Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
    7325 research outputs found

    A study on developing a scale of children's rights in the digital world for middle school students

    No full text
    Bu çalışmasının temel amacı ortaokul öğrencilerinin dijital dünyadaki haklarına yönelik farkındalıklarını ve uygulama düzeylerini ölçen kapsamlı bir ölçek geliştirmektir. Tez çalışması, çocukların dijital hakları konusundaki farkındalıklarını, bu haklarını kullanım durumlarını araştıran ve ölçen kapsamlı ve geçerli ölçme aracı sınırlı olduğundan dolayı söz konusu boşluğu dolduracağı için önemlidir. Araştırmanın örneklem grubunu, İstanbul ili Ümraniye ilçesinde bulunan imam hatip ortaokulunda 2024-2025 öğrenim yılına devam 5,6,7, ve 8. sınıfta okuyan 307 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma iki bölümden oluşmuş; ilk bölümde ölçek geliştirilmiş, ikinci bölümde nicel araştırma yöntemlerinden kesitsel tarama yöntemi kullanılarak örneklem grubuna ölçek uygulanmış ve örnekleme ait veriler yüz yüze toplanmıştır. Geliştirilen ölçek iki formdan oluşmaktadır. Çocukların dijital dünyadaki haklarını bilme ve farkındalık durumlarını ölçen 'Dijital Dünyada Çocuk Hakları Ölçeği: Farkındalık Formu' 22 maddeden ve üç alt boyuttan (erişim bilinci farkındalığı α= .86 , ifade özgürlüğü farkındalığı α= .76, korunma bilinci farkındalığı α= .92) oluşmaktadır ve toplam varyansın %57,23'ünü açıklamaktadır. Çocukların dijital dünyadaki haklarını uygulama düzeylerini ölçen 'Dijital Dünyada Çocuk Hakları Ölçeği: Uygulama Formu' 24 maddeden oluşmaktadır ve üç alt boyuttan (erişim bilinci uygulamaları α= .85, ifade özgürlüğü uygulamaları α= .77, korunma talepleri uygulamaları α= .92) oluşmaktadır ve toplam varyansın %60,36'sını açıklamaktadır. Veri toplama araçları olarak çocukları tanıyabilmek için 'Demografik Bilgi Formu', araştırmacı tarafından geliştirilen 'Ortaokul Öğrencileri İçin Dijital Dünyada Çocuk Hakları Ölçeği' ve geliştirilen ölçeğin geçerliliğinin test edilebilmesi için 'Dijital Hak ve Sorumluluklar Ölçeği' kullanılmıştır. Veriler SPSS 26.0 ile t-testi ve ANOVA analizleriyle değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, ortaokul öğrencilerinin dijital haklara ilişkin farkındalık ve uygulama düzeylerinin genel olarak yüksek olduğunu, korunma, erişim ve ifade özgürlüğü boyutlarının birbirleriyle anlamlı şekilde ilişkili bulunduğunu ve bazı demografik değişkenlere göre farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur

    The effect of inhaled blend aromatherapy on sleep duration, sleep quality, falling asleep time and cognitive level in elderly people

