Osmaniye Korkut Ata University Academic Repository
Not a member yet
5726 research outputs found
Sort by
Seasonal Change on Screens: A Netnographic Analysis on Emotional Interactions Towards the Bahar Series
Televizyon dizileri, izleyicilerin duygusal bağlar kurmalarını ve derin kişisel etkileşimler yaşamalarını teşvik eden güçlü kültürel araçlardan biridir. Bu bağlamda izleyiciler dizilerin karakterleri ve olay örgüsüyle kişisel deneyimlerinden kaynaklı olarak ya da empati geliştirerek duygusal tepkilerini ifade etme ihtiyacı duymaktadır. Duygusal temelli etkileşim isteği sosyal medya platformlarında izleyici yorumları ve paylaşımlar yoluyla somutlaşmakta dolayısıyla diziler ile izleyiciler arasındaki ilişkinin derinliği ve dinamikleri daha belirgin hâle gelmektedir. Show TV’de yayınlanan Bahar (2024) dizisi izleyicilerinin duygusal etkileşimlerini ele alan bu çalışma dizinin izleyiciler üzerinde oluşturduğu duygusal etkileri ve söz konusu etkilerin topluluk davranışlarına yansımalarını izleyici yorumları üzerinden belirlemeyi hedeflemektedir. Araştırma, netnografik analiz yöntemiyle dizinin resmî Instagram hesabında paylaşılan reelslarda yer alan izleyici yorumları temel alınarak gerçekleştirilmiştir. Analizler izleyicilerin diziye neden yoğun ilgi gösterdiğini, dizinin izleyicilerde nasıl bir duygusal etkileşim oluşturduğunu ve izleyicilerin ortak davranış kalıplarını saptamaya odaklanmaktadır. Bulgular, izleyicilerin “Bahar” dizisine karşı güçlü duygusal tepkiler verdiğini ve bu tepkileri sosyal medya platformları üzerinden ifade ettiklerini göstermektedir. Elde edilen sonuçlar izleme deneyiminin kolektif bir görünüme dönüştüğüne ve dizide işlenen konudan bağımsız sahnelerin mizahi ögelerle donatılmasının izleyicide pozitif bir atmosfer oluşturduğuna ve bu havanın izleyicilerin tepkilerine de açık bir şekilde yansıdığına işaret etmektedir.Television series are one of the powerful cultural tools that encourage viewers to form emotional bonds and experience deep personal interactions. In this context, viewers feel the need to express their emotional reactions to the characters and plots of the series based on their personal experiences or by developing empathy. The desire for emotional-based interaction is embodied through audience comments and shares on social media platforms, thus the depth and dynamics of the relationship between the series and the audience become more evident. This study, which deals with the emotional interactions of the viewers of the series Bahar (2024) broadcast on Show TV, aims to determine the emotional effects of the series on the viewers and the reflections of these effects on community behaviours through viewer comments. The research was conducted through netnographic analysis method based on the audience comments on the reels shared on the official Instagram account of the series. The analyses focus on determining why the viewers show intense interest in the series, what kind of emotional interaction the series creates in the viewers and the common behavioural patterns of the viewers. The findings show that viewers have strong emotional reactions to the series "Bahar" and express these reactions through social media platforms. The results obtained indicate that the viewing experience turns into a collective view and that the humorous elements of the scenes independent of the subject matter of the series create a positive atmosphere in the audience and this atmosphere is clearly reflected in the reactions of the viewers
