87504 research outputs found
Sort by
Kültler ve ikonlar bağlamında ölü bedenler ve politik fotoğraf
Fotoğraf ve gerçeklik ilişkisi, fotoğrafa dayalı anlam yaratmanın ve fotoğrafik görüntünün ne denli gerçeği oluşturduğu konuları tartışmaya açıktır. Temel iddiası gerçeği belgeleme olan belgesel fotoğrafçılık da dahil, gerçeğin yorumlanmasının ve kişisel müdahalelerden bağımsız olmasının kaçınılmaz olduğu ortaya konmuştur. Fotoğraf gerçeğin temsili bağlamında politik bir tavır içermektedir. Bu çalışma, fotoğraf aracılığı ile “ölüm hakkının ihlal edilmesi”, başka bir deyişle ölümlü varlıkların, özellikle sanatta ve politikada kendileri olarak ölü kalamamaları ile ilgilidir. Bu sosyo- politik kavram ölümün kalıcılığı ya da bir kavram olarak ölümsüzleşmenin ironikliğinden ziyade, görüntünün gerek sanatla gerek medya gibi otoritelerle insan algı, bilinci üzerindeki sihirli otoritesinin analiziyle de ilgilidir. Araştırmanın en önemli kısmı ölü bedenlerin anıtsal, ikonik imgelere dönüşüp bir nevi yeniden diriltilmesini içermektedir. Andreas Sarrano gibi ölü bedenin imgelerinin sanat aracılığı ile ifşası, İsa kültleri, Atatürk heykelleri, Che’nin bedeni gibi toplumun üzerinde olumlu ya da olumsuz manipüle edici etkilere sahibi olan imgeleri içermektedir. Bu imgelerin dolaylı ya da doğrudan fotoğraf aracılığı ile kitleleri nasıl etkisi altına aldığı, nasıl fotografik görüntü ile politik figürlere dönüştüğü, bu sürecin sanat ve fotoğrafta nasıl işlendiği araştırılacaktır. Bedenlerin yaşarken taşıdığı imgeler ve bu imgelerin ölümden sonraki süreçte nasıl devam ettiği, süreci anlama açısından değerlendirilecektir. Bu çalışma, fotoğraf aracılığı ile insan zihninde yaratılan politik anlayışın bir yansıma ve karşılaşma olarak ölümle yüzleşmek, “yaşayan varlıkların imgelerinin ölümleri” ve “Bir türlü ölemeyen imgeler” gibi fotografik politikanın döngüsel ilişkisini ortaya koymayı hedeflemektedir. Ölüm, sanat ve acı aracılığı da ile mitlerimize ve dilimize de yerleşmiştir. Ölü bedeni bu noktada beden, sembol, yabancılaşma, ikonografi gibi kavramla da açıklanmaya çalışılacaktır. Bir tür kültür aktarımı olarak ölüm kültü, geçmişin, gelecekle ilişkilerini; dinler, politikacılar ve çeşitli kitlelerin ölüm kültünün, devamlılığı, ölenlerin yaşayanların hafızasındaki imgelerini fotoğraf aracılığı ile şekillenme çabalarını ele alıyor. Günümüzde politik aktör olmanın koşulu da bu kültleşme denilebilir; tarihle kurulacak faal ilişki, ölümü şimdide tutmaya adanmış günümüz politikası için kurucu bir işleve sahiptir.The subjects; ‘relation of photography and reality’, ‘creation of meaning based on photographs’ and ‘how kind of a reality does the photographic view creates£ are open to discussion. It has been demonstrated that the interpretation of reality and its independence from personal interventions are inevitable, including documentary photography, whose main claim is to document reality. Photography, contains a political attitude in the context of representing reality. This work is about the violation of the right to death through photography, in other words, the inability of mortal beings to remain dead as themselves, especially in art and politics. This socio-political concept is related to the analysis of the magical authority of the image over human perception and consciousness, both through art and authorities such as media, rather than the permanence of death or the irony of immortalization as a concept. The most important part of the research involves semi-resurrection of dead bodies by turning them into monumental, iconic images. The disclosure of images of the dead body through art, such as Andreas Sarrano, includes images that have positive or negative manipulative effects on society, such as Jesus cults, Ataturk statues, Che's body. It