Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
7325 research outputs found
Sort by
The relationship between mental health, hedonic hunger and nutritional habits in visually impaired individuals
Bu çalışma, görme engelli bireylerde mental sağlık, hedonik açlık ve beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, görme engelli bireylerin beslenme alışkanlıkları, hedonik açlık düzeyleri, antropometrik ölçümleri ve ruhsal sağlık durumları anket ve ölçüm araçları kullanılarak değerlendirilmiş ve bu veriler istatistiksel analizle incelenmiştir. Veri toplama araçları olarak sosyodemografik bilgi formu, beslenme alışkanlıkları formu, Genel Sağlık Anketi-12 (GSA-12), Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) ve antropometrik ölçümler kullanılmıştır. Bulgular, görme engelli bireylerin önemli bir kısmının fazla kilolu (%39,6) veya obez (%22,6) olduğunu ve ayrıca %70,2'sinde hedonik açlık olduğunu ortaya koymuştur. Beden kütle indeksi (BKİ) arttıkça hedonik açlık seviyelerinin de yükseldiği belirlenmiştir (p<0,001). Ara öğün tüketen bireylerin hedonik açlık puanları, tüketmeyenlere göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,015). Ayrıca, çalışmaya katılan bireylerin %59,6'sının ruhsal sağlık açısından risk taşıdığı belirlenmiştir. Kadınların ruhsal sağlık puanları, erkeklere kıyasla daha yüksek çıkmıştır (p=0,009). Ruhsal sağlık ve hedonik açlık arasında pozitif bir ilişki bulunmuş ve kötüleşen ruhsal sağlık durumunun, daha yüksek hedonik açlık seviyeleriyle ilişkili olduğu tespit edilmiştir (p<0,001, Beta = 0,257). Ayrıca, öğün atlamayan ve sağlıklı beslendiğini düşünen bireylerin ruhsal sağlık puanları daha düşük çıkmıştır (p<0,05). Sonuç olarak, görme engelli bireylerde ruhsal sağlık, hedonik açlık ve beslenme alışkanlıkları arasında güçlü bir etkileşim olduğu görülmektedir. Elde edilen bulgular, görme engelli bireylerin yaşam kalitesini artırmaya yönelik sağlık hizmetleri ve koruyucu yaklaşımlar açısından önemli ipuçları sunmaktadır
An investigation of adults aged between 18 - 65 with and without obsessive compulsive symptoms in the context of childhood trauma, attachment styles and relationship satisfaction
Yürütülen bu çalışmanın amacı, obsesif kompulsif semptom gösteren ve göstermeyen 18 – 65 yaş aralığındaki yetişkin bireylerde çocukluk çağı travma geçmişi, bağlanma stilleri ve ilişki doyumlarının araştırılmasıdır. Çalışma kapsamında ulaşılan 117 katılımcıya Sosyodemografik Form, Vancouver Obsesif Kompulsif Envanteri, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği ve İlişki Doyumu Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde IBM SPSS 27.0 programı kullanılmıştır. Çalışmanın hipotezlerinin test edilmesinde ise Pearson korelasyon analizi ve bağımsız örneklemler için t-testi kullanılmıştır. Obsesif kompulsif semptom gösteren ve göstermeyen gruplar arasında çocukluk çağı travmaları bakımından anlamlı farklar gözlenirken bağlanma stilleri ve ilişki doyum düzeyi bakımından gözlemlenen fark istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşamamıştır. Çocukluk çağı travma geçmişi ile sosyodemografik değişkenler arasındaki ilişki incelendiğinde, kadın katılımcıların sahip olduğu Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği puanları erkek katılımcılara göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Bunun yanı sıra; lise ve altı eğitim düzeyine sahip bireylerin puanları, üniversite düzeyinde eğitime sahip bireylerden anlamlı düzeyde yüksektir. Ancak katılımcılar medeni durum bakımından incelendiğinde, evli ve bekar bireyler arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Obsesif kompulsif semptomlar sosyodemografik değişkenler bağlamında incelendiğinde, kadın katılımcıların belirti düzeyi erkeklere göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Ancak obsesif kompulsif semptomlar ile eğitim düzeyi ve medeni durum arasında anlamlı ilişki gözlemlenememiştir
