Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
7325 research outputs found
Sort by
Projective evaluation of personality traits in normally developing pre-adolescent children using the Draw-A-Person Test
Bu çalışmanın konusu çocukların resim çizme süreçleri üzerinedir. Araştırmanın amacı, çocukların çizimlerinin gelişim psikolojisi açısından incelenmesi ve çizimlerin çeşitli faktörler (yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi vb.) tarafından nasıl etkilendiğini anlamaktır. Bu bağlamda, çocukların çizimlerini yaparken detay seviyeleri ve çizimlerin kompozisyon özellikleri detaylı olarak incelenecektir. Araştırma, çocuk gelişimi ve sanat terapisi alanındaki literatüre katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Araştırmanın çalışma grubunu, yaşları 9-12 arasında değişen ön ergenlik dönemindeki 150 kız ve 150 erkek toplam 300 çocuk oluşturmaktadır. Bu çalışmada, "İnsan Çiz Testi" (Draw-a-Person Test) projektif bir değerlendirme aracı olarak kullanılmıştır. Ulusal ve uluslararası alanyazın incelendiğinde normal gelişim gösteren çocukların çoğunlukla aile algısı, öfke ve saldırganlık düzeyleri, bağlanma stilleri aile ve akran tutumları, tanılama yöntemleri ve sorunları üzerinde durulurken kişilik özelliklerini ortaya koymaya yönelik araştırmaların oldukça sınırlı sayıda olduğu görülmektedir. Buradan hareketle bu çalışmanın amacı, projektif değerlendirme araçlarından biri olan Bir İnsan Çiz Testinde kişilik gelişimini sembolize eden çizimlerin ön ergenlik döneminde olan çocukların kişisel gelişimini belirlemektir. cinsiyete bağlı olarak çizimlerde kompozisyon, detay kullanımı ve figür yerleşimi açısından anlamlı farklılıklar olduğunu göstermektedir. Çocukların çizimleri, kişilik yapıları ve algısal eğilimleri hakkında önemli ipuçları sunmaktadır
Proje yönetiminde dijitalleşme: Sürdürülebilirlik üzerine etkileri
This thesis explores the impact of digitalization in project management on sustainability, with a specific focus on the banking sector. By adopting a case study methodology, it examines a digital onboarding project implemented by a mid-sized commercial bank in Turkey. The project aimed to digitize customer acquisition processes traditionally handled in physical branches, introducing a fully automated mobile solution supported by technologies such as digital identity verification, biometric facial recognition, and e-signature infrastructure. The research assesses the project's outcomes through both financial and sustainability lenses. Quantitative analyses, including ROI, NPV, and cost-benefit calculations, demonstrate that the initiative yielded a 201.2% return on investment and reached break-even within the first year. These results are further interpreted using the Triple Bottom Line (TBL) framework, revealing multidimensional benefits across environmental, economic, and social dimensions. The Sustainability Payback Multiplier (SPM) and Sustainability Value Index (SVI) models developed in this study provide novel perspectives on measuring non-financial returns in digital projects. This research contributes to the growing discourse on how digital transformation can serve not only operational goals but also strategic sustainability objectives in project management
The effect of permaculture-based garden practices on the behavioral self-regulation skills of preschool children
