Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
7325 research outputs found
Sort by
Examining the multiple relationships between digital game addiction, loneliness, happiness and social anxiety among university students
Bu araştırma, üniversite öğrencileri arasında dijital oyun bağımlılığı ile yalnızlık, mutluluk ve sosyal kaygı arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırmada, Üniversite Öğrencileri İçin Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği, Yalnızlık Ölçeği, Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Form ve Sosyal Kaygı Ölçeği ölçekleri Google Forms üzerinden düzenlenen bir ankette kullanılarak dijital oyun bağımlılığı, yalnızlık, mutluluk ve sosyal kaygı kavramları arası ilişkiler incelenmiştir. Araştırmaya Türkiye'nin çeşitli üniversitelerinde okuyan 4548 önlisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinden online katılım sağlanmıştır. Elde edilen verilerle öncelikle ölçeklerin güvenilirliği Cronbach Alpha () katsayısı ile değerlendirilmiştir. Spearman'ın sıralama katsayısı ile kavramların ilişkisel analizleriyle çalışmada tanımlanan altı hipotez test edilmiştir. Cinsiyet, yaş, eğitim durumu ve medeni durum gibi demografik özelliklerin ölçek sonuçları üzerinde bir etkisi olup olmadığı ise Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri ile analiz edilmiştir. Bu araştırmada tüm veri analizi SPSS Versiyon 29.0.2.0 kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları ölçeklerin en az kabul edilebilir düzeyde ( 0.7) güvenilir bulmuştur. Sonuçlar, dijital oyun bağımlılığı ile yalnızlık (r = 0.266, p < 0.001) ve sosyal kaygı (r = 0.237, p < 0.001) arasında ve yalnızlık ile sosyal kaygı arasında (r = 0.494, p < 0.001) pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Dijital oyun bağımlılığı ile mutluluk (r= -0.255, p < 0.001), yalnızlık ile mutluluk (r = -0.651, p < 0.001) ve mutluluk ve sosyal kaygı arasında (r = -0.367, p < 0.001) ise negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Araştırma, dijital oyun bağımlılığının üniversite öğrencilerinin psikososyal refahı üzerinde önemli etkiler yarattığını göstermekte ve bu konuda farkındalık oluşturulması gerektiğine işaret etmektedi
Convention on the eliminating all forms of discrimination against women (CEDAW) and its effects on women's rights
Bu tez, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi'nin (CEDAW) kadın hakları üzerindeki etkilerini hem teorik hem de pratik bağlamda incelemeyi amaçlamaktadır. Tezin temel amacı, CEDAW'ın uluslararası hukuk sistemindeki konumunu feminist hukuk kuramları çerçevesinde analiz etmek ve sözleşmenin Türkiye'deki uygulanma biçimini feminist perspektiflerden değerlendirmektir. Bu doğrultuda çalışmada, resmî belgeler, sözleşme metni, istatistikî veriler, feminist sivil toplum kuruluşlarının hazırladığı raporlar ve CEDAW denetim mekanizmalarının sunduğu çıktılar temel birincil kaynaklar olarak kullanılmıştır. Birinci bölümde, feminist hukuk kuramlarının temel ilkeleri ve bu kuramların uluslararası hukuki metinlere yönelik eleştirileri ele alınmıştır. Liberal, radikal, post-yapısalcı ve postmodern feminist yaklaşımlar karşılaştırmalı biçimde incelenmiş; özellikle hukukun toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini nasıl yeniden ürettiği sorunsallaştırılmıştır. Feminist hukuk kuramlarının kadın hakları üzerindeki etkisinin anlaşılması, CEDAW'ın anlam ve sınırlarını değerlendirmek bakımından kuramsal bir temel sunmuştur. İkinci bölümde, CEDAW'ın yapısal özellikleri, hukuki bağlayıcılığı, devletlere getirdiği yükümlülükler ve temel ilkeleri ele alınmıştır. Sözleşmenin normatif çerçevesi, yalnızca hukuki metin olarak değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğini tesis etmeyi amaçlayan politik bir araç olarak da değerlendirilmiştir. Bu bağlamda feminist hukuk teorileri çerçevesinde CEDAW'a yönelik eleştiriler ortaya konmuş; sözleşmenin kadına yönelik şiddet, ekonomik haklar, siyasi katılım ve eğitim gibi alanlardaki düzenlemelerinin yetersizlikleri ve potansiyelleri irdelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, CEDAW'ın Türkiye'deki etkileri hukuki reformlar ve toplumsal yansımalar üzerinden incelenmiştir. Türkiye'nin taraf devlet olarak yerine getirmesi gereken yükümlülükleri ve bu kapsamda gerçekleştirdiği yasal düzenlemeler değerlendirilmiş; Medeni Kanun, Ceza Kanunu ve 6284 sayılı Kanun gibi reformların uygulamadaki karşılığı analiz edilmiştir. Ayrıca Türkiye'deki feminist hareketlerin CEDAW'a yaklaşımı, bu sözleşmeye yönelik eleştirileri ve reformlara ilişkin değerlendirmeleri detaylı şekilde tartışılmıştır. Feminist sivil toplum kuruluşlarının hazırladığı gölge raporlar üzerinden, uygulama eksiklikleri, ataerkil yargı pratikleri, cezasızlık kültürü ve siyasal temsilde yaşanan eşitsizlikler ortaya konmuştur. Bu çalışma, CEDAW'ın yalnızca hukuki bir belge değil, aynı zamanda kadınların insan haklarının korunmasında önemli bir mücadele aracı olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, sözleşmenin etkinliğinin yalnızca metinsel düzenlemelerle sınırlı kalmaması, uygulamaya yönelik politikalarla desteklenmesi gerektiği sonucu çıkarılmıştır. Türkiye bağlamında CEDAW'ın etkisini değerlendirirken, feminist hukuk kuramlarının sunduğu eleştirel perspektifler toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında hukuki reformların tek başına yeterli olmadığını göstermektedir. Tez, bu yönüyle feminist kuram ve uluslararası hukuk kesişiminde özgün bir katkı sunmayı hedeflemektedir
Examination of the relationship between problem behaviors and sensory profiles in normally developing children in preschool period
Çocuklarda görülen duyusal işlemleme sorunu; gelen uyarıların alınması, işlenmesi ve yorumlanması süreçlerinde yaşanan güçlüklerdir. Duyusal sorunların daha fazla yaşandığı otizm spektrum bozukluğu gibi tanı alan çocuklarda, ayrıca davranışsal problemlerin yaşandığını gösteren bulgular literatürde mevcuttur. Ancak bu tanıların yokluğunda, normal/sağlıklı çocuklarda duyusal işlemleme sorunları ile problem davranışlar arasındaki ilişkiye dair bulguların azlığı, daha fazla sayıda çalışma yapılmasını gerekli kılmıştır. Buradan hareketle araştırmamızın amacı, anaokulu eğitimi alan 3-6 yaş grubundaki 100 normal çocuğun problem davranışları ve duyu işlemleme sorunları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Ayrıca ailenin ve çocuğun sosyo-demografik özelliklerinin çocuklar üzerindeki etkilerine yanıtlar aranmıştır. Çalışmaya, Ankara ili Etimesgut ve Sincan ilçelerindeki Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı özel ve kamu anaokullarında çalışan öğretmenler ve ebeveynler dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan ebeveynlere, aile ve çocuğa yönelik demografik bilgilere ulaşmak amacıyla Aileler İçin Sosyo-demografik Özellikler Formu ve Çocuk Bilgi Formu; çocuklarda duyu işlemlemenin değerlendirilmesinde Dunn Duyu Profili Ölçeği; çocukların okul ortamındaki problem davranışlarının değerlendirilmesinde ise öğretmenlere Okul Öncesi Davranış Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler incelendiğinde, ailelerin sosyo-demografik özelliklerinde yer alan cinsiyet ve yaşanılan yer değişkenleri ile DUNN duyu profili toplam puanı ve alt boyutlar arasında anlamlı bir farklılık olduğu (p<0,05); çocukların sosyo-demografik özelliklerinde yer alan kardeş sayısı ve kilo değişkeni ile DUNN duyu profili toplam puanı ve alt boyutlar arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Yapılan korelasyon analizi sonucuna göre çocukların problem davranışları ile duyu işlemleme durumları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur ((p<0,05). Bu bulgular, çocuklarda davranışsal problemlerin açığa çıkmasında duyu işlemleme güçlüğünün katkısını düşündürmekte olup, farklı araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır
An examination of the relationship between perceived parental attitudes, psychological well-being, and romantic relationship satisfaction
Bu araştırmanın amacı, algılanan ebeveyn tutumları, psikolojik iyi oluş ve romantik ilişki doyumu arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmada, bireylerin ebeveynlerinden algıladıkları tutumların yetişkinlikteki psikolojik iyi oluş düzeyleri ve romantik ilişkilerden elde ettikleri doyumla nasıl ilişkilendiği ele alınmıştır. Ayrıca psikolojik iyi oluşun, algılanan ebeveyn tutumları ile romantik ilişki doyumu arasındaki ilişkide aracılık rolü üstlenip üstlenmediği de araştırmanın odak noktalarından biridir. Araştırma nicel yöntemle yürütülmüş olup ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini, 18–55 yaş aralığında, romantik ilişki deneyimine sahip 448 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler, Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve İlişki Doyumu Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler korelasyon, regresyon ve aracılık analizleriyle test edilmiştir. Bu araştırmada algılanan ebeveyn tutumları, psikolojik iyi oluş ve romantik ilişki doyumu arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışma, 18-55 yaş aralığında romantik ilişkisi bulunan bireylerden elde edilen verilerle gerçekleştirilmiş ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, h₁ hipotezi (algılanan ebeveyn tutumları ile romantik ilişki doyumu arasındaki ilişki) kısmen kabul edilmiş, reddedicilik boyutunun ilişki doyumunu olumsuz, duygusal sıcaklığın ise olumlu yönde etkilediği, ancak aşırı koruyuculuk ile ilişki doyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığı görülmüştür. h₂ hipotezi (algılanan ebeveyn tutumları ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişki) de kısmen desteklenmiş, reddedicilik düşük psikolojik iyi oluşla, duygusal sıcaklık ise yüksek psikolojik iyi oluşla ilişkili bulunmuştur. Aşırı koruyuculuk boyutu bu bağlamda anlamlı bir etki göstermemiştir. h₃ hipotezi (psikolojik iyi oluş ile romantik ilişki doyumu arasındaki ilişki) ise tam olarak doğrulanmış ve iki değişken arasında orta düzeyde güçlü, pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Elde edilen bulgular, ebeveyn tutumlarının bireylerin hem psikolojik iyi oluşları hem de romantik ilişkilerindeki doyum düzeyleri üzerinde önemli etkiler yarattığını ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçları, ebeveynlik tarzlarının yalnızca çocukluk döneminde değil, genç yetişkinlikte de bireylerin ruh sağlığı ve ilişkisel uyumlarını belirlemede kritik bir rol üstlendiğini göstermektedir
Personality traits in the context of gender roles: The mediating role of obsessive beliefs
Bu çalışmanın amacı, toplumsal cinsiyet rollerine göre kişilik özelliklerinin belirlenmesinde obsesif inançların aracılık rolünün incelenmesidir. Bu doğrultuda, toplamda 411 kişiye ulaşılmıştır. Çalışma grubunun yaş ortalaması 40,1513,15 olarak hesaplanmıştır. Uygulamada sosyodemografik bilgi formu dışında, Büyük Beş Kişilik Testi-50 Türkçe Formu, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve Obsesif İnançlar Anketi-20 kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişkilerin belirlenmesi adına Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışmanın asıl amacına yönelik aracılık analizleri için SPSS Process Macro yöntemi Hayes Model 4 kullanılmıştır. Ayrıca, gruplar arası farklılıkların belirlenmesi adına bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgular, uyumluluk ve zeka/hayal gücü kişilik özelliklerinin eşitlikçi tutum ile pozitif yönde, dışa dönüklük ve duygusal dengelilik kişilik özelliklerinin ise obsesif inançlarla negatif yönde ilişkili olduğunu göstermiştir. Cinsiyet rolleri ile obsesif inançlar da negatif yönde ilişkili bulunmuştur. Ayrıca, dışa dönüklük, uyumluluk, sorumluluk ve duygusal dengelilik kişilik özelliklerinin yaş ile pozitif yönde ilişki gösterdiği elde edilmiştir. Aracılık analizi sonuçlarına göre ise, obsesif inançların, cinsiyet rolleri ile dışa dönüklük kişilik özelliği arasında (R2=.047) ve duygusal dengelilik kişilik özelliği arasında (R2=.142) aracılık rolü üstlendiği tespit edilmiştir. Ek olarak, karşılaştırma bulgularına göre, tüm kişilik özelliklerinin yalnızca katılımcıların çalışma durumlarına göre anlamlı farklılıklar gösterdiği, aile tipi, kardeş sayısı, kaçıncı çocuk olduğu ve kararlara katılım grupları açısından ise hiçbir kişilik özelliğinin anlamlı farklılıklar göstermediği görülmüştür. Tüm elde edilen bulgular ulusal ve uluslararası literatür çerçevesinde tartışılmıştır
In-silico analyses of plant-derived bioactive molecules targeting kras G12D mutation
KRAS G12D mutasyonu, özellikle pankreas kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser türlerinde hücre proliferasyonu ve tümör gelişimini tetikleyen önemli bir onkogen mutasyonudur. Mutasyona uğramış KRAS proteininin inhibisyonu, kanser tedavisinde kritik bir hedef olarak değerlendirilmektedir. Günümüzde MRTX1133 gibi inhibitörler bulunsa da, mevcut tedavilerin etkinlik ve güvenlik sınırlamaları, yeni moleküllerin keşfini gerekli kılmaktadır. Bu tez çalışmasında, bitkisel kaynaklı biyoaktif moleküllerin KRAS G12D inhibisyon potansiyeli, kapsamlı bir in-silico analizle değerlendirilmiştir. Literatür ve Dr. Duke veritabanı taramaları sonucu elde edilen ~1000 molekül, Lipinski kuralları ve farmakokinetik özelliklerine göre filtrelenmiş, 424 aday seçilmiştir. Bu moleküllerin 2D/3D görselleştirmeleri hazırlanmış, geometri optimizasyonu ve QSAR hesaplamaları Spartan yazılımıyla gerçekleştirilmiştir. Seçilen moleküller, AutoDock Vina ile KRAS G12D proteini üzerinde moleküler kenetlenme analizine tabi tutulmuş; bağlanma enerjileri kaydedilmiş ve BIOVIA Discovery Studio aracılığıyla etkileşim haritaları oluşturulmuştur. Referans olarak kullanılan MRTX1133 ile karşılaştırmalı değerlendirmeler yapılmıştır. Sonuçlar, bazı bitkisel moleküllerin hem yüksek bağlanma afinitesi hem de uygun fizikokimyasal özellikleriyle, potansiyel KRAS G12D inhibitörleri olabileceğini göstermektedir
Preoperative Tunnel Measurement in Hidradenitis Suppurativa: Comparison of Palpation and Ultrasound
Background/Objectives: The accurate measurement of tunnel lengths in hidradenitis suppurativa (HS) is critical for surgical planning. This study aimed to evaluate the agreement between palpation and high-frequency ultrasound (USG) for assessing tunnel lengths in HS patients. Methods: This prospective study included patients who underwent the surgical excision of tunnels between May 2024 and July 2024 at a referral dermatology clinic. Tunnel lengths were measured preoperatively using palpation and USG. Clinical and demographic data, including lesion localization and disease severity, were prospectively recorded and analyzed. Results: This study analyzed 121 lesions from patients undergoing surgical excision for HS. Tunnel lengths measured by palpation had a median of 30 mm [IQR 18–40], while USG measurements had a median of 36 mm [IQR 24–51.5], with USG identifying tunnels 10.3 mm longer on average (95% CI: 8.2–12.3). Axillary lesions were most frequent (53.7%), followed by inguinal (32.2%) and sacral regions (6.6%). Most lesions were classified as Hurley stage 2 (59.5%) and stage 3 (37.2%), with a median IHS4 score of 8 [IQR 7–11]. Conclusions: High-frequency USG offers greater precision than palpation in measuring tunnel lengths, indicating its potential to enhance disease assessments in HS.http://dx.doi.org/10.3390/diagnostics15111442https://doaj.org/article/f1cd15acd1a64b459d51c22a6c113ed
An investigation ofworking memory and narrative skills in childrenaged 6-8 with and without a diagnosis of specificlearning disorder
Bu araştırmada, 6-8 yaş arası özel öğrenme güçlüğü (ÖÖG) tanısı olan çocuklar ile tipik gelişim gösteren çocukların çalışma belleği performansları ve öyküleme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Öğrenme güçlüğü, bireyin zeka düzeyinin normal olmasına rağmen okuma, yazma, matematik gibi akademik alanlarda kalıcı ve beklenmedik güçlükler yaşaması ile tanımlanan nörogelişimsel bir bozukluktur. Çalışma belleği, öğrenmenin bilişsel temelini oluşturan ve bilginin geçici olarak depolanması ile işlenmesini sağlayan zihinsel bir sistemdir. Öyküleme becerisi ise çocuğun olayları mantıklı, kronolojik ve anlamlı bir şekilde ifade edebilme yetisidir ve bu beceri dil gelişimi ile doğrudan ilişkilidir. Araştırma, ilişkisel tarama modeliyle yürütülmüş ve veriler, 6-8 yaş aralığında olan ve özel öğrenme güçlüğü tanısı almış 30 çocuk ile bu yaş grubunda yer alan 30 tipik gelişim gösteren çocuk üzerinden toplanmıştır. Veri toplama araçları olarak Çalışma Belleği Ölçeği (ÇBÖ) ve Edmonton Narrative Norms Instrument (ENNI) kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, 'IBMM SPSS 27.