26509 research outputs found
Sort by
Sıçanlarda glifosat izopropilamin ile oluşturulan testiküler hasara karşı klorojenik asidin koruyucu etkisi
The aim of this subchronic toxicity study was to determine the prophylactic effect of chlorogenic acid (CGA) on the histopathologic-histologic changes and oxidative stress induced by Glyphosate isopropylamine (GLF-ISO) in testicular tissues. A sum of 42 male Wistar rats were divided into six equal groups, each containing 7 rats. For pretreatment, rats were given CGA at doses of 12.5, 25 and 50 mg/kg (po) and GLF-ISO at 787.85 mg/kg (po) for 7 weeks. GLF-ISO significantly increased malondialdehyde levels while decreasing SOD and CAT activities and GSH levels in testicular tissues. On the contrary, these parameters were improved in CGA-treated groups. Furthermore, CGA ameliorated the histopathological and histological changes in testicular tissues induced by GLF-ISO in a dose-dependent manner. The results indicate that testicular damage caused by GLF-ISO can potentially be prevented or managed by CGA.Bu subkronik toksisite çalışmasının amacı, testis dokularında Glifosat izopropilamin (GLF-ISO) tarafından indüklenen histopatolojik-histolojik değişiklikler ve oksidatif stres üzerinde klorojenik asidin (CGA) profilaktik etkisini belirlemektir. Toplam 42 erkek Wistar sıçan, her biri 7 sıçan içeren altı eşit gruba ayrılmıştır. Ön muamele için sıçanlara 7 hafta boyunca 12.5, 25 ve 50 mg/kg (po) dozlarında CGA ve 787.85 mg/kg (po) dozunda GLF-ISO verilmiştir. GLF-ISO testis dokularında malondialdehit seviyelerini önemli ölçüde artırırken SOD ve CAT aktivitelerini ve GSH seviyelerini azaltmıştır. Aksine, bu parametreler CGA ile tedavi edilen gruplarda iyileşmiştir. Ayrıca, CGA, GLF-ISO tarafından indüklenen testis dokularındaki histopatolojik ve histolojik değişiklikleri doza bağlı bir şekilde iyileştirmiştir. Sonuçlar, GLF-ISO'nun neden olduğu testis hasarının CGA ile potansiyel olarak önlenebileceğini veya yönetilebileceğini göstermektedir
Horoz spermasının dondurulmasında shilajit'in etkisi
Reactive oxygen species (ROS) are created in excess during the cryopreservation process, which speeds up the rate of lipid peroxidation (LPO). This negatively impacts spermatozoa functions and reduces their capacity to fertilize. The spermatozoon plasma membrane consists of significant amounts of polyunsaturated fatty acids (PUFA), which can be easily oxidized by ROS and produce harmful agents that are toxic to cells. The plasma membrane of rooster spermatozoa contains high concentrations of polyunsaturated fatty acids and very small amounts of mitochondria, cytoplasm, and cytoplasmic antioxidants. Cryopreservation of rooster semen has been associated with adverse effects, including increased lipid peroxidation, structural damage in the mitochondria and acrosomal area, changes in the integrity and permeability of the spermatozoon plasma membrane, and severe damage to DNA. In the study, semen taken from 20 Plymouth Rock roosters were pooled to eliminate individual differences. By adding 5 μg/mL, 10 μg/mL, 15 μg/mL, 20 μg/mL and 25 μg/mL shilajit to Beltsville Poultry Semen Extender diluent, 5 experimental and 1 control groups were formed and frozen in 0.25 mL straws. After thawing in a water bath at 37oC, spermatologic parameters were analyzed with the CASA system. Viability evaluations were made with eosin – nigrosin stain and morphological evaluations were made with Hancock method. Sperm DNA integrity was examined with the COMET assay. As a result, it was concluded that the addition of 10, 15, 20 μg/mL shilajit to rooster semen extender improves semen quality parameters and DNA integrity of semen after cryopreservation.Reaktif oksijen türleri (ROS), kriyoprezervasyon sürecinde aşırı miktarda oluşmakta ve lipid peroksidasyonu (LPO) hızını artırmaktadır. Bu durum, spermatozoa fonksiyonlarını olumsuz etkilemekte ve fertilizasyon yeteneğini azaltmaktadır. Spermatozoon plazma membranı, önemli miktarda çoklu doymamış yağ asidi (PUFA) içermekte ve ROS tarafından kolayca oksitlenebilmekte ve hücrelere toksik olan zararlı maddeler