will be researched how these images influence the masses indirectly or directly through photography, how they transform into political figures through photographic images, and how this process is processed in art and photography. The images that bodies carry while they are alive and how these images continue after death will be evaluated in terms of understanding the process. This study aims to reveal the cyclical relationship of photographic politics such as facing death as a reflection and encounter of the political understanding created in the human mind through photography, the deaths of the images of living beings and images which cannot die. Death has become embedded in our myths and language through art and pain. At this point, the dead body will be tried to be explained with concepts such as body, symbol, alienation and iconography. As a kind of cultural transfer, death cult examines the relations between the past and the future; It deals with the continuity of the death cult of religions, politicians and various masses, and their efforts to shape the images of the dead in the memory of the living through photography. It can be said that this cultization is the requirement of being a political actor today; a dynamic relation with history has a founding function for today's politics dedicated to keeping death in the present
Regional instability in the Middle East and Türkiye’s security perception towards Iran (2003-2021)
Ortadoğu sıklıkla sorunlarla anılan bir bölge olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumun en önemli sebeplerinden biri Ortadoğu’nun istikrarsız yapısıdır. Etnik ve dini çatışmalar, dış müdahaleler, terörizm, siyasi ve ekonomik faktörler, bölgedeki istikrarsızlığı ortaya çıkaran başlıca etmenlerdir. Ortadoğu’nun istikrarsız yapısı içerisinde Türkiye ve İran bölge devletlerinin aksine dengeli bir ilişki sürdürmektedir. Bu çalışmada Ortadoğu’daki istikrarsızlığı kronik hale getiren unsurlar irdelenecek ve bu unsurlar bağlamında Türkiye’nin İran’a ilişkin güvenlik algısı ele alınacaktır. Bunu yapabilmek için tarihsel arka planı da göz önünde bulundurularak 2003 yılı ve sonrasındaki Türkiye-İran ilişkileri ele alınacaktır. Tezin başlangıç noktası olan 2003 yılında gerçekleşen ABD’nin Irak işgali, Ortadoğu’daki düzeni ve güç dengelerini köklü bir biçimde değiştirmiştir. Bu müdahaleyle birlikte bölgede derinleşen istikrarsızlık, Türkiye-İran ilişkilerine doğrudan etki etmiştir. Bu dönemle birlikte iki ülkenin Ortadoğu’da bölgesel güç olma arayışı çakışmıştır. Ortadoğu’daki dengeleri kökten bir biçimde etkileyen bir diğer önemli husus “Arap Baharı” süreci olmuştur. İran’ın bölgede artan nüfuzu Türkiye için bir tehdit olarak değerlendirilmiş ve bu durum Türkiye’nin politikalarının belirlenmesinde önemli bir etken olmuştur. Ancak bölgedeki dinamiklerin hızlı bir şekilde değişmesi ve büyük güçlerin bölgeye müdahalesi Türkiye-İran ilişkilerinde yeni bir düzeni meydana getirmiştir. Arap Baharı süreci başında farklı kamplarda karşı karşıya kalan iki ülke zamanla krizin çözümü için Astana Süreci çerçevesinde bir araya gelmiştir. Her ne kadar iki ülke ilişkilerinde tarihsel ve doğal olarak gelişen bir rekabet olsa da bölgedeki krizlerin çözümünde her iki ülke ortak çıkarlar çerçevesinde dış müdahalelere olanak vermemek adına birlikte adım atmaya çalışmıştır. Tezin bitiş noktası olan 2021 yılının ise bu çalışmaya başladığım tarih olmanın ötesinde özel bir anlamı yoktur. Her ne kadar daha sonra da önemli değişimler yaşansa da verilerin bu zaman aralığına dair toplanması çalışmayı bu dönemle sınırlı tutmayı gerektirmiştir.The Middle East is often associated with problems. One of the most important reasons for this situation is the unstable structure of the Middle East. Ethnic and religious