    No full text
    Bu çalışma, yaşlı bireylere inhalasyon yoluyla uygulanan karışım aromaterapinin; uyku süresi, uykuya dalma süresi, uyku kalitesi ve bilişsel fonksiyonlar üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Randomize kontrollü deneysel olarak planlanan bu çalışma, İstanbul'da Darülaceze yerleşkesinde yaşayan toplam 60 yaşlı birey ile yürütülmüştür. Katılımcılar basit rastgele yöntemle 30'ar kişilik müdahale ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Müdahale grubuna 4 hafta boyunca gündüz saat 11.30'da peppermint–palmarosa; gece saat 21.30'da vetiver, misk adaçayı, sedir, greyfurt ve petitgrain yağlarından oluşan karışım, inhalasyon yoluyla uygulanmıştır. Kontrol grubuna esansiyel yağ uygulaması yapılmamıştır. Veriler, subjektif değerlendirme araçları (PUKİ, EUÖ, BOBKT) ve giyilebilir akıllı saatlerle toplanan objektif uyku parametreleriyle elde edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programına aktarılmış, normal dağılım gösteren veriler için bağımsız örneklem t-testi ve eşleştirilmiş örneklem t-testi uygulanmıştır. Müdahale grubunda, uygulama öncesine kıyasla uykuya dalma süresi belirgin biçimde kısalmış, toplam uyku süresi uzamış ve PUKİ puanları anlamlı düzeyde azalmıştır (p<0.001). Ayrıca, BOBKT puanlarının müdahale grubunda 4. hafta sonunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı ve bu değişimin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu gözlenmiştir (p<0.01). Bu durum, bilişsel işlevlerde iyileşmeye işaret etmektedir. Kontrol grubunda anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir. Çalışmanın sonuçları, inhalasyon yoluyla uygulanan çok bileşenli aromaterapinin yaşlı bireylerde hem uyku düzeni hem de bilişsel performans üzerinde olumlu etkiler sağladığını göstermiştir. Özellikle gündüz uygulanan peppermint–palmarosa karışımının dikkat, bellek ve oryantasyon gibi bilişsel alanlarda toparlanmayı desteklediği saptanmıştır. Bu bulgular doğrultusunda, yaşlı bireylerde farmakolojik olmayan destekleyici müdahaleler arasında aromaterapinin etkili bir yöntem olarak kullanılabileceği düşünülmektedir

    Evaluation of the relationship between shiftwork and burnout syndrome, diet quality and glycemic index in blue-collar workers in food service system

    No full text
    TOPLU BESLENME SİSTEMİNDE MAVİ YAKALI ÇALIŞANLARDA VARDİYA DURUMUNUN, TÜKENMİŞLİK SENDROMU, DİYET KALİTESİ VE GLİSEMİK İNDEKS İLE İLİŞKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Bu çalışmanın amacı toplu beslenme hizmeti veren bir kurumda çalışan mavi yaka çalışanlarda vardiya durumunun, tükenmişlik sendromu, diyet kalitesi ve diyet glisemik indeksi ile arasındaki ilişkisinin incelenmesidir. Çalışmaya katılan (n=122) bireylerle yüz yüze görüşülerek anket uygulanmıştır. Diyet kalitesi "Diyet Kalitesi İndeksi-Uluslararası" (DKİ-U), tükenmişlik durumu "Tükenmişlik Ölçeği Kısa Formu" (TÖ-KF) ile değerlendirilmiş ve diyet toplam ve öğün glisemik indeks (GI) değerleri glikoz referans alınarak hesaplanmıştır. Gece vardiyasında çalışanların tükenmişlik puan ortalamaları gündüz vardiyasındakilerden daha yüksek olup vardiya türlerine göre TÖ-KF skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı fark (p>0,05) bulunmamıştır. Gece vardiyasında çalışanların toplam diyet kalitesi puan ortalamaları, gündüz vardiyasında çalışanlardan daha düşük olup vardiya türlerine göre DKİ-U skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı fark (p>0,05) bulunmamıştır. DKİ-U alt bileşenlerinden "Diyet Çeşitlilik" puanı, gündüz vardiyasında çalışanlarda gece vardiyasında çalışanlara göre daha yüksek (p0,05) bulunmamıştır. Gece vardiyasında çalışanların TÖ-KF puanı ile günlük ortalama diyet GI puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif zayıf (p0,05) bulunmamıştır. Bu bulgular farklı vardiyalarda çalışan bireylerin beslenme ve psikososyal destek açısından izlenmesinin önemini vurgulamaktadır. Sağlıklı beslenmenin ruh halinde ve yaşam kalitesindeki iyileştirici etkisine dayanarak bireylerin diyet kalitesini artırmaya ve tükenmişlik riskini azaltmaya yönelik kurumsal önleyici sağlık stratejilerine geliştirilmesine katkı sağlayabilir

    Evaluation of the relationship between university students social appearance anxiety levels and their healthy life skills and healthy nutritional attitudes