Somut ve sürdürülebilir okul bahçeleri, çocuklara deneyimleyerek öğrenme alanları sunan birer yaşam laboratuvarı niteliğindedir. Okullar Permakültür ilkelerini temel almaya başlayarak bahçelerinde uygulamaya çalışmaktadır. Bu çalışma, Permakültür temelli bahçe uygulamalarının okul öncesi 4-5 yaş çocuklarının davranışsal öz düzenleme becerilerine etkisini inceleyerek, ilişkisel araştırma modeliyle yürütülmştür. Araştırmanın bağımsız değişkenini Permakültür temelli bahçe uygulamaları, bağımlı değişkenini ise davranışsal öz düzenleme becerisi oluşturmaktadır. Çalışmanın temel amacı doğrultusunda; "Permakültür uygulamalarına katılan ve katılmayan 4-5 yaş çocuklarının davranışsal öz düzenleme becerileri arasında anlamlı bir farklılık var mı?" temel sorusu ışığında; yaş, cinsiyet ve annenin eğitim düzeyi değişkenlerine göre farklılık gösterip göstermediği sorularına da cevap aranmıştır. Araştırmanın katılımcılarını İstanbul ilinin MEB'e bağlı bağımsız devlet anaokullarından "B" anaokuluna ve "M" anaokuluna devam eden 4-5 yaş okul öncesi 97 çocuk oluşturmuştur. Araştırmanın sonuçları "B" grubunda ve toplam örneklemde davranışsal öz düzenleme düzeyini anlamlı şekilde etkileyen bir faktör olarak öne çıkmıştır. İki grup arasındaki istatistiksel anlamlı fark (t=7,616, p=0,000) "B" anaokulu grubundaki çocukların davranışsal öz düzenleme düzeylerinin "M" anaokulu grubuna kıyasla anlamlı düzeyde yüksek olduğunu göstermektedir. Toplam örneklem düzeyinde yapılan analizler, çocukların yaşları ile BADO-R puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark ortaya koymuştur (4 yaş = 43,95, 5 yaş =58,92), bu da davranışsal öz düzenleme becerilerinin yaşla birlikte önemli ölçüde arttığını göstermektedir. Ayrıca "B" anaokulu grubunda kız çocukların davranışsal öz düzenleme becerilerinin erkek çocuklara kıyasla yüksek düzeyde olduğu (kızlar 64,76 (SS=9,96), erkekler 61,79 (SS=12,21)) anlamlı sonuçlar arasındadır. Araştırmanın bulgularına, Kişisel Bilgi Formu ve Baş-Ayak Parmakları-Dizler-Omuzlar-Revizyon (BADO-R) ölçeği kullanılarak ulaşılmış, elde edilen verilerin analizi SPSS 26.0 ile %95 güven düzeyinde çalışılarak elde edilmiştir
The effect of different exercise methods on shooting performance in archers
Bu çalışmanın amacı, en az bir yıldır okçuluk sporu ile ilgilenen 15-24 yaş arası genç sporcuların skapula paternlerine uygulanan farklı egzersiz yöntemlerinin atış performansı üzerine etkisini incelemektir. Çalışmaya toplam 30 sporcu dahildi. Bireyler, randomizasyon yöntemiyle üç gruba ayrıldı: PNF egzersiz grubu (n=10), skapular stabilizasyon egzersiz (SSE) grubu (n=10) ve kontrol grubu (KG, n=10). Katılımcılar, sosyodemografik bilgi formu doldurulduktan sonra, salon okçuluğu için belirlenen 18 metre atış mesafesinde yapılan atışlar ile değerlendirildi. Sporcuların atış performansları, ön test ve son test sonuçları karşılaştırılarak analiz edildi. Bulgulara göre, her üç grupta da grup içi analizlerde anlamlı bir gelişim gözlemlenmiş ve bu gelişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p0.05). Bu sonuçlar hem PNF hem de skapular stabilizasyon egzersizlerinin bireysel performans gelişimine katkı sağlayabileceğini, ancak gruplar arasında belirgin bir üstünlük oluşturmadığını göstermektedir. Gelecekte yapılacak çalışmalarda, bu egzersizlerin uzun vadeli etkilerinin araştırılması ve bireysel farklılıkların dikkate alınarak özelleştirilmiş antrenman programlarının geliştirilmesi, spor performansının artırılması açısından önemli katkılar sağlayabilir
Alternative direct thrombin inhibitors to heparin in ECMO andbivaluridine
