Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
    7325 research outputs found

    Examining the relationship between the perception of coping with trauma, the meaning of life and death anxiety in adults

    No full text
    Bu çalışma, yetişkinlerde travmayla başa çıkma algısı, yaşamın anlamı ve ölüm anksiyetesi arasındaki ilişkileri incelemiştir. Veriler, 217 katılımcıdan "Travmayla Başa Çıkabilme Algısı Ölçeği", "Yaşamın Anlamı Ölçeği" ve "Ölüm ve Ölmek ile İlgili Çok Yönlü Değerlendirme Envanteri" kullanılarak toplanmıştır. Bulgular, travmayla başa çıkma algısının yaşamın anlamı ile pozitif (r = 0,405, p <0,001) ve ölüm kaygısı ile negatif (r =-0,342, p <0,001) bir ilişki içinde olduğunu göstermiştir. Yaşamın anlamı ile ölüm kaygısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken (r =-0,008, p = 0,912), ölümün kabullenilmesi alt boyutunda pozitif bir ilişki saptanmıştır (r = 0,283, p <0,001). Regresyon analizi, yaşamın anlamının travmayla başa çıkma algısındaki varyansın %16'sını açıkladığını (R² = 0,164) ortaya koymuştur. Yaş, cinsiyet ve eğitim gibi demografik faktörlerin, travmayla başa çıkma algısı ve yaşamın anlamı üzerinde anlamlı etkileri bulunmuş, ancak ölüm kaygısı üzerinde anlamlı bir etkisi gözlenmemiştir. Bu bulgular, travmayla başa çıkma süreçlerinde anlam arayışının kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulamaktadır. Ölüm kaygısının ise yaşamın anlamı ve başa çıkma becerileriyle ilişkili birçok faktörden etkilendiği görülmüştür. Çalışma, travma, yaşamın anlamı ve ölüm kaygısı arasındaki ilişkileri ele alarak hem teorik literatüre hem de psikolojik danışmanlık uygulamalarına katkı sağlamaktadır

    Model selection and performance evaluation for product recommendation in E-commerce systems using machine learning and deep learning methods

    No full text
    E-ticaret sektöründe kullanıcı deneyimini ve satışları artırmanın en önemli yollarından biri, kullanıcılara özel ürün önerileri sunabilen öneri sistemleridir. Bu sistemler, kullanıcıların geçmiş etkileşimleri, satın alma alışkanlıkları ve ürün özellikleri gibi verileri analiz ederek kişiselleştirilmiş öneriler oluşturur. Günümüzde, büyük e-ticaret platformları (Amazon, Alibaba, Hepsi burada, Trendyol vb.) tarafından kullanılan gelişmiş öneri algoritmaları, müşteri sadakatini artırmak ve dönüşüm oranlarını yükseltmek için kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada, özel olarak oluşturulmuş ve gerçek bir e-ticaret platformundan elde edilen özgün bir veri seti kullanılarak, farklı makine öğrenmesi ve derin öğrenme tabanlı algoritmaların ürün öneri sistemlerindeki performansı karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada, e-ticaret platformlarında kullanıcı deneyimini geliştirmek amacıyla geniş bir algoritma yelpazesi ele alınmıştır. Algoritmalar, her bir kullanıcının tercihlerine göre önerilerde bulunmayı hedeflerken, farklı yöntemler ve yaklaşımlar kullanmaktadır. Bu algoritmaların performansı; Ortalama Doğruluk (MAP), Kapsama Oranı (Coverage- CC), Ortalama Önerilen Ürün Sayısı (MNS), Ortalama Derinlik Skoru (MDS) ve Ortalama Kişiselleştirme Skoru (MPS) metrikler kullanılarak kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiştir. Çalışmanın temel amacı, farklı algoritmaların öneri doğruluğu, çeşitlilik, yenilikçilik ve kişiselleştirme açısından güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koyarak, en uygun öneri modelini belirlemektir. Ayrıca, özgün e-ticaret verisi kullanılması sayesinde, öneri sistemlerinin gerçek dünya senaryolarında nasıl çalıştığı daha gerçekçi bir şekilde değerlendirilmiştir. Bu çalışma, e-ticaret platformları için en uygun öneri sistemini belirlemek isteyen araştırmacılar ve sektör profesyonelleri için yol gösterici niteliktedir. Aynı zamanda, farklı öneri algoritmalarının avantajlarını ve sınırlamalarını ortaya koyarak, gelecekte bu sistemlerin daha etkin hale getirilmesi için potansiyel geliştirme alanlarını sunmaktadır