    No full text
    Bu çalışmanın amacı: Üniversite öğrencilerinin sosyal görünüş kaygı düzeyleri ile sağlıklı yaşam becerileri ve sağlıklı beslenme tutumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Katılımcılara sosyo-demografik veri formu, Sosyal Fizik Kaygı Envanteri (SFKE), Sağlıklı Yaşam Becerileri Ölçeği (SYBÖ), Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ) ve Beslenme Bilgi Ölçeği (BBÖ)'nden oluşan anket çevrimiçi uygulanmıştır. Veriler SPSS 25.0 (IBM SPSS Statistics 25 software (Armonk, NY: IBM Corp.) paket programıyla analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 375 katılımcının %57,1'i kadın, %42,9'u erkektir. Katılımcıların %44,8'i 21-25 yaş, %41,1'i ise 18-20 yaş aralığındadır. Katılımcıların BKİ ortalamaları 22,78 ± 3,82 kg/m²'dir. Katılımcıların %73,6'sının BKİ değerleri normal sınırlarda yer almaktadır. Sosyal Fizik Kaygı Envanteri (SFKE) toplam puan ortalaması 32,72±7,94 olup, sosyal fizik kaygı düzeyleri düşüktür. Sağlıklı Yaşam Becerileri Ölçeği (SYBÖ) toplam puan ortalaması 66,67±12,62 olup, sağlıklı yaşam becerileri yüksektir. Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ) toplam puan ortalaması 67,84±9,66 olup, sağlıklı beslenme tutumları yüksektir. Beslenme Bilgi Ölçeği (BBÖ) toplam puan ortalaması 80,88±17,3 olup, orta düzeydedir. Katılımcıların SFKE'nin ''Fiziksel Görünüm Rahatsızlığı'' alt boyut puanı arttıkça, SBİTÖ ''Olumlu Beslenme'' alt boyut puanında %16,7'lik azalma saptanmıştır. SFKE'nin ''Olumsuz Değerlendirilme Beklentisi'' alt boyut puanı arttıkça, SBİTÖ ''Beslenmeye Yönelik Duygu'', ''Kötü Beslenme'' alt boyut ve ''SBİTÖ Toplam'' puanlarında sırasıyla %11,2, %19,9 ve %11,5'luk azalma saptanırken, SYBÖ ''Sağlığa Verilen Önem'' alt boyut ve BBÖ puanlarında %13,3'lük azalma saptanmıştır. SFKE'nin ''SFKE Toplam'' puanları arttıkça, SBİTÖ ''Kötü Beslenme'' alt boyut ve ''SBİTÖ Toplam'' puanlarında %14,7'lik azalma saptanırken, SYBÖ ''Sağlığa Verilen Önem'' alt boyut puanında %12'lik azalma saptanmıştır. SYBÖ'nün ''Sağlıkla İlgili Kaynaklara Ulaşma'' alt boyut puanı arttıkça, SBİTÖ ''Olumlu Beslenme'' alt boyut puanında %21,9'luk artma saptanmıştır. SYBÖ ''Sağlık Önceliği'' alt boyut puanı arttıkça, SBİTÖ ''Beslenme Hakkında Bilgi'' alt boyut puanında %25,9'luk artma saptanmıştır. ''SYBÖ Toplam'' puanları arttıkça, SBİTÖ ''Olumlu Beslenme'' puanında %26,5'luk artma saptanmıştır. BBÖ puanı arttıkça, SYBÖ ''Sağlığa Verilen Önem'' ve ''Sağlık Önceliği'' puanlarında sırasıyla %23,7, %29,9'luk artma saptanırken, SBİTÖ ''Beslenme Hakkında Bilgi'', ''Kötü Beslenme'' ve ''SBİTÖ Toplam'' puanlarında sırasıyla %41,5, %24 ve %33,2'lik artma saptanmıştır. Sonuç: Katılımcıların sosyal fizik kaygı düzeyleri, sağlıklı yaşam becerileri, sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum ve beslenme bilgisi ile çok zayıf düzeyde negatif yönlü bir ilişki içerisindedir. Sağlıklı yaşam becerileri, sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum ve beslenme bilgi düzeyleri pozitif yönlü bir ilişki içerisindedir

    Artificial intelligence anxiety states of healthcare professionals

    No full text
    Günümüzde teknolojik anlamda hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. Bütün kurum ve kuruluşların, hayatta kalabilmek için bu değişim ve dönüşümlere hazır olması ve uyum sağlaması gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı, sağlık profesyonellerinin yapay zeka (YZ) teknolojileriyle ilgili kaygı durumlarını incelemektir. YZ'nin sağlık hizmetlerinde giderek artan kullanımı, bu alanda çalışanlar için yeni etik ve profesyonel zorluklar ortaya çıkarmaktadır. YZ teşhisten hastalık yönetimine kadar sağlık hizmetlerinin birçok alanında devrim yaratma potansiyeline sahiptir. Ancak bu teknolojinin benimsenmesi, sağlık profesyonelleri arasında görev kaybı, sorumluluk ve şeffaflık, hasta hekim ilişkisi gibi bazı endişelere yol açabilir. Çalışmada (Y. Y. Wang & Wang, 2019) tarafından geliştirilen ve (Terzi, 2020) tarafından geçerliliği ve güvenilirliği yapılmış olan Yapay Zeka Kaygı Ölçeği (YZKÖ) kullanılmıştır. YZKÖ 1-7 arasında puanlanan 21 sorudan oluşmaktadır. Ölçeğin Öğrenme, İş Değişimi, Sosyoteknik Körlük, YZ Yapılandırılması olmak üzere 4 alt boyutu vardır. Elde edilen puanlar demografik ve mesleki özelliklerle karşılaştırılmıştır. Öğrenim düzeyi ile YZKÖ arasında ters yönlü korelasyon vardır. Öğrenim düzeyi arttıkça YZKÖ puanı azalmaktadır. Hekimlerde Sosyoteknik Körlük alt boyut puanı hemşire-ebelere göre daha yüksektir. Günlük yaşantıda yeni çıkan teknolojik ürünleri kullanma isteği fazla olanların YZKÖ puanları daha düşüktür. Metin düzenleme amaçlı YZ modülü kullananlarda YZKÖ Öğrenme alt boyut puanı daha düşüktür. Sonuç olarak, Sağlık profesyonellerinin YZ'ye yönelik tutumları, bu teknolojinin benimsenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Eğitim programları ve sürekli mesleki gelişim fırsatları, sağlık profesyonellerinin YZ ile etkili bir şekilde çalışabilmesi için gereklidir. Sağlık kurumları, YZ tabanlı sistemlerin uygulanabilirliğini artırmak için sağlık profesyonellerine yönelik kapsamlı eğitim programları düzenlemelidir

    A qualitative research on the field evaluations of social workers working in the field of physical violence against women

    No full text
    Bir bireyin içinde sakladığı ve henüz keşfedemediği, böylece kendisini iyi tanıyamayarak sorunlarını çözemediği ve belki de yaşamlarında kendi söz haklarının olmadığı durumlar bireyi daha da sosyal hayattan koparmaya ve pasifleşmesine neden olabilmektedir. Bu pasifleşmeyi dezavantajlı gruplar içerisinde yer alan kadınlar ise daha çok ve daha sistemli yaşamaktadırlar. Kadınların sistemli olarak şiddet görmeleri de bu sorunu daha içeriden ve daha kapsamlı yaşamasına neden olmaktadır. Şiddet dezavantajlı gruplar içerisinde yer alan kadınlara belli türlerle uygulanmaktadır. Psikolojik, cinsel, ekonomik, fiziksel olarak görülebilen şiddet türlerindendir. Türkiye de kadına yönelik şiddet artışı hız kesmeden artmıştır. Şiddet yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir. Bu şiddet döngüsü bireylerin yaşam kalitelerini etkilemektedir. Şiddet toplum için önemli bir risk teşkil etmektedir. Bu çalışmada toplumun önemli bir kesimi olan kadınların uğradığı fiziksel şiddet ve sosyal hizmet uzmanlarının güçlendirici müdahaleleri ele alınmıştır. "Araştırmada sosyal hizmet uzmanlarının anlatımlarıyla; fiziksel şiddet vakalarına yönelik olaya yaklaşım biçimleri ve farkındalık düzeyleri, fiziksel şiddet mağduru kadınlara uygulanan müdahaleler ile bu müdahalelerin etkileri ve yeterliliği ortaya konulmuştur." Bu çalışmada, kadına yönelik fiziksel şiddet vakalarına ilişkin sosyal hizmet uzmanlarının olaya yaklaşım biçimleri ve farkındalık düzeyleri incelenmiştir. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak 13 sosyal hizmet uzmanı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler MAXQDA programı aracılığıyla analiz edilmiş, betimsel analiz yöntemi ile düzenlenerek temalar oluşturulmuştur. Bu süreç, fiziksel şiddet vakalarına yönelik mevcut müdahale biçimlerinin sosyal hizmet uzmanları tarafından nasıl değerlendirildiğini anlamak açısından derinlemesine veri sağlamıştır. Araştırma bulgularına göre, Türkiye'de kadına yönelik fiziksel şiddet müdahalelerinin sosyal hizmet uzmanları tarafından genellikle yetersiz bulunduğu ve bu müdahalelerin şiddeti sona erdirme konusunda etkili olmadığı görülmüştür. Ayrıca, mevcut müdahalelerin kadınları güçlendirici bir perspektiften uzak olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, fiziksel şiddet bilincinin artırılmasına ve güçlendirici yaklaşımlara dayalı müdahalelerin geliştirilmesine yönelik çeşitli öneriler sunulmuştu

    An evaluation from the forensic sciences perspective of personal data protection violations in television programs within the context of offender labeling and victim blaming

    No full text
    Bu tez, televizyon programlarında fail etiketleme ve kurban suçlama bağlamında kişisel verilerin ihlal edilmesini, adli bilimler perspektifinden incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, medyada yer alan suç temsillerinin kişisel verilerin korunması üzerindeki etkilerini analiz etmek ve bu ihlallerin etik, hukuki ve sosyal boyutlarını tartışmaktır. Özellikle gerçek suç programları, magazin içerikleri ve tartışma formatlarında, mağdur ve şüpheli bireylerin kimlik bilgilerinin açıkça paylaşılması gibi uygulamalar, kişisel verilerin korunması hakkının ihlaline yol açmaktadır. Araştırma, nitel yöntemle yürütülmüş olup; literatür taraması, örnek olay analizi ve doküman inceleme teknikleri kullanılmıştır. Kamuya açık yayınlar, haber metinleri ve sosyal medya içerikleri üzerinden gerçekleştirilen analizde, fail etiketleme ve kurban suçlama temaları temelinde veri sınıflandırması yapılmıştır. Çalışma, etiketleme kuramı, adil dünya inancı ve temel atıf hatası gibi sosyal psikoloji kuramlarını kuramsal çerçeve olarak benimsemiştir. Elde edilen bulgular, medyanın kullandığı dilin bireyleri damgalama ve dışlama süreçlerini tetiklediğini; bu durumun ise toplumsal önyargıların pekişmesine ve kişisel veri haklarının ihlaline yol açtığını ortaya koymaktadır. Tez, medya yayınlarında etik ve hukuki sınırların belirlenmesi gerektiğini vurgulamakta; adli bilimler açısından medya dili ve kişisel veri güvenliği arasındaki ilişkiye özgün bir katkı sunmayı hedeflemektedir

    Üniversite öğrencisi-sporcularda zihinsel dayanıklılık, çok boyutlu mükemmeliyetçilik ve performans kaygısı arasındaki ilişkide öz-şefkatin aracı rolü

    No full text
    The study examined the mediating role of self-compassion in the relationship between mental toughness, multidimensional perfectionism, and performance anxiety in university student-athletes. The sample of the research included 315 university studentathletes (167 males and 148 females) from individual (n = 149) and team sports (n = 166), within the age range of 18 and 25 years (M = 20.93, SD = 1.78) who competed in UNILIG during the 2024–2025 season. Participants completed questionnaires including the SelfCompassion Scale–Athlete Version–Short Form, the Sports Mental Toughness Questionnaire (SMTQ), the Sport-Multidimensional Perfectionism Scale-2 (Sport-MPS2), and the Revised Competitive Sport Anxiety Inventory-2 (CSAI-2R). The outcomes derived from the current study's findings presented that self-compassion has a meaningful and positive relationship with adaptive perfectionism, and a significant and negative relationship with the cognitive and somatic sub-dimensions of maladaptive perfectionism and performance anxiety. Furthermore, self-compassion was established to mediate the relationship between adaptive perfectionism and performance anxiety. Research findings were comprehensively discussed within the context of existing literature; the methodological strengths and limitations inherent to the study were systematically examined. In addition, various suggestions that could guide future studies were presented. In general, this study produced scientific and practical outputs that could enhance the comprehensive understanding of the psychological well-being of athletes and the development of supportive interventions. Keywords: Self-compassion, mental toughness, multidimensional perfectionism, performance anxiety, student-athlete

    Parental attitude perceived by female and male individuals diagnosed with substance abuse in the penal institution

    No full text
    Çalışmanın temel amacı, bireylerin ebeveynlerinden algıladıkları soğukluk, duygusuzluk, ihmal veya düşmanlık gibi olumsuz tutumların, madde kullanım bozukluğunun gelişimi üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Araştırma, Marmara 2 No'lu Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ve Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda yer alan 103 kadın ve 148 erkek olmak üzere toplamda 251 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara, gönüllülük esasına dayalı olarak demografik bilgi formu ve Rohner'a ait Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği uygulanmıştır. Veri analizleri sonucunda, madde kullanım bozukluğu ile ebeveyn reddi algısı arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Cinsiyet fark etmeksizin, madde kullanım bozukluğu tanısı almış bireylerin ebeveynlerinden reddedilme algısının yüksek olduğu, özellikle de babalarından bu reddedilmenin daha belirgin olduğu gözlemlenmiştir. Ebeveyn tutumlarının, bireylerin madde kullanımı ile ilişkili olarak belirleyici bir faktör oluşturduğu bulgulanmıştır. Bu bağlamda, madde kullanım bozukluğuna yönelik seminer ve konferans gibi eğitim faaliyetlerinin ebeveyn tutumlarının önemine vurgu yapılması önerilmektedir. Aynı zamanda bu eğitim faaliyetleri yalnızca madde kullanım bozukluğu olan bireyleri değil, bu bireylerin aile üyelerini de kapsayacak şekilde tasarlanması gerektiği önerilmektedir

    Diagnostic value of early skills in autism spectrum disorder: A retrospective study based on home videos of children aged 8–18 months

    No full text
    Bu çalışmanın amacı, otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısı olan ve tipik gelişen (TG) çocukların 8-18 ay videolarındaki iletişim davranışlarını retrospektif olarak karşılaştırmaktır. Diğer amaçlar ise bu davranışların psikometrik açıdan faktöriyel bir yapıya sahip olup olmadığını ön incelemesini yapmak; mevcutsa bu yapının, OSB ve TG grupları ayırt etmedeki tanısal gücünü değerlendirmektir. Çalışmaya 30 OSB tanılı ve 30 TG çocuk katılmıştır. Dört dil ve konuşma terapisti (DKT) videoları incelemesiyle 30 maddelik, 5'li Likert derecelemeye dayanan bir iletişim davranışları listesi oluşturulmuştur. On DKT'nin değerlendirmesi ile aracın kapsam geçerlik indeksi ve oranı hesaplanmıştır (p=0,05). Ardından, üç DKT'ye eğitim verilerek tüm videoları körleme şekilde değerlendirmeleri istenmiştir ve aralarındaki uyum hesaplanmıştır (κ .05). ROC analizi sonucunda (AUC = 0.887) kesme puanı 3.79 olarak belirlenmiştir. OSB ile TG grubu ayırt etmede öne çıkan iletişim davranışları tanımlanmıştır. Bu davranışlardan bazılarının DSM-5'te yer almaması dikkat çekicidir. Ölçeğin (Otizmde Erken İletişim Davranışları Ölçeği [OEİDÖ]) klinik ve araştırma alanlarında kullanılabilir olduğuna dair ön psikometrik kanıtlar elde edilmiştir. Belirlenen kesme puanı, OSB tanısında klinik kararlar için yol gösterici olabilir

    306

    full texts

    7,325

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Üsküdar University Academic Digital Archive
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