üretebilmektedirler. Horoz spermatozoon plazma membranı, yüksek konsantrasyonlarda çoklu doymamış yağ asitleri ve çok az miktarda mitokondri, sitoplazma ve sitoplazmik antioksidan içermektedir. Horoz spermasının kriyoprezervasyonu, artmış lipid peroksidasyonu, mitokondri ve akrozomal bölgede yapısal hasar, spermatozoon plazma membranının bütünlüğü ve geçirgenliğinde değişiklikler ve DNA'da ciddi hasar gibi olumsuz etkilerle ilişkilendirilmiştir. Çalışmada, 20 Plymouth Rock ırkı horozdan alınan sperma bireysel farklılıkları ortadan kaldırmak için bir araya getirildi. Beltsville Poultry Semen Extender (BPSE) Sulandırıcısına 5 μg/mL, 10 μg/mL, 15 μg/mL, 20 μg/mL ve 25 μg/mL miktarlarda shilajit eklenerek 5 deney ve 1 kontrol grubu oluşturuldu ve 0.25 mL payetler içerisinde donduruldu. 37°C su banyosunda çözdürüldükten sonra spermatolojik parametreler CASA sistemi ile belirlendi. Spermatozoa canlılık oranı eosin – nigrosin boyama metodu ile, morfolojik değerlendirmeler ise Hancock yöntemi ile yapıldı. Spermatozoonn DNA bütünlüğü COMET analiz yöntemi ile değerlendirildi. Sonuç olarak, horoz sperma sulandırıcısına 10, 15, 20 μg/mL shilajit eklenmesinin, kriyoprezervasyon sonrası spermatolojik parametreleri ve DNA bütünlüğünü olumlu yönde etkilediği sonucuna varıldı
Improvisation and composition in Turkish clasiccal music tradition; Vecdi Seyhun Segâh Cello Taksim and Segâh Sazsemâi example
Taksim, icrâcının yaratma davranışı ile belli bir kompozisyon çerçevesinde, ilgili makam seyir özellikleri ve çalgının teknik özellikleri esas alınarak yapılan tamamen doğaçlamaya dayalı çalgısal bir türdür. Doğaçlama önceden tasarlanmayan hazırlıksız ya da irticalen yapılan anlamında kullanılan Fransızca imrovisé kelimesinden alıntılanmıştır. Doğaçlamanın Türk sanat müziğinde yer bulduğu çalgısal bir tür olan taksim bu çalışmada Vecdi Seyhun’un segâh viyolonsel taksim örneği ile açıklanmaktadır. Vecdi Seyhun viyolonsel icrâcılığında yaşadığı dönemin öne çıkan isimlerinden biridir. İcrâcı kimliğinin yanısıra besteci ve araştırmacı kimliğiyle geleneksel Türk sanat müziği mensuplarınca kabul görmüş olan Seyhun özellikle saz eserleri ile dikkat çekmektedir. Çalışmada bestecinin Segâh Sazsemâi yapı ve içerik bakımından analiz edilerek Seyhun’un yaratma davranışının besteci ve icrâcı kimliğindeki yansımaları ele alınmaktadır. Seyhun’un saz eserlerinde işlek müzik cümleleri ve ajilite müzik ifadeleri, taksim icrâlarında ise müzik cümleleri kurgusu ve teknik uygulamasındaki sadeliğı dikkat çekicidir. Bu araştırmanın amacı, taksim ve doğaçlama ilişkisini, Vecdi Seyhun’un araştırma kapsamında belirlenen segâh viyolonsel taksimi analiziyle, yaratma davranışının “eser besteleme” becerisini Segâh Sazsemâi analiziyle ortaya koymaktır. Yapılan analiz doğrultusunda, iki farklı çalgısal türde makam işleyiş özellikleri, müzik cümlelerinin kurgulanması ve çalgının hangi teknik özelliklerinin kullanıldığı çıktılarının ortaya konulması hedeflenmektedir. Araştırmada, doküman incelemesi yöntemi kullanılmış, veriler; ezgisel özellikler ve viyolonsel icrâsında teknik özellikler çerçevesinde ele alınmıştır.Taksim is an instrumental genre based entirely on improvisation, based
on the creative behavior of the performer within a certain composition
framework, scale of the relevant makam and the technical features of the
instrument. Improvisation is borrowed from the French word imrovisé, which
means something that is not planned in advance, unprepared or
extemporaneous. Taksim, an instrumental genre in which improvisation finds a
place in Turkish classical music, is explained in this study with the example of
Vecdi Seyhun's segâh cello taksim. Vecdi Seyhun is one of the sailant names of
the period in which he lived in cello performance. Seyhun, who has been
accepted by members of traditional Turkish classical music with his identity as a
composer and researcher in addition to his identity as a performer, draws
attention especially with his works in the sazeserleri genre. In this study, the
composer's Segâh Sazsemâi is analyzed in terms of structure and content, and
the reflections of Seyhun's creative behavior on his identity as a composer and