    Determination and comparison of types of disfluencies according to comorbid diagnoses in stuttering

    No full text
    Bu çalışmada, kekemeliğe eşlik eden komorbid bozuklukların (anksiyete bozukluğu, disleksi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu [DEHB] ve konuşma sesi bozukluğu [KSB]) akıcısızlık türleri sıklıkları karşılaştırılmıştır. Araştırmada blok sıklığı, uzatma sıklığı, hece tekrarı sıklığı ve sekonder davranışlar gibi kekemelik parametreleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Çalışma, 6-16 yaş aralığında 40 katılımcıyla gerçekleştirilmiş ve Kekemelik Şiddeti Değerlendirme Aracı (KEŞİDA-4) testi kullanılmıştır. Bulgular, kekemelikte komorbid tanılara sahip bireylerde akıcısızlık türleri sıklığı açısından farklılık gösterebildiğini göstermektedir. DEHB grubunda uzatma sıklığı anlamlı derecede yüksek bulunurken, KSB grubunda hece tekrarı sıklığı diğer gruplara kıyasla daha fazla tespit edilmiştir. Anksiyete grubunda blok sıklığı yüksek olmasına rağmen gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ayrıca, sekonder davranış puanlarının gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermediğini ortaya koymuştur. Bu bulgular, kekemelikte komorbid tanıların kekemelik değerlendirme süreçlerinde dikkate alınmasının önemini vurgulamaktadır. Kekemelikte komorbid tanı gruplarının farklı akıcısızlık profilleri sergileyebileceği göz önünde bulundurularak, dil ve konuşma terapistlerinin değerlendirme süreçlerinde daha ayrıntılı analizler yapması gereklidir. Bu çalışma, kekemelik ve komorbid bozukluklarla ilgili daha kapsamlı değerlendirme araçlarının geliştirilmesi ve kullanılmasının önemine dikkat çekmektedir

    Investigation of play-based occupational therapy interventions in refugee children after trauma

    No full text
    Savaş ve zorunlu göç süreçlerine maruz kalan çocuklar, yalnızca fiziksel olarak değil, ruhsal, duygusal ve bilişsel anlamda da derin etkiler yaşamaktadır. Kendi ülkelerinden, kültürel bağlarından ve sosyal çevrelerinden kopan bu çocuklar, güvenli bağlanma süreçleri sekteye uğradığı için güven duygusunu yeniden inşa etmekte zorlanmakta ve travma sonrası stres belirtileri geliştirme riski taşımaktadır. Bu süreçte, nörolojik temellerin, ruhsal-sosyal durumların ve bilişsel becerilerin olumsuz yönde etkilendiği gözlemlenmektedir. Travmaya maruz kalan çocukların, bağlanma, güven geliştirme, sosyal katılım ve gündelik yaşam becerileri gibi pek çok alanda desteğe ihtiyaç duydukları bilinmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'de yaşayan 6-9 yaş aralığındaki 30 mülteci ve 32 Türk vatandaşı çocuktan oluşan örnek gruplarında oyun temelli ergoterapi müdahalelerinin, duyusal işleme becerileri, sosyal katılım düzeyleri ve travma sonrası stres belirtileri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma kapsamında, çocukların mevcut duyusal işleme profillerini değerlendirmek amacıyla Dunn Duyu Profili, sosyal katılım ve gündelik yaşam becerilerini değerlendirmek için SCOPE (Short Child Occupational Profile) Anketi ve travma sonrası stres düzeylerini belirlemek için Çocuklar İçin Travma Sonrası Stres Ölçeği kullanılmıştır. Müdahale süreci haftada 2 saat olmak üzere toplam 4 hafta sürecektir. Oyun temelli ergoterapi oturumları, çocukların duyusal ihtiyaçlarını karşılamaya, sosyal katılım fırsatlarını artırmaya ve travmatik deneyimlerle başa çıkmalarına yönelik yapılandırılacaktır. Sürecin sonunda, aynı test ve anketler yeniden uygulanmış müdahale öncesi ve sonrası bulgular karşılaştırılmış ve oyun temelli ergoterapinin çocukların çok boyutlu gelişimleri üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın temel hedefi, mülteci çocukların kültürel, dilsel ve sosyal uyum süreçlerine katkı sağlarken, aynı zamanda travmaya bağlı gelişimsel riskleri azaltmak ve destekleyici ergoterapi yaklaşımlarının etkinliğini bilimsel olarak ortaya koymaktır. Hem mülteci hem de Türk vatandaşı çocuklarla yürütülecek bu karşılaştırmalı çalışma, travma sonrası iyileşme sürecinde oyun temelli müdahalelerin rolünü vurgulayan önemli bir kaynak oluşturmayı hedeflemektedir

