Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
    7325 research outputs found

    Examining the effect of preschool children's self-regulation skills on 21st century skills

    No full text
    Bu araştırma, okul öncesi dönemdeki çocukların öz-düzenleme becerileri ile 21. yüzyıl becerileri arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı amaçlamaktadır. Nicel yöntemle yürütülen çalışma, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında İstanbul'un Sarıyer ilçesindeki devlet anaokullarına devam eden 4-6 yaş arası 361 çocuğu kapsamaktadır. Veriler, Demografik Bilgi Formu, 21. Yüzyıl Becerileri Ölçeği ve Öz-Düzenleme Becerileri Ölçeği aracılığıyla toplanmış; analizler SPSS 25.0 programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, çocukların öz-düzenleme becerileri ile 21. yüzyıl becerileri arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Kız çocuklarının 21. yüzyıl becerileri puanlarının erkek çocuklara göre daha yüksek olduğu, ancak öz-düzenleme düzeylerinde cinsiyete dayalı bir fark saptanmadığı görülmüştür. Ayrıca, ayrı ebeveynli ailelerde büyüyen çocukların 21. yüzyıl becerilerinde daha yüksek puanlar aldığı; öz-düzenleme düzeylerinin ise ebeveyn-çocuk etkileşiminin niteliğiyle bağlantılı olduğu belirlenmiştir. Anne eğitim düzeyi öz-düzenlemeyi; baba eğitim düzeyi ise 21. yüzyıl becerilerini olumlu yönde etkilemektedir. Babaların çocukla birlikte dijital medya kullanımı öz-düzenlemeyi desteklerken, sosyoekonomik düzeyin özellikle öz-düzenleme üzerinde belirleyici rol oynadığı saptanmıştır. Sonuç olarak, bu becerilerin gelişiminde çevresel ve ailevi koşulların etkili olduğu görülmektedir. Bu nedenle, eğitim programlarında aile katılımının güçlendirilmesi ve dijital medya ile sosyoekonomik değişkenlere duyarlılık geliştirilmesi önerilmektedir

    The relationship between depression, altrousm and perceived social support level in university students

    No full text
    Bu araştırmanın amacı Konya'daki üniversite öğrencilerinin depresyon, özgecilik ve algılanan sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma, bu değişkenler arasındaki bağlantıların yönünü ve gücünü belirleyerek üniversite öğrencilerinin depresyonla mücadelelerine ve psikososyal ihtiyaçlarına dair kapsamlı bir anlayış geliştirmeyi hedeflemektedir. Ayrıca, elde edilen bulguların gençlerin ruh sağlığı ve sosyal destek sistemleri üzerine uygulanabilir öneriler sunması amaçlanmaktadır. Yapılan araştırmada nicel analiz tekniklerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Bu araştırmanın evrenini Konya'daki üniversite öğrencileri, örneklemini ise çevrimiçi anketi doldurmayı kabul eden Konya'daki gönüllü üniversite öğrencileri oluşturmuştur. Katılımcıların kişisel bilgilerinin dağılımı incelendiğinde, katılımcılardan 305 kişinin kadın ve 119 kişinin ise erkek olduğu görülmektedir. Araştırmada Sosyo-Demografik Veri Formu, Özgecilik Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 27.0 programı kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre Konya'daki üniversite öğrencilerinin depresyon, özgecilik ve algılanan sosyal destek düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Özgecilik ile algılanan sosyal destek arasında pozitif bir ilişki bulunurken, depresyon ile algılanan sosyal destek arasında negatif bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Aynı zamanda özgecilik ve depresyon düzeyleri arasında pozitif yönlü ilişki tespit edildiği görülmektedir. Depresyonun özgecilik ve algılanan sosyal desteği yordamasına ilişkin yapılan analiz sonuçlarına göre, depresyonun algılanan sosyal destek boyutu ve aile, arkadaş, özel insan alt boyutunu negatif yönde, düşük seviyede ve anlamlı bir şekilde yordadığı görülmektedir

