Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
7325 research outputs found
Sort by
Sharenting' sosyal medyada ebeveynlerin çocuk paylaşimlarinin içerik analizi
Bu araştırma, sosyal medyada çocukları hakkında paylaşımlar yapan ebeveynlerin gerçekleştirdiği Sharenting olgusunu içerik analizi yöntemiyle incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel konusu, ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili paylaşımlarının içerik özelliklerini, paylaşım sıklıklarını ve bu içeriklerdeki reklam ya da ürün yerleştirme eğilimlerini kapsamaktadır. Araştırmada, sosyal medyada yoğun takipçi kitlesine sahip seçilmiş ebeveyn hesapları incelenmiş, paylaşımların analizinde nitel içerik analizi yöntemi kullanılarak tematik kodlama yaklaşımı benimsenmiştir. Araştırmanın örneklemini, Instagram platformunda aktif olarak paylaşım yapan, çocuklarını merkeze alan içerik üreticisi ebeveynlerin yönettiği 14 hesap oluşturmuştur. Örneklem, takipçi sayısı yüksek, farklı içerik türleriyle öne çıkan hesaplar arasından amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Araştırma, yalnızca Instagram platformuyla sınırlı tutulmuş olup, diğer sosyal medya platformlarındaki paylaşımları kapsamayarak sınırlılık taşımaktadır. Ayrıca incelenen paylaşımlar yalnızca belli bir zaman dilimini içermekte olup, daha geniş zamansal karşılaştırmaları içermemektedir. Araştırma, literatüre hem teorik hem de uygulamalı anlamda katkılar sunmakta; ebeveynlerin dijital ortamlarda çocuklarıyla ilgili paylaşımlarının etik, psikolojik ve sosyal yönlerini aydınlatarak, konu hakkındaki farkındalığın artırılmasını ve çocuk hakları açısından bilinçli dijital davranış modellerinin geliştirilmesine yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Araştırmanın bulguları, özellikle video içeriklerin ve mahremiyet ihlallerinin baskınlığını, eğlence ile ekonomik motivasyonun birbirine geçişken yapısını ve çocukların dijital kimliklerinin ebeveyn kontrolünde kamuya açık biçimde ifşa edildiğini ortaya koymuştur. Bu durum, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye ait madde 3'teki çocuğun üstün yararı ilkesinin çoğu zaman ikinci plana itildiğini, madde 12 uyarınca çocuğun görüş hakkının dikkate alınmadığını göstermektedir. Çocuğun yüz, ses ve konum gibi kişisel verilerinin açık biçimde paylaşılması, Madde 16'da güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkını ihlal etmektedir. Ayrıca, ticari içeriklerde çocukların kullanımı madde 32 ve madde 36 kapsamında ekonomik ve diğer sömürü biçimlerine karşı koruma ilkesine aykırılık taşımaktadır. Araştırmanın sonuçları dijital veri güvenliği ve duyarlı, koruyucu ebeveynlik uygulamaları açısından yeni politika ve toplumsal farkındalık gereksinimine işaret etmektedir. Elde edilen veriler, sosyal medyada çocuk görünürlüğünün uzun vadeli etkilerinin çocuk gelişimi ve psikososyal refahı üzerinde çok boyutlu olarak değerlendirilmesinin gerekliliğini göstermektedir
Patolojide Makroskobik İnceleme, Tarif ve Örnekleme (Makroskobik Diseksiyon)
