Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
    7325 research outputs found

    Effectiveness of pilates exercises applied to violinists with nonspecific neck pain: a randomized trial

    No full text
    Bu çalışmanın amacı farklı pilates egzersizlerinin nonspesifik boyun ağrısı yaşayan kemancılar üzerine etkisini incelemektir. Fizyorapt Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Merkezi'ne başvuran, spesifik olmayan boyun ağrısı olan 30 kemancı çalışmaya dahil edildi. Katılımcılar randomize edilerek iki gruba ayrıldı. Her iki gruba da 12 hafta boyunca, haftada 2 pilates egzersizleri uygulandı. Birinci gruba mat pilates, ikinci gruba ise reformer pilates egzersizleri uygulandı. Kemancılar tedavi öncesi ve tedavi sonrası Visual Analog Skala (VAS), Boyun Özür Anketi, Boyun Ağrı ve Özür Skalası ve Kol, Omuz ve El Engellilikleri anketi (KOEA) değerlendirildi. Her iki grupta yer alan kemancıların tedavi öncesi ve tedavi sonrası yapılan grup içi değerlendirmelerde tüm parametrelerde anlamlı iyileşme görüldü (p0.05). Ancak VAS, KOEA ve KOEA müzisyen alt ölçeğinde reformer pilates grubunda daha belirgin iyileşme görüldü, bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Nonspesifik boyun ağrısı olan kemancılara uygulanan pilates egzersizlerinin ağrı ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkileri olmaktadır. Ancak çalışma sonucunda reformer pilates uygulamalarının mat pilates uygulamalara göre daha uygun bir tedavi yöntemi olduğu anlaşılmaktadır

    Comparison of firing pin impressions on 15.000 consecutively fired cartridge cases from 9 mm pistol

    No full text
    Silahın ateşlenmesiyle birlikte, silahın ateşleme iğnesi, mekanizma dip tablası, tırnağı ve çıkarıcısı kovan üzerinde benzersiz ve tanımlanabilir izler bırakmaktadır. Kovanlar üzerinde bırakılan bu balistik karakteristik izlerin incelenmesiyle, kovanların aynı silahtan atılıp atılmadıkları belirlenebilmektedir. Balistik karakteristik iz bırakan mekanik parçalar kullanıma bağlı olarak zamanla deforme olabilmektedirler. Bu parçalar üzerindeki değişimler ateşleme sonrasında kovan üzerine aktarılacağından balistik karakteristik izlerdeki değişim miktarının değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, adli balistik açısından kritik öneme sahip olan ateşleme iğnesinin kullanıma bağlı deformasyon eğilimi ve bu deformasyonun kovan üzerinde bıraktığı izlere etkisi deneysel olarak incelenmiştir. 9 mm tabanca ile 15.000 ardışık atış gerçekleştirilmiş; ilk atışa ait 10 adet, ardından her 600 atışta bir 10'ar adet olmak üzere toplam 260 adet mukayese kovanı elde edilmiştir. Kovanlar hem stereo mikroskop, hem de mukayese makroskobu kullanılarak incelenmiş; izlerin yapısal değişimi görsel olarak belirlenmiştir. Ardından tüm örnekler BALİSTİKA® ile analiz edilmiş ve benzerlik oranları hesaplanmıştır. Her bir mukayese kovanının diğerleriyle oluşturduğu sıralama verileri kullanılarak grup bazlı benzerlik sıralamaları oluşturulmuş ve Spearman korelasyon katsayısı ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar, ardışık atışların özellikle ateşleme iğnesi üzerinde yapısal deformasyonlara yol açtığını; bu durumun hem mikroskobik iz görünümünü, hem de istatistiksel olarak hesaplanan benzerlik oranlarında tutarlılığı olumsuz etkilediğini göstermiştir. Atım sayısına bağlı olarak meydana gelen değişimlerin izlerin tanınabilirliğini ve eşleştirilebilirliğini etkilediği görülmüştür. Kovanlar üzerindeki ateşleme iğnesi izleri değerlendirilirken, tek bir inceleme yöntemi ile değil, çok yönlü ve bütüncül analizlerin yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır

    The effect of mothers' knowledge levels about breast milk and breastfeeding on breastfeeding duration

    No full text
    Bu araştırma, annelerin emzirme hakkındaki bilgi düzeylerinin emzirme süreleri üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma, 0–3 yaş arasında çocuğu olan, emzirmeyi kesmiş ve son çocuğunda emzirmeyi engelleyecek bir sağlık sorunu bulunmayan 280 anne ile tanımlayıcı, ilişki arayıcı, kesitsel ve karşılaştırmalı bir tasarımda gerçekleştirilmiştir. Veriler, araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan Kişisel Bilgi Formu (36 soru) ve Anne Sütü ve Emzirme ile İlgili Bilgi Değerlendirme Formu ile toplanmıştır. Çalışma sonucunda annelerin anne sütü ve emzirme konusundaki bilgilerinin ortalama 81,10±11,26 puan ile "iyi" düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ortalama emzirme süresi 14,31±7,82 ay bulunmuş, annelerin dörtte birinin bebeklerini 7–12 ay emzirdiği saptanmıştır. Ayrıca bilgi düzeyi arttıkça emzirme süresinin de anlamlı düzeyde uzadığı görülmüştür. Emzirme süresi arttıkça anne sütü ve emzirme bilgisinin düşük/orta olma olasılığı azalmaktadır. Gebeliği planlı olan, mama kullanmayan ve sigara kullanmayan kadınların anne sütü ve emzirme hakkındaki bilgi puanlarının düşük/orta olma olasılığı azalmaktadır. Sonuç olarak, annelere anne sütü ve emzirme konusunda verilecek eğitimlerin bilgi düzeyini artırarak emzirme süresini uzatabileceği düşünülmektedir

    The effects of smart city applications on women's security perception and experiences: The example of IMM smart cities