ECMO'DA HEPARİNE ALTERNATİF DİREKT TROMBİN İNHİBİTÖRLERİ VE BİVALİRUDİN ECMO, tarihi yaklaşık 50 yıl öncesine dayanan, mekanik yaşam destek sistemidir. ECMO, venovenöz, venoarteryel veya hibrid yöntemlerle yapılabildiği gibi e-CPR amacıyla da uygulanabilmektedir. Ekstrakorporeal dolaşımda yabancı yüzey teması veya kan akışının bozulması sebebiyle pıhtılaşma sistemi aktive olur antikoagülan kullanımı zorunlu hale gelir. Standart uygulamada antikoagülan olarak anfraksiyone heparin kullanılsa da bazı durumlarda kullanılmaması gerekebilmektedir. Bu durumda alternatif antikoagülan ajanlar tercih edilmek zorunda olup en yaygın kullanılan ajan direkt trombin inhibitörleridir. Özellikle daha az komplikasyon riski ve kardiyopulmoner bypass (KBP) operasyonlarında başarılı kullanımı ile bivalirudin bir adım öndedir. Direkt trombin inhibitörlerinin en önemli dezavantajları spesifik antidotlarının bulunmaması ve az deneyime sahip olunmasıdır. Ancak direkt trombin inhibitörlerinin monitörizasyonu için heparin kadar kesinleşmiş yöntemler bulunmamaktadır. Çalışmamız, ECMO sırasında koagülasyon sistemi ve antikoagülan ilaçlar ve direkt trombin inhibitörleri hakkında olup özellikle bivalirudin bazında araştırma yapılmıştır. Çalışma; birincil antikoagülan olarak bivalirudin kullanımı ve ikincil antikoagülan olarak bivalirudin kullanımı şeklinde kategorize edilerek, 28 kaynak incelenmiştir. Elde edilen çalışmalar arasından, ECMO ve bivalirudin kullanılan yetişkin hastaların olduğu, tek merkezli retrospektif veya tek vaka sunumu içerenler seçilmiştir. Çalışmalar, PUBMED ve ScienceDirect üzerinden elde edilmiştir. Bu çalışma ile, direkt trombin inhibitörlerinin heparin kullanılamayan durumlarda alternatif olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Etkinliklerinin ve kullanılabilirliklerinin netleşmesi açısından daha fazla veriye ihtiyaç bulunmaktadır
Özel Öğrenme Güçlüğü Olan Çocukların Okuduğunu Anlama Performanslarının, Okuma Hızlarının ve Bilişsel Becerilerinin İncelenmesi
Okuma becerisi, özel öğrenme güçlüğünün (ÖÖG) tanısında önemli bir gösterge olarak kabul edilmektedir. Bu çalışma, ÖÖG tanısı almış öğrencilerin okuduğunu anlama ve okuma hızları ile bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca ÖÖG tanısı almış öğrenciler ile almayan öğrenciler arasındaki okuduğunu anlama, okuma hızı ve kısa süreli bellek (KSB) kapasitelerini karşılaştırmayı hedeflemektedir. Araştırmaya, İstanbul ilinde bir özel rehabilitasyon merkezinde eğitim gören 40 ÖÖG tanılı ve yaş, cinsiyet açısından eşleştirilmiş 40 normal gelişim gösteren katılımcıdan veri toplanmıştır. Araştırmada okuma becerileri, Sesli Okuma Becerisi ve Okuduğunu Anlama Testi-II ile, KSB kapasitesi ise Görsel İşitsel Sayı Dizileri Testi B Formu kullanılarak değerlendirilmiştir. Veriler istatistiksel testler aracılığıyla analiz edilmiştir. Sonuçlar, ÖÖG tanısı almış öğrencilerin okuduğunu anlama ve okuma hızlarının kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük olduğunu ve bilişsel esneklik ile kısa süreli bellek performanslarının bu gruplar arasında farklılaştığını göstermiştir. Elde edilen bulgular, ilişkili çalışmalar ve literatür ışığında tartışılmış ve yorumlanmıştır. Çalışma, ÖÖG olan öğrenciler için erken müdahale ve hedefe yönelik eğitim programlarının önemini vurgulamaktadır
Filter applications in the context of beauty discourse: Digital makeup
Bu çalışmada, son yıllarda özellikle sosyal medya ağlarında yaygın olarak kullanılan dijital filtre uygulamalarının güzellik söylemiyle bağlantılarının tartışılması amaçlanmıştır. Fotoğrafçıların yüz yıldan fazladır uyguladığı fotoğraf düzeltme ve manipülasyon işlemlerinin günümüzde dijital ortamda yapılması, uygulamanın hızla yaygınlaşmasını sağlamış, sosyal medyada güzellik söyleminin önemli bir parçasına dönüşmüştür. Filtrelenmiş güzelliğin yol açtığı baskı, ruhsal sorunlar, gerçeklik algısındaki kırılma, kişiyi estetik operasyonlara sevk etmesi, bütün bu sürecin sonunda kadının bedenleşmesi, bedenden ibaret görülmesi, kadının kendisinin de kendine/bedenine kapanarak toplumdaki ikincil ve eşitsiz konumunun bu nesneleşme sürecinde derinleşmesi, bu çalışmanın önemli veri ve bulgularındandır. Dijital filtreler, kadınların "kusur" algısını büyütüp genelleştirmekte, güzelleştirmenin aksine kendilerini kusurlu ve yetersiz hissetmelerine yol açmakta ve bu derinleşen kusur algısı kadınları güzellik endüstrisinin tüketim alanına itmektedir. Günümüzde dijital filtre uygulamalarının, makyaj ile estetik operasyonlar arasında geçişlilik sağladığı ve popüler kültürden aldığı güçle estetik operasyonları teşvik etmekle kalmayıp normalleştirdiği de görülmüştür. Araştırma kapsamında 18-40 yaş aralığındaki çeşitli eğitim, meslek ve dünya görüşüne sahip 20 kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmış, ortaya çıkan bulgular yorumlayıcı fenomonolojik analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Güzellik söyleminin, kadınları "güzel" kabul etmek için sürekli birtakım ürünleri ve hizmetleri satın almaları ve nihayetinde "kendilerine yatırım yapmaları" yönündeki telkinleri, güzellik endüstrisinin dinamosu görevini görmektedir
An investigation of emotion regulation, cognitive flexibility and marital satisfaction in married individuals
Bu çalışmanın amacı, sadece aile sistemini değil toplumu da dolaylı olarak etkileyen çok faktörlü bir yapı olan evlilik doyumu kavramının duygu düzenleme ve bilişsel esneklik kavramları ile ilişkisini incelemektir. Belirtilen değişkenlerin cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığını tespit etmek de araştırmanın amaçları arasındadır. Bu amaç doğrultusunda kolayda örnekleme yoluyla 18 yaş ve üzeri, mevcut dönemde medeni hali "evli" ve en az 1 yıldır evli olan 450 (225 erkek, 225 kadın) gönüllü katılımcıya çevrimiçi veri toplama platformları ve yüz yüze kağıt kalem testi ile Kişisel Bilgi Formu, Evlilik Yaşamı Ölçeği, Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği, Bilişsel Esneklik Envanteri uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS.22 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Toplanan verilerin değerlendirilmesinde, çoklu doğrusal regresyon, bağımsız örneklemler için t testi ve Pearson korelasyon analizleri kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, duygu düzenleme ve bilişsel esnekliğin birlikte evlilik doyumunu anlamlı bir şekilde yordadığı bulunmuştur. Ancak yalnızca Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği'nin farkındalık alt ölçeği ve netlik alt ölçeği ile Bilişsel Esneklik Envanteri'nin kontrol alt ölçeğinin evlilik doyumu üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu bulgulanmış, diğer alt ölçekler için böyle bir etki görülmemiştir. Aynı zamanda Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği'nin kabul etmeme ve farkındalık alt ölçeklerinde erkeklerin ortalama puanlarının kadınlara göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu, Bilişsel Esneklik Envanteri'nin kontrol alt ölçeğinde ise kadınların ortalama puanlarının, erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışmanın sonuçları genel anlamda alanyazındaki diğer çalışmalarla tutarlı olup çalışmanın sınırlılıkları ve katkıları alanyazın ışığında tartışılmıştır
