Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
    7325 research outputs found

    Motivations of public relations professionals to use artificial intelligence applications

    No full text
    Bu tez çalışması kapsamında halkla ilişkiler profesyonellerinin yapay zekâ uygulamalarını kullanma motivasyonlarını saptamak amacıyla iletişim sektöründeki ajanslarda görev alan halkla ilişkiler profesyonellerine yönelik anket uygulanmış ve anket dışında yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmada kullanılan anket 400 kişiye uygulanmış ve sonuçlar SPSS 27 paket programı ile analiz edilmiştir. Uygulanan anket ile demografik değişkenlere göre motivasyonlar analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında gerçekleştirilen görüşmeler ile beş farklı ajanstan beş farklı halkla ilişkiler profesyoneline ulaşılmış ve bu çerçevede meslek profesyonellerinin yapay zekâ uygulamalarını kullanma motivasyonları saptanmıştır. Gerçekleştirilen tüm çalışmaların ışığında halkla ilişkiler profesyonellerinin cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyinin yapay zekâ uygulamalarını kullanma motivasyonlarının bazı boyutları üzerinde anlamlı etkisinin bulunmadığı, gelir düzeyi ve yapay zekâyı günlük kullanma sürelerinin ise neredeyse tüm motivasyon boyutlarında anlamlı etkiler yarattığı sonucuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak zaman tasarrufu, çağı yakalama arzusu ve kolaylık gibi faktörlerin yapay zekâ uygulamalarını kullanma motivasyonları üzerinde olumlu etkiye sahip olduğu; denetimsizlik ve fazla güven, adaptasyon güçlüğü ve çekimserlik, bilgi ve beceri eksikliği, tembellik, etik ve hukuki kaygılar ve maliyet gibi unsurların ise motivasyonlar üzerinde olumsuz etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Nicel araştırma çerçevesindeki yüksek yaş grubunun yeterlik beklentisinin düşük yaş grubuna göre düşük olabileceği sonucu ile nitel araştırma çerçevesindeki yüksek yaş grubunun adaptasyon güçlüğü ve çekimserlik faktörünü deneyimlemesi sonucunun birbirini desteklediği ifade edilebilir. Ayrıca halkla ilişkilerde yapay zekâ teknolojisinin kullanım alanlarının kapsamının genişlediği, yapay zekâ kullanımına yönelik kurumsal yaklaşımlarda eğitim, etik mutabakat, maliyetin karşılanması ve emeğin değersizleştirilmemesi gibi kavramların, bireysel yaklaşımlarda ise yetkinlik, gelişim odaklılık, katma değer ve kontrollü güven gibi kavramların öne çıktığı sonucuna ulaşılmıştır

    Could the Polymorphisms of DOCK4 (rs147636134), SYNGAP1 (rs199759879), and FOXP1 (rs767001715) be the Primary Risk Factors for Bipolar Disorder and Autism Spectrum Disorder?

    No full text
    AbstractAutism spectrum disorder (ASD) and bipolar disorder (BD) are psychiatric diseases that may overlap in common neurodevelopmental and genetic basis. Forkhead Box P1 (FOXP1), Synaptic Ras GTPase‐activating protein 1 (SYNGAP1), and Dedicator of Cytokinesis 4 (DOCK4) genes are critical for synaptic plasticity, neuronal communication, and brain development. This study aims to investigate the association of FOXP1 (rs767001715), SYNGAP1 (rs199759879), and DOCK4 (rs147636134) polymorphisms with ASD and BD and to determine the effects of genetic variations on disease pathogenesis in the Turkish population. This study was conducted with a total of 200 participants, including 50 ASD patients, 50 BD patients, and 100 healthy controls. DNA was isolated from peripheral blood samples, and FOXP1, SYNGAP1, and DOCK4 polymorphisms were genotyped using real‐time PCR. The distribution of genetic variants was compared between patient groups and healthy controls. The chi‐square test was applied for statistical analyses. In terms of FOXP1 (rs767001715), SYNGAP1 (rs199759879), and DOCK4 (rs147636134) polymorphisms examined in the study, no statistically significant difference was found between the ASD and BD patient groups and the healthy control group (p > 0.05) in the Turkish population. In addition, it was determined that these variants had allele frequencies compatible with global population data. However, due to the limited sample size, these results cannot be generalized. Further large‐scale population analyses and functional studies are needed to investigate the association of these genes with ASD and BD in more detail