Relationship of attachment styles with the grief process and post-traumatic growth
Bu araştırma, bağlanma stillerinin; kayıp yaşamış bireylerin yas süreci ve travma sonrası büyüme (TSB) deneyimleri üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, Türkiye'den 152 gönüllü birey ile kesitsel ve nicel yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Katılımcılardan; demografik bilgi formları, Bağlanma Stilleri Ölçeği, Yas Süreci Değerlendirme Ölçeği ve Travma Sonrası Büyüme Envanteri gibi araçlarla veri toplanmış ve veriler Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, kadın katılımcıların erkeklere kıyasla anlamlı derecede daha yüksek yas ve TSB puanlarına sahip olduğunu göstermiştir (p<.01 ve p<.05). Yaş, gelir düzeyi, eğitim düzeyi, medeni durum ve yalnız yaşama durumu gibi demografik değişkenlerin yas süreci ve TSB üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Yakınlık derecesi, vefat sonrası ilaç kullanımı ve profesyonel yardım alma durumları yas puanlarını artırmış, ani vefat ise TSB puanlarını yükseltmiştir. Bağlanma stilleri ile yas süreci ve TSB arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmamıştır; ancak güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin TSB puanlarının diğer gruplardan daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Tartışma bölümünde, bulguların literatürle uyumu ve demografik ile bağlamsal faktörlerin yas süreci ve TSB üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Araştırma, yas danışmanlığı ve psikoterapi uygulamalarında bireysel ve kültürel faktörlerin dikkate alınmasının önemini vurgularken, bağlanma stillerinin bu süreçler üzerindeki doğrudan etkisinin sınırlı olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın kısıtlamaları arasında kesitsel tasarım, kolayda örnekleme yöntemi ve ölçüm araçlarının kültürel adaptasyonu yer almaktadır. Gelecekteki araştırmalar için uzunlamasına tasarımlar ve farklı kültürel bağlamlarda karşılaştırmalı çalışmalar önerilmiştir. Bu araştırmanın sonuçları, yas süreci ve travma sonrası büyüme deneyimlerinin bireysel farklılıklar ve çevresel koşullara bağlı olarak değişkenlik gösterdiğini göstermekte olup, ruh sağlığı profesyonellerine kişiselleştirilmiş müdahaleler geliştirme konusunda önemli ipuçları sunmaktadır
The Turkish validity and reliability study of the motor planning maze test in evidence-based practices
Bu araştırmanın amacı; Teresa May Benson tarafından çocuklarda motor planlamayı değerlendirmek için geliştirilmiş olan Motor Planlama Labirent Testi (MPLT)'nin Türkçe'ye uyarlanmasıdır. Bu doğrultuda Motor Planlama Labirent testinin dilsel eşdeğerlik, geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında ise 6-12 yaş çocukların motor planlama becerilerinin çeşitli değişkenlere göre (yaş, cinsiyet, tanı grubu, duyusal işlemleme) farklılaşıp farklılaşmaması incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modeline uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2024-2025 yılları arasında İstanbul ilinde yer alan özel, devlet okullarında öğrenci olan, 6-12 yaş arası normal gelişim gösteren ve özel terapi merkezlerinde takibi yapılan 6-12 yaş otizm spektrum bozukluğundaki çocuklar oluşturmaktadır. MPLT'ninn dilsel eşdeğerliği sağlandıktan sonra, testin geçerlik çalışmaları için yapı geçerliği, içerik geçerliği hesaplanmıştır. Ölçek maddelerinin normal dağılıma uygunluğunu değerlendirmek amacıyla basıklık (Kurtosis) ve çarpıklık (Skewness) değerleri incelenmiştir. Literatürde, değişkenlerin çarpıklık ve basıklık değerlerinin +1.5 ile -1.5 veya +2.0 ile -2.0 aralığında olması normal dağılım için kabul edilebilir sınırlar içinde değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda MPLT toplam puanının basıklık (1,391) ve çarpıklık (1,440) değerlerinin belirtilen sınırlar içinde olduğu tespit edilmiştir. Bu durum, ölçek puanlarının normal dağılıma uygun olduğunu göstermektedir. Ölçeğin ayırt ediciliğini değerlendirmek amacıyla bağımsız gruplar T-Testi uygulanmış ve alt ve üst %27'lik gruplar arasında anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Ölçüt geçerliliğini belirlemek amacıyla Pearson Korelasyon Analizi yapılmış ve MPLT'nin duyusal işlemleme becerileriyle güçlü ilişkiler gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca, ölçeğin tanı koymadaki ayırt ediciliğini test etmek amacıyla ROC (Receiver Operating Characteristic) analizi uygulanmıştır. Bu analizler, MPLT'nin psikometrik özelliklerini değerlendirmek ve ölçeğin geçerliliğini test etmek için kapsamlı bir istatistiksel süreç izlenerek gerçekleştirildiğini göstermektedir
Açık kalp ameliyatı olan hastaların piskolojik durumlarının incelenmesi
Açık kalp ameliyatları genellikle hastaları sosyal piskolojik ve duygusal açıdan etkileyen bir özelliğe sahiptir.Açık kalp ameliyatı geçiren hastaların psikolojik durumları genellikle ameliyat öncesinde, sırasında ve sonrasında değişiklik gösterebilir. Araştırmada açık kalp ameliyatı olan hastalarda sağlık algısı ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada betimsel araştıma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 2024 yılı Ekim-Aralık aylarında Mersin Tıp Fakültesi Hastanesi'nde açık kalp ameliyatı olan 25 yaş üzeri hastalar oluşturmaktadır. araştırmanın örneklemini ise araştırma evrenindeki hastalar içerisinden araştırmaya gönüllü olarak katılım sağlayan 69 hasta oluşturmaktadır. Araştırmada açık kalp ameliyatı olan hastaların psikolojik durumlarının incelenmesi amacıyla katılımcılara yönelik demogafik bilgi formu, sağlık algısı ölçeği ve psikolojik iyi oluş ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde nicel veri analiz yöntemleri kullanılmıştır. Bu kapsamda veriler SPSS24 veri analiz programı ile analiz edilmiştir. Araştıma verilerinin analizine ilişkin betimsel istatistikler incelenmiştir. Bu analizlerde verilerin normallik dağılımının bir göstergesi olarak çarpıklık ve basıklık değerlerine yer verilmiştir. Bu kapsamda sağlık algısı ölçeğinin alt boyutları olan kontrol merkezi, kesinlik, sağlığın önemi,özfarkındalık ve toplam puanlar bakımından çarpıklık ve basıklık katsayılarının -1 ve +1 aralığında yer aldığı belirlenmiştir. Analizlerde bağımsız örneklem t testi, ANOVA testi ve korelasyon analizlerinden faydalanılmıştır. Araştıma sonucunda erkek katılımcılarda ve evli bireylerde salık algısının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bireylerde sağlık algısı yaş ve eğtim düzeyine göre farklılık göstermemektedir. 40 yaş altında açık kalp ameliyatı olan bireylerde sağlık algısının daha yüksek olduğu ve eşlik eden başka hastalığın olmaması durumunda sağlık algısının daha yüksek olduuğu belirlenmiştir. Ayrıca ameliyat sayısının fazla olmasının bireylerde sağlık algısını olumsuz etkilediği ve azalttığı belirlenmiştir. Hastalarda sigara ve alkol kullanımının sağlık algısını olumsuz etkiledği belirlenmiştir. Psikolojik iyi oluş bakımından ise erkek katılımcılarda ve daha düşük yaş gruplarında psikolojik iyi oluş daha yüksektir. Evli olan bireylerde ve geliri yüksek olanlarda psikolojik iyi oluş düzeyi daha yüksek olarak belirlenmiştir. Açık kalp ameliyatı olan bireylerde