Mirza Gulâm Ahmed’in Risalet İddiasına Dönüşen Mehdîlik Anlayışı
Beklenen kurtarıcı inancına neredeyse her toplumda rastlanılmaktadır. İlahi dinler açısından ahir zamanda gelmesi beklenen kurtarıcı, dünyada adaleti ve düzeni sağlamasının yanı sıra toplumun ıslahını gerçekleştirecektir. Kurtarıcı beklentisi İslam düşüncesinde de karşımıza çıkar. İslam düşüncesinde yaygın olan görüşlerin kahir ekseriyetine göre tek bir kurtarıcı beklentisinden değil Hz. Îsâ ve Mehdî olmak üzere iki kurtarıcı beklentisinden bahsetmemiz mümkündür. Bu iki kurtarıcı ahir zamanda kıyametin alameti olarak gelecek, dünyadaki kaosu yok edip İslam dininin yükselmesini sağlayacaklardır. Bu beklenti aynı zamanda birçok Mehdîlik iddiasının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Mehdîlik iddiasında bulunan isimlerden biri de XIX. yy’da İngiliz müstemlekesi olan Hindistan’da yaşayan Mirza Gulâm Ahmed (ö. 1908) ’tir. İlk olarak müceddidlik sonrasında Mehdîlik/Mesihlik iddiasında bulunan Mirza Gulâm Ahmed, nübüvvetle şereflendirildiğini de ileri sürmüştür. Zira ona göre nübüvvet kurumu devam etmektedir. Çalışmamızda Mirza Gulâm Ahmed’in hayatı hakkında bilgi verilmekte, onun mehdîlik iddiasında bulunması ve mehdîliğini meşrulaştırmak için öne sürdüğü fikirleri, peygamberlik söylemi ve dayanakları kronolojik olarak incelenmektedir. Mehdîlik iddiasını daha da ileri götürerek vahiy aldığını da dile getiren Mirza Gulâm Ahmed’in nübüvvet söylemi ve nebîlik iddiasını bürûz, peygamberin zıllî/gölgesi gibi farklı kavramlarla açıklaması İslam düşüncesindeki nübüvvet anlayışı doğrultusunda eleştirilmiştir. Çalışmamızda araştırma ve etik yayın ilkelerine uyulmuş, literatür taraması, karşılaştırma ve yorumlama yöntemleri kullanılmıştır
Investigation of the thermal performance of different types of surface geometries in printed circuit heat exchangers
Bu çalışmada, uçak kanadı kanatçıklı ve sinüsoidal kanatçıklı baskı devre ısı değiştiricilerin ısıl ve hidrolik çözümlemeleri yapılmıştır. Uçak kanadı kanatçıklı 2 model ve sinüsoidal kanatçıklı 8 model çalışılmıştır. Modellerin farklı Reynolds sayılarında (Re=1000, Re=2000, Re=3000 ve Re=4000) basınç düşümleri, sürtünme faktörleri, Nusselt sayıları ve performans değerlendirme kriterleri incelenmiştir. Reynolds sayısının artması performans değerlendirme kriterini düşürmektedir. Performans değerlendirmesi yapılan 0 derece-0 derece uçak kanatçıklı model referans alınmıştır. Buna göre, sinüsoidal kanatçıklı model (Model VIII) için Reynolds 1000 için performans değerlendirme kriteri 1,07 iken, uçak kanadı kanatçıklı (15 derece- 15 derece) için ise aynı Reynolds sayısında performans değerlendirme kriteri 1,187'dir. Dolayısıyla en verimli model 15 derece- 15 derece uçak kanadı kanatçıklı modeldirIn this study, thermal and hydraulic analysis of airfoil fin and sinusoidal fin printed circuit heat exchangers were performed. 2 models with airfoil fin and 8 models with sinusoidal fin were studied. Pressure drop, friction factor, Nusselt number and performance evaluation criteria of the models at different Reynolds numbers (Re=1000, Re=2000, Re=3000 and Re=4000) were examined. Increasing Reynolds number reduces the performance evaluation criteria. The 0 degree-0 degree airfoil fin model for which performance evaluation was made was taken as reference. Accordingly, while the performance evaluation criterion for Reynolds 1000 is 1.07 for the model with sinusoidal fin (model VIII), the performance evaluation criterion for the same Reynolds number for the airfoil fin model (15 degrees- 15 degrees) is 1.187. Therefore, the most efficient model is the model with 15 degrees- 15 degrees airfoil fin