    Effectiveness of ergonomics training and exercise in automotive factory workers with non-specific chronic low back pain

    No full text
    Bu çalışmanın amacı non spesifik kronik bel ağrılı otomotiv fabrikası işçilerinde ergonomi eğitimiyle birlikte verilen egzersiz eğitiminin etkinliğinin incelenmesidir. Çalışmaya İrlanda-Galway'de bulunan otomotiv fabrikasında çalışan, dahil edilme kriterlerini sağlayan toplam 56 gönüllü işçi dahil edildi. İşçiler randomize edilerek kontrol ve egzersiz gruplarına ayrıldı. Tüm katılımcılara ergonomi eğitimi verilirken egzersiz grubundaki katılımcılara 12 hafta boyunca haftada 3 gün egzersiz eğitimi verildi. Katılımcılar tedavi öncesi ve tedavi sonrası sosyo demografik form, Vizüel Analog Skalası, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi, Pittsburgh Uyku Kalitesi Anketi, Oswestry Bel Ağrısı Ölçütü, Yorgunluk şiddet ölçeği ve Manuel Kas Testi ile değerlendirildi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası grup içi değerlendirmelerde ağrı, fiziksel aktivite, fonksiyonellik, yorgunluk ve uyku kalitesinde her iki grupta da anlamlı bir fark elde edildi (p0.05). Gruplar arası tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirmede ağrı, fiziksel aktivite, fonksiyonellik, yorgunluk ve kas kuvvetinde egzersiz grubu lehine anlamlı bir fark bulunmaktadır (p<0.05). Non spesifik kronik bel ağrısı olan fabrika işçilerinde ergonomiyle birlikte verilen egzersiz programı ağrı, fiziksel aktivite, fonksiyonellik, yorgunluk, uyku ve kas kuvvetinde etkili bir iyileşme sonucu doğurmuştur. Non spesifik kronik bel ağrısı olan fabrika işçilerinde ergonomiyle birlikte verilen egzersiz programı bel ağrısının azaltılmasına kişinin kas kuvvetinin artmasına ve günlük yaşamının kolaylaştırılmasına katkıda bulunabilir

    The effect of university students' use of mass and social media communication tools on crime perception and risk behaviors

    No full text
    Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin kitle ve sosyal medya iletişim araçlarını kullanımının suç algısı ve risk davranışları üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada, sosyal medya ve kitle iletişim araçlarının bireylerin suç algısını nasıl şekillendirdiği, medyada paylaşılan suç ve şiddet içeriklerine maruz kalmanın duygusal ve bilişsel etkileri ile bu durumun riskli davranışlarla ilişkisi ele alınmıştır. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada, başlangıçta 180 üniversite öğrencisinden veri toplanmış, ancak belirlenen kabul ve dışlama kriterlerini karşılamayan 10 katılımcı araştırma kapsamı dışında bırakılmıştır. Nihai analizler, 170 katılımcının verileri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların demografik özellikleri, medya kullanım alışkanlıkları ve suç algıları çeşitli istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Araştırmada, sosyal medya kullanım süresi ve suç içeriklerine maruz kalma düzeyinin suç algısı üzerinde sınırlı ancak anlamlı etkileri olduğu bulunmuştur. Bunun yanı sıra, medyada suç işleyen bireylerin kahramanlaştırılması ve romantize edilmesi gibi unsurların bireylerin suç algılarını çarpıtma potansiyeline sahip olduğu görülmüştür. Araştırma bulguları, medya içeriklerinin dramatize edilmesinin, bireylerde suç korkusu ve güvensizlik duygularını artırabileceğini göstermiştir. Sosyal medyanın bireylerde suç içeriklerine karşı duyarsızlaşma eğilimini artırdığı ve adalet sistemine olan güveni zayıflatabileceği de çalışmanın dikkat çeken diğer sonuçları arasında yer almıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, sosyal medya ve kitle iletişim araçlarının bireylerin suç algıları üzerindeki etkilerini vurgulamakta ve medya okuryazarlığı programlarının önemini ortaya koymaktadır

    Evaluation of mother-child interaction in autism spectrum disorder based on attacgment theory

    No full text
    Bu tez çalışmasında, 4-7 yaş arası Otizm Spektrum Bozukluğu tanısı almış 31 çocuk ve anne ile anne-çocuk etkileşiminin bağlanma temelinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Özellikle otizm spektrum bozukluğu tanısı almış çocukların anneleri ile olan etkileşimlerinin doğasını anlamak, anne-çocuk etkileşimini etkileyen faktörleri belirlemek ve bu etkileşimin annenin bağlanma stili ile üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu tez çalışması, Otizm Spektrum Bozukluğu ve bağlanma ile ilgili çalışmaların sınırlılığı sebebiyle ve otizmli çocuk ve anne ilişkisinin bağlanma üzerindeki etkisinin incelenmesi açısından alana katkı sağlayacağı için önemlidir. Araştırmanın örneklem grubunu İstanbul ilinde bulunan özel ve resmi rehabilitasyon merkezine devam eden 4-7 yaş arasındaki Otizm Spektrum Bozukluğu tanısı almış 31 çocuk ve anne oluşturmaktadır. Çalışma nitel ve nicel araştırma yöntemleri bir arada kullanılarak karma araştırma modelinde gerçekleşmiştir. İlk olarak annelerin çocuklarının tanısı ile ilgili duygu ve düşüncelerini öğrenmek adına 6 anne ile odak grup görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Daha sonra araştırmanın verileri, araştırmaya katılan kişileri tanımlayabilmek için "Kişisel Bilgi Formu", anne-çocuk ilişkisinin incelenebilmesi için "PIKOLO Ebeveyn- Çocuk Etkileşimi Gözlem Formu (PICCOLO), annelerin bağlanma düzeylerinin belirlenmesi için "Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri -II ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada, 4-7 yaş aralığında Otizm Spektrum Bozukluğu tanısı olan çocukların, anne-çocuk etkileşimleri bağlanma temelinde değerlendirilmeye çalışılmıştır ve bulgular doğrultusunda otizm spektrum bozukluğunda anne-çocuk etkileşiminin annenin bağlanma stilleri ile doğrudan bir ilişkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır

    Investigation of the effect of square stepting activity on balance coordination, quality of life and physical activity level in children with cerebral palsy

    No full text
    Bu çalışma, hemiplejik serebral palsi tanısı almış çocuklarda kare adımlama aktivitesinin denge ve koordinasyon becerileri üzerindeki etkilerini ve bu etkilerin çocukların yaşam kalitesine yansımalarını bilimsel olarak incelemeyi hedeflemektedir. Araştırmacılar, kare adımlama aktivitesinin hemiplejik çocukların günlük yaşam aktivitelerini daha kolay yapmalarına yardımcı olup olmayacağını ve yaşam kalitelerini artırabileceğini araştırmaktadır. Çalışmaya, yaşları ve hastalıklarının şiddeti benzer olan hemiplejik serebral palsi tanısı almış 28 çocuk dahil edilmiştir. Çocuklar rastgele iki gruba ayrılmıştır. 12 hafta boyunca 20 ila 40 dakika süren kişiye özgü deney grubundaki 14 çocuğa düzenli olarak kare adımlama aktivitesi yapmıştır. Kontrol grubundaki 14 çocuğa herhangi bir aktivite programı uygulanmamış olup 12 hafta boyunca ergoterapi süreçlerine devam edilirken fiziksel aktiviteye teşvik edildi. Denge ve koordinasyon için Berg Denge Ölçeği ve Timed Up and Go Testi, yaşam kalitesinin değerlendirilmesi için Çocuklarda yaşam kalitesi ölçeği, fiziksel aktivitenin değerlendirilmesi amacıyla Adölesanlar için Fiziksel Aktivite Ölçeği (PAQ-A) kullanıldı. Çalışmanın başında ve sonunda tüm katılımcılara değerlendirme ölçekleri uygulanmıştır. Toplanan veriler, istatistiksel yöntemlerle (bağımsız örneklemler t testi, tekrarlı ölçümler ANOVA, korelasyon analizi gibi) analiz edilmiştir. Araştırmacılar, kare adımlama aktivitesi yapan grubun, yapmayan gruba göre denge ve koordinasyon becerilerinde ve fiziksel aktivitede daha fazla gelişme gösterdiğini ve gelişmenin çocukların yaşam kalitelerini olumlu yönde etkilediğini elde edilen bulgular ile sunmaktadır (p<0,05). Bu çalışmanın sonucunda, kare adımlama aktivitesinin hemiplejik serebral palsili çocukların rehabilitasyonunda etkili bir yöntem olduğu görülmektedir. Hemiplejik serebral palsi tanısı olan bireylerin denge, koordinasyon, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesini arttırmada kare adımlama aktivitesinin olumlu katkıları olduğu sonucuna varılmıştır

    The effect of sensory integration-based occupational therapy intervention on sensory processing and behavioral problems in children with autism spectrum disorder (ASD)

    No full text
    Çalışmanın amacı duyu bütünleme temelli ergoterapi müdahalesinin Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan çocukların duyusal işlemleme ve davranış problemlerine etkisini incelemektir. Çalışmaya Düzce ilinde ikamet eden 3-10 yaş aralığında, yaş ortalamaları 6,2 olan, DSM-V kriterlerine göre Otizm Spektrum Bozukluğu tanılı ve ergoterapi seansı alan 24 erkek, 6 kız olmak üzere toplamda 30 çocuk dahil edilmiştir. Çocuklara 12 hafta boyunca haftada 1 seans düzeninde her seans 40 dakika olacak şekilde duyu bütünleme müdahalesi yapılmıştır. Katılımcıların demografik bilgileri kaydedilmiştir. Duyusal işlemlemenin etkisini ve davranış problemlerini incelemek için, duyu bütünleme terapisi öncesi ve sonrasında ebeveynler tarafından Duyu Profili Anketi ve Otizm Davranış Kontrol Listesi Kayıt Formu (ODKL) doldurulmuştur. Verilerin analizinde Wilcoxon İşaret Testi ve Spearman Korelasyon Testi kullanılmıştır. İstatiksel analiz sonucunda, Dunn Duyu Profili'ne ait tüm alt boyutlarda (duyma, görme, dokunma, vestibüler, oral duyular, endurans-tonus ve çoklu duyusal işlem alt boyutlarında) anlamlı düzeyde gelişme gözlenmişti(p<0,05). Bu gelişmeler, çocukların çevresel uyaranlara karşı daha düzenli ve uyumlu tepkiler verdiğini ve duyusal modülasyon becerilerinin güçlendiğini göstermektedir. Otizm Davranış Kontrol Listesi verileri ise; duyusal, dil becerileri, beden ve nesne kullanımı gibi davranışsal alanlarda gelişim olduğunu; ilişki kurma ve sosyal-özbakım becerilerinde ise belirgin bir ilerleme yaşandığını ortaya koymuştur. Duyu bütünleme temelli ergoterapinin OSB'li çocukların yalnızca duyusal düzenlemelerini değil, aynı zamanda sosyal iletişim, özbakım ve davranış yönetimi gibi alanlarını da olumlu yönde etkilediğini göstermektedir

    The effects of diet quality and caffeine consumption on quality of life in adults

    No full text
    Bu tez çalışmasında, yetişkin bireylerde diyet kalitesi ve kafein tüketiminin yaşam kalitesi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Çalışmanın amacı, bireylerin beslenme alışkanlıkları ve kafein tüketimi ile yaşam kaliteleri arasındaki ilişkileri belirlemektir. Araştırmada tanımlayıcı ve karşılaştırmalı analizlere dayalı nicel araştırma yöntemi kullanılmış, 301 yetişkin bireyden anket yoluyla veri toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak SYİ-2010 Diyet Kalite İndeksi ve WHOQOL Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada, kadınların diyet kalitesi puanlarının erkeklere kıyasla anlamlı derecede yüksek olduğu, ancak yaşam kalitesi puanları ile diyet kalitesi ve kafein tüketimi arasında doğrudan bir ilişki saptanmadığı belirlenmiştir. Katılımcıların tamamının kafein tükettiği ve bu tüketim motivasyonlarının cinsiyete göre farklılık gösterdiği gözlemlenmiştir. Çalışmanın sonucunda, diyet kalitesi ile bazı makro ve mikro besin ögeleri arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiş, yaşam kalitesinin ise çok daha çok boyutlu değişkenlere bağlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kafein tüketim sıklığı ile bireylerin yaşam kalitesi alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Öneri olarak, bireylerde sağlıklı beslenme davranışlarının geliştirilmesine ve kafein tüketimi konusunda farkındalığın artırılmasına yönelik eğitim ve danışmanlık programlarının yaygınlaştırılması önerilmektedir

    Psychological adaptation and acculturation in immigrant populations: The impact on crime dynamics and proposed solutions

    No full text
    Bu çalışma, göçmen popülasyonlarındaki psikolojik uyum ve kültürleşme süreçlerini inceleyerek suçun önlenmesi ve müdahaleye yönelik çıkarımlar sunmayı amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, İstanbul'da aynı mahallede yaşayan 100 Suriyeli göçmen, 100 Balkan göçmeni ve bu göçmenlerle aynı mahallede yaşayan 100 Türk bireyine iki farklı anket uygulanmıştır. Anket sonuçları, Balkan göçmenlerinin kültürleşmeye daha açık olduğunu, kültürleşme sürecini daha hızlı gerçekleştirdiklerini ve Türk toplumuna benzer yanlarından dolayı psikolojik olarak daha kolay uyum sağladıklarını göstermiştir. Bu durumun, Balkan göçmenlerinde suça eğilimin daha düşük olmasına katkı sağladığı belirlenmiştir. Buna karşılık, Suriyeli göçmenlerin kültürleşme sürecinde daha fazla zorluk yaşadığı ve bu nedenle psikolojik uyumlarının daha zor gerçekleştiği tespit edilmiştir. Bu zorlukların, Suriyeli göçmenler arasında suça eğilimin daha yüksek olmasına neden olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışma, göçmen popülasyonlarının uyum süreçlerindeki farklılıkları ortaya koyarak, suçun önlenmesi ve müdahale stratejileri geliştirilmesi açısından önemli çıkarımlar sunmaktadır. Özellikle, kültürleşme sürecinin desteklenmesi ve psikolojik uyumun kolaylaştırılması için yapılacak müdahalelerin, suç oranlarını azaltmada etkili olabileceği vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, göçmenlere yönelik uyum programlarının ve toplum destekli projelerin önemi bir kez daha ortaya konulmuştur. Çalışmanın bulguları, göçmenlerin topluma entegrasyonunu destekleyen politikaların geliştirilmesine ve uygulanmasına katkı sağlayabilir

    Investigation of the effect of occupational balance in adolescence on perceived stress and psychological resilience

    No full text
    Bu çalışmada ergenlik dönemi okupasyonel dengenin algılanan stres ve psikolojik sağlamlık üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmaya ergenlik döneminde olan, herhangi bir psikiyatrik ve nörolojik tanısı olmayan 61 çocuk dahil edilmiştir. Veri toplamak için kullanılan ölçekler, Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Adolescent Occupational Balance Scale (A-OBS), Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği'dir. İstatistiksel analizler sonucunda, okupasyonel çeşitlilik ve uyum düzeyleri ile algılanan stres düzeyleri arasında negatif orta düzeyde ilişki (p<0,05, r=-0,397), okupasyonel anlam ve değer düzeyleri ile algılanan stres düzeyleri arasında negatif zayıf düzeyde ilişki (p<0,05, r=-0,255) bulunmuştur. Katılımcıların okupasyonel çeşitlilik ve uyum düzeyleri ile bireysel kaynaklar (r=0,587), aile ile ilişkiler (r=0,423), bağlamsal kaynaklar (r=0,462) ve psikolojik sağlamlılık (r=0,539) düzeyleri arasında pozitif orta düzeyde ilişki (p<0,05), okupasyonel anlam ve değer düzeyleri ile bireysel kaynaklar (r=0,361), aile ile ilişkiler (r=0,386), bağlamsal kaynaklar (r=0,366) ve psikolojik sağlamlılık (r=0,420) düzeyleri arasında pozitif orta düzeyde ilişki (p<0,05) bulunmuştur. Katılımcıların okupasyonel denge düzeyleri arttıkça algılanan stres düzeylerinin azalmış olduğu saptanmıştır. Katılımcıların okupasyonel denge düzeyleri arttıkça bireysel kaynaklar, aile ile ilişkiler, bağlamsal kaynaklar ve psikolojik sağlamlılık düzeylerinin arttığı belirlenmiştir. Ergenlik döneminde öz bakım, üretkenlik, serbest zaman, akademik sorumluluklar ve sosyal katılım konularının dengeli dağılımı bireyin gelişimsel değişikliklere daha etkili uyum sağlamasını desteklemektedir. Ergenlik dönemi ergoterapi değerlendirme ve müdahalelerinde okupasyonel denge süreçlerinin incelenmesi ruh sağlığı açısından önemlidir

    306

    full texts

    7,325

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Üsküdar University Academic Digital Archive
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