    Rhythm of daily life in metropolitan areas and subjective experience forms of space: The example of Istiklal Street passage

    No full text
    Modern kent deneyimi, yalnızca fiziksel çevreyle sınırlı kalmayan, bireyin zaman, mekân ve ötekiyle kurduğu çok boyutlu ilişkilerin toplamı olarak değerlendirilmektedir. Postmodern dönemde kentsel mekânlar metropolitan alanlara dönüşürken bireysel deneyimlerin estetik, tarihsel ve politik düzeylerde yeniden üretildiği alanlara dönüşmüştür. Bu bağlamda gündelik hayatın ritmik yapısını belirleyen mekânlar, bireyin toplumsal belleğiyle kurduğu ilişki biçimlerinin hem taşıyıcısı hem de dönüştürücüsü haline gelmiştir. İstanbul'un kültürel belleğinde özel bir yere sahip olan İstiklal Caddesi üzerindeki pasajlar, bu dönüşümün somutlaştığı ve çok katmanlı bir sosyo-mekânsal deneyimin yaşandığı özgün alanlar olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışma, Henri Lefebvre'in gündelik hayat ve mekânın üretimi, Walter Benjamin'in pasajlar, diyalektik imge ve flâneur kavramları ile Michel Foucault'nun iktidar–görünürlük–mekân ilişkileri çerçevesinden hareketle İstiklal Caddesi pasajlarını sosyolojik bir incelemeye tabi tutmaktadır. Neo-Marksist Kent Sosyolojisi ve Kültürel Kuram kesişiminde inşa edilen kuramsal çerçeve hem estetik hem politik hem de gündelik boyutta kentsel mekânların nasıl deneyimlendiğini ortaya koyarak pasajları sıradan geçiş alanlarının ötesinde psiko-sosyal mekânsal pratikler olarak değerlendirmektedir. Araştırma kapsamında Hazzopulo, Avrupa, Halep, Suriye, Çiçek, Aznavur, Terkos, Şark Aynalı, Aslıhan, Anadolu Pasajları ile Elhamra Han, Rumeli Han ve Atlas Pasajı olmak üzere toplam on üç pasaj incelenmiştir. Yarı yapılandırılmış sorular üzerinden gerçekleştirilen derinlemesine mülakat yöntemiyle elde edilen nitel veriler, bireylerin bu yapılarla kurduğu duyusal ve sosyal bağların çok katmanlı niteliğini açığa çıkarmaktadır. Pasajlar, bir yandan nostaljik ve estetik algılarla yüklü kolektif hafızayı taşıyan alanlar olarak öne çıkarken diğer yandan iktidarın mekânda nasıl örgütlendiğini görünür kılan ve gündelik hayatın estetik-politik çatışma mekânlarına dönüşen yapılar olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışma İstiklal Caddesi'ndeki pasajları yalnızca mimari veya tarihî unsurlar olarak değil, bireyin kentle kurduğu ilişkilerin zaman ve mekân düzeyinde somutlaştığı sosyo-mekânsal anlatılar olarak kavramsallaştırmaktadır. Bu yaklaşım gündelik hayatın estetik, ritmik ve politik yönlerini kentsel deneyim üzerinden yeniden düşünmeyi mümkün kılmaktadır

    Assessment of stuttering and normal fluency by speech and language therapy students