    Examining the relationship between individuals' social media usage levels and their envy/jealousy and pleasure levels

    No full text
    Çeşitli çalışma ve raporlar, günümüzde sosyal medyanın bireylerin yaşamlarında önemli bir rolü ve işlevi olduğuna işaret etmektedir. Sosyal medyanın birçok olumlu etkisi olabileceği gibi çeşitli problemlere de yol açabilmektedir. Bu bağlamda, bu çalışmanın amacı işlevsel olmayan sosyal medya kullanımının bireylerin deneyimledikleri haset, gıpta duygularına ve aktivitelerden keyif almama (anhedoni) düzeylerine etkilerini incelemektir. Bu doğrultuda nicel bir çalışma planlanmış, veri toplama için BeMaS-T Haset ve Gıpta Ölçeği, Snaith-Hamilton Hoşnutluk Değerlendirme Ölçeği, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ile çalışmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik form kullanılmıştır. Çevrim içi veri toplama süreci sonunda 497 kişiye ulaşılmış, 21 kişini verileri 18-65 yaş kriterini sağlamadığı için veri setinden çıkarılmıştır. Analizler 476 katılımcının verileriyle gerçekleştirilmiştir. Örneklemin yaş ortalaması, 29,44±9,79 olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların %52,5'ini kadınlar, %47,5'ini erkekler oluşturmaktadır. Kurulan hipotezlerin test edilmesi amacıyla korelasyon, regresyon ve varyans analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular genellikle hipotezleri destekler niteliktedir. Problemli sosyal medya kullanımı ile gıpta ve haset arasında olumlu yönde anlamlı fakat zayıf düzeyde ilişki tespit edilmiştir. Ek olarak, problemli sosyal medya kullanımının haset ve gıpta duygularını anlamlı şekilde yordadığı görülmüştür. Buna karşılık problemli sosyal medya kullanımı ile anhedoni arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki vardır. Ayrıca, problemli sosyal medya kullanımı, anhedoniyi anlamlı ve negatif yönde yordamaktadır. Bu bulgulara ek olarak, cinsiyet, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve sosyal medyada geçirilen günlük süre gibi bazı sosyodemografik değişkenlerin haset, gıpta ve/veya anhedoniye anlamlı etkileri tespit edilmiştir. Kurulan hipotezler, elde edilen bulgular ve ilgili literatür çerçevesinde ele alınmış ve değerlendirilmiştir

    Evaluation of service quality expected and perceived from health institution: The case of a public education and research hospital