conflicts, external interventions, terrorism, political and economic factors are the main factors that cause instability in the region. Within the unstable structure of the Middle East, Türkiye and Iran maintain a balanced relationship, unlike the states in the region. In this study, the elements that make the instability in the Middle East chronic will be examined and Türkiye's security perception regarding Iran will be discussed in the context of these elements. In order to do this, Türkiye-Iran relations in 2003 and after will be discussed, taking into account the historical background. The US invasion of Iraq in 2003, which was the starting point of the thesis, radically changed the order and balance of power in the Middle East. The deepening instability in the region with this intervention directly affected Türkiye-Iran relations. During this period, the two countries' quest to become regional powers in the Middle East coincided. Another important issue that has fundamentally affected the balances in the Middle East has been the “Arab Spring” process. Iran’s increasing influence in the region has been considered a threat to Türkiye, and this has been an important factor in determining Türkiye’s policies. However, the rapid change in the dynamics in the region and the intervention of major powers in the region have created a new order in Türkiye-Iran relations. The two countries, which faced each other in different camps at the beginning of the Arab Spring process, have come together in time within the framework of the Astana Process to resolve the crisis. Although there has been a historical and naturally developing competition in the relations between the two countries, both countries have tried to take steps together in order to prevent external interventions within the framework of common interests in resolving the crises in the region. The end point of the thesis, 2021, does not have a special meaning beyond being the date I started this study. Although significant changes have occurred later, the collection of data regarding this time period necessitated limiting the study to this period
The production and analysis of performance properties of elastic ankle brace
Yapılan literatür araştırmasında ve sektördeki ürün araştırmasında farklı kullanım alanlarına yönelik olarak geliştirilmiş ve kullanılmakta olan farklı performans özellikleri gösteren medikal bileklikler üretildiği görülmüştür. Literatürde yapılan araştırmada medikal alanda ve fizik tedavide kullanılan tekstil ürünleri ile ilgili çeşitli sayı ve içerikte araştırmaların olduğu görülmektedir. Medikal alanda kullanılmak için üretilen bileklikler için çeşitli üretim yöntemleri kullanılmaktadır. Bunlardan bazıları yuvarlak örme makineleri veya çorap örme makineleri ile üretilmektedir. Bir kısmı ise endüstriyel düz örme makineleri ile üretilmektedir. Bu araştırma çalışmasında endüstriyel düz örmemakinesi ile elastik ayak bilekliği kumaşları üretilmiştir. Çalışmamızda hammadde olarak poliamid iplikleri kullanılmıştır. Esneklik kazandırmak için gipe ipliği kullanılmıştır. Örgü olarak tek çelik örgüsü kullanılmış olup, tek çelik örgüdeki arkada örgü yerine elastik iplik belirli aralıklarla nopen (askı) ile tutturularak kumaşa dahil edilmiştir. Elastik gipe ipliğinin bu atlama aralıkları her farklı test numunesinde 1 nopen 1 atlama, 1 nopen 2 atlama, 1 nopen 3 atlama, 1 nopen 4 atlama, 1 nopen 5 atlama, 1 nopen 6 atlama ve 1 nopen kumaş genişliğince atlama şeklinde tamamlanmıştır. Dolu iğne örgüsünün sıra sayısı değiştirilerek farklı kumaş numuneleri üretilmiştir. Üretilen numuneler 3 farklı ilmek uzunluğu için üretilerek kumaş sayısı çoğaltılmıştır. Üretilen kumaş numunelerinin doğrusal kuvvet uygulayan mukavemet cihazında çekme ve uzama davranışları ölçümlenmiştir. Ölçümlenen