    No full text
    Bu çalışma, kent yaşamında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sürdürülmesinde ve aşılmasında dijitalleşmenin ve özellikle akıllı şehir uygulamalarının oynadığı rolü merkezine almaktadır. Çalışmada, toplumsal cinsiyetin yalnızca biyolojik bir farklılık olmadığı; aksine sosyal, kültürel ve tarihsel süreçlerle şekillenen ve toplumun ataerkil yapısında sürekli yeniden üretilen bir kimlik ve rol seti olduğu vurgulanmaktadır. Kentleşmenin hız kazandığı ve dijital dönüşümün yaşamın her alanına nüfuz ettiği günümüzde, güvenlik kavramı da geleneksel kalıpların ötesine geçmekte, teknolojik altyapı ve dijital uygulamalar aracılığıyla yeniden tanımlanmaktadır. Akıllı şehir uygulamaları (akıllı aydınlatma sistemleri, yaygın güvenlik kameraları, veri odaklı izleme teknolojileri ve mobil uygulamalar gibi) şehir yönetimlerinin, bireylerin güvenlik ihtiyaçlarına daha hızlı ve etkin çözümler üretmesini sağlamaktadır. Bu teknolojiler, özellikle kadınların kentte gece ve gündüz karşılaştıkları güvenlik sorunlarına yenilikçi yanıtlar sunarak, toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığı ve güvensizliği azaltmada önemli bir potansiyel taşımaktadır. Ancak bu dönüşüm, yalnızca teknik gelişmelerle sınırlı kalmamakta; dijital altyapının kente entegrasyonu, toplumsal normlar, mekânsal adalet ve erişim eşitliği gibi sosyolojik boyutlarla iç içe geçmektedir. Araştırma, İstanbul gibi büyük ve heterojen bir şehirde, akıllı şehir projelerinin kadınların kamusal alandaki güvenlik algılarını nasıl dönüştürdüğünü, bu teknolojilerin günlük yaşam pratiklerine ve toplumsal katılıma nasıl yansıdığını irdelemektedir. Böylece, akıllı şehir uygulamalarının, kadınların hareket özgürlüğü, kent deneyimi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında sunduğu fırsatlar ile mevcut yapısal engeller karşısındaki sınırları bütüncül bir bakış açısıyla analiz edilmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, İstanbul'da yaşayan üniversite öğrencisi kadınların akıllı şehir uygulamalarıyla ilgili güvenlik algısı ve deneyimlerini incelemektir. Araştırmada, özellikle kentsel yaşamda artan dijitalleşmenin ve teknolojik gelişmelerin, kadınların kamusal alanlardaki güvenlik algısını nasıl etkilediği ele alınmaktadır. Çalışmanın problematiği, geleneksel güvenlik yaklaşımlarının kadınların ihtiyaçlarını tam olarak karşılamaması ve akıllı şehir teknolojilerinin kadınların gerçek yaşam deneyimlerinde ne kadar etkili olduğunun sorgulanması üzerine kuruludur. Araştırma, İstanbul'un farklı semtlerinde yaşayan 20 üniversite öğrencisi kadın ile yürütülmüş; katılımcıların yaş, eğitim düzeyi, yaşadıkları semt ve çalışma durumları gibi demografik özellikleri dikkate alınmıştır. Katılımcıların tamamı lisans öğrencisi olup, örneklem, genç, eğitimli ve kent yaşamına dair farkındalığı yüksek bireylerden oluşmaktadır. Katılımcılar, amaçlı ve kartopu örnekleme yöntemleriyle seçilmiş; böylece farklı sosyo-kültürel arka planlardan kadınların deneyimleri kapsanmıştır. Araştırmanın yöntemi olarak nitel yaklaşım benimsenmiştir. Özellikle fenomenolojik yaklaşım kullanılarak, katılımcıların gündelik yaşamda karşılaştıkları güvenlik durumları ve akıllı şehir uygulamalarına dair kişisel algıları derinlemesine anlaşılmaya çalışılmıştır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla derinlemesine görüşmelerle toplanmış, hem yüz yüze hem çevrimiçi görüşme imkânları kullanılmıştır. Elde edilen nitel veriler, programsız tematik analiz yöntemiyle analiz edilmiş; ana temalar ve alt temalar manuel kodlama yoluyla ortaya çıkarılmıştır. Sonuç olarak, araştırma; akıllı şehir projelerinin kadınların kentteki güvenlik algısı ve toplumsal yaşama katılımı üzerinde etkili olmakla birlikte, güvenlik duygusunu artırmada yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır

    Emotional and cognitive responses of generation Z: Psychophysiological effects of influencer and television advertisements

    No full text
    Bu çalışma, Z Kuşağı'nın (1994 yılı sonrası doğan nesil) influencer ve televizyon reklamlarına verdiği psikofizyolojik ve bilişsel tepkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Dijitalleşmenin etkisiyle televizyon reklamlarının gücü azalırken, influencer pazarlaması tüketicilerle doğrudan etkileşim kurma konusunda önemli bir araç haline gelmiştir. Özellikle Z Kuşağı, tüketim kararlarını geleneksel medya yerine dijital platformlar aracılığıyla şekillendirmektedir (Gümüş, 2020). Bu bağlamda, çalışmada influencer ve televizyon reklamlarının Z Kuşağı üzerindeki bilişsel ve duygusal etkileri, Beş Faktörlü Kişilik Modeli temel alınarak analiz edilmiştir. Araştırmada, elektrokütanöz aktivite (EDA) ölçümleri, göz izleme teknolojisi (eye-tracking) ve derinlemesine görüşmeler kullanılmıştır. Katılımcılar, üç farklı reklam türünü izleyerek tepki vermiştir: Reklam-1 (Televizyon Reklamı), Reklam-2 (az tanınmış influencer) ve Reklam-3 (Çok Tanınmış Influencer). Bulgular, influencer reklamlarının genel olarak televizyon reklamlarına kıyasla daha fazla görsel dikkat çektiğini, ancak satın alma kararlarını etkilemede farklı kişilik özelliklerine sahip bireylerde değişken sonuçlar doğurduğunu göstermiştir. Çalışmanın bulguları, nevrotik bireylerin televizyon reklamlarına daha yoğun fizyolojik tepki verdiğini ve açıklık düzeyi yüksek bireylerin televizyon reklamlarına daha az odaklandığını ortaya koymuştur. Ayrıca, dışadönüklük düzeyi yüksek bireylerin influencer reklamlarını daha dikkat çekici bulabileceği gözlemlenmiştir (McCrae ve Costa, 1997; Sümer ve Sümer, 2005). Ancak derinlemesine görüşmelerde, katılımcıların büyük çoğunluğunun televizyon izlemediği ve dolayısıyla televizyon reklamlarına maruz kalmadığı belirtilmiştir. Bunun yanı sıra, Z Kuşağı'nın satın alma sürecinde kullanıcı deneyimi odaklı olduğu, influencer reklamlarının güvenilirliğini sorguladıkları ve bağımsız kullanıcı yorumlarına daha fazla önem verdikleri tespit edilmiştir (Çalışır ve Kılıç, 2018; Woods, 2016). Araştırmanın sonucunda, influencer reklamlarının marka bilinirliği oluşturma açısından güçlü olduğu, ancak satın alma davranışını doğrudan etkilemek için kullanıcı deneyimiyle desteklenmesi gerektiği görülmüştür. Beş Faktörlü Kişilik Modeli temel alınarak yapılan analizler, reklam stratejilerinin kişilik özelliklerine göre nasıl şekillendirilebileceğine dair önemli içgörüler sunmaktadır. Nevrotik bireylerin reklam uyaranlarına daha hassas tepki vermesi nedeniyle, gelecekte reklam içeriklerinin bu kitleye yönelik nasıl optimize edilebileceği üzerine daha fazla araştırma yapılması önerilmektedir. Aynı zamanda, sosyal medya platformlarındaki kısa formatlı video reklamlarının etkisi üzerine yapılacak yeni araştırmaların, Z kuşağı'nın tüketici davranışlarını anlamada katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Çalışma, pazarlama stratejilerinin kişilik özelliklerine göre nasıl şekillendirilebileceğine dair önemli içgörüler sunarak literatüre katkı sağlamaktadır

    Driving behaviour according to sensor data obtained from smartphone of the driver

    No full text
    Bu araştırma, araçlardan toplanan akıllı telefon sensör verilerini kullanarak sürüş davranışını analiz etmek ve sınıflandırmak için makine öğrenimi tekniklerinin uygulanmasını araştırmaktadır. Çalışma, sürüş modellerini yakalamak ve yorumlamak için modern akıllı telefonların yerleşik ivmeölçer ve jiroskop sensörlerinden yararlanmaya odaklanıyor ve özel araç izleme sistemlerine uygun maliyetli bir alternatif sunuyor. Araştırma metodolojisi, akıllı telefon sensörlerinden veri toplama, veri ön işleme ve Rastgele Orman, Karar Ağacı ve K-En Yakın Komşular sınıflandırıcıları dahil olmak üzere birden fazla makine öğrenimi modelinin uygulanmasını kapsar. Deneysel sonuçlar, Rastgele Orman sınıflandırıcısının test edilen modeller arasında en yüksek performansı (AUC = 0.930) elde etmesiyle önerilen yaklaşımın etkinliğini göstermektedir. Karışıklık matrisleri, ROC eğrileri ve özellik önem sıralamaları yoluyla ayrıntılı karşılaştırmalı analiz, dikey ivmenin (accy) ve dönme hareketlerinin (gyrox, gyroz) sürüş davranış kalıplarının en önemli göstergeleri olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma ayrıca, Rastgele Orman modeli için sırasıyla% 95,8 ve% 84,0 doğruluk oranlarıyla gerçek ve oluşturulan veri kümeleri arasında karşılaştırılabilir sınıflandırma performansı gösteren oluşturulan sentetik verilerin kalitesini de doğrulamaktadır. Bulgular, akıllı telefon tabanlı sürüş davranışı analizinin yalnızca uygulanabilir değil, aynı zamanda son derece doğru olduğunu ve sürücü güvenliği izleme, sigorta telematiği ve otonom araç geliştirmede potansiyel uygulamalar sunduğunu gösteriyor. Bu araştırma, karmaşık sürüş davranışı analizi için ortak akıllı telefon sensörlerinin kullanılmasının uygulanabilirliğini göstererek ve araç telematik uygulamalarında sentetik veri üretimi için bir çerçeve oluşturarak alana katkıda bulunmaktadır

    Examining the relationship between marital adjustment and family belonging in married individuals: The case of Diyarbakır province

    No full text
    Bu araştırmada, evli bireylerin çift uyumu ile aile aidiyet ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 2024 yılında, Diyarbakır İlindeki evli bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise evrenden basit seçkisiz örnekleme yöntemiyle seçilen 302 evli bireyden oluşmaktadır. Katılımcıların 182'si kadın, 120'si ise erkektir. Araştırmanın verilerini toplamak için "Yenilenmiş Çift Uyum ölçeği ile "Aile Aidiyeti Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın verilerini analiz etmek için SPSS 21.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde kişisel bilgiler için frekans, aritmetik ortalama, yüzde dağılımı gibi betimsel istatistikler kullanılmıştır. Araştırmada değişkenlere göre katılımcı görüşleri arasında anlamlı bir farklılığın olup olmadığını tespit etmek için parametrik testlerden iki alt gruplu kategorik değişkenlerde bağımsız örneklemler t-testi, ikiden fazla alt gruplu kategorik değişkenlerde Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. ANOVA testinden elde edilen sonuçların gruplar arasında anlamlı farkını tespit etmek için Post Hoc testlerinden Scheffe Testi ve Tamhane testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların çift uyumu puan ortalamaları "Oldukça Sık Anlaşırız" düzeyindedir. Katılımcıların çift uyumu görüşleri arasında cinsiyet, eğitim durumu, ekonomik durum ve çalışma durumuna göre anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Yaş, evlilik biçimi, evlilik süresi ve çocuk sayısına göre anlamlı tespit edilmiştir. Katılımcıların aile aidiyet puan ortalamaları "Katılıyorum" düzeyindedir. Katılımcıların aile aidiyet görüşleri arasında, eğitim durumu ve ekonomik duruma göre anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Cinsiyet, yaş, çalışma durumu, evlilik biçimi ve evlilik süresine göre anlamlı fark tespit edilmiştir. Evli bireylerin çift uyumu ile aile aidiyetleri arasındaki ilişki incelendiğinde orta düzeyde, pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Sonuçlar literatür ışığında tartışılmış ve sonuçlardan hareketle öneriler sunulmuştur

    The effect of written and visual alternative protein sources on consumption intent and food neophobia in health-educated university students

    No full text
    Bu çalışma, sağlık eğitimi alan üniversite öğrencilerinde alternatif protein kaynaklarının yazılı ve görsel sunumlarının tüketim isteğine olan etkisi ve besin neofobisi ile ilişkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu araştırma, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören toplam 154 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, görsel ve yazılı anket gruplarına rastgele ve eşit şekilde dağıtılmıştır. Veri toplama aracı olarak; öğrencilerin demografik özelikleri ve antropometrik ölçümleri sorgulandığı anket, Besin Neofobisi Ölçeği (BNÖ), Besin Tüketim Sıklığı Formu tüm katılımcılara uygulanmıştır. İlaveten görsel ve yazılı belirteçlerin alternatif protein kaynaklarının tüketim isteğine etkisini belirlemek amacıyla örneklem grubunun yarısına Alternatif Protein Kaynakları Görsel Formu diğer yarısına ise Alternatif Protein Kaynakları Yazılı Formu uygulanmıştır. BNÖ toplam puan ortalamaları görsel grup için 37.75±10.00 ve yazılı grup için ise 35.99±9.89 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı (p>0,05) bulunmuştur. BNÖ toplam puanları ortalamanın tespit edilen aralıklarında olup besin neofobi düzeyleri nötr olan öğrenciler görsel grubun %71,4'ünü; yazılı grubun ise %61'ini oluşturmaktadır. Bu araştırmada görsel anket grubunda bulunan katılımcıların %22,1'inin deniz yosunu, %51,9'unun kalamar, %5,2'sinin çekirge tüketebileceği; yazılı anket grubunda olan öğrencilerin ise %20,8'sinin deniz yosunu, %53,2'sinin kalamar, %5,2'sinin çekirge tüketebileceği tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan görsel grupta olan öğrencilerin deniz yosunu, deniz kulağı, istiridye, karides, ahtapot, deniz börülcesi; yazılı grupta olan öğrencilerin ise deniz yosunu, deniz hıyarı, deniz tarağı, deniz kulağı, istiridye, ıstakoz, ahtapot, kalamar ve deniz börülcesi tüketim durumlarına göre BNÖ toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (p0,05) tespit edilmiştir. Alternatif protein kaynakları ve besin neofobisi arasındaki ilişkiyi anlayabilmek için daha yüksek örneklemli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır

    The life, sufi order, and mystical perspective of Sheikh Şerâfeddîn Zeyne'l-âbidîn, an émigré from Dagestan

    No full text
    Çalışmanın konusu, yirminci yüzyılda yaşamış şeyhlerden biri olan Şeyh Şerâfeddîn Zeynelâbidîn'in hayatı, tasavvufî nüfuzu ve siyasî ilişkileri üzerinedir. Şeyh Şerafeddin(1875-1936) çok yönlü bir şahsiyettir. Kurtuluş savaşında vatan, özgürlük ve din adına ölüm kalım savaşı verip İstanbul hükümeti ile kurtuluş savaşı liderleri arasında arabulucu bir görev üstlenmiştir. Tezimizde şeyhin Dağıstan'dan göçü ve Yalova Güneyköy'e yerleşmeleri , tasavvufî kişiliği ve uygulamaları hakkında bilgi verilmiştir. Şeyhin eğitim hayatı, şeyhleri, manevî özellikleri, müritlerine nasihatleri, mürşid-i kâmilin özellikleri hakkında altını çizdiği konulardan bahsedilmiştir. Şeyh Efendinin ictimâî ve siyasî hayatı, padişahlarla olan ilişkisi, hapishane notları, Kurtuluş Savaşındaki etkin rolü vs. bu durumlar geniş bir biçimde aktarılmıştır

    Investigation of the relationship between dark triad personality traits and attitudes towards violence in university students

    No full text
    Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde karanlık üçlü kişilik özellikleri (narsisizm, makyavelizm ve psikopati) ile şiddete yönelik tutumlar arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Karanlık üçlü modeli, bireylerin manipülatif, antisosyal ve empati eksikliği eğilimlerini yansıtan bir çerçeve sunmaktadır. Bu kişilik özelliklerinin şiddetle ilişkisini anlamak hem bireysel hem de toplumsal düzeyde risk faktörlerinin belirlenmesi ve önleyici politikaların geliştirilmesi açısından önemlidir. Araştırma, 307 üniversite öğrencisinden oluşan bir örneklem üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veri toplama sürecinde katılımcılara Kısaltılmış Karanlık Üçlü Kişilik Ölçeği ve Üniversite Öğrencilerinde Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği uygulanmıştır. Veriler SPSS 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiş, parametrik istatistiksel yöntemlerden bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu gibi testler kullanılmıştır. Bulgular, katılımcıların karanlık üçlü kişilik özelliklerinin genel olarak orta düzeyde olduğunu, psikopati özelliklerinin ise diğer alt boyutlara kıyasla daha düşük seyrettiğini göstermiştir. Şiddete yönelik tutumların ise genel olarak yüksek olduğu tespit edilmiştir. Psikopati boyutunun, şiddete yönelik tutumlarla en güçlü ilişkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, karanlık üçlü özelliklerinin şiddeti olağanlaştırma tutumlarını artırdığı görülmüştür. Erkek öğrencilerin karanlık üçlü özelliklerinin ve şiddetle bağlantılı tutumlarının kadınlardan daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu bulguların, suçlu ve mağdur profillerinin anlaşılması, suça erken müdahale ve kriminal profilleme gibi alanlarda katkı sağlaması hedeflenmektedir

    306

    full texts

    7,325

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Üsküdar University Academic Digital Archive
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