    No full text
    Bu çalışmanın amacı, bir kamu eğitim ve araştırma hastanesinde sağlık hizmeti alan hastaların sağlık kuruluşundan bekledikleri ve algıladıkları hizmet kalitesini değerlendirerek aralarındaki farklılıkları ortaya koymak ve demografik değişkenlerin bu algı üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma, 2025 yılı Ocak-Şubat aylarında İstanbul'daki bir kamu hastanesinin cerrahi ve dahiliye polikliniklerinde kesitsel, ilişkisel ve tanımlayıcı bir modelle yürütülmüş; kolayda örnekleme yöntemiyle 463 gönüllü hastadan veri toplanmıştır. Sosyodemografik bilgileri ve hizmet kalitesi düzeylerini ölçen anket formunda, beklenti ve algı değerlendirmesi için SERVQUAL ölçeği kullanılmış; veriler IBM SPSS programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada, hastaların sağlık hizmetlerinden beklentilerinin yüksek olduğu, ancak algılanan hizmet kalitesinin bu beklentilerin bir miktar altında kaldığı belirlenmiştir. Farklılıklar en çok hastane çalışanlarının görünümü, sorun çözme becerileri ve hizmetlerin zamanında sunulması gibi alanlarda belirginleşmiştir. Kişisel ilgi boyutunda ise beklenti ve algı farkı diğer boyutlara göre daha düşük bulunmuştur. Alt boyut analizlerinde güven boyutunda en yüksek, güvenilirlik boyutunda ise en düşük farklılıklar gözlenmiştir. Beklenti ve algı puanları arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Cinsiyet değişkeninde kadınların daha yüksek hizmet kalitesi algısına sahip olduğu, yaş ve gelir düzeyinin anlamlı bir etkisinin bulunmadığı, eğitim düzeyinin ise hizmet kalitesi algısını artırdığı belirlenmiştir. Medeni durum ve son bir yıl içinde hizmet alma durumu hizmet kalitesi algısında anlamlı bir farklılık yaratmazken, sosyal güvencesi olmayan bireylerin bazı alt boyutlarda daha yüksek puanlar verdiği görülmüştür. Hizmet alınan poliklinik türü farklılık yaratmamış, ancak hastaneyi tekrar tercih etmeme veya başkalarına tavsiye etmeme durumlarının hizmet kalitesi algısında belirgin farklılık oluşturduğu tespit edilmiştir

    Child development services at the healthy life center examining: An analytical study

    No full text
    Bu çalışma, Sağlıklı Hayat Merkezlerinde (SHM) yürütülen çocuk gelişimi hizmetlerini analiz ederek, çocuk gelişimcilerin mesleki uygulamalar sırasında karşılaştıkları güçlükleri, hizmetlerin etkinliğini ve iş birliği potansiyelini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma, nitel ve nicel verilerin bütünleşik analizine dayanmakta olup, Sağlıklı Hayat Merkezinde görev yapan 33 çocuk gelişimcisinin görüşleri toplanmıştır. Bulgular, 0–6 yaş grubunda yapılan başvuruların gelişimsel değerlendirme ve tanı şüphesi bağlamında yoğunlaştığını ve erken müdahale programlarının önemini vurgulamaktadır. 7–14 yaş grubunda başvuruların sınırlı olması, gelişimsel sorunların fark edilme oranının düşük olabileceğini ve okul temelli yönlendirme süreçlerinin güçlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Ayrıca, travma sonrası başvuruların azlığı, ailelerin mevcut destek mekanizmalarından yeterince haberdar olmadığını ortaya koymaktadır. Çocuk gelişimcilerin karşılaştığı başlıca güçlükler arasında fiziki mekân ve materyal eksiklikleri, süpervizyon yetersizliği, multidisipliner iş birliği süreçlerindeki aksaklıklar ve mesleğin yeterince tanınmaması yer almaktadır. Katılımcılar, bu güçlüklerin aşılması için süpervizyon, hizmet içi eğitim, meslek tanıtımı ve kurumlar arası koordinasyonun artırılmasını önermektedir. Sonuç olarak, Sağlıklı Hayat Merkezi hizmetlerinin etkinliğini artırmak için erken müdahale programlarının güçlendirilmesi, multidisipliner iş birliğinin geliştirilmesi, fiziki ve materyal altyapının iyileştirilmesi, ailelerin ve çocukların bilinçlendirilmesi ve politika düzeyinde kaynak planlaması yapılması önerilmektedir. Bu öneriler, Sağlıklı Hayat Merkezi hizmetlerinin sürdürülebilirliğini güçlendirerek Türkiye'de çocuk gelişimi alanında bütüncül ve etkili bir hizmet modelinin oluşturulmasına katkı sağlayacaktır

