdiklerini, toplumsal normların dışına çıkma eğilimlerini ve suç işleme motivasyonlarını anlamaya yönelik bulgular sunmaktadır. Kadın suçluluğu, bu bağlamda yalnızca hukuki bir ihlal değil, aynı zamanda toplumsal yapının, kültürel normların ve ataerkil baskıların bir sonucu olarak değerlendirilmektedir. Toplumsal baskıların kadın suçluluğu üzerindeki etkisi, yalnız büyüme deneyimi ile bağlantılı olarak ele alınmakta ve bu dinamiklerin nasıl iç içe geçtiği ortaya konmaktadır. Çalışma, yalnızca suçla ilgili bir çözüm önerisi getirmeyi değil, aynı zamanda bu sorunun yapısal ve toplumsal çözümüne dair öneriler geliştirmeyi amaçlamaktadır

    The effect of family group training on parents' reactions to stuttering in families with preschool children diagnosed with stuttering

    No full text
    Araştırma, okul öncesi dönem kekemelik tanısı olan çocuğa sahip ailelerde aile grup eğitiminin ebeveynlerin kekemeliğe ilişkin tepkileri üzerindeki etkisini ortaya koymayı amaçlamıştır. Katılımcılar, 3-6 yaş arasında kekemeliği olan çocuğa sahip 11 anneden oluşmaktadır. Katılımcı annelere araştırmacı tarafından oluşturulan aile grup eğitimi, her bir seansın 40 dakikalık 2 oturumdan oluştuğu 4 seans ile sunulmuştur. Konuşmadaki Akıcısızlığa Tepki Ölçeği (KATÖ), katılımcı annelere ön-test son-test olarak aile eğitimi öncesinde ve sonrasında uygulanmıştır. Veri analizi, IBM SPSS Statistics for Windows, Versiyon 21.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulgularına göre KATÖ toplam puanlarında anlamlı bir azalma saptanmıştır (t(10) = 3.48, p = 0.006). Eğitim öncesinde ortalama 28.82 ± 9.81 olan toplam puanlar, müdahale sonrasında 16.55±6.36'ya düşmüştür. Emosyonel tepki puanları da benzer şekilde anlamlı biçimde azalmıştır (t(10) = 3.42, p = 0.007). Eğitim öncesi ortalama 9.45 ±4.89 olan emosyonel tepki düzeyi, müdahale sonrası 3.09± 2.91'e gerilemiştir. Bilişsel tepki alt boyutunda ise ortalama değerler arasında küçük bir düşüş görülmekle birlikte (ön test: X̄ = 11.73, son test: X̄ = 11.27), ön test ve son test arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (t(10) = 0.48, p = 0.642). Davranışsal tepkilere ilişkin ön test (X̄ = 7.64 ± 4.23) ve son test (X̄ = 2.18 ±1.40) puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma olduğu tespit edilmiştir (Z = –2.81, p = 0.005). Yapılan analiz sonucunda, ön test ve son test arasında ebeveynlerin çocuklarının kekemelik şiddet algısında anlamlı bir değişiklik olmadığı görülmüştür, χ²(2) = 3.00, p = 0.223. Sonuç olarak, okul öncesi dönemde kekemelik tanısı olan çocuğa sahip ailelere, Dil ve Konuşma Terapisti tarafından uygulanan aile eğitiminin, özellikle ebeveynlerin kekemeliğe verdiği emosyonel ve davranışsal tepkilerde pozitif yönlü bir etki oluşturduğu görülmüştür

    The potential of peer education model in social services: Analysis of civil life association practices