Comparison of some parametric characteristics of adolescents and their attitudes towards physical activity
This study aims to examine the physical activity habits, demographic characteristics, and socio-economic status of adolescent students to evaluate differences in sports participation levels across school types. The research was conducted with a total of 846 participants from private (55.9%) and public schools (44.1%), including 376 females (44.4%) and 470 males (55.6%). Age distribution was divided into four groups: 11 years (30.5%), 12 years (22.5%), 13 years (24.3%), and 14 years (22.7%). The socio-economic status of the participants was classified as very low (48.9%), normal (15.2%), and high (35.9%). According to the frequency of weekly physical activity, 31.1% of participants engaged in sports 1-2 days, 30.4% for 3-4 days, 14.2% for 5-6 days, and 24.3% did not engage in physical activity. Data were analyzed using SPSS 25 software, with the Shapiro-Wilks test applied to confirm normal distribution. The results indicate significant differences in sports participation levels associated with school type, gender, and socio-economic status. This study provides insights for educators and sports trainers on how these factors influence adolescents' sports engagement and may guide the development of programs to increase physical activity across different student demographics.Bu çalışmanın amacı, ergenlik çağındaki öğrencilerin fiziksel aktivite alışkanlıklarını, demografik özelliklerini ve sosyo-ekonomik durumlarını inceleyerek okul türleri arasında spora katılım düzeylerindeki farklılıklarını değerlendirmektir. Araştırma, özel (%55,9) ve devlet okullarından (%44,1) 376'sı kız (%44,4) ve 470'i erkek (%55,6) olmak üzere toplam 846 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Yaş dağılımı dört gruba ayrılmıştır: 11 yaş (%30.5), 12 yaş (%22.5), 13 yaş (%24.3) ve 14 yaş (%22.7). Katılımcıların sosyo-ekonomik durumu çok düşük (%48,9), normal (%15,2) ve yüksek (%35,9) olarak sınıflandırılmıştır. Haftalık fiziksel aktivite sıklığına göre katılımcıların %31,1'i 1-2 gün, %30,4'ü 3-4 gün, %14,2'si 5-6 gün spor yapmakta, %24,3'ü ise fiziksel aktivite yapmamaktadır. Veriler SPSS 25 yazılımı kullanılarak analiz edilmiş ve normal dağılımı doğrulamak için Shapiro-Wilks testi uygulanmıştır. Sonuçlar, okul türü, cinsiyet ve sosyo-ekonomik durumla ilişkili olarak spora katılım düzeylerinde önemli farklılıklar olduğu görülmüştür. Bu çalışma, eğitimciler ve spor eğitmenleri için bu faktörlerin ergenlerin spora katılımını nasıl etkilediğine dair öngörü sağlayabilir ve farklı öğrenci gruplarında fiziksel aktiviteyi artırmaya yönelik programların geliştirilmesine rehberlik edebileceği düşünülmektedir
TÜRK KADINININ SİYASİ KAZANIMLARININ TÜRK SÖZÜ VE YENİ ADANA GAZETESİNE YANSIMALARI
19. yüzyıldan itibaren özellikle batı ile yoğunlaşan ilişkiler neticesinde kadının statüsü tartışır hale gelmiştir. Tarihin her döneminde erkeğiyle beraber omuz omuz mücadele eden Türk kadını; çalışkanlığı, cesareti, fedakârlığı ve sayısız vasıfları ile kendini göstermiştir. Türk kadını Cumhuriyet kurulduktan sonra kendisine düşen vazifeyi ve misyonu devam ettirmiştir. Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra toplumsal değişim ve dönüşümün temelleri her alanda atılmaya başlanmıştır. Türk inkılabının yerleşmesinde önemli katkıları olan Türk kadını önemli kazanımlar elde etmiştir. Türkiye’de kadınlar çıkarılan yasalar neticesinde 1930 yılında belediye seçimlerine katılma, 1933 yılında köylerde muhtar seçme ve seçilme ve 5 Aralık 1934 tarihinde de milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olmuşlardır. Türk kadınına verilen bu haklar Mustafa Kemal Atatürk liderliğindeki cumhuriyetin kadınlara verdiği değerin en önemli göstergelerinden biridir. Kadınların bu kazanımlarında Türk Kadınlar Birliği ve Türk Ocakları önemli bir rol oynamıştır. Geçmişten günümüze basın toplumların hayatında önemli bir konumda yer almıştır. Gazeteler dönemin canlı tanıkları olarak kamuoyunu yansıttıklarından tarihi kaynak olarak vazgeçilmez değerdedir. Bu çalışmada Türk kadınları adına bir dönüm noktası olan Türk kadınına verilen milletvekilliği seçme ve seçilme hakkının Adana basınının gözüyle Türkiye’de nasıl yansıdığı kronolojik sürece bağlı kalarak ortaya konulmaya çalışılacaktır
The Parametric Investigation of the Use of Wing-Shaped Tube in Tube Bank in Terms of Entropy Generation and Area Goodness Factor
121C377, 123M484Bu çalışmada, düzgün sıralı ve kaydırılmış sıralı dizilişe sahip boru demetinde dairesel ve kanat şekilli boru kullanımı sayısal olarak incelenmiştir. Çalışmada kanat şekilli boru kullanımını, ısı transferi, basınç düşümü, entropi üretimi ve alan uyum faktörü yönünden incelenerek dairesel olana göre avantajları ve dezavantajları detaylıca tartışılmıştır. Sayısal çalışmalarda; akışın, sıkıştırılamaz, kararlı, türbülanslı ve iki boyutlu olduğu varsayılmıştır. Dairesel ve kanat şekilli boruların ısı transfer yüzey alanları eşit ve eş değer çapları D_e=22,44 mm olarak kabul edilmiştir. Soğutucu akışkan olarak hava kullanılmıştır. Reynolds sayısı (Re_g) giriş hızına bağlı olarak tanımlanmıştır ve 4000 ile 7000 aralığında değişmektedir. Hesaplama sonuçlarında kanat şekilli boru demetinin alan uyum faktörü, entropi üretimi ve basınç düşümü yönünden dairesel olana göre üstün olduğu tespit edilmiştir. Re_g=4000 ve S_T^* xS_L^*=2x2 değerlerinde alan uyum faktörü kaydırılmış sıralı dizilişe sahip kanat şekilli boru demetinde en yüksek değerdedir ve dairesel olana göre %314,93 artmıştır. Bu durumda, entropi üretimi ise %20,62, sürtünme faktörü %74,89 ve ortalama Nusselt sayısı %19,80 azalmaktadır.In this study, the use of circular and wing-shaped tubes in tube banks with in-line and staggered arrangement is numerically investigated. Thus, the advantages and disadvantages of using a wing-shaped tube over a circular one are discussed in detail by examining heat transfer, pressure drop, entropy generation and area goodness factor. In the numerical studies, the flow is assumed to be incompressible, steady, turbulent and two dimensional. Heat transfer surface areas of circular and wing-shaped tubes are assumed to be equal and the equivalent diameter is taken as D_e=22.44 mm. Air is used as the working fluid. Reynolds number (Re_g) is defined depending on the inlet velocity and ranges from 4000 to 7000. As a result, it is found that wing-shaped tube banks are superior to circular shaped tube banks in terms of area goodness factor, entropy generation and pressure drop. In case of Re_g=4000 and S_T^* xS_L^*=2x2 values, area goodness factor is the highest for the wing-shaped tube bank with staggered arrangement and increases by 314.93% compared to the circular one. In this case, the entropy production decreases by 20.62%, the friction factor by 74.89% and the average Nusselt number by 19.80%.TÜBİTA