    Mediating and moderating roles of perfectionism in the relationship of orthorexia nervosa with obsessive compulsive symptoms, eating disorder symptoms, and quality of life

    No full text
    Son yıllarda araştırmaların ilgi odağı olan ve nispeten yeni bir konu sayılan Ortoreksiya Nervoza(ON) ilk kez Bratman (1997) tarafından 'sağlıklı beslenme takıntısı' olarak kavramsallaştırılmıştır. Literatürde bu konuya ayrılan alan hızla büyürken, araştırma sonuçları arasında tutarsızlık olduğu görülmektedir. Bu nedenle bu çalışmanın amacı sağlıklı ve patolojik ortoreksiya alt boyutlarının ayrımına odaklanmak, obsesif kompulsif belirtiler ve yeme bozukluğu belirtileri ile ilişkilerini incelemek ve ortoreksiya nervozanın yordayıcılarına ilişkin mevcut literatüre katkı sağlamaktır ayrıca bu çalışmada mükemmeliyetçiliğin aracı ve düzenleyici rollerine odaklanılmıştır. Bu kapsamda çevrimiçi olarak ulaşılan 348 kişi, Teruel Ortoreksiya Ölçeği, Maudsley Obsesif Kompulsif Belirtiler Ölçeği, Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği, Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve Yaşam Kalitesi Kısa Formunu doldurmuştur. Yapılan korelasyon analizleri sonucunda ON ile Obsesif kompulsif belirtiler, yeme bozukluğu belirtileri, mükemmeliyetçilik arasında pozitif ilişkiler olduğu ve yapılan hiyerarşik regresyon analizine göre bu değişkenlerin ON'nin anlamlı yordayıcıları olduğu görülmüştür. Demografik değişkenler açısından incelendiğinde kadınların, kronik rahatsızlığı olanların, kalori makro takibi yapanların ve diyet yapma amacı kilo vermek olan kişilerin ON puanlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Sağlıklı ortoreksiyanın yaşam kalitesine pozitif, ortoreksiya nervozanın ise negatif etkisi olduğu görülmüştür. Bu etkiyi açıklamak üzere kurulan düzenlenmiş aracılık modeline göre ise mükemmeliyetçiliğin kişisel standartlar alt boyutunun sağlıklı ortoreksiya ve ortoreksiya nervoza arasındaki ilişkide düzenleyici bir rolü olduğu; sağlıklı ortoreksiya ile yaşam kalitesi ilişkisinde kişisel standartların üç düzeyinde de ortoreksiya nervozanın aracılık etkisinin negatif ve anlamlı olduğu bulunmuştur. Son olarak mükemmeliyetçiliğin Obsesif kompulsif belirtiler ve ON arasında aracı rolü incelenmiş ancak bu modelde anlamlı bir sonuca ulaşılmamıştır. Bu analizlerden elde edilen bulgular ilgili literatür ışığında değerlendirilmiştir

    Aristoteles'in ruh üzerine eserinde idrak etme faaliyetinin dynamis ile ilişkisi

    No full text
    Bu tez, Aristoteles'in Ruh Üzerine (Peri Psykhes), adlı eserinde ortaya koyduğu akıl (nous) öğretisini merkeze alarak, edilgin aklın (nous pathētikos) edilgin bir kuvve (dynamis pathetikos) olarak özgül mahiyetini ve bu aklın bilmeme durumundan bilme durumuna geçişindeki 'hareket' (kinēsis) ya da fiilîleşme (energeia) sürecini çözümlemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, Aristoteles'in kuvve (dynamis) ve fiil (energeia) kavramları temelinde, hareket (kinēsis), meleke (heksis), ve tam yetkinlik (entelekheia) gibi kilit kavramları irdelemekte; bu kavramsal çerçeveyi duyumsama (aisthēsis), hayal gücü (phantasia) ve nihayetinde aklın (nous) edilgin ve etkin veçhelerine uygulamaktadır. Tezde yürütülen analizler, edilgin aklın, her türlü düşünülebilir formu alabilmek için başlangıçta hiçbir fiili forma sahip olmayan, "karışımsız" saf bir potansiyel olduğunu ortaya koymaktadır. Bu potansiyelin fiilîleşmesi, duyusal deneyimden kaynaklanan imgelerdeki (phantasmata) potansiyel düşünülebilirleri soyutlayarak (aphairesis) aktüelleştiren, yetkin ve ayrı bir ilke olarak konumlanan faal aklın (nous poiētikos) zorunlu müdahalesiyle mümkün olmaktadır. Edilgin aklın bu fiilîleşme süreci, özellikle bilmeme halinden bilme haline geçişi ifade etmesi bakımından, karşıtlar arasında gerçekleşen ve bir bilme melekesi (heksis) kazanımına yönelik hareket (kinēsis) olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu "hareket" anlayışı, duyumsamanın, bir melekeyi (heksis) daha dolaysız biçimde fiile geçiren ve karşıtlar içermeyen kendine özgü yetkinleşme sürecinden ayrıştırılmaktadır. Kazanılan bu bilme melekesi (heksis), edilgin aklın yetkinleşerek ulaştığı fiilî aklın temelini oluşturmakta ve bu melekenin bilfiil düşünme ediminde (energeia) kullanılmasıyla en yetkin ifadesine kavuşmaktadır. Sonuç olarak bu tez, Aristoteles'in edilgin aklın potansiyelden fiile geçişini, faal aklın hareket ettirici rolü ve kendine özgü bir "hareket" ve "meleke" teorisiyle açıkladığı, içsel tutarlılığa ve derin bir felsefi zenginliğe sahip katmanlı bir idrak modeli sunduğunu ortaya koymaktadır. Bu model, aklın pasif alıcılığından aktif düşünme edimine uzanan karmaşık yolculuğunu anlamada kilit bir perspektif sunar

    Evaluation of anxiety, depression, quality of life, and sleep disorders with videonystagmography in benign paroxysmal positional vertigo patients

    No full text
    Denge, vestibüler sistem başta olmak üzere birçok sistemin birbiriyle uyum halinde çalışmasıyla olur ve bunun için en önemli sistemlerden birisi vestibüler sistemdir. Benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV) vestibüler sistemin en sık karşılaşılan hastalığıdır ve vertigo beraberinde farklı semptomları da getirir. Bu çalışmada videonistagmografi (VNG) ile semptomların vermiş olduğu rahatsızlığın yanında hastaların günlük yaşantısının ne kadar etkilendiği, uyku kaliteleri ve anksiyete ve/veya depresyon eğilimleri hakkında bilgi edinmek amaçlanmıştır. Ayrıca araştırmada cinsiyet, yaş, medeni durum, gibi değişkenler de ele alınmıştır. VNG testi sonrası BPPV tanısı alan 41 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların ek bir nörolojik ve/veya psikiyatrik bozukluğa sahip olmaması göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Araştırmada, Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PSQI) ve Kısa Form-36 Sağlık Anketi (SF-36) kullanılmıştır. Değerlendirme sonrasında bazı okulomotor testlerdeki performans ile kişinin vücut ağrısı, genel sağlık algısı ve duygusal durum arasında anlamlı bağlantılar bulundu. Aynı zamanda hastaların düşük ile orta düzeyde depresif belirtiler bildirdiği gözlendi. Bununla birlikte çoğu katılımcının orta düzeyde kaygı yaşadığı da bulundu. Sonuç olarak bu bulgular BPPV hastalarında yalnızca vestibüler değerlendirmenin yanı sıra multidisipliner bir yol izlenmesi gerektiğini, hastanın kaygı düzeyini gidermek için klinisyenin öncesinde hastayı rahatlatması ayrıca BPPV hastalarında yaşam kalitesi ve ruhsal sağlığın sürdürülmesi ve desteklenmesi açısından koruyucu ve tedavi edici stratejilerin oluşturulması gereklidir

    306

    full texts

    7,325

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Üsküdar University Academic Digital Archive
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