    No full text
    Gençlere yönelik çalışmalar, sosyal hizmet perspektifinden önemli bir alanı oluşturmaktadır. Sosyal hizmetin güçlendirme temelli yaklaşımı, gençlerin toplumsal katılımını destekleyen çeşitli uygulamalarla şekillenmektedir. Akran eğitimi de bu süreçte, bireyler arası bilgi ve deneyim paylaşımını teşvik eden önemli bir öğrenme modeli olarak öne çıkmaktadır. Bu araştırmada, gençlerin toplumsal katılım düzeyleri, öz güven gelişimleri ve iletişim becerileri üzerindeki akran eğitimi etkisi ele alınmaktadır. Çalışma, Sivil Yaşam Derneği (SİYAMDER) tarafından gerçekleştirilen akran eğitimlerini inceleyerek, bu modelin gençler üzerindeki etkisini analiz ederek faaliyetlerin sosyal hizmet alanında kullanılabilirliğini değerlendirmeyi hedeflemektedir. Nitel araştırma yöntemiyle yürütülen çalışmada, Sivil Yaşam Derneği'nde 18-29 yaş aralığında akran eğiticisi olarak görev alan ve akran eğitiminden yararlanan bireyler araştırma grubunu oluşturmuştur. Amaçsal ve kartopu örnekleme yöntemleri kullanılarak belirlenen katılımcılarla, çevrim içi sesli görüşmeler aracılığıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler ses kaydı alınarak kayıt altına alınmış ve betimsel analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, akran eğitiminin gençlerin liderlik, empati, etkili iletişim, zaman yönetimi ve kendini ifade etme becerilerini geliştirdiğini göstermektedir. Katılımcılar, güvenli bir ortamda deneyim paylaşımı yaparak bu tür faaliyetlerin gençlere yönelik uygulamalarda kullanılmasının faydalı olabileceğini düşündürmektedir. Bu süreç, bireysel gelişimin yanı sıra toplumsal uyumun güçlenmesine de katkı sağlamaktadır

    The investigation of relationship between social media addiction and personality traits in adults

    No full text
    Bağımlılık kümülatif ve tekrarlayan bir beyin hastalığıdır. Sosyal medya bağımlılığı, davranış bağımlılıklarının arasında yer alan ve internet kullanımının artmasıyla yaygınlaşan bağımlılık çeşididir. Bu çalışmada yetişkinlerde sosyal medya bağımlılığıyla kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Örneklem grubu 100 kişi olarak belirlenmiştir. Online ortamda çalışmaya gönüllü olan 100 hastaya ulaşılması hedeflenmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak sosyodemografik form, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği: Yetişkin Formu ve Taştan Kişilik Tipleri Ölçeği kullanılacak, veriler SPSS programı aracılığı ile analiz edilecektir. Çalışmada edinilen veriler SPSS-27 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Sosyo- demografik sorular için frekans tablosu oluşturulmuştur. Elde edilen verilerin varyans ve homojenlikleri test edilmiş, ikili karşılaştırmalarda Independent Samples t testi, çoklu karşılaştırmalarda One Way Anowa testi kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişkiyi belirlemek için ise Pearson Correlation ilişki testi gerçekleştirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizinde ve yorumlanmasında p<0,05 anlamlılık düzeyi dikkate alınmıştır. Araştırma sonucu cinsiyet, yaş grubu, eğitim, medeni durum ve ekonomik durum ile sosyal medya kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuçlar, bağımlılığın genelde kişilik özellikleri üzerinde belirgin bir etkisi olmadığını, ancak başarı odaklı ve yardımsever kişilik tipleriyle sosyal medya kullanımı arasında pozitif ilişki olduğunu ortaya koymaktadır

    Investigation of physical activity, pain, and quality of life in vocational high school students

    No full text
    Mesleki ve teknik eğitim, ülkelerin sosyal ve ekonomik gelişmişlik düzeyini etkileyen temel unsurların başında gelmektedir. Mesleki ve teknik eğitimde farklı sektörlerde ihtiyaç duyulan nitelikli iş gücünü yetiştirmek amacıyla bilgi ve beceriler sistemli bir şekilde aktarılır. Bu sistem, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine uygun yönlendirmeler yaparak onları hem iş hayatına hem de yükseköğretime hazırlamayı hedefler. Aynı zamanda, bireylerin topluma katkı sağlayabilecek donanıma sahip olmalarını amaçlamaktadır. Araştırmanın amacı meslek lisesinde okuyan öğrencilerin fiziksel aktivite düzeyleri, ağrı algıları ve yaşam kalitelerini incelemektir. Çalışmaya 111'i Elektrik Elektronik Teknolojisi alanından 105'i Mobilya ve İç Mekan Tasarımı alanından olmak üzere toplamda 216 öğrenci katılmıştır. İki farklı bölümde eğitim gören öğrencilerin fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UFAA-KF), ağrı deneyimleri McGill Melzack Ağrı Soru Formu (MASF) ve genel yaşam kaliteleri ise Short Form-36 (SF-36) aracılığıyla değerlendirilmiş; bölümler arasında karşılaştırma yapılmıştır. Veriler, yüz yüze görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu skorları bölümler arası karşılaştırıldığında Şiddetli Metabolik Eşdeğer (MET) (p = 0.0000, U = 7608), Yürüme MET (p=0.0476, U=6724) ve Toplam MET (p = 0.0008, U = 7370) değişkenlerinde, bölümler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar olduğu görülmektedir. Bu farklarda Elektrik Elektronik Teknolojisi alanı lehine daha yüksek medyan değerler elde edilmiştir. Bu bulgular, Elektrik Elektronik Teknolojisi alanında okuyan öğrencilerin fiziksel aktivite düzeylerinin, Mobilya ve İç Mekan Tasarımı öğrencilerine kıyasla daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu durum, alanların eğitim sürecindeki fiziksel gereklilikleriyle ilişkili olabilir. Diğer alt değişkenlerde ise anlamlı bir fark bulunmamıştır (p > 0.05). Short Form-36 skorları bölümler arası karşılaştırıldığında yalnızca fiziksel fonksiyon alt bölümünde istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüştür (p = 0.0207, U = 6861). Bu farkın, Elektrik Elektronik Teknolojisi alanı öğrencileri lehine olduğu değerlendirilmiştir. Bu fark, Elektrik Elektronik Teknolojisi alanındaki öğrencilerin fiziksel işlevlerini yerine getirme kapasitelerinin, diğer bölüme kıyasla daha yüksek olduğunu göstermektedir. Diğer tüm alt ölçeklerde bölümler arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p > 0.05). McGill Melzack Ağrı Soru Formu skorları bölümler arası karşılaştırıldığında öğrencilerin eğitim aldıkları bölümlere göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p > 0.05). Bulgular doğrultusunda her iki bölümde öğrenim gören öğrencilerin bazı alt ölçekler dışında benzer skorlar aldığı görülmüştür

    Glutaminase isoform expression in cancer: Implications for metabolic adaptation and therapy.

    No full text
    3078 Background: Glutamine is a critical amino acid involved in various metabolic pathways, particularly in cancers where its importation is significantly elevated via multiple transporters. Glutaminase, the enzyme catalyzing the deamination of glutamine to glutamate, has two isoforms: kidney-glutaminase 1 (GLS1) and liver-glutaminase 2 (GLS2). This study investigates the expression of glutaminase isoforms in cancers originating from tissues with high glutaminase activity—namely, clear renal cell carcinoma (KIRC), chromophobe renal carcinoma (KICH), papillary renal carcinoma (KIRP), hepatocellular carcinoma (LIHC), and glioblastoma (GBM)—to understand the fate of the imported glutamine. Methods: The Cancer Genome Atlas (TCGA), Tumor Immune Estimation Resource ([TIMER] 2.0), Gene Expression Profiling Interactive Analysis ([GEPIA] 2.0), and the University of Alabama at Birmingham Cancer Data Analysis ([UALCAN]) Portal were used to investigate GLS1 and GLS2 expression. TIMER 2.0 analyzed 533 KIRC (72 normal), 66 KICH (25 normal), 290 KIRP (32 normal), 153 GBM (5 normal), and 371 LIHC (50 normal) samples. GEPIA 2.0 analyzed 523 KIRC (100 normal), 66 KICH (53 normal), 286 KIRP (60 normal), 163 GBM (207 normal), and 369 LIHC (160 normal). UALCAN analyzed 533 KIRC (72 normal), 66 KICH (25 normal), 290 KIRP (32 normal), 153 GBM (5 normal), and 371 LIHC (50 normal) samples. Additionally, datasets from NCBI GEO were used, including GSE15641 (23 normal, 32 KIRC, 6 KICH, and 12 KIRP), GSE7696 (4 normal, 40 GBM), and GSE41804 (20 normal, 20 LIHC). These platforms detected GLS1 expression in KIRC, KICH, KIRP, and GBM and GLS2 in LIHC by comparing tumor and normal samples. Results: GLS1 was significantly downregulated in KIRC, KICH, KIRP, and GBM across TIMER 2.0, GEPIA 2.0, and UALCAN (P &lt; 0.05). GLS2 was also significantly downregulated in LIHC (P &lt; 0.05). NCBI GEO datasets (GSE15641 for kidney cancers, GSE7696 for GBM, and GSE41804 for LIHC) supported these results, showing consistent GLS1 downregulation in KIRC, KICH, KIRP, and GBM, and GLS2 downregulation in LIHC (adjusted P &lt; 0.05; |Log2FC| &gt; 1). Conclusions: The tissue-specific downregulation of glutaminase isoforms—GLS1 in kidney and brain cancers, GLS2 in liver cancer—highlights an adaptive mechanism in cancer cells to limit glutamine deamination and preserve imported glutamine for other metabolic needs. Enhancing the deamination process could deprive cancer cells of essential precursors for nucleotide synthesis, disrupting their growth and survival. These isoforms represent potential diagnostic markers and therapeutic targets

    Examining the narrative skills of children with and without developmental language disorder

    No full text
    Gelişimsel Dil Bozukluğu (GDB) olan çocuklar için öykü anlatma becerisi, yalnızca dilsel yeterliklerin değil; aynı zamanda bilişsel süreçlerin, sosyal etkileşim becerilerinin ve anlatı kurgulama yetisinin de önemli bir göstergesidir. Bu becerilerin değerlendirilmesi, çocukların dil gelişimine ilişkin kapsamlı bilgi sunarak tanı, müdahale ve izlem süreçlerinin daha etkili yürütülmesine katkı sağlamaktadır. Özellikle anlatı üretimi, bu çocukların gerçek yaşam iletişim profillerinin doğal bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. Bu araştırmanın amacı,gelişimsel dil bozukluğu olan ve tipik dil gelişimi gösteren (TDG) çocukların öykü anlatma becerilerini anlatı analizi yoluyla karşılaştırmaktır. Çalışma grubunu, anadili Türkçe olan ve Ankara ilinde ikamet eden, 4:00–5:11 yaş aralığındaki 24 GDB tanılı ve 24 TDG olan çocuktan oluşan toplam 48 çocuk oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Frog, Where Are You? (Kurbağa Neredesin?) adlı resimli hikâye kitabı kullanılmış; çocuklardan kitabı inceledikten sonra hikâyeyi anlatmaları istenmiştir. Elde edilen anlatılar, Anlatı Puanlama Şeması temel alınarak makro yapı bileşeni açısından analiz edilmiştir. Veriler bağımsız iki grup karşılaştırmasında t-testi kullanılmış ve değişkenler arası ilişki pearson korelasyon testi ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak GDB olan çocukların TDG olan çocuklara göre öykü anlatı makro yapı bileşenlerinde anlamlı olarak düşük performans gösterdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışma, gelişimsel dil bozukluğu olan çocukların anlatı becerilerine ilişkin bütüncül bir değerlendirme sunarak alanyazına kuramsal ve uygulamalı düzeyde özgün katkılar sağlayacağı düşünülmektedir

    Alzheimer hastalığında fitohemaglütinin tarafından amiloid plakların modülasyonu

    No full text
    Alzheimer's disease (AD) is a progressive neurodegenerative disorder characterized by β-amyloid (Aβ) plaques, tau protein aggregation, and chronic neuroinflammation. While the precise mechanisms underlying AD remain elusive, increasing evidence suggests that immune system modulation plays a crucial role in disease progression. Phytohemagglutinin (PHA), a plant-derived lectin, is known for its strong immunostimulatory properties, yet its role in neurodegeneration remains poorly understood. In this study, we investigated whether PHA induces AD-like pathology and examined the potential modulatory effects of immunotherapy. Building on previous findings in an in vitro model (Nicotinic acid modulates microglial TREM-2 gene in Phytohemagglutinin-Induced in vitro model of Alzheimer's disease-like pathology), we developed an in vivo experimental system to explore PHA's impact on Aβ-like aggregation and neuroinflammation. Additionally, insights from CAR-T cell research (Enhancing CAR-T cells: unleashing lasting impact potential with phytohemagglutinin activation in an in vivo leukemia model) guided our assessment of immunotherapy's regulatory effects. Our results demonstrated that PHA exposure led to significant Aβ-like aggregation and increased neuroinflammatory markers. Immunotherapy partially mitigated these effects, suggesting a potential protective role in modulating PHA-induced neurodegeneration. Histopathological analyses at multiple magnifications (4X, 10X, 20X, 40X) revealed cellular-level changes and fluorescence-based aggregation assays confirmed the impact of PHA on protein deposition. These findings provide novel insights into the interplay between immune activation and neurodegeneration, highlighting the risks and therapeutic potential of immune modulation in AD. This study offers a new perspective on immunotherapy's role in neurodegenerative diseases and underscores the need for further investigation into immune-driven mechanisms of AD pathology

    The relationship between executive function skills and sensory perception and praxis skills in children with attention deficit hyperactivity disorder

    No full text
    Bu araştırma, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı almış 24-72 ay arasındaki çocuklarda yürütücü işlev becerileri ile duyusal algı ve praksi becerileri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. DEHB, nörogelişimsel temelli bir bozukluk olup; dikkat eksikliği, dürtüsellik ve hiperaktivite gibi temel belirtilerle karakterize edilmektedir. Bu belirtiler, bireyin bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçlerini doğrudan etkileyerek akademik, sosyal ve günlük yaşam becerilerinde önemli zorluklara yol açabilmektedir. Literatürde, DEHB'li çocukların yürütücü işlevlerde (Yİ) belirgin bozulmalar yaşadığı ve bu bozulmaların planlama, dikkat sürdürme, bilişsel esneklik, fikir üretme ve problem çözme gibi alt alanlarda yoğunlaştığı ifade edilmektedir. Yİ' de ki bozulmalar, duyusal algı süreçleri ve motor planlama becerileriyle yakından ilişkili olan praksi becerilerinde de yetersizliklere neden olabilmektedir. Praksi, bireyin çevresel uyaranlara karşı anlamlı, ardışık ve amaca yönelik motor davranışları organize edebilme yetisidir. DEHB'li çocuklarda motor planlama süreçlerinde yaşanan aksamalar, günlük yaşam aktivitelerinin bağımsız olarak gerçekleştirilmesini zorlaştırmakta ve sosyal katılımı sınırlayabilmektedir. Bu çalışma kapsamında, "Pediatrik Yürütücü İşlev Beceri Formu" ile, "Duyusal Algı ve Praksi Formu" kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya 2-6 yaş arasında, DEHB tanısı almış 30 çocuk dâhil edilmiştir. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, normal dağılım testleri, non-parametrik grup karşılaştırma analizleri ve korelasyon testleri aracılığıyla analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, yürütücü işlev becerileri ile duyusal algı ve praksi becerileri arasında anlamlı ilişkiler olduğunu ortaya koymuştur (p<.05). Bu sonuçlar, DEHB'li çocuklara yönelik Yİ temelli müdahalelerin, duyusal algı ve praksi performanslarını da olumlu yönde etkileyebileceğini göstermektedir

    Investigation of the effects of shotgun sound flares on target surfaces as a function of distance