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Değişkenlerin grup ortalamalarındaki farklılıkları görebilmek için 2 gruplu değişkenlerde bağımsız örneklem non-parametrik Mann Whitney U analizi, 3 ve daha fazla gruplu değişkenlerde non-parametrik Kruskal Wallis-H analizi uygulanmıştır. Ölçeklerin birbirleri arasındaki ilişkinin yönünü ve gücünü tespit edebilmek için Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Analizler alfa=0,05 seviyesinde uygulanmıştır. Araştırma sonuçları, ÖÖG tanılı çocukların hem çalışma belleği hem de öyküleme becerilerinde tipik gelişim gösteren akranlarına kıyasla anlamlı düzeyde düşük performans sergilediğini göstermiştir. Ayrıca, çalışma belleği ve öyküleme becerisi arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur
Examining the patient safety culture of health professionals
Güvenlik Kültürü, sağlık hizmeti kuruluşlarının hatalardan ders çıkarma ve hastaların tıbbi bakım almaları sonucunda oluşan önlenebilir yaralanmalarını azaltma kapasitelerinin kritik bir bileşeni olarak kabul edilmektedir. Hasta güvenliğini iyileştirdiğine ve hasta sonuçları üzerinde etkili olduğuna inanılması nedeniyle sağlık bakım kuruluşlarında güvenlik kültürünün değerlendirilmesine olan ilgi artmaktadır. Güvenlik kültürünü değerlendirmek için en çok kullanılan on teknikten biri güvenlik iklimi anketlerinin kullanılmasıdır. Bu anketler, sağlık çalışanlarının işyerlerindeki genel güvenlik kültürü veya güvenlik iklimi hakkındaki görüşlerini ölçmeye yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Bu tez, Türkiye'nin farklı bölgelerindeki özel hastanelerdeki hasta güvenliği iklimini incelemektedir. Çalışmanın amaçlarına ulaşmak için örnekleme yöntemi kullanılarak Türkiye'nin çeşitli özel hastanelerinde görev yapan 300 tıbbi personeli ile kesitsel bir çalışma yürütülmüştür. Kullanılabilirlik, uygulanabilirlik ve güvenilirlik nitelikleri açısından bu çalışma için en uygun anketin Hastane Hasta Güvenliği Kültürü Anketi (HSOPSC) olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda, çeşitli özel hastanelerdeki tıbbi personeli arasında hasta güvenliği kültürünün değerlendirilmesi ortaya konulmaktadır. Personel genel hasta güvenliği kültürünü olumlu algılamaktadır. Ancak zayıf bileşenlerin iyileştirilmesine yönelik çabalar sarf edilmelidir. Bu bileşenlerdeki zayıflığın nedenlerini derinlemesine araştırabilmek için nitel yaklaşımlı bir çalışma yapılabilir
A social perspective on substance addiction; comparison of Küçükçekmece - Kadıköy districts
Bu çalışma, İstanbul'un iki farklı sosyoekonomik yapıya sahip ilçesi olan Kadıköy ve Küçükçekmece ilçelerinde madde bağımlılığına yönelik algılarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Olgusuna toplumsal bir perspektiften yaklaşmayı amaçlamaktadır. Madde bağımlılığı, yalnızca bireysel bir sorun değil; aynı zamanda toplumsal, kültürel, ekonomik ve çevresel etkenlerin de etkili olduğu karmaşık bir halk sağlığı problemidir. Bu bağlamda, çalışma kapsamında her iki ilçede yaşayan bireylerin madde bağımlılığına dair algıları, bağımlılıkla mücadelede sunulan sosyal destek mekanizmaları ve yerel politikaların etkisi incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini İstanbul İli Küçükçekmece – Kadıköy ilçelerinde yaşayan 18-65 yaş aralığındaki toplam 750 birey oluşturmuştur. Çalışmada veriler "Sosyodemografik Form" ve "Madde Bağımlılığına Toplumsal Bakış Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın verileri, SPSS 26 istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin %12,5'inin 18-24 yaş, %50,5'inin kadın, %49,5'i erkektir. %39,5'inin lisans mezunu, %13,2'sinin öğrenci, belirlenmiştir. Bu bağlamda, madde bağımlılığı ile mücadelede sadece bireysel değil, toplumsal düzeyde önleyici politikaların geliştirilmesi gerektiğidir. Özellikle madde bağımlılığı algısı yüksek olan bölgelerde sosyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, erken müdahale programlarının yaygınlaştırılması ve toplum temelli farkındalık çalışmalarının artırılmasına değinerek sonlandırılmıştır