Foot Operasyonu: Birleşik Krallık ve Sovyetler Birliği Arasında Yaşanan Bir Casusluk Krizinin Analizi
Diplomaside yaşanan gelişmelere paralel olarak diplomatik ayrıcalıkların ve dokunulmazlığın uluslararası anlamda garanti altına alınması, casusluk faaliyetlerinin diplomatik misyon mensupları tarafından yapılmasını yaygın bir uygulama haline getirmiştir. Bu uygulama, Soğuk Savaş gerçekliği içerisinde aktörlerin casusluk faaliyetlerini gerçekleştirmelerinde diplomatik ayrıcalıklar ve dokunulmazlığı önemli birer araç olarak kullanmalarıyla pekişmiştir. Sovyetler Birliği, sahip olduğu geniş diplomatik temsil yeteneği ve istihbarat servisleriyle bu aracı en iyi kullanan aktörlerden biri olmuştur. Birleşik Krallık ise casusluk faaliyetleri bağlamında, Sovyetler Birliği’nin büyük başarılar elde ettiği bir ülke olarak değerlendirilmiştir. Birleşik Krallık’ta Sovyetler Birliği adına casusluk faaliyeti yaptığından şüphelenilen toplam 105 diplomatın Edward Heath’in başbakanlığı döneminde istenmeyen kişi ilan edilerek sınır dışı edilmesi hadisesi olan 24 Eylül 1971 tarihli Foot Operasyonu’nu nedenleri ve sonuçlarıyla ortaya koymayı amaçlayan bu makale, aynı zamanda casusluk faaliyetlerinin niçin diplomatik dokunulmazlık altında yapıldığını da gerekçelendirmeye çalışmıştır. Sovyetler Birliği’nin diplomatik dokunulmazlık altında gerçekleştirdiği casusluk faaliyetlerine verilmiş en önemli cevaplardan biri olarak kabul edilebilecek Foot Operasyonu, Birleşik Krallık’ı Sovyetler Birliği’nin casusluk faaliyetleri açısından zor bir hedefe dönüştürmüştür. Foot Operasyonu aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin casusluk faaliyetlerinden mustarip olan diğer aktörlere örnek teşkil etmesi sebebiyle de kıymetlidir. Foot Operasyonu’nun Soğuk Savaş’ta yaşanan yumuşama dönemi üzerinde gerçek bir etki yaptığı ve bu yönüyle Sovyetler Birliği’nin Birleşik Krallık ile ikili ilişkilerinin ötesinde bir sonuç ortaya çıkardığı da dikkate alınmalıdır
Work overload, leader-member exchange, and psychological flexibility: A field research on the organized industrial zone
Most of the academic work that has been done in the field of leader-follower interactions may be summarized in one concept: the Leader-Member Exchange. In light of the fact that this concept plays a pivotal role in the research conducted on leadership and organizations, it is of utmost importance that leader-member exchange is well understood, quantified, and examined in a reliable way. In this research, the antecedents of leader-member exchange at the subordinate level are investigated. The aim of this study is to investigate the effect of employees' perceptions of work overload on leader-member exchange and the moderating role of psychological flexibility in this relationship. The research sample consists of 340 white-collar employees employed in the Osmaniye organized industrial zone. Structural equation modeling (SEM) has been utilized to analyze the collected data. While work overload negatively affects leader-member exchange, increased psychological flexibility level moderates the negative relationship between work overload and leader-member interaction. By shedding light on the potential relationship between work overload, leader-member contact, and psychological flexibility, this study makes a valuable contribution to the existing body of knowledge
An experimental study on the sulfuric acid resistance of mineral additive mortars