Patolojik Anatomi usulleri, hastalıkları her yönü ile tanımlar. Hastalıkların veya kanserin etkilediği doku ve organlarda, dış görünüşleri yani makroskobik olarak meydana getirdiği değişiklikler ile mikroskobik değişiklikler birlikte kesin tanıyı gerçekleştirir. Mikroskobik bulgular kesin sonuca götürür. Makroskobik bulgular ise mikroskobik bulguların anahtarıdır. İyi bir makroskobik gözlem, tarif, tanımlama ve bilgi, mikroskobik tanıya ışık tutar. Bazen yalnız başına makroskobik tanımlama, mikroskobiye gereksinim göstermeden yeterli olabilir. İntraoperatif tanımlamada da makroskobik bulgular olguyu tanımlamada yeterli olabilir
Mehmet Şemsettin Ulusoy's love for Hz. Ali in his dîvân named Eş'âr-ı Şemsî
Bu çalışmada, 1925'te tekke ve zâviyelerin kapatılmasına kadar Mısrî Dergâhı'nın son postnişîni olan Mehmet Şemsettin Ulusoy'un (ö. 1936) Eş'âr-ı Şemsî adlı eserinde Hz. Ali'ye (ö. 40/661), duyduğu derin sevgi ve bağlılık incelenecektir. Ulusoy, sadece son postnişîn olarak değil, aynı zamanda üretken bir mutasavvıf, şair ve yazar olarak da tanınmaktadır. Hz. Peygamber'e; Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve Niyâzî-i Mısrî'ye (ö. 1105/1694) beslediği muhabbeti anlattığı ve Bursa'nın dînî ve tasavvufî hayatı üzerine önemli bilgileri aktardığı Eş'âr-ı Şemsî, toplamda 753 manzûmeden oluşmaktadır. Bu manzûmeler içinde Hz. Ali sevgisine yönelik beyitler önemli bir yer tutmaktadır. Çalışmada Hz. Ali ile özleşen üç kavram; fütüvvet, ilim ve velâyet üzerinden incelemeler yapılmıştır. Klasik metinlerde, eski ve köklü tarikatlarda, Anadolu'da etkili olan bazı tarikatlarda Hz. Ali'nin bu üç kavram ile ilintili olarak nasıl konumlandırıldığını incelenmiştir. Ardından Halvetî Mısriyye tarikatında dolayısı ile Niyâzî-i Mısrî'nin Hz. Ali sevgisi, kavramlar doğrultusunda işlenmiştir. Niyâzî-i Mısrî'nin tasavvufî düşünceleri ve Hz. Ali'ye duyduğu muhabbet, Ulusoy'un manevi dünyasını şekillendiren ve eserlerine yansıyan önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Ulusoy'un, Hz. Ali hakkındaki eleştirilere Ehl-i Sünnet perspektifinden getirdiği savunmacı yaklaşımı şiirlerinde açıkça okunmaktadır. Bu çalışma, tasavvuf edebiyatının yakın dönem örneklerinden biri olan Eş'âr-ı Şemsî'nin, Hz. Ali'nin manevi konumunu ve eserin yazıldığı dönemde Mısriyye tarikatının görüşlerini yansıtmaktadır
The effect of personal and occupational power perception levels of social workers working in legal support and victim service directorates on their ethical dilemma solving skills
Etik ikilem, farklı alanlarda uygulanan sosyal hizmet mesleğinde karşılaşılması muhtemel durumlardan biri olup sosyal çalışmacıların karar verme ve değerlendirme sürecini etkileyebilmektedir. Etik ikileme ilişkin uygun etik karar verme değerlendirmeyi yapan sosyal çalışmacının sahip olduğu bireysel faktörlerden etkilenmektedir. Bu araştırma ülkemizde adli sosyal hizmetin önemli ölçüde uygulama alanı bulduğu adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüklerinde çalışmakta olan sosyal çalışmacıların karşılaştıkları etik ikilem durumlarını çözme becerisinin, sosyodemografik özellikleri ile algılanan kişisel ve mesleki güç düzeylerinden etkilenip etkilenmediğinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma nicel çalışma yöntemi ile yürütülmüş; araştırma için ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma kapsamındaki veriler sosyodemografik bilgi formu, Sosyal Hizmet Uzmanlarının Kişisel ve Mesleki Güç Algıları Ölçeği ve Nathanson ve Giffords Sosyal Hizmet Etik Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın örneklemini adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüklerinde çalışan 200 sosyal çalışmacı oluşturmuştur. Verilerin analizi için SPSS programından yararlanılmış olup elde edilen veriler bağımsız örneklem t-testi, Pearson korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanarak analiz edilmiştir. Katılımcılardan elde edilen verilerin analizinde; sosyal çalışmacıların kişisel ve mesleki güç algı düzeyleri ile etik ikilem çözme becerisi arasında zayıf düzeyde ilişki bulunduğu, ölçeğin alt boyutlarından kolektif kimlik boyutu ile anlamlı farklılık oluştuğu ve etik ikilem çözme becerisine olumlu etkisinin bulunduğu; katılımcıların sosyodemografik özellikler kapsamında ise yalnızca cinsiyet faktörü ile lisans veya lisansüstü eğitimde adli sosyal hizmet/psikoloji dersi alma faktörünün etkili olduğu sonucu elde edilmiştir
Evaluation of social capital development in families with a single female parent
Araştırma, tek ebeveyni kadın olan ailelerde sosyal sermaye gelişimini değerlendirmeyi amaçlayan nitel bir çalışmadır. Çalışmada, sosyal sermayenin temel bileşenleri olan güven, toplumsal ağlar, yardımlaşma ve sosyal destek mekanizmaları üzerinden, tek ebeveyni kadın olan ailelerin karşılaştığı güçlükler ve sosyal sermaye gelişimleri incelenmektedir. Araştırmada, farklı sosyoekonomik arka planlara sahip 15 tek ebeveyn kadın katılımcıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler derinlemesine analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, ailelerin ekonomik, psikolojik, çocuk bakımı ve sağlık gibi alanlarda çok boyutlu zorluklarla karşı karşıya olduğu anlaşılmıştır. Tek ebeveynli aile modeline geçiş yapan ailelerin, ekonomik bağımsızlık arayışları ve toplumsal baskılar ile mücadele ettikleri belirlenmektedir. Psikolojik açıdan, boşanma süreci ve sonrasında yaşanan duygusal baskılar, tek ebeveynli ailelerin sosyal ağlardan uzaklaşmasına ve toplumsal güven bağlarının zayıflamasına neden olmaktadır. Özellikle boşanma sürecinde maruz kalınan psikolojik, fiziksel şiddet ve bu durumun beraberinde getirdiği yıpranmalar, bu zorlukları derinleştirmektedir. Araştırma sonucunda, tek ebeveyn olan kadınların yaşama bağlanmada en önemli motivasyon kaynağının çocukları olduğu ve sosyal sermayelerini çocuğun geleceğini merkeze alarak yeniden yapılandırmaya çalıştıkları tespit edilmiştir. Toplumsal bağlar açısından değerlendirildiğinde, çevredeki bireylerin olumsuz tutumları ve aile içi baskılar, tek ebeveynli ailelerin sosyal yaşamlarını kısıtlamalarına sebep olmaktadır. Çalışma hayatında karşılaşılan ayrımcılık, önyargı ve yetersiz destek mekanizmaları, kadınların iş yaşamından uzaklaşmasına ve toplumsal dışlanma hissinin artmasına sebep olmaktadır. Araştırmada, tek ebeveyni kadın olan ailelerde sosyal sermaye gelişiminin toplumsal katılım, ekonomik dayanıklılık ve psikolojik iyilik hali üzerindeki etkileri ortaya konmaktadır. Araştırmada, sosyal hizmet alanında, tek ebeveynli ailelerin sosyal sermaye gelişimlerini desteklemeye yönelik politika ve uygulama önerileri sunulmuştur
Examining the relationship between social media use, segmental eating and food consumption in adult individuals
Araştırmanın amacı bireylerin sosyal medya kullanımlarının sezgisel beslenme ve besin tüketimi tercihleri üzerine etkisinin olup olmadığının araştırılması içindir. Bu çalışma kesitsel ve gözlemsel bir çalışmadır. Katılımcılara sosyo-demografik bilgi formu, Sezgisel Yeme Ölçeği-2(SYÖ), Sosyal Medya Kullanım Ölçeği(SMKÖ) ve 1 günlük besin tüketim kaydı yüz yüze ve online ortamda anket yoluyla uygulanmıştır. Çalışmaya 435 kişi katılmıştır. Toplanan veriler BEBIS 9 (Beslenme Bilgi Sistemi) ve SPSS v27 programı kullanılarak istatistik anlamlılık düzeyi "p<0,05, p<0,01, p<0,001" olarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların %91,3'ü aktif sosyal medya kullanıcısıdır. Kadınların sosyal medya kullanım süresi ve yemek sırasında sosyal medya kullanımı erkeklere göre daha yüksektir. SYÖ alt boyutlarında erkeklerin "Duygusal Sebeplerden Ziyade Fiziksel Olarak Yeme" puanları kadınlardan anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür (p<0,01). Sosyal medya kullanım süresi arttıkça "Koşulsuz Yeme İzni" puanlarında artış gözlenmiş, ancak toplam sezgisel yeme puanlarında düşüş eğilimi saptanmıştır. Ayrıca, sosyal medya kullanımı sırasında ve sonrasında atıştırma ihtiyacı duyan bireylerin sezgisel yeme puanları daha düşük olduğu görülmüştür (p<0,001). Sosyal medya kullanımı, bireylerin sezgisel yeme davranışlarını ve besin tüketim alışkanlıklarını anlamlı şekilde etkilemektedir. Bu bulgular, beslenme danışmanlığı ve halk sağlığı müdahalelerinde sosyal medya alışkanlıklarının dikkate alınması gerektiğini göstermektedir
The relationship between mediterranean diet adherence and MIND diet score with biochemical parameters in patients with non-alcoholic fatty liver disease: A cross-sectional study
Bu çalışmanın amacı Non Alkolik Yağlı Karaciğer Hastalarında Akdeniz Diyet Bağlılığının Ve MIND Diyet Skorunun Biyokimyasal Parametreler İle İlişkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Maltepe Devlet Hastane' sine başvurup Non Alkolik Yağlı Karaciğer Hastalığı teşhisi alan 18-65 yaş arası katılımcılara; katılımcıların kişisel ve genel bilgilerini ve sosyodemografik özelliklerini içeren sorular ve Genel Sağlık Durumu Anketi, Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği (MEDAS) ve MIND Diyeti Uyum Ölçeğini içeren sorulardan oluşan yüzyüze anket uygulanmıştır. Verinin istatistiksel analizi SPSS v26 istatistik paket programında yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan katılımcıların %56,6'sı erkek ve %43,4'ü kadındır. Katılımcıların %79,6'sının karaciğer yağlanma seviyesi; grade 1'dir. Katılımcıların %76,4'ü hastalığa özgü özel diyet uygulamış olup, en fazla uygulanan diyet; %51,4 ile zayıflama diyetidir. Katılımcıların MEDAS toplam puan ortalamaları; 5,25±2,23 olup; Akdeniz diyetine uyumları yoktur. MIND toplam puan ortalamaları; 5,97±1,49 olup; MIND diyetine uyumları yoktur. Katılımcıların MEDAS toplam puanları arttıkça MIND toplam puanlarında %44'lük artma olduğu bulunmuştur (s=0,440; p<0,001). Katılımcıların, MEDAS toplam puanlarında artma oldukça "LDL Kolesterol (mg/dl)" değerlerinde %10,8'lik artışın olduğu(s=0,108; p<0,05) , "VLDL Kolesterol (mg/dl)" değerlerinde %16,9'luk artma olduğu (s=0,169; p<0,01), "AST (U/mL)" değerlerinde %18,5'lik artma olduğu (s=0,185; p<0,001), "ALT (U/mL)" değerlerinde %12,5'lik artma olduğu (s=0,125; p<0,05), "GGT (U/L)" değerlerinde %11,9'luk artma olduğu (s=0,119; p<0,05) ve "Total Bilirubin (mg/dl)" değerlerinde %14,3'lük artma olduğu bulunmuştur (s=0,143; p<0,01). Katılımcıların MIND toplam puanları arttıkça "Total Kolesterol (mg/dl)" değerlerinde %14,9'luk azalma olduğu (s=-0,149; p<0,01) , "AST (U/mL)" değerlerinde %29'luk azalma olduğu (s=-0,290; p<0,001), "ALT (U/mL)" değerlerinde %21,2'lik azalma olduğu (s=-0,212; p<0,001), "GGT (U/L)" değerlerinde %21,8'lik azalma olduğu (s=-0,218; p<0,001) ve "Total Bilirubin (mg/dl)" değerlerinde %34,6'lık düşüş yaşandığı sonucuna ulaşılmıştır (s=-0,346; p<0,001). Sonuç: Akdeniz diyeti ve MIND diyeti biyokimyasal ölçüm parametreleri değişim gösterebilmektedir
Investigation of the turkish validity and reliability of the child oral and motor proficiency scale from an occupational therapy perspective
Oral-motor beceriler; beslenme, konuşma ve günlük yaşam aktivitelerine aktif katılım açısından erken çocukluk döneminde kritik öneme sahiptir. Bu becerilerdeki yetersizlikler, fonksiyonel bağımsızlığı ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Dolayısıyla, çocukların oral-motor yeterliliğini değerlendirmek üzere kültürel olarak geçerli ve güvenilir ölçme araçlarına gereksinim duyulmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Child Oral and Motor Proficiency Scale (ChOMPS) ölçeğinin Türkçeye uyarlanması, kültürel geçerliliğinin sağlanması ve ergoterapi perspektifinden psikometrik özelliklerinin incelenmesidir. Yöntemler Bu metodolojik çalışma iki temel fazdan oluşmuştur: (1) ölçeğin kültürel adaptasyonu ve (2) psikometrik geçerlik–güvenirlik analizi. Süreç, literatürde kabul gören sekiz aşamalı uyarlama protokolü doğrultusunda yürütülmüştür. Bu aşamalar; ileri çeviri, çeviri sentezi, dilbilimsel inceleme, geri çeviri, geri çeviri değerlendirmesi, uzman paneliyle içerik geçerliği çalışması, ebeveynlerle ön test uygulaması ve son olarak psikometrik analiz basamaklarını içermektedir. Ölçeğin uyarlanması için orijinal geliştirici Suzanne M. Thoyre'den 09.10.2024 tarihinde yazılı izin alınmış, ardından çalışma Üsküdar Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu tarafından 28.02.2025 tarihli, 61351342/020-895 sayılı karar ile onaylanmıştır. Çalışma Marmara Bölgesi'nde yürütülmüş olup tüm katılımcılardan bilgilendirilmiş gönüllü onam alınmıştır. Kültürel adaptasyon sürecine toplam 10 yılı aşkın deneyime sahip dört farklı çevirmen (İleri ve geri çeviri), bir fizyoterapist, bir dil ve konuşma terapisti, bir uzman ergoterapist, iki dilbilimci ve iki eğitim bilimci dâhil olmuştur (sentez ve dilbilimsel değerlendirme). İçerik geçerliği aşamasına pediatri alanında deneyimli 10 uzman terapist (7 ergoterapist, 2 fizyoterapist, 1 dil ve konuşma terapisti) katılmıştır. Ön test aşamasında 10 ebeveyn yer almış; ölçek maddelerinin anlaşılabilirliği, dilsel uygunluğu ve yönergelerin açıklığı değerlendirilmiştir. Psikometrik değerlendirme örneklemi toplam 199 ebeveynden oluşmuş; bunların 162'si tipik gelişim gösteren, 37'si atipik gelişim özellikleri bulunan çocukların ebeveynleridir. Tüm katılımcılardan veriler gönüllülük esasına göre toplanmış ve etik ilkeler titizlikle gözetilmiştir. Psikometrik analizlerde ölçeğin geçerliliği ve güvenirliğini değerlendirmek amacıyla bir dizi istatistiksel yöntem uygulanmıştır. İçerik geçerliği için madde düzeyi içerik geçerlik indeksi (I-CVI), ortalama içerik geçerlik indeksi (Ave-CVI) ve modifiye kappa katsayısı (k*) hesaplanmıştır. Güvenirlik analizinde iç tutarlılık katsayısı (Cronbach's α) ve test-tekrar test güvenirliği (ICC) yöntemleri kullanılmıştır. Geçerlik analizinde ise ayırt edicilik testi, ölçüt geçerliği (Erken Gelişim Evreleri (EGE) kullanılarak ) ve ROC eğrisi analizi yapılmıştır. Bulgular Çalışmadan elde edilen bulgular, Çocuk Oral ve Motor Yeterlilik Ölçeği'nin Türkçe versiyonunun (ÇOMYÖ) dilsel, kavramsal ve kültürel açıdan başarılı biçimde uyarlandığını ve güçlü psikometrik özellikler sergilediğini göstermiştir. Sekiz aşamalı kültürel adaptasyon süreci kapsamında yapılan ileri–geri çeviri, dilbilimsel değerlendirme, uzman paneli ve ebeveyn ön testleri sonucunda ölçeğin Türk kültürüne tam uyum sağladığı belirlenmiştir. Uzman paneline katılan pediatri alanında deneyimli 10 terapistin değerlendirmeleri sonucunda 63 maddenin 61'i için I-CVI=1.00, iki madde için I-CVI=0.80, Ave-CVI=0.99 ve modifiye kappa (k*)=0.99 olarak bulunmuş; bu değerler ölçeğin kavramsal bütünlüğünün mükemmel düzeyde olduğunu ortaya koymuştur. Psikometrik analizler, ölçeğin yüksek güvenilirlik ve geçerlilik düzeyine sahip olduğunu göstermiştir. 6–72 ay aralığında çocuğu bulunan 199 ebeveyn (162 tipik, 37 atipik gelişim) çalışmaya katılmıştır. İç tutarlılık katsayıları (Cronbach's α) alt boyutlarda 0.979–0.983, toplamda 0.987 olarak saptanmıştır. Test–tekrar test güvenirliği (ICC) alt boyutlarda 0.903–0.933, toplamda 0.933 olup, tüm değerler istatistiksel olarak anlamlıdır (p<.001). Ayırt edicilik analizleri, tipik ve atipik gelişim grupları arasında tüm alt boyutlarda anlamlı farklar (p<.001) göstermiş, Cohen's d=2.038 ile güçlü bir etki büyüklüğü saptanmıştır. Ölçüt geçerliği, EGE ile yapılan karşılaştırmalarda pozitif yönde yüksek korelasyon (p<.001) ile desteklenmiştir. ROC analizi sonucunda AUC=0.900 (SE=0.0252; %95 GA: 0.850–0.938; p<0.0001), eşik ≤71 puan için duyarlılık %97.3, özgüllük %72.2 bulunmuş, ölçeğin yüksek ayırt edici güce sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç Bu çalışma, ÇÖMYÖ'nün Türkçe versiyonunun kültürel olarak başarılı biçimde uyarlandığını ve geçerli ile güvenilir bir ölçme aracı olduğunu ortaya koymuştur. Ölçek, Türk kültürüne uygun dilsel ve kavramsal eşdeğerlik göstermiş, klinik uygulamalarda ebeveyn bildirimiyle çocukların oral-motor becerilerinin değerlendirilmesi için kullanılabilir hale getirilmiştir. ÇOMYÖ, erken çocukluk döneminde oral-motor yeterliliğin izlenmesi, riskli çocukların belirlenmesi ve ergoterapi müdahalelerinin planlanmasında etkin bir değerlendirme aracı olarak önerilmektedir
Case Report: Physiological and psychological underpinnings of muscle dysmorphia using EEG, GSR, and eye-tracking
BackgroundMuscle dysmorphia (MD), a subtype of Body Dysmorphic Disorder (BDD), involves an obsessive preoccupation with perceived insufficient muscularity despite an objectively muscular physique. While its psychological features are well-documented, physiological and attentional underpinnings remain underexplored.ObjectiveThis exploratory, proof-of-concept case series examines the psychological, physiological, and attentional characteristics of individuals with varying experiences of MD using a multimodal approach combining electroencephalography (EEG), galvanic skin response (GSR), and eye-tracking technologies.MethodsThree male participants were purposefully selected to represent distinct clinical profiles: one with active MD and steroid use, one in sustained remission from MD, and one