alkol ve sigara kullanımının sağlık algısını olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Vaka türleri ile sağlık algısı arasındaki karşılaştırmalarda, koroner vaka hastalarında sağlık algısının ve psikolojik iyi oluşun diğer vaka türlerine göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Ameliyat öncesi serviste kalma süresi daha fazla olan katılımcılarda sağlık algısının ve psikolojik iyi oluşun daha düşük olduğu belirlenmiştir. Ameliyat sayısının artmasının bireylerde psikolojik iyi oluşu olumsuz etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık algısının ve psikolojik iyi oluş düzeyleri üzerinde pozitif yönlü anlamlı etki meydana getirdiği belirlenmiştir
Investigation of the effects of schema modes and bodily awareness on alcohol use disorder
Şema modları, kişilik bozukluklarını ele almak adına geliştirilen bir yöntem olmakla birlikte alkol kullanımının da kişilik bozuklukları üzerinde önemli bir etkisi olduğu bilinmektedir. Bu çalışma kapsamında alkol kullanımının bireylerin bedensel farkındalıkları ve şema modları üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda genel bilgiler başlığı altında şema modlarının tanımına yer verilmiş, şema modlarının sınıflandırılmasından, şema modlarının belirtilerinden, bedensel farkındalığın tanımından ve alkol kullanım bozukluğundan bahsedilmiştir. Konu teorik olarak ele alındıktan sonra yapılan saha çalışması neticesinde elde edilen veriler SPSS programında analiz edilmiş ve bu bulgular tablolaştırılarak yorumlanmıştır. Yapılan analizler neticesinde katılımcıların cinsiyetlerine, eğitim düzeylerine ve gelir düzeylerine göre şema modlarında ve bedensel farkındalık düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa rastlanılmamıştır. Yaşa ve alkol kullanıına göre şema modlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılığa rastlanılmazken, günde 1 paketten fazla sigara kullanan katılımcıların ŞME düzeyleri diğer katılımcılara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bedensel farkındalığın alt boyutlarında ise yaşa, sigara kullanımına ve alkol kullanımına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklara rastlanılmıştır. Dikkati düzenlemek, duygusal farkındalık, öz düzenleme ve bedeni dinleme alt boyutlarında 55 yaş üstü katılımcıların diğer katılımcılara göre daha yüksek farkındalığa sahip oldukları belirlenirken, bedensel farkındalık düzeylerinde evli katılımcıların farkındalık düzeylerinin bekar katılımcılara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Günde 1 paketten fazla sigara kullanan katılımcıların dikkati düzenlemek, öz düzenleme ve bedeni dinleme düzeyleri diğer katılımcılara göre daha düşük iken her gün alkol kullanan katılımcıların dikkati düzenlemek, duygusal farkındalık, öz düzenleme, bedeni dinleme ve güvenmek düzeyleri diğer katılımcılara göre daha düşük olduğu belirlenmişti
Examining the relationship between perception of psychological harassment (Mobbing) and life satisfaction in working life in the context of industrial social work
Bireylerin işyerinde aynı ortamı paylaşması yoğun iletişim ve etkileşimlere neden olmaktadır. Bu karmaşık ortam işyeri kaynaklı sosyal riskler doğurabilmektedir. İşyeri kaynaklı sosyal risklerden çalışanın korunması fiziksel ve psikolojik sağlık açısından önemlidir. İşyeri kaynaklı sosyal risklerden biri de işyerinde psikolojik taciz olup, bir ya da birkaç çalışana yönelik tacizcinin planlı, psikolojik saldırı eylemlerini oluşturmaktadır. İş yaşamında kurulan sosyal ilişkiler ve sosyal riskler çalışanın yaşam doyumunu etkileyebilecek önemli faktörlerden biridir. Mevcut araştırmada, endüstriyel sosyal hizmet bağlamında, çalışma hayatında psikolojik