performer are discussed. In Seyhun’s saz works, the active musical sentences
and agile musical expressions, and in his taksim performances, the simplicity of
musical sentence construction and technical application are remarkable. The
purpose of this research is to reveal the relationship between taksim and
improvisation with the analysis of Vecdi Seyhun’s segâh cello taksim determined
within the scope of the research, and the “work composing” skill of the creation
behavior with the analysis of Segâh Sazsemâi. In line with the analysis, it is
proposed to reveal the characteristics of the makam operation in two different
instrumental types, structural analysis of musical sentences and the outputs of
which technical features of the instrument are used. In the study using the
document review method, the data; It is discussed within the framework of
melodic features and cello performance technique
Kayıtlı bal üretim verilerine dayalı il bazında bal veriminin mekânsal analizi: Mekânsal kalıpların keşfedilmesi
Throughout history, bees and their products have gained ever-increasing importance. Honey, valued for its diverse uses, has driven the emergence of new industries and products, fueled by the growing demand for beekeeping as a sustainable source of income. Providing spatial information is very important to ensure the sustainability of products. Therefore, this study aimed to reveal the spatial distribution of honey yield outputs in Türkiye using exploratory spatial data analyses. Honey yield outputs in four time periods (2005–2010; 2011–2016; 2017–2022; 2005–2022) were tested by autocorrelation analysis, and Moran's I scatter plot was produced for each period. Standard Z statistics were found to be 4.1064, 3.1910, 2.1980 and 3.4427, respectively (p<0.05). Results showed that, it was observed that there are spatial associations and different spatial clusters in honey yield at the provincial level in Türkiye. It has been shown that honey yield in Türkiye tends to be partially clustered and production outputs tend to decrease in the east. This analysis implies several consequences for the sustainability of bee-based food production, including the potential for spillover effects from hot spot regions and the need to prioritize resource allocation towards these areas.Tarih boyunca arılar ve ürünleri giderek artan bir önem kazanmıştır. Çeşitli kullanım alanları nedeniyle değer verilen bal, sürdürülebilir bir gelir kaynağı olarak arıcılığa yönelik artan taleple desteklenen yeni endüstrilerin ve ürünlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ürünlerin sürdürülebilirliğini sağlamak için mekânsal bilgi sağlamak çok önemlidir. Bu nedenle, bu çalışma açıklayıcı mekânsal veri analizleri kullanarak Türkiye'deki bal verimi çıktılarının mekânsal dağılımını ortaya koymayı amaçlamıştır. Dört zaman periyodundaki (2005–2010; 2011–2017; 2017–2022; 2005–2022) bal verimi çıktıları otokorelasyon analizi ile test edilmiş ve her periyot için Moran'ın I saçılım grafiği üretilmiştir. Standart Z istatistikleri sırasıyla 4,1064, 3,1910, 2,1980 ve 3,4427 olarak belirlenmiştir (p<0.05). Sonuçlar, Türkiye'de il düzeyinde bal veriminde mekânsal birliktelikler ve farklı mekânsal kümelenmeler olduğunu göstermiştir. Türkiye'de bal veriminin kısmen kümelenme eğiliminde olduğu ve doğuda üretim çıktılarının azalma eğiliminde olduğu gösterilmiştir. Bu analiz, arı bazlı gıda üretiminin sürdürülebilirliği açısından, sıcak nokta bölgelerinden yayılma etkileri potansiyeli ve kaynak tahsisinin bu alanlara önceliklendirilmesi ihtiyacı dahil olmak üzere çeşitli sonuçlara işaret etmektedir
Logarithmic ideal convergence
Yapılan bu çalışmada, öncelikle, I(H,1)-toplanabilirlik kavramı tanımlanmıştır ve (H,1)-toplanabilirlik kavramı ile I(H,1)-toplanabilirlik kavramı arasındaki ilişki verilmiştir. Daha sonra, logaritmik I-yakınsaklık kavramı ve logaritmik I-Cauchy dizi kavramı tanımlanarak aralarındaki ilişki araştırılmıştır. Ayrıca logaritmik I^*-yakınsaklık kavramı tanımlanarak logaritmik I-yakınsaklık ile ilişkisi incelenmiştir. Son olarak logaritmik I^*-Cauchy dizi kavramı tanımlanarak logaritmik I-Cauchy dizi ile arasındaki ilişki araştırılmıştır.In this paper, firstly, the concept of I(H,1)-summability is defined and the relation between the concepts of (H,1)-summability and I(H,1)-summability is given. Then, the concept of logarithmic I-convergence and the concept of logarithmic I-Cauchy sequence are defined and their relations is investigated. Also, the concept of logarithmic I*-convergence is defined and its relation with logarithmic I-convergence is investigated. Finally, the concept of logarithmic I*-Cauchy sequence is defined and its relation with logarithmic I-Cauchy sequence is investigated
Afyonkarahisar’da yetiştirilen holstein sığırlarda Pit1/Hinfi polimorfizmi
Pit1 (Pituitary Specific Transcription Factor-1) gene has been shown to be resided on the centromeric region of chromosome 1 in cattle. This gene, also known as POUF1F has responsible for development of pituitary gland and hormone expression in mammals. Pit1 deficiency causes a dwarfism phenotype in mice, dogs and fish. Previous studies have demonstrated to associated with polymorphisms of the Pit1 gene and growth and reproductive performance and milk, meat yield traits. In the cattle, a HinfI polymorphism on Pit1 gene (c.1178G>A) have been reported that there is an association between milk and reproduction yield parameters. In this study, we aimed existence and distribution of Pit1/HinfI polymorphism in 81 head Holstein cattle in Afyonkarahisar province. In our study, we defined that there were 5 AA, 30 AG and 46 GG genotypes in our survey population. We also detected to frequency of A allele as 0.25 and the G allele as 0.75. We calculated to genetic index values such as PIC (0.3027418) and Heterozygosity (0.3742044) using RStudio package. Chi-square value was found 0.049 and was exhibited to survey population in Hardy-Weinberg equilibrium. The Pit1/HinfI polymorphism is a potential option for use in marker-assisted selection studies in light of these findings for Holstein cattle in Afyonkarahisar province.Pit1 (Hipofize Özgü Transkripsiyon Faktörü-1) Sığırlarda 1.kromozomun sentromerik bölgesinde bulunan yaklaşık 129 aminoasitten oluşan bir protein kodlayan bir gendir. Memelilerde hipofiz bezinin gelişiminden ve hormon ekspresyonundan sorumlu olan Pit1 geni, POUF1F olarak da bilinmektedir. Pit1 eksikliğinde farelerde, köpeklerde, balıklarda cücelik fenotipi gözlenmektedir. Yapılan çalışmalar, Pit1 genindeki polimorfizmlerin sığırlarda, koyunlarda, domuzlarda, tavuklarda büyüme, üreme performansı, et ve süt verimi özellikleriyle ilişkili olduğunu göstermiştir. Sığırlarda Pit1/HinfI (c.1178G>A) polimorfizminin süt verimi ve döl verimi parametreleriyle ilişkili olduğu ifade edilmektedir. Bu çalışmada, Afyonkarahisar ilinde yetiştirilen 81 baş Holstein sığır Pit1/HinfI polimorfizminin varlığı ve dağılımının belirlenmesi amaçlanmıştır. PCR-RFLP tekniği kullanılarak hayvanların bu polimorfizm açısından genotiplendirilmiştir. Çalışma sonucunda 81 hayvandan 5 tanesinin AA, 30 tanesinin AG ve 46 tanesinin GG genotipinde olduğu bulunmuştur. G allelinin frekansı 0,75, A allelinin frekansı ise 0,25 olarak hesaplanmıştır. Genetik indeks değerlerinden PIC değeri 0,3027418 ve Heterozigotluk değeri 0,3742044 olarak hesaplanmıştır. χ2 değeri 0,049 bulunmuş olup, popülasyonun Hardy-Weinberg dengesinde olduğu ortaya konulmuştur. Bu bulgular ışığında Pit1/HinfI polimorfizminin Afyonkarahisar ilinde yetiştirilen Holstein sığırlar için markör destekli seleksiyon çalışmalarında kullanılabilecek potansiyel bir aday olduğu düşünülmektedir
Some fertility traits of Ile de France sheep and preweaning growth of their lambs in ıntensive conditions
Bu çalışma entansif koşullarda yetiştirilen Ile de France koyunlarda bazı dölverimi özellikleri ile kuzularında sütten kesim öncesi büyümenin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada hayvan materyali olarak iki yaşlı 233 baş Ile de France koyun ve bunlardan doğan 209 baş kuzu kullanılmıştır. Ile de France koyunların bazı dölverim özellikleri (gebelik oranı, kısırlık oranı, Abort oranı, ölü doğum oranı, doğum oranı, tek doğum oranı, ikiz doğum oranı ve doğuran koyun başına düşen kuzu sayısı) ile kuzularının sütten kesim öncesi büyüme özelliklerinden doğum ağırlığı, canlı ağırlık ve günlük canlı ağırlık artışı incelenmiştir. Entansif olarak yetiştirilen Ile de France koyunlarda gebelik oranı, kısırlık oranı, abort oranı, ölü doğum oranı ve doğum oranı sırasıyla; %76,82; 23,18; 3,91; 1,68 ve 72,53 olarak tespit edilmiştir. Bu çalışmada doğuran koyun başına düşen kuzu sayısı 1,24 olarak hesaplanmıştır. Ile de France kuzuların doğum ağırlığı, 30. gün, 60. gün, 90.gün canlı ağırlık ve günlük canlı ağırlık artışı genel ortalamaları sırasıyla; 4,93; 10,01; 17,32; 27,80 kg ve 212,20 gram olarak bulunmuştur. İncelenen özelliklere doğum tipinin etkisi önemli (p<0,05; p<0.001) bulunmuştur. Sonuç olarak Ile de France koyunların bazı dölverimi parametrelerinin iyileştirilmesi gerektiği, kuzularda doğum ağırlığının iyi seviyede olduğu söylenebilir. Ile de France koyunların ikizlik oranı ve doğuran koyun başına düşen kuzu sayısı dikkate alındığında sürü yönetiminin iyileştirilmesiyle dölverim performansının sonraki üretim sezonlarında yükselebileceği kanaatine varılmıştır.This study was conducted to examine some reproductive characteristics for Ile de France sheep and pre-weaning growth of their lambs in intensive conditions. In this research, 233 head two-year-old Ile de France sheep and 209 lambs born from them were used as animal material. Some fertility characteristics (pregnancy rate, infertility rate, abortion rate, stillbirth rate, birth rate, single birth rate, twin birth rate and litter size) of Ile de France sheep and pre-weaning growth characteristics of lambs (birth weight, live weight and daily live weight gain) were examined. Pregnancy rate, infertility rate, abortion rate, stillbirth and birth rate were determined 76.82, 23.18, 3.91, 1.68 and 72.53%, respectively in intensively reared Ile de France sheep. The litter size was calculated 1.24 in this study. It was found to the least squares means of birth weight, 30th day, 60th day, 90th day live weight and daily live weight gain of Ile de France lambs were 4.93, 10.01, 17.32, 27.80 kg and 212.20 grams, respectively. The effect of birth type was found to be significant (p<0.05; p<0.001) on the characteristics examined. As a result, it can be said that some fertility parameters of Ile de France sheep need to be improved and the birth weight of the lambs is at a good level. Considering the twinning rate of the ewes and the litter size, it was concluded that the reproductive performance of the herd may increase in the following production seasons
Mülkiyet yapısının piyasa değerine etkisi: Bist-30 endeksi üzerine bir uygulama
This study evaluates the effect of ownership structure on the market value of companies. Market value is considered the dependent variable, while ownership concentration, foreign ownership, and dispersed ownership are treated as independent variables. Additionally, control variables such as leverage and company size are included in this Thesis. The study analyzes data from 27 companies listed on Turkey's BIST-30 index for the periods of 2018 and 2023. The data analysis was performed using Stata software, utilizing numerical and secondary data. To reach a comprehensive results, the following analyses were performed: descriptive statistics, unit root test, and finally, analysis using the one-step system generalized method (GMM) model. The study's findings reveal that foreign ownership and ownership concentration do not significantly affect market value. However, the dispersed ownership demonstrates a significant negative influence on market value. An examination of control variables uncovered that financial leverage significantly and negatively influences market value, suggesting that increased leverage decreases company value. However, firm size exhibits a positive and significant relationship with market value, suggesting that larger companies tend to achieve higher market valuations. These findings highlight the importance of taking both leverage and company size into account as essential factors when assessing the market value of BIST-30 companies.Bu çalışma, şirketlerin piyasa değeri üzerinde sahiplik yapısının etkisini değerlendirmektedir. Piyasa değeri bağımlı değişken olarak ele alınırken, sahiplik yoğunluğu, yabancı sahiplik ve dağınık mülkiyet bağımsız değişkenler olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, kaldıraç ve şirket büyüklüğü gibi kontrol değişkenleri de bu çalışmada yer almaktadır. Çalışma, Türkiye'nin BIST-30 endeksine kote 27 şirketin 2018 ve 2023 dönemlerine ait verilerini analiz etmektedir. Veri analizi Stata yazılımı kullanılarak, sayısal ve ikincil veriler üzerinden gerçekleştirilmiştir. Kapsamlı sonuçlara ulaşmak için aşağıdaki analizler yapılmıştır: tanımlayıcı istatistikler, birim kök testi ve son olarak, bir adımlı sistem genel yöntem (GMM) modeli ile analiz. Sonuçlar, yabancı sahiplik ve sahiplik yoğunluğunun piyasa değeri üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığını göstermektedir. Ancak, dağınık sahiplik yapısının piyasa değeri üzerinde anlamlı bir negatif etkisi olduğu bulunmuştur. Kontrol değişkenleri açısından, kaldıracın piyasa değeri üzerinde anlamlı bir negatif etkisi olduğu bulunmuş, yani daha yüksek kaldıraç şirket değerini azaltmaktadır. Şirket büyüklüğü, piyasa değeri açısından önemli ve olumlu bir şekilde etkiler; bu durum genellikle daha büyük şirketlerin daha yüksek piyasa değerine sahip olduğunu gösterir. Bu bulgular, BIST-30 şirketleri arasında piyasa değerini değerlendirirken kaldıraç ve şirket büyüklüğünü önemli faktörler olarak dikkate almanın önemini vurgulamaktadır
Öğretmenlerin dijital okuryazarlık düzeyleri ile araştırma okuryazarlığı becerileri arasındaki ilişki
In the information age, individuals’ ability to access, use, and transfer information is fundamental for personal and professional success. Digital and research literacy are critical skills that strengthen teachers’ professional competencies in contemporary educational processes. This study examines the correlation between teachers’ proficiency in digital literacy and their proficiency in research literacy. A quantitative research approach is utilized, employing a relational survey design. The study sample consists of all subject-area educators who are employed in a central district within the eastern region of Türkiye. A total of 604 teacher participated in the study online Data gathering entails the utilization of a “Personal Information Form” devised by the researchers, in conjunction with the “Digital Literacy Scale” and “Research Literacy Scale,” all of which have undergone meticulous testing to ensure their validity and reliability. According to normality analyses, the data are not normally distributed. Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H tests, Spearman Correlation Analyses were used as analyses The findings reveal substantial disparities in the digital literacy skills of instructor based on demographic parameters including gender, department, age, computer ownership, and daily internet usage time. Likewise, there are differences in instructors’ research literacy skills based on gender, level of education, and ownership of computers. Moreover, a strong positive association is seen between digital literacy and research literacy skills, suggesting that when one ability improves, the other skill also improves. These findings emphasize the importance of addressing digital and research literacy in teachers’ professional development processes.Bilgi çağında, bireylerin bilgiye erişme, bilgiyi kullanma ve aktarma becerileri kişisel ve mesleki başarı için temel önem taşımaktadır. Dijital ve araştırma okuryazarlığı, çağdaş eğitim süreçlerinde öğretmenlerin mesleki yeterliliklerini güçlendiren kritik becerilerdir. Bu çalışma, öğretmenlerin dijital okuryazarlık becerileri ile araştırma okuryazarlığı yeterlilikleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Nicel araştırma yaklaşımının kullanıldığı çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır Çalışmanın örneklemi, Türkiye’nin doğu bölgesindeki bir merkez ilçede görev yapan tüm branş öğretmenlerinden oluşmaktadır. Çalışmaya toplam 604 öğretmen çevrimiçi olarak katılmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından geliştirilen “Kişisel Bilgi Formu” ile geçerlilik ve güvenilirliği titizlikle test edilen “Dijital Okuryazarlık Ölçeği” ve “Araştırma Okuryazarlığı Ölçeği” kullanılmıştır. Normallik analizlerine göre veriler normal dağılmamaktadır. Analizlerde Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H testleri ve Spearman Korelasyon Analizleri kullanılmıştır. Bulgular, cinsiyet, bölüm, yaş, bilgisayar sahipliği ve günlük internet kullanım süresi gibi demografik parametrelere dayalı olarak öğretmenlerin dijital okuryazarlık becerilerinde önemli farklılıklar olduğunu ortaya koymaktadır. Benzer şekilde, öğretmenlerin araştırma okuryazarlığı becerilerinde de cinsiyet, eğitim düzeyi ve bilgisayar sahipliğine dayalı farklılıklar bulunmaktadır. Ayrıca, dijital okuryazarlık ve araştırma okuryazarlığı becerileri arasında güçlü bir pozitif ilişki görülmekte, bu da bir beceri geliştiğinde diğer becerinin de geliştiğini göstermektedir. Bu bulgular, öğretmenlerin mesleki gelişim süreçlerinde dijital okuryazarlık ve araştırma okuryazarlığının ele alınmasının önemini vurgulamaktadır
Dısease prevalence ın gerıatrıc cats and dogs ın Afyonkarahısar provınce
Yaşlanma, zamanın her bir vücut sisteminin hücresel işlevi, mikroanatomisi ve fizyolojisi üzerindeki zararlı etkilerin toplamıdır. Yaşlanma belirli bir hastalık değil, yaşlanma adı verilen progresif gerilemeye katkıda bulunan genetik, biyolojik, beslenme ve çevresel faktörlerden oluşan karmaşık bir süreçtir. Bu çalışmada, Afyonkarahisar ilinde bulunan kedi ve köpeklerin geriatri dönemlerinde karşılaşılan hastalıkların prevalansının ortaya konması amaçlandı. Çalışmanın verilerini, Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi’ne 1 Ocak 2013 – 31 Aralık 2023 tarihleri arasında muayene amaçlı getirilen kedi ve köpeklerin verileri oluşturdu. Çalışmaya dahil edilen kedi ve köpekler ırk, yaş, cinsiyet ve hastalıklarına göre gruplandırıldı. Köpeklerde küçük ırklarda 9 yaş ve üzeri, orta ırklarda 8 yaş ve üzeri, büyük ırklarda ise 6 yaş ve üzeri geriatrik olarak kabul edildi. Kedilerde ortalama geriatrik yaş ırk ayırt etmeksizin 8 olarak kabul edildi. Bu tez çalışmasında Afyonkarahisar ilindeki geriatrik kedilerde hastalıklardan en sık etkilenen organ sisteminin üriner sistem, küçük ırk köpeklerde kardiyopulmoner sistem, orta ırk köpeklerde solunum sistemi ve büyük ırk köpeklerde dolaşım sistemi olduğu ortaya konmuştur. Sonuç olarak, geriatrik kedi ve köpeklerde düzenli olarak uygulanan sağlık programları, geriatrik hayvanların refahını artırmasının yanında hastalıklar için harcanan tanı ve tedavi masraflarının azaltılmasına imkan sağlar.Aging is the sum of the detrimental effects of time on the cellular function, microanatomy and physiology of each body system. Aging is not a specific disease but a complex process consisting of genetic, biological, nutritional and environmental factors that contribute to the progressive decline called aging. The aim of this study was to determine the prevalence of geriatric diseases in dogs and cats in Afyonkarahisar province. The data of the study consisted of cats and dogs brought to Afyon Kocatepe University Veterinary Health Practice and Research Center for examination between January 1, 2013 and December 31, 2023. The dogs and cats included in the study were grouped according to their breed, age, gender and diseases. In dogs, 9 years and older in small breeds, 8 years and older in medium breeds, and 6 years and older in large breeds were considered geriatric. In cats, the average geriatric age was accepted as 8 years regardless of breed. In this thesis study, it was revealed that the most frequently affected organ system in geriatric cats in Afyonkarahisar province was urinary system, cardiopulmonary system in small breed dogs, respiratory system in medium breed dogs and circulatory system in large breed dogs. In conclusion, regular health programs in geriatric cats and dogs can improve the welfare of geriatric animals and reduce the costs of diagnosis and treatment of diseases