Mineral additives are preferred to improve the physical, mechanical and durability properties of cement-based composites and to reduce the use of cement to prevent environmental pollution and high production costs. Within the scope of this study, a new pozzolanic material, ground profillite powder (GPP), was evaluated by comparing it with granular ground blast-furnace slag (GGBFS), and it was used as a substitute for cement at ratios of 5, 10 and 15% by weight. The effects of these two mineral additives on the mechanical and physical properties of mortars and their resistance to sulfuric acid (SA) were investigated. In the production of the mortar samples, CEM I 42.5/R-type Portland cement (ordinary Portland cement) was used as the binder, and 0-4mm crushed sand was used as the aggregate. Mineral additive and non-additive mortars were produced in the laboratory environment in dimensions of 40 x 40 x 160mm. Spreading values, bending and compressive strengths, water absorption and porosity values and weight and strength loss values under the effect of SA were examined comparatively. It was determined that the mortar samples produced using GPP showed higher resistance to SA attacks than the pure and GGBFS-added mortars, reducing weight losses up to 21% and compressive strength losses up to 30%.Scientific Research Projects and Unit - Osmaniye Korkut Ata University [OKUBAP-2019-PT3-023]This study was supported by the Scientific Research Projects and Unit funded by Osmaniye Korkut Ata University with project number OKUBAP-2019-PT3-023. The authors thank Osmaniye Korkut Ata University and the Scientific Research Projects and Unit
SOVYET KAZAKİSTAN’INDA TASAVVUF: KOMÜNİSTLERİN YESEVİLİK VE İŞANLARA YÖNELİK FAALİYETİ
Çalışmada, Sovyet Kazakistan’da Yesevilik ve işanizm dahil olmak üzere devletin tasavvuf ile ilgili olarak konumu incelemektedir. Çalışmanın amacı da ağırlıklı olarak Kazakistan’ın güney bölgesinde yaşayan işan ve kojaların ve onların neslinin Sovyet döneminde karşılaştığı zorluklar ve siyasi baskılardan bahsetmek ve analiz etmektir. Araştırmada olabildiğince arşiv belgeleri, işan ve kojaların çocuklarıyla yapılan mülakatların ses kayıtları ve hatıralar gibi birinci el kaynaklara, onların yetersiz kaldığı noktalarda ise ikinci el kaynaklara başvurulmuştur. Genel olarak, Sovyetler, halkın geleneksel İslam’ı olarak görülebilecek Yeseviliğe ve işanizme karşı sert bir tavır sergilemiştir. Devletin işan ve kojalara yönelik ateist tavrı hiçbir zaman değişmese de siyasi nedenlerle devletin din politikasının sürekli değişmiş olduğu da söylenebilir. Genel olarak, Sovyet döneminde Yesevilik ve işanizme yönelik doğrudan fiili saldırı iki kez gerçekleşmiştir. Diğer dönemlerinde de tasavvufa karşı sürekli saldırı ve propagandalar yapılsa da, söylenen iki dönemdeki gibi işanlara ve kojalara yönelik kitlesel baskının o kadar sert olmadığı söylenebilir. Bolşeviklerin tasavvufu ortadan kaldırmayı amaçlamasının ana nedeni, tasavvufun ateist bir toplum oluşmasına engel teşkil etmesi olmuştur. Yesevilik ve işanizm dahil olmak üzere İslam, halkın sadece bir inanç meselesi değil, aynı zamanda bir kültür meselesi idi. Çünkü tasavvuf gelenekleri halkın örf ve adetleri ve gelenekleri ile bağlantılı olmuştur. Bu sebeple bolşevikler, halkın sufi geleneklerini yok etmeden dinin yok edilemeyeceğini anlamıştır. Bu şekilde devlet Yesevilik ve işanizme çeşitli yönlerden saldırı yaparak ona büyük zararlar vermiştir. Çalışmada bu faaliyetin Sovyet Kazakistan’da nasıl uygulandığı sistematik ve kronolojik olarak anlatılarak bolşeviklerin bu yöndeki faaliyetleriyle o nihai amaçlara ulaşıp ulaşamadığından bahsedilmiştir