taciz algısı ve yaşam doyumu ilişkisi incelenmiş olup konu ile ilgili önerilerde bulunulmuştur. Nicel yöntemle gerçekleştirilen çalışmada ilişkisel tarama modeli ve kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma evreni, Türkiye genelinde 18 yaş ve üstü,formel istihdama dâhil olan çalışan kadın ve erkek bireylerdir. Çevrim içi form ve yüz yüze anket tekniği aracılığıyla 317 kişi katılmıştır. Sosyo-Demografik Bilgi Formu, İşyerinde Psikolojik Taciz Ölçeği ve Yetişkin Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulgularının analizi sonucunda; psikolojik taciz davranışlarının yaşam doyumu düzeyini azalttığı görülmüştür. Cinsiyete göre yaşam doyumu puanlarında anlamlı farklılık bulunmuştur. Kadınların toplam yaşam doyumu, genel yaşam doyumu, benlik doyumu puanları erkeklere göre daha yüksek görülmüştür. Medeni duruma göre psikolojik taciz genel ve alt boyutlarına ait davranış puanlarında anlamlı farklılık görülmüştür. Evli bireylerin psikolojik taciz genel ve alt boyutlarına ait davranış puanları, bekâr bireylere göre daha düşüktür. Araştırma sonucunda elde edilen sonuçlara bakılarak, işyerinde psikolojik taciz ile mücadelede endüstriyel sosyal hizmet bağlamında bazı önerilerde bulunulmuştur
Clustering of provinces by crime types and gender using data mining methods
Veri, insanlık tarihinin en eski dönemlerinden bu yana, bilgiyi kaydetme ve anlamlandırma ihtiyacının bir sonucu olarak varlığını sürdürmüştür. İlk yazılı metinlerden ticaret kayıtlarına, astronomik gözlemlerden nüfus sayımlarına kadar pek çok alanda veri, anlam kazandırıldığında insanlığın gelişimine önemli katkılar sağlamıştır. Günümüzde ise teknolojinin hızla ilerlemesiyle veri, yalnızca bir bilgi birikimi olmanın ötesine geçerek, karar alma süreçlerini yönlendiren ve geleceği şekillendiren stratejik bir araç konumuna gelmiştir. Bu dönüşüm, modern toplumların ilerleyişinde verinin hayati bir role sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle suç analizi gibi toplumsal konularda, veri madenciliği tekniklerinin kullanımı, güvenlik stratejilerinin geliştirilmesinde ve suç oranlarının azaltılmasında etkili bir araç haline gelmiştir. Suç türleri ve cinsiyet bazında yapılan detaylı analizler, bölgesel farklılıkları ortaya koyarak, yerel yönetimler ve güvenlik birimleri için hedef odaklı politikalar geliştirilmesine olanak sağlar. Bu çalışmada, Türkiye'nin 2020 yılına ait suç verileri, iller arasında suç profillerini belirlemek ve suç önleme stratejilerine katkı sağlamak amacıyla incelenmiştir. Veri madenciliği tekniklerinden kümeleme analizi yöntemi kullanılarak, suç türleri arasındaki örüntüler ve ilişkiler analiz edilmiştir. Çalışmanın temel amacı, büyük veri analitiği ve yapay zekâ tekniklerini entegre ederek, suç analizi alanına cinsiyete yönelik en yaygın suçların il bazında kümelenmesinde hem teorik hem de pratik katkılar sağlamaktır. Tez, altı bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde tezin genel bilgileriyle ilgili açıklamalarda bulunmuş, ikinci bölümde suçun kavramı, oluşumunda etki eden faktörler ve Türkiye'deki etkileri ile ilgili literatürler ele alınmıştır. Üçüncü bölümde veri seti ve kullanılan yöntemler tanıtılmış, dördüncü bölümde analiz bulguları paylaşılmış, beşinci bölümde tartışmalar yapılmıştır. Son olarak, altıncı bölümde sonuçlar ve önerilere yer verilmiştir
An i̇nvestigation of the effects of regular and irregular drum rhythms on brain waves using electroencephalography