çekme ve uzama davranışları analiz edilerek, yapıların performans özellikleri gözlemlenmiştir. Üretilen elastik ayak bilekliklerinin testleri uluslararası standartlar doğrultusunda yapılmıştır. Üreticiler yapılan testlerin sonuçlarına göre üretecekleri kumaşın özelliklerine karar verebilir.In the literature research and product research in the sector, it was seen that medical wristbands with different performance features were produced and developed for different areas of use. In the research conducted in the literature, it was seen that there arevarious numbers and contents of research on textile products used in the medical field and physical therapy. Various production methods are used for wristbands produced for use in the medical field. Some of these are produced with circular knitting machines or sock knitting machines. Some are produced with industrial flat knitting machines. In this research study, elastic ankle fabrics were produced with industrial flat knitting machine. Polyamide yarns were used as raw material in our study. Gipe yarn was used to provide flexibility. Single steel braid was used as knitting, and instead of knitting at the back in single steel braid, elastic yarn was attached with nopen (hanger) at certain intervals and included in the fabric. These skip intervals of elastic gimpe yarn were completed in each different test sample as 1 nopen 1 skip, 1 nopen 2 skips, 1 nopen 3 skips, 1 nopen 4 skips, 1 nopen 5 skips, 1 nopen 6 skips and 1 nopen fabric width skip. Different fabric samples were produced by changing the row number of full needle knitting. The samples produced were produced for 3 different loop lengths and the fabric number was increased. The tensile and elongation behaviors of the fabric samples produced on the industrial flat knitting machine were measured in the strength device that applies linear force. The measured tensile and elongation behaviors were analyzed and the performance characteristics of the structures were observed. The tests of the elastic ankle strapsproduced were carried out in accordance with international standards. Manufacturers can decide on the properties of the fabric they will produce according to the results of the tests
Multidimensional scaling analysis and an application on trust in organizations statistics
Güven, günümüz dünyasında demokratikleşme süreci için ivedilikle tesis edilmesi gereken bir olgudur. Taraflar arasındaki geçmiş deneyimlerden hareketle ilişkilerin şekillenmesini mümkün kılar. Halkın kurumlara yönelik güveninin tespiti kurum yöneticilerinin gerekli tedbirleri alabilmesi için önemlidir. Çalışmada Dünya Değerler Araştırması ve Avrupa Değerler Araştırması’nın 2017-2022 yılları arasındaki elde edilmiş birleştirilmiş veri seti kullanılmıştır ve toplam örnek büyüklüğü 129074 kişidir. Toplamda 87 ülkenin bulunduğu veri setinde hükümete, siyasi partilere, adalet sistemi/ mahkemelere, kilise/ cami/ tapınak gibi dini kurumlara duyulan güven olmak üzere toplamda 12 güven değişkeni bulunmaktadır. Araştırmanın amacı ülkemizin diğer ülkelere göre konumunun belirlenmesi, farklılıkların ve benzerliklerin saptanmasıdır. Bu amaç doğrultusunda verilere çok boyutlu ölçekleme analizi uygulanmıştır. Analiz sonrasında hem stres değerinin göstermiş olduğu uygun boyut sayısıyla hem de grafik çiziminin mümkün olması sebebiyle birimleri iki boyutlu uzayda konumlandıran grafik elde edilmiştir. Ülkelerin beş farklı kümede toplandığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca ÇBÖ analizinin sonuçları, kümeleme analizi ile de desteklenmiştir. Türkiye’nin içinde bulunduğu grup, silahlı kuvvetlere, basına, parlamentoya, sivil hizmetlere, hükümete ve siyasi partilere en yüksek güven düzeyine sahip ülkelerden oluşmaktadır. Bu grubun, kalkınmanın devