Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
7325 research outputs found
Sort by
Slow journalism in the digital age: A qualitative study
Bu tez, dijital çağda medyanın dönüşümünü ve bu dönüşümün gazetecilik pratiklerine etkisini incelemektedir. Geleneksel medyanın merkeziyetçi, tek yönlü ve sınırlı etkileşimli yapısından, kullanıcıların hem içerik üreticisi hem de tüketicisi haline geldiği yeni medya ortamına geçiş, haberciliğin işleyişini ve etik sorumluluklarını yeniden şekillendirmiştir. Bu bağlamda çalışma, özellikle yavaş gazetecilik anlayışı ekseninde çerçeveleme kuramını merkeze alarak medya içeriklerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın kuramsal çerçevesi, Goffman, Entman, Tankard, Semetko ve Valkenburg gibi çerçeveleme kuramcılarının kavramlarıyla şekillendirilmiştir. Analiz bölümünde ise 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler sonrasında 6 Şubat – 31 Mart 2023 tarihleri arasında yayınlanan 20 haber metni analiz edilmiştir. Beşi geleneksel, beşi yavaş medya pratiğiyle yayın yapan haber sitelerinden seçilen haberler, Semetko ve Valkenburg'un beş çerçevesi (sorumluluk, insani ilgi, çatışma, ahlaki ve ekonomik), epizodik/tematik, özel/genel, doğal/sosyal çerçeveler ve Tankard'ın haber çerçeveleme öğeleriyle incelenmiştir. Elde edilen bulgular, geleneksel medya organlarının daha çok epizodik ve doğal çerçeveleri tercih ettiğini, yavaş medya platformlarının ise tematik, sosyal ve sorumluluk odaklı çerçeveler sunduğunu ortaya koymuştur. Yavaş gazetecilik anlayışının, hız ve tıklanma odaklı içerik üretimine karşı daha derinlikli, eleştirel ve bağlamsal haberler sunduğu saptanmıştır. Bu tez, yavaş gazeteciliğin yalnızca alternatif bir medya üretim biçimi değil, aynı zamanda demokratik bir kamusal alan yaratma çabası olduğunu ileri sürmektedir. Dijital çağda medya tüketicilerinin, hız kadar nitelikli içeriğe de ihtiyaç duyduğu vurgulanmakta; yavaş gazetecilik bu ihtiyaca yanıt sunan sürdürülebilir bir model olarak değerlendirilmektedir
Comparison of individuals with alcohol substance use disorder or behavioral addictions and healthy individuals in terms of attention deficit hyperactivity disorder and impulsivity
Alkol madde kullanım bozukluğu son zamanlarda gittikçe yaygınlaşan toplumsal bir problem olarak ortaya çıkmaktadır. Bağımlılık çok yönlü bir kavram olmakla birlikte alkol madde kullanım bozukluğu da birden fazla değişkene bağlı olabilmektedir. Bu araştırmanın amacı alkol madde kullanım bozukluğu ve davranışsal bağımlıkları olan bi̇reylerle sağlıklı bi̇reyleri̇n di̇kkat eksi̇kli̇ği̇ hi̇perakti̇vi̇te bozukluğu ve dürtüselli̇k açısından karşılaştırılmasıdır. Araştırmanın verileri NP İstanbul Beyin Hastanesinde yatarak tedavi gören 42 hasta ve 52 sağlıklı bireyden elde edilmiştir. Verileri toplamak amacıyla Sosyodemografik Veri Formu, Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS) ve Barratt Dürtüsellik Ölçeği katılımcılara verilmiştir. Araştırmada katılımcıların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, meslek, çalışma durumu, gelir düzeyi hakkında bilgiler de toplanmıştır. Bu çalışmada madde kullanım bozukluğu veya davranışsal bağımlılığı olan bireylerle sağlıklı bireylerin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve dürtüselliklerinin karşılaştırılması sonucunda madde kullanım bozukluğu olan hastaların dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve dürtüselliklerinin puanlarının sağlıklı bireylerden istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır. Bu ilişki bağımlılık üzerinde etkisi olan faktörlerin incelenmesi açısından önem taşımaktadır
Investigation of the protective effect of followingvocal hygiene rules on voice health in parents ofchildren with autism
Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocukları olan ebeveynlerin, yüksek stres seviyesi ve olumsuz ses kullanım davranışlarına sahip oldukları bilinmektedir. Bu çalışmada ebeveynlerin ses yorgunluk düzeylerini saptamak, ebeveynlere ses hijyeni kurallarını uygulayarak ebeveynlerin ses sağlıkları üzerindeki ses hijyeni etkisini incelemek amaçlanmıştır. Yarı deneysel araştırma modeli ile tasarlanan bu çalışmaya 30 ebeveyn dahil edilmiştir. Katılımcılara Ses Handikap Endeksi-10 (SHE-10), Ses Yorgunluğu Ölçeği (SYÖ) ve Praat'la akustik ses analizi uygulanmıştır. Katılımcılara, dört haftalık Ses Hijyeni Terapisi uygulanıp ölçümler tekrarlanmıştır. Verilerin analizi SPSS-27 programı ile gerçekleştirilmiştir. SYÖ ve alt başlıkları, Shimmer(%), HNR(dB) ön test-son test arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Sonuç olarak, OSB olan çocukların ebeveynleri ses yorgunluğu açısından risk altında bulunmuştur. Yapılan Ses Hijyeni Terapisinin, ses yorgunluğu ve ses sağlığı açısından olumlu etkilere sahip olduğu bulunmuştur. Ebeveynlere yönelik farklı katılım grupları dahil edilerek ve kontrol grubu oluşturularak bu araştırmanın genişletilebileceği düşünülmektedir
The effects of mentalization and life satisfaction on divorce tendency and suicidal ideation among married individuals: A serial mediation study
Bu çalışmada mentalizasyon ve yaşam doyumunun boşanma eğilimi ve intihar düşüncesi arasında ki aracı roller incelenmektedir. Boşanma eğiliminin intihar düşüncesi üzerindeki etki ve aracı modellerin yani yaşam doyumu ve mentalizasyonun sürece olan etkisi incelenirken aynı zamanda aracı kavramların birbirleri ile olan bağlantıları da değerlendirilmektedir. Boşanma eğiliminin intihar düşüncesi üzerinde nasıl bir etkisi olduğu incelenirken aynı zamanda aracı kavramların ortaya çıkması sonucunda bu etkinin değişimi izlenmektedir. Bu çalışma nicel yöntemle tasarlanmış, veri toplama tekniği olarak ise ölçek kullanılmıştır. 1038 evli katılımcının dahil olduğu anket içerisinde yer almakta olan ölçekler sırası ile İntihar Olasılığı Ölçeği, Evlilik İstikrarsızlığı Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği, Zihinselleştirme Ölçeğidir. Ortaya çıkan sonuçlar kapsamında boşanma eğilimi ve intihar düşüncesi arasında anlamlı bir ilişki bulunmasına rağmen doğrudan bir ilişki bulunamamıştır. Boşanma eğiliminin intihar düşüncesinin üzerindeki etkisinde yaşam doyumu ve mentalizasyonun önemli olduğu görülmüştür. Mentalizasyonun yaşam doyumunu etkilediği ve yaşam doyumunun da intihar düşüncesine etkisinin olduğu saptanmıştır. Çalışma sonucunda boşanma eğiliminin mentalizasyonu yükselttiği ve bu yükselmenin yaşam doyumunu arttırması ile boşanma eğiliminin intihar düşüncesi üzerindeki etkisinin anlamsızlaştığı görülmüştür. Boşanma eğilimi aynı zamanda yaşam doyumunu düşürmekte ve bu sebeple intihar düşüncesinde artmanın meydana geldiği görülmüştür. Yaşam doyumu ve mentalizasyonun artmasıyla intihar düşüncesinde kontrollü bir azalma gerçekleşebilmektedir. Bu çalışma boşanma eğilimi sonucunda gelişen intihar düşüncesini anlamlandırmak ve önlemek açısından büyük bir önem taşımaktadır
Determining the relationship between teachers' mediterranean diet quality and their job stress, job performance, and burnout levels
Bu çalışma, öğretmenlerin Akdeniz diyet kalitesi ile iş stresi, iş performansı ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Kastamonu İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı okullarda görev yapan 140 gönüllü öğretmenin katılımıyla yürütülmüştür. Öğretmenlere ait veriler; kişisel, demografik, sağlık ve beslenme bilgilerini içeren bir anket formu ile Akdeniz Diyet Kalitesi Ölçeği (KIDMED), Genel İş Stresi Ölçeği (GİSÖ), Öğretmen İş Performansı Ölçeği (ÖİPÖ) ve Tükenmişlik Ölçeği Kısa Versiyonu (TÖKV) kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 30.0 paket programı kullanılmıştır. Öğretmenlerin yaş ortalaması 44,09±9,23 yıldır. Öğretmenlerin KIDMED puan ortalaması 5,01±2,64 olup Akdeniz diyetine uyum "orta" düzeydedir. GİSÖ puan ortalaması 2,07±0,78 ile düşük iş stresi; TÖKV puan ortalaması 3,39±1,20 ile tükenmişlik riski tespit edilmiştir. ÖİPÖ toplam puan ortalaması 155,94±15,57 olup öğretmenlerin yüksek iş performansına sahip olduğunu göstermektedir. Öğretmenlerin KIDMED puanları ile GİSÖ ve TÖKV puanları arasında negatif ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p0,05). GİSÖ ile TÖKV puanları arasında pozitif yönlü; ÖİPÖ puanları ile ise negatif yönlü anlamlı ilişki belirlenmiştir (p<0,001). Ayrıca, TÖKV ile ÖİPÖ puanları arasında da negatif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0,001). Sonuç olarak, öğretmenlerin Akdeniz diyet kalitesi ile iş stresi ve tükenmişlik düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ancak, Akdeniz diyet kalitesi ile iş performansı arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır
Psychological and cultural effects of migration: The case of Bulgaria in 1989
Bu araştırma, 1989 yılında Bulgaristan'dan Türkiye'ye gerçekleşen zorunlu göçün bireyler üzerindeki psikolojik ve kültürel etkilerini incelemektedir. Göç, yalnızca fiziki bir yer değişimi değil; bireylerin kimliğini, aidiyet duygusunu ve sosyal uyum süreçlerini etkileyen çok yönlü bir süreçtir. Bu kapsamda çalışmanın amacı, zorunlu göç sürecinin bireylerde yarattığı duygusal etkileri, psikolojik etkileri, ekonomik zorlukları ve etkilerini anlamaya çalışmaktır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış; 1989 zorunlu göçünü yaşamış 60 kişiyle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular, göçmenlerin Türkiye'ye geldikten sonra yeni bir topluma uyum sağlamakta zorlandıklarını hem sosyal hem de kültürel anlamda dışlanmışlık duygusu yaşadıklarını göstermektedir. Katılımcıların önemli bir kısmı barınma ve ekonomik sorunlarla mücadele etmiş, buna karşın en büyük destek kaynakları aileleri ve yakın çevreleri olmuştur. Psikolojik düzeyde ise katılımcıların %63,3'ü gruplar arası ayrımcılığa maruz kaldığını belirtmiştir. Araştırma sonucunda; yalnızlık, belirsizlik, ayrılık ve geçmişe duyulan özlem gibi duygusal temaların ön plana çıktığı görülmüştür. Çalışma, zorunlu göçün bireyler üzerinde yarattığı çok boyutlu etkileri görünür kılmayı ve bu alandaki literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir
Evaluation of the communication and leadership strategies of the Ministry of Health during the pandemic period
Bu çalışma, Covid-19 pandemisi sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı'nın iletişim ve liderlik stratejilerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Sağlık Bakanlığı'nın pandemi dönemindeki liderlik ve iletişim stratejilerini bir fenomen olarak ele almış ve bireylerin bu süreçle ilgili algı ve deneyimlerini incelemeyi hedeflemiştir. Araştırma, nitel yöntemlere dayalı olarak tasarlanmış ve doküman incelemesine dayalı betimleyici bir model kullanılmıştır. Veriler, internette yer alan ve kamuya açık olan röportajlardan elde edilmiştir. Amaçlı örnekleme yöntemi ile farklı kaynaklardan toplam 6 yanıt derlenmiş, yapılandırılmış soru formuyla toplanan veriler MAXQDA 24 programıyla içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırmada beş ana tema öne çıkmıştır: "Sosyal Devlet ve Toplum Destekleri", "Sağlık Çalışanları ve Sağlık Sistemi Yönetimi", "Toplumu Bilinçlendirme ve Kamu Spotları", "Türkiye'nin Covid-19 Kriz Yönetme Performansı" ve "Alınan Önlemler ve İnsan Hakları". Bulgular, Sağlık Bakanlığı'nın aşılama programlarındaki etkin yönetimi ve bilgilendirme kampanyalarındaki başarısını ortaya koyarken; veri şeffaflığı, koordinasyon eksiklikleri, sağlık çalışanlarının tükenmişliği ve insan hakları ihlalleri gibi eksikliklere dikkat çekmiştir. Sonuç olarak, Sağlık Bakanlığı'nın pandemi yönetiminde başarılı olduğu yönler kadar geliştirilmesi gereken alanlar da tespit edilmiştir. Gelecekte kriz yönetimi süreçlerinde şeffaflık, kapsayıcılık ve sürdürülebilirlik odaklı politikaların geliştirilmesi, etkili iletişim stratejilerinin uygulanması ve sağlık çalışanlarına yönelik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi kritik öneme sahiptir. Bu çalışma, kriz yönetiminde liderlik ve iletişim stratejilerinin iyileştirilmesine yönelik önemli katkılar sunmaktadır
Examination of the relationship between children's sociotellism behavior and nomophobia
Çalışmanın amacı çocukların sosyotelizm davranışı ve nomofobi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde vaka çalışması modeli kullanılarak hazırlanmıştır. Çalışma, İstanbul ilinde yaşayan 10-14 yaş arası 10 çocuğun annelerinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma verileri demografik veri setleri ve 10 adet açık uçlu sorunun katılımcılara sorulması ile toplanmıştır. Katılımcılar ile gönüllülük esasına dayanarak ortalama 30-40 dakikalık görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için içerik analizi kullanılmıştır. Öğrencilerin sosyotelizm davranışları ve nomofobi düzeyleri; öğrencilerin cinsiyetleri, sosyotelizm davranış yoğunluğu, çocukların telefonsuz kalma durumları, günlük hayattaki ilişkileri ve ders başarısını etkisine göre analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda akıllı telefon kullanım süresinin artması öğrencilerin aile içi çatışma durumunu artırdığı, çocukların günlük hayatlarına olumsuz etkilediği, öğrencilerden bir kısmının akıllı telefon kullanırken kendini dış dünyadan tamamen soyutladığı, ders çalışma konsantrasyonlarının düşük olduğu gözlemlenmiştir. Anneler ile yapılan görüşme neticesinde çocukların büyük bir çoğunluğunun akıllı telefona sahip olduğu, telefondan uzak kalmak istemedikleri, telefonsuz kaldıkları ortamlarda alternatif telefonlara yöneldikleri de çalışmanın sonuçlarındandır. Tüm bunlara ek olarak bazı katılımcıların çocuklarının aile desteği ile içsel motivasyon temeli atılarak çocukların içsel motivasyona sahip olduğu, bu durumu da çocuğun kişiliğinin nomofobi üzerinde etkili olabileceğini göstermektedir. Bireyde kişilik güçlendikçe nomofobi düzeyinin azaldığı gözlemlenmiştir. Bu durumda bireyin akıllı telefonu daha etkin ve verimli kullanmasının önünü açmaktadır
Correlation between sufism and philosophy in the axis of Prof. Dr. Kenan Gürsoy's work, "Become One: Conversations on philosophy and sufism"
Bu çalışmada, 20. yüzyılın önemli mutasavvıflarından Kenan Rifaî Büyükaksoy'un torunu ve varoluş felsefesinin önde gelen filozoflarından Prof. Dr. Kenan Gürsoy'un Birleyerek Oluşmak: Felsefe ve Tasavvuf Üzerine Konuşmalar adlı eseri ekseninde tasavvuf felsefe ilişkisi -çoklu disiplinli temelde-, her iki disiplinin perspektifinden bakarak incelenmiştir. Araştırmamızda, anılan disiplinlerin birbirine bakışında "mesafeli" bir tavır saptanmıştır. Tasavvuf ve felsefe arasında bu anlamdaki kırılma noktaları hikmet tarihi sürecinde öne çıkan kimi olgular üzerinden tahlil edilmiştir. Prof. Dr. Kenan Gürsoy bilhassa varoluş felsefesi içinden, felsefeyle birlikte, murat edip talip olan "o" bireyler için tıpkı edebiyatta, psikolojide yahut müzikte olduğu gibi tasavvufla beraber idrak edilerek deneyimlenebilecek bir yapının (strüktürün) imkânından bahseder. Üstelik bizzat kendisi böylesi bir yapının yaşanabilirliğine örnek bir şahsiyet olarak belirir. Çalışmamızda felsefe ve tasavvuf arasında "insan"ın "insan" oluş süreci adına heyecanlı keşiflere ve hayrete açık böylesi bir alanın imkânları irdelenmiştir. Gürsoy'un özgün ve çağdaş yorumları saygı ve hayranlık uyandıracak kıymette olmakla birlikte tasavvufî-felsefî tavrının temel referans noktasının Kenan Rifai Büyükaksoy olduğu tespit edilmiştir. Gürsoy ve Büyükaksoy'un tasavvuf- felsefe interdisipliner sahaya özgü tavırlarındaki benzerlik ve farklılıklar "hikmet" kavramı ekseninde detaylandırılarak açılmıştır
The predictive role of growth and fixed mindset in psychological resilience in working individuals
Bireyin yeteneklerinin değişmesinin mümkün olmadığına inanan düşünce anlayışı sabit zihniyeti, yeteneklerin geliştirilebilir ve değiştirilebilir olduğuna inanan düşünce anlayışı ise gelişen zihniyetini ifade etmektedir. Psikolojik sağlamlık, bireyin zorluklar dayanıklılığını ve uyum yeteneğini tanımlayan bir kavramdır. Sabit ve gelişen zihniyetin psikolojik sağlamlık üzerindeki yordayıcı rolünü araştıran bu tez, gelişen zihniyetin psikolojik sağlamlıkla pozitif bir ilişki içinde olduğunu, yani gelişen zihniyetin yüksek psikolojik sağlamlıkla ilişkilendirildiğini öne sürmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki iş yaşamında aktif olan bireylerin gelişen ve sabit zihniyet anlayışının psikolojik sağlamlılıkları üzerindeki yordayıcı rolünü incelemektir. Araştırmanın evreni 20-65 yaş aralığındaki çalışan bireyler olup araştırmaya 256 kişi katılmıştır. Katılımcılara, "Sosyodemografik Bilgi Formu, Zekaya Yönelik Örtük İnançlar, Kişiliğe Yönelik Örtük İnançlar, Cannor-Davidson Psikolojik Sağlamlılık Ölçeği Kısa Formu ve Kısa Psikolojik Sağlamlılık" ölçekleri uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklerin güvenirliği ölçmek için Croanbach Alpha değerine bakılmış ve güvenilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Verilerin dağılımının normallik sınaması için çarpıklık ve basıklık katsayılarına bakılmış ve verilerin normal dağılım gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Veri analizinde Pearson Korelasyon Katsayısı, Bağımsız Örneklem T Testi, ANOVA, Post-Hoc Tukey Testi ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Katılımcıların %54,7'si kadın, %45,3'ü erkektir olup yaş ortalamaları 34,55 olarak hesaplanmıştır. Gelişen zihniyetin psikolojik sağlamlık üzerinde anlamlı düzeyde pozitif bir ilişkisi olduğu tespit edilmiştir