Bu tez çalışmasında, düzenli ve düzensiz bateri ritimlerinin insan beynindeki elektriksel aktivite üzerindeki etkileri elektroensefalografi (EEG) yöntemiyle deneysel olarak incelenmiştir. Çalışmanın temel amacı, farklı ritmik yapıların EEG frekans bantlarındaki bölgesel ve topografik etkilerini analiz ederek, düzenli ritimlerin sinirsel senkronizasyon üzerindeki düzenleyici potansiyelini ortaya koymaktır. Araştırmaya 15 sağlıklı yetişkin birey katılmış; her katılımcı düzenli ve düzensiz olmak üzere iki farklı bateri solosuna pasif olarak maruz bırakılmıştır. EEG verileri, dikkat dağıtıcı uyaranlardan arındırılmış kontrollü bir ortamda, 32 kanallı EEG cihazı ile kaydedilmiştir. Toplanan ham EEG verileri, EEGLAB yazılımı kullanılarak önişleme adımlarından geçirilmiş; band geçiren filtre (1–40 Hz) uygulanmış, artefaktlar Independent Component Analysis (ICA) yöntemiyle temizlenmiş ve logaritmik güç spektrumu hesaplanarak beş temel frekans bandı (Delta: 1–4 Hz, Teta: 4–8 Hz, Alfa: 8-13 Hz, Beta: 13–30 Hz, Gama: 30–45 Hz) oluşturulmuştur. Her bant için Frontal, Temporal, Central, Parietal ve Oksipital bölgelerdeki ortalama EEG güç değerleri hesaplanmış ve düzenli-düzensiz ritim koşulları arasında parametrik olmayan Mann-Whitney U testleri ile istatistiksel karşılaştırmalar yapılmıştır. Toplamda 25 frekans-bölge eşleşmesi üzerinden karşılaştırmalar yürütülmüş, elde edilen sonuçlar hem tablo hem de topoplot (kafa üstü harita) görselleriyle detaylandırılmıştır. Analizler sonucunda, düzenli ritim koşullarında delta, teta, alfa, beta ve gama bantlarında; özellikle frontal, central, parietal ve oksipital bölgelerde anlamlı düzeyde daha yüksek EEG güçleri tespit edilmiştir (p < .05). Düzensiz ritim koşullarında ise EEG aktivitesinde genel bir düşüş ve varyansta artış gözlenmiştir. Topoplot analizleri, bu farklılıkların uzamsal düzeyde de belirginleştiğini ve düzenli ritmin daha organize, yaygın ve senkronize kortikal yanıtlar ürettiğini göstermiştir. Bu bulgular, ritmik yapının beyin osilasyonları üzerindeki etkisini doğrulamakta ve özellikle düzenli ritimlerin dikkat, yürütücü işlevler ve motor entegrasyon gibi bilişsel süreçlerde nöral senkronizasyonu artırabileceğine işaret etmektedir. Tez, nöromüzikoloji, duyusal nörobilim ve ritim temelli terapötik uygulamalar için bilimsel bir temel sunmayı amaçlamaktadır
The effects of developments in forensic sciences in cold cases
Bu çalışmada, çözülememiş (soğuk) vakaların çözülmesinde adli bilim alanındaki yeniliklerin rolü incelenmiştir. Araştırmanın amacı; gelişen genetik analiz tekniklerinin, fiziksel ve desen tabanlı yöntemlerin, forensik omiks uygulamalarının ve yapay zekâ destekli dijital analizlerin çözülememiş vakaların aydınlatılmasına katkısını ortaya koymaktır. Çalışmanın kapsamı, tarih-sel süreçte öne çıkan geleneksel yöntemlerden, güncel vakalara (Golden State Katili, Angie Dodge vb.) uygulanan yeni yöntemlere kadar geniş bir örneklem setini içermektedir. Yöntem olarak, uluslararası literatür taraması ve örnek olay incelemeleri bir arada kullanılmış; ilgili makaleler ve vaka raporları karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Genetik soybilim, STR (Kısa Tandem Tekrar Analizi), NGS ve forensik genetik soy ağacı teknikleri başta olmak üze-re, adli antropoloji ve odontoloji verilerinin üç boyutlu görüntüleme ile entegrasyonu, gelece-ğin adli bilimleri gibi konular değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, özellikle genetik soy ağacı yöntemlerinin ve çok disiplinli veri entegras-yonunun vaka çözümünü belirgin biçimde kolaylaştırdığını göstermiştir. Bununla beraber, veri gizliliği, bilgilendirilmiş onam süreçleri ve uluslararası standart eksikliği hâlâ önemli engeller oluşturmaktadır. Çalışma, bu alandaki uygulamaların yaygınlaşması için etik protokollerin güç-lendirilmesini ve laboratuvar akreditasyonunun evrensel normlara kavuşturulmasını önermek-tedir