    No full text
    Mevcut çalışma dil ve konuşma terapisi öğrencilerinin kekemelik tespitinin doğruluğunda sınıflar arasında farklılık olup olmadığını araştırmayı amaçlamıştır. Katılımcılar, 77'si dil ve konuşma terapisi lisans 1.sınıf ve 123'ü 4.sınıf öğrencisi olmak üzere toplamda 200 kişiden oluşmaktadır. Katılımcılar 5 ayrı videodaki 5'er saniyelik 106 kesitte kekemelik olup olmadığına karar vermişlerdir. Veriler 'Akıcısızlık Belirleme Formu' ve 'Kişisel Bilgi Formu' ile toplanmıştır. Çalışmanın deseni iki grup arasındaki farkları karşılaştırmak ve bu gruplar arasındaki ilişkileri incelemek üzere tasarlanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS 26.0 paket programıyla yapılmıştır. Bulgulara göre,1. sınıf ve 4. sınıf öğrencilerinin kekemelik tespitinin doğruluğu arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. İki grubun da düşük doğrulukta kekemelik tespit ettiği görülmüştür. Kekemeliğin belirgin olduğu video kesitte puanların her iki grup için de yüksek olduğu; kekemelik oranının düşük olduğu videoda puanların düşük olduğu görülmüştür. Kekemeliği olmayan bir çocuğa ait videoda ise tüm öğrencilerin %30 oranında Tip II hata (belirgin kekemelik gözlenmediği halde var olduğuna yönelik karar verme) yaptığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla öğrencilerin alan bilgisinin ve sınıf düzeyinin, kekemelik tespitindeki davranışlarında etkisinin düşük olduğu saptanmıştır. Bu durum sınıf fark etmeksizin öğrencilerin yanlış kekemelik değerlendirmesi yaptığını gündeme getirmektedir. Sonuç olarak öğrencilerin akıcısızlıklar ve kekemelik değerlendirmesi üzerine teorik derslerinin içeriğinin düzenlenmesi önerilmektedir. Bu konuyla ilgili uygulama eksikliğinin giderilmesinin alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir

    Examining the relationship between psychological resilience, caregiving experiences, and grief levels among caregivers of Alzheimer's patients

    No full text
    Günümüzde yaşlanan nüfusla birlikte bilişsel gerilemeye yol açan nörolojik hastalıkların birey ve toplum üzerindeki etkileri, sağlık alanında önemli bir araştırma konusu hâline gelmiştir. Özellikle uzun süreli bakım süreci içinde bakım verenlerin yaşadığı duygusal zorlanmaların, psikolojik sağlamlık gibi bireysel koruyucu faktörlerle dengelenebileceği ve uyum sürecinin sürdürülmesinde belirleyici olabileceği vurgulanmaktadır. Bu araştırma, Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerin psikolojik sağlamlık düzeyleri ile bakım deneyimleri ve yas düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini, Türkiye'nin İstanbul, İzmir ve Ankara başta olmak üzere çeşitli illerinde yaşayan ve Alzheimer tanısı almış bireylere bakım vermekte olan ve bu kişileri kaybetmiş olan bakım veren bireyler oluşturmuştur. Örneklem grubuna, en az altı aydır Alzheimer hastasına bakım vermiş olan toplam 200 katılımcı dâhil edilmiştir. Araştırma nicel bir desenle yapılandırılmış olup, veri toplama aracı olarak, Sosyodemografik Bilgi Formu, Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği (Bakım Veren Formu), Bakım Deneyiminin Olumlu Yönleri Ölçeği ve Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CD-RISC) kullanılmıştır. Araştırma bulguları, psikolojik sağlamlık ile olumlu bakım verme deneyimi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu ve bu değişkenlerin demografik faktörlere göre anlamlı düzeyde farklılaştığını ortaya koymuştur. Bu çalışmayla, Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerin psikolojik süreçlerinin daha derinlemesine anlaşılmasına katkı sağlanmış olup; bu durumun, hem bireysel müdahale programlarının hem de toplumsal destek sistemlerinin geliştirilmesine rehberlik etmesi beklenmektedir

    Comparison of theory of mind skills between children with delayed speech and language and typically developing children