    No full text
    Ülkemizde yaygın olarak kullanılan av tüfekleri ile meydana gelen yaralanma ve ölüm olgularına sıkça rastlanmaktadır. Son yıllarda ticari amaç ile üretilmeye başlanan ses fişekleri kurusıkı olmalarından dolayı zararsız bir fişek türü olarak bilinmekte ve kullanılmaktadır. Ses fişekleri içerisinde geleneksel saçma içeren av tüfeği fişeklerinden farklı olarak buğday, bulgur ve çeşitli tohumlar yer almaktadır. Ses fişekleri içerisinde bulunun bu bakliyatların geleneksel av tüfeği fişeklerinde olduğu gibi saçma etkisi oluşturup oluşturmayacağı ve canlılara gerçekten zarar verip vermeyeceği merak edilerek bu çalışmada geleneksel av fişekleri ile ses fişeklerinin etkileri karşılaştırılmak istenmiştir. Çalışmada; ZUBER marka ses fişeği ve tekli domuz kurşunu, STERLING marka şevrotin ve saçma kullanılmıştır. Bu fişekler içerikleri bakımından incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Fişekler ile 0 cm, 5 cm, 50 cm, 100 cm ve 150 cm mesafelerden 12 kalibre yarı otomatik bir av tüfeği kullanılarak iki farklı hedef üzerinde atışlar gerçekleştirilmiştir. Hedefler kumaş ve balistik jelatin olmak üzere iki çeşittir. İki hedefe de 20'şer atış olmak üzere toplamda 40 atış yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre; 12 kalibre av tüfeği ve 12 kalibre dört farklı fişek ile kumaş yüzeye yapılan atışlarda, 0 cm ve 5 cm'den yapılan atışlar sonrası bütün fişek çeşitlerinde saçma hariç artı biçimli bir yırtılma meydana gelmiştir. 5 cm'den yapılan atışta saçma ile oluşan giriş deliği çevresinde T biçiminde bir yırtılma meydana gelmiştir. 0 cm ve 5 cm mesafeden yapılan atışlar sonrası ses fişekleri ve geleneksel av tüfeği fişeklerinin oluşturduğu giriş delikleri incelenmiş olup, ses fişeklerinin daha büyük bir yırtılma oluşturduğu gözlemlenmiştir. 50 cm, 100 cm ve 150 cm'den yapılan atışlar incelendiğinde ise, mesafe artıkça giriş deliklerinin literatür ile uyumlu olarak küçülmeye başladığı gözlemlenmiş olup, ses fişeklerinde ise bu küçülmenin diğerlerinden daha az olduğu gözlenmiştir. Geleneksel av fişeklerinden biri olan şevrotin ile yapılan 100 cm ve 150 cm atışlarda, giriş deliğinin çevresinde az miktarda satellit giriş delikleri gözlemlenmiştir. Ses fişeklerinde ise 50 cm, 100 cm ve 150 cm'den yapılan atışlarda giriş deliği çevresinde satellit giriş delikleri gözlemlenmiş olup, mesafenin artması ile birlikte oluşan satellit giriş deliklerinin de sayısının arttığı ve daha geniş bir alana yayıldığı da gözlemlenen unsurlardandır. Balistik jelatin üzerine geleneksel av tüfeği fişekleri ve ses fişeği ile yapılan atışlarda 3 balistik jelatin hariç geriye kalan bütün jelatinler yüksek hızlarda parçalara bölünerek etrafa yayılmıştır. Bu parçalanma ölçümleri etkilemiş olup, fiziksel olarak yapılan incelemede zararsız olduğu düşünülen ses fişeklerinin de geleneksel av fişekleri ile aynı etkiyi oluşturduğu gözlemlenmiştir. Ticari amaç ile üretilen, kurusıkı olmalarından dolayı hiçbir canlıya zarar vermeyeceği düşünülen ses fişeklerinin gerçekleştirilen çalışma sonrası düşünüldüğü kadar masum olmadığı ve herhangi bir canlıya isabet etmesi durumunda yaralanmalara ve daha kötü bir sonuç ile ölüme sebebiyet verebileceği sonucuna ulaşılmıştır

    306

    full texts

    7,325

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Üsküdar University Academic Digital Archive
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