Okul öncesi dönemde kekeleyen çocukların kaygı düzeyleri ile iletişim tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, 4:00-5:11 yaş aralığındaki kekeleyen ve kekelemeyen çocukların kaygı düzeylerini karşılaştırmayı ve kekeleyen çocukların kaygı düzeyleri ile iletişim tutumları ve kekemelik sıklığı arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Araştırma, nicel ve betimsel bir çalışma olarak korelasyonel ve karşılaştırmalı araştırma modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 85 çocuk (41 kekeleyen, 44 kekelemeyen) katılmıştır. Veri toplama araçları arasında Çocuk Kişisel Bilgi Formu, KiddyCAT-TR İletişim Tutum Testi ve Okul Öncesi Çocuklarda Anksiyete Ölçeği yer almaktadır. Kekemelik sıklığı, çocukların konuşma örnekleri üzerinden hesaplanmıştır. Kekeleyen ve kekelemeyen çocuklar arasında toplam kaygı düzeyleri açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır, ancak kekeleyen çocukların genel kaygı düzeyleri açısından anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Cinsiyet açısından, kekeleyen erkek çocukların sosyal kaygı düzeyleri kızlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Yaş grupları arasında kaygı düzeyleri açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kekemelik süresi ve terapi alma durumu ile kaygı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Kekeleyen çocukların kaygı düzeyleri ile iletişim tutumları arasında da anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Ancak, Okul Öncesi Çocuklarda Anksiyete Ölçeği toplam puanı ve kaygı alt boyutlarından sosyal kaygı ve obsesif kompulsif bozukluk açısından kekemelik sıklığı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu bulunmuştur. Bu araştırma, kekeleyen çocukların kaygı düzeylerinin kekelemeyen çocuklara kıyasla daha yüksek olduğunu, ancak bu kaygının kekemelik süresi veya terapi alma durumu gibi değişkenlerle doğrudan ilişkili olmadığını ortaya koymuştur. Bu bulgular, kaygı ve kekemelik arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha kapsamlı ve uzun süreli araştırmalara ihtiyaç olduğunu göstermektedir
Investigation of the relationship of the use of fear attraction in advertising with consumer purchasing intention from the perspective of neuromarketing
Bu araştırma, reklamlarda korku çekiciliğinin tüketici satın alma niyeti üzerindeki etkisini nöropazarlama perspektifinden derinlemesine inceleyerek, tüketicilerin beyin aktiviteleri ve duygusal tepkileri ile satın alma davranışları arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamaya yönelik önemli katkılar sunmayı amaçlamaktadır. Korku çekiciliği, pazarlama alanında sıkça kullanılan bir teknik olup, tüketicilerin olumsuz sonuçlardan kaçınma veya olumlu sonuçlara ulaşma motivasyonunu tetikleyerek ürün veya hizmete yönelik ilgiyi artırmayı hedefler. Nöropazarlama yöntemleri, geleneksel araştırma yöntemlerinin ötesine geçerek, tüketicilerin bilinçaltı tepkilerini ve duygusal durumlarını ölçme fırsatı sağlamaktadır; bu da reklam stratejilerinin daha etkili biçimde tasarlanmasına olanak tanır. Araştırmada göz izleme (Eye Tracking), ve deri iletkenliği (Galvanic Skin Response) gibi nörobilimsel teknikler kullanılarak, korku çekiciliği içeren reklamlara maruz kalan tüketicilerin beyin aktiviteleri, dikkat süreleri ve duygusal tepkileri detaylı bir şekilde analiz edilecektir. Özellikle korku düzeyinin, reklamların hatırlanabilirliği, marka algısı ve satın alma niyeti üzerindeki etkileri titizlikle incelenecek ve optimal korku düzeyinin belirlenmesi hedeflenecektir. Elde edilecek bulgular, reklam verenlerin korku çekiciliğini etkili bir şekilde kullanarak tüketici davranışlarını yönlendirme ve satın alma niyetini artırma konusundaki bilimsel temelli stratejilere yönelmelerine yardımcı olabilecektir. Ayrıca, bu çalışma, nöropazarlama alanındaki literatüre değerli katkılar sağlayarak, tüketici davranışlarının daha iyi anlaşılması ve pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi konusunda yenilikçi perspektifler sunmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, korku çekiciliği ile tüketici psikolojisi arasındaki etkileşimi anlamak, gelecekteki pazarlama kampanyalarının başarısını artırmak için kritik bir adım olacaktır