    No full text
    Bu çalışma, 3:00–4:11 yaş aralığında gecikmiş dil ve konuşma bozukluğu tanısına sahip çocuklar ile normal gelişim gösteren çocukların zihin kuramı ve dil becerileri arasındaki farklılıkları karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma, Mersin ilinde gerçekleştirilen kesitsel bir desene dayanmaktadır. Katılımcılar, uzmanlar tarafından doğrulanan kriterlere göre belirlenmiş; her iki grupta eşit sayıda (31'er) çocuk yer almaktadır. Ölçme araçları olarak, Wellman ve Liu (2004) tarafından geliştirilen ve Türkçe'ye uyarlanan Zihin Kuramı Ölçeği, Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL) ile Sally-Anne Testi kullanılmıştır. Analizler, bağımsız örneklem t-testleri, Pearson korelasyon analizi ve MannWhitney U testi yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Bulgular, gecikmiş dil ve konuşma bozukluğu olan çocukların, normal gelişim gösterenlere göre zihin kuramı alt boyutları (farklı istek, farklı inanç, bilgi erişimi, yanlış inanç, gizli duygu) ve toplam puanlarda anlamlı derecede daha düşük performans sergilediklerini ortaya koymaktadır (p < 0,01). Ayrıca, TEDİL puanları açısından da bozukluk grubunun alıcı, ifade edici ve toplam dil puanlarında normal grubun gerisinde kaldığı gözlemlenmiştir (p < 0,001). Dil becerileri ile zihin kuramı puanları arasında ise pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki (r = 0,458, p < 0,001) bulunmaktadır. Yaş ve cinsiyet faktörleri açısından ise; yaşın etkisi dar yaş aralığında belirgin bulunamamış, cinsiyet ise her iki alanda da farklılık yaratmamıştır. Bu sonuçlar, dil gelişiminin zihin kuramı becerilerinin gelişiminde destekleyici bir rol oynadığını ve erken müdahale programlarının gerekliliğini vurgulamaktadır

    Effects of ultra-processed food consumption on job performance, sleep quality, and mental well-being in hospital staff

    No full text
    Amaç: Bu çalışmada hastane personelinin günlük ultra işlenmiş besin tüketiminin uyku kalitesi, iş performansı ve mental iyi oluş üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak hazırlanan bu çalışmada katılımcıların; sosyodemografik özellikler, beslenme alışkanlıkları, ultra işlenmiş besin tüketim sıklıkları ve miktarları sorgulanmış ve katılımcılara Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Warnwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği ve İş Performansı Ölçeği uygulanmıştır. Veriler SPSS v25 (IBM Inc., Chicago, IL, USA) kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 150 hastane personelinin %24’ü erkek, %76’sı kadındır. Yaş ortalamaları 33,95±10,94 yıldır. Katılımcıların Warnwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği puan ortalaması 56,13±8,63’tür. Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi puan ortalaması 5,41±2,55’tir. Katılımcıların %54’ünün iyi uyku kalitesine, %46’sının kötü uyku kalitesine sahiptir. İş Performansı puanı ortalamaları 46,93±7,06’dır. Günlük ortalama ultra işlenmiş besin tüketimleri ise 551,34±571,93 gramdır. %38,7’sinin günlük ultra işlenmiş besin tüketimi düşük düzeydeyken, %43,3’ünün orta ve %18’inin ise yüksek düzeydedir. UİB tüketimi düşük düzeyde olanların İş Perfomansı puan ortalaması 46,07±7,25, orta düzeyde olanların 46,23±7,27 ve yüksek düzeyde olanların 50,44±4,93 olarak tespit edilmiştir. Sosyodemografik özellikler, beslenme alışkanlıkları, gelir durumu, öğün atlama durumu, cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma yılı ve günlük ultra işlenmiş besin tüketimi arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Yaş grupları incelendiğinde yüksek ultra işlenmiş besin tüketimi olanlarının %36’sının 18-25 yaş aralığında olduğu ve diğer yaş gruplarına oranla anlamlı bir şekilde daha fazla ultra işlenmiş besin tükettikleri tespit edilmiştir. Katılımcıların günlük ultra işlenmiş besin tüketimi ile PUKİ puanları arasında herhangi bir ilişki bulunamamıştır. Ancak, katılımcıların WEMİOÖ ve İş Performansı Ölçeği puanları incelendiğinde, ultra ii işlenmiş besin tüketimlerinin artmasıyla birlikte bu ölçeklerdeki puanlarının da arttığı tespit edilmiştir. Sonuç: Bu sonuçların uzun vadeli etkiler açısından değerlendirilmesi ve daha kapsamlı ve büyük popülasyonlu çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedi

    Impact of trophectoderm biopsy on serum β-hCG dynamics: PGT cycles vs. non-PGT cycles

    No full text
    Abstract Purpose Pre-implantation genetic testing (PGT), which involves trophectoderm (TE) biopsy, is commonly used to detect genetic abnormalities in embryos. However, its impact on serum β-human chorionic gonadotropin (β-hCG) levels in early pregnancy remains a topic of debate. This study evaluated the effects of TE biopsy on β-hCG dynamics. Serum β-hCG levels on days 9 and 11 post-blastocyst transfer were compared between PGT and non-PGT cycles. Additionally, β-hCG thresholds were explored as potential prognostic markers for success in assisted reproductive technology (ART). Methods This retrospective cohort study was conducted at the Memorial Şişli Hospital, İstanbul, Türkiye, between January 2012 and January 2021. The patients undergoing frozen-thawed single blastocyst transfer were divided into PGT (1698 cycles) and non-PGT (1830 cycles) groups. The serum β-hCG levels on days 9 and 11 after embryo transfer (ET) and the rate of β-hCG increase were compared. Results In both groups, higher baseline β-hCG levels and rates of increase were correlated with live birth outcomes than with clinical or biochemical pregnancy loss (p &lt; 0.001). PGT cycles showed lower baseline β-hCG levels across all pregnancy outcomes, but no significant difference in β-hCG increase rates (p &gt; 0.05). After adjusting for confounding factors, PGT cycles were not found to be significantly associated with β-hCG levels. Conclusion Serum β-hCG dynamics strongly predict live birth and clinical pregnancy. PGT did not significantly affect β-hCG levels after adjustment for confounders

    Relationship between queen bee syndrome and leadership in healthcare workers: Private hospital group example

    No full text
    Bu çalışma Kraliçe arı sendromu olarak adlandırılan liderlik olgusunun sağlık sektöründeki etkilerini detaylıca inceleyerek özellikle kraliçe arı sendromunun liderlik tarzlarına, karar verme süreçlerine ve kurumlardaki iş birliği düzeyine olan etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma İstanbul ili sınırları içinde yer alan özel bir hastane grubunda görev yapan kadın sağlık çalışanları üzerinden yapılmıştır. Araştırma nicel bir çalışma olup veriler gönüllü olarak araştırmaya katılmayı kabul eden 222 kadın sağlık çalışanının Demografik bilgiler, Kraliçe Arı Sendromu Ölçeği ve Çok Faktörlü Liderlik Ölçeklerine verdikleri yanıtlar doğrultusunda elde edilmiştir. Bu çalışmada elde edilen veriler, SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılarak analiz edilmiştir. Ölçeklerinin normal dağılım hipotezine uyup uymadığı çarpıklık ve basıklık katsayılarına bakılarak tespit edilmiş ve normal dağılım göstermiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi %5 olarak kabul edilmiştir. Elde edilen veriler sonucunda meslek kıdemi, gelir durumu ve eğitim düzeyi gibi değişkenlerin genel olarak Kraliçe Arı Sendromu ve Çok Faktörlü Liderlik alt boyutlarında anlamlı bir fark yaratmadığı, ancak belirli alt boyutlarda spesifik gruplar arasında anlamlı farklılıklar olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda yöneticilik tecrübesine sahip kadın sağlık çalışanlarının, Kraliçe Arı Sendromu'nun Destek, Yapı ve Yeterlilik alt boyutlarında daha düşük puanlar alması, yöneticilik pozisyonundaki kadınların ek desteğe ihtiyaç duyduğunu ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, öncelikle kadın sağlık çalışanlarının yönetim özelliklerinin geliştirilmesi amacıyla özel eğitim ve mentorluk programları düzenlenmeli ve örgütler içinde kadın yöneticiler arasında dayanışmayı artıracak, liderlik rollerine yönelik olumsuz algıları azaltacak politikalar benimsenmelidir