with no MD history. Participants completed validated psychological scales (MDDI, BIDQ, STAI, RSES) and were exposed to personalized visual stimuli (past, current, and idealized body images). A triangulated recording protocol was used to capture EEG, GSR, and eye-tracking data during stimulus exposure.ResultsParticipants with current and past MD showed elevated beta wave activity, increased skin conductance, and attentional biases toward muscular regions, corresponding with higher self-reported distress and anxiety. In contrast, the control participant exhibited stable physiological responses and emotionally neutral reactions. Triangulated data revealed coherent patterns across subjective and physiological domains, supporting the internal validity of the findings despite the small sample.ConclusionThese findings illustrate the potential of multimodal assessment in identifying candidate psychophysiological markers of MD. While not generalizable, this case-series provides a valuable framework for future hypothesis-driven research and supports the need for gender-specific diagnostic and intervention strategies in muscle dysmorphia.https://doaj.org/article/b5dbb135c34145c59ed3daa74bc0011
Judicial statistics on crimes against sexual inviolability between 2015 and 2023; social attitudes and opinions
Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, tarih boyunca süreklilik göstermekte ve günümüzde de toplumsal açıdan önemini koruyan ciddi hak ihlallerinden biri olmaya devam etmektedir. Cinselliğin bir şiddet biçimi olarak kullanıldığı bu suçlar; bireyin beden bütünlüğünü, mahremiyetini ve rızasını ihlal etmektedir. Evrensel insan hakları kapsamında korunması gereken bu temel değerlerin çiğnenmesi, yalnızca bireysel düzeyde değil, toplumsal düzeyde de derin etkiler yaratmakta; cinsel şiddeti aynı zamanda bir halk sağlığı sorunu hâline getirmektedir. Bu çalışmada İstanbul gibi çoğu suça tanıklık eden ve saldırgan profilinin çok fazla olduğu büyük bir şehirdeki cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara ilişkin toplumsal tutum ve görüşler ele alınmıştır. Esen ve ark. (2021) tarafından geliştirilen Cinsel Saldırı ve Taciz Tutum Ölçeği (ATSHAS) uygulanmıştır. Yüksek puanlar cinsel taciz ve saldırıya yönelik sağlıklı tutumlara işaret etmektedir ki bu da cinsel şiddeti önlemeye yönelik müdahalelerin nihai hedefidir. Bu çalışma, birinci bölümde; giriş ve amaçlar, ikinci bölümde; genel bilgiler, cinsel dokunulmazlığa karşı suçların tarihsel yeri ve gelişimi, tanım ve kavramlar, üçüncü bölümde; TCK'da yeri, dördüncü bölümde; Türkiye'deki ve dünyadaki adli istatistikler, beşinci bölümde; gereç, yöntem, altıncı bölümde; bulgular, yedinci bölümde tartışma, sekizinci bölümde ise sonuç kısmı olarak sekiz bölümden oluşmaktadır. Gizli Mağduriyetler varlığında destek alınabilecek kurum ve kuruluşların, önleme ve korunma için idari makamların, cinsel taciz ve saldırı konusunda çalışma yapan herhangi bir merkezin varlığından haberdar edilmesi de planlanan hedeflerdendir. Sonuç olarak, Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlara ilişkin son istatistiklerin işlenerek ve toplumun tutum ve görüşleri analiz edilmiş olup, ülkemizdeki Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlara ilişkin toplumsal farkındalığın sağlanmasının gerekliliği vurgulanarak sonlandırılmıştır