    An investigation of the relationship between secureattachment and sensory systems i̇n preterm infants 6–18month (corrected age)

    No full text
    Bu çalışmanın amacı, düzeltilmiş yaşı 6-18 aylık olan bebeklerde güvenli bağlanma ve duyusal sistem arasındaki ilişkinin incelenmesi ve literatüre bu konu ile ilgili daha fazla bilgi kazandırmaktır. Literatürde prematüre bebeklerin nörogelişimsel süreçlerine yönelik pek çok çalışma bulunmakla birlikte, duyusal işleme yetileri ile bağlanma biçimleri arasındaki etkileşim sınırlı sayıda araştırılmıştır. Bu nedenle bu çalışma, duyusal sistem ve bağlanma arasında olası bağlantıları değerlendirmek ve klinik uygulamalara katkı sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya Kartal Ergoterapi Merkezi’nden ve online olarak, düzeltilmiş yaşı 6-18 aylık olan toplam 82 çocuk dahil edilmiştir. Veri toplama araçları olarak “Denver-II Gelişimsel Tarama Testi“, “Doğum Sonrası Bağlanma Anketi”, “Anne-Bebek Bağlanma Ölçeği”, “Bebeklerde Duyusal Fonksiyonlar Testi”, ”Bebeklik Çağı Duyu Profili -II” çalışmaya dahil edilmiştir. Anne ve bebeğe ait bilgilerin olduğu sosyodemografik form oluşturulmuştur. Çalışmada verileri analiz etmek adına istatistik programı SPSS 26.0 kullanılmıştır. Veriler toplanıktan sonra yapılacak analizleri belirlemek adına normallik testi yapılıp basıklıkçarpıklık değerleri kontrol edilmiştir. Yapılan analiz sonrası, normal dağılım gösteren; iki bağımsız gruplu veriler için t-testi ve üç ve daha fazla bağımsız grup için ise; tek yönlü varyans analizleri yapılmıştır. Ayrıca; nitel ve nicel halde bulunan veriler için; nitel olanlar da ki-kare testi uygulanırken, korelasyon analizi için ise nicel veriler kullanılmıştır. Araştırmada yer alan verilerin anlamlılık düzeyini değerlendirmek adına 0.05 anlamlılık düzeyi kriter kabul edilmiştir. Sonuç olarak; katılımcıların demografik özelliklerine göre; Anne-Bebek Bağlanma Ölçeği, Doğum Sonrası Bağlanma Ölçeğinde, Bebeklik Çağı Duyu Profil Testi’nde görsel süreç, dokunma gelişimi, duyusal süreç, arayış-arayan, kaçış-kaçan, hassasiyet-hassas, kayıt-seyirci kalan alt boyutlarında anlamlı farklılıklar görülmezken; katılımcıların Doğum Sonrası Bağlanma durumlarına bakıldığında; en yüksek riskli bağlanma ve ona yakın olarak normal bağlanma durumları görülmektedir. Bulgular, prematüre bebeklerin duyusal sistemlerinin biyolojik ve ii çevresel faktörlerden etkilenmeye açık olduğunu; bağlanma stillerinin ise daha çok ebeveyn duyarlılığı ve sosyal etkileşim temelli oluştuğunu ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçları, prematüre bebeklerin bütüncül değerlendirmesinde hem duyusal gelişimin hem de bağlanma süreçlerinin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulamakta; erken müdahale programlarının aile odaklı ve multidisipliner şekilde yapılandırılmasının önemine işaret etmektedir

    306

    full texts

    7,325

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Üsküdar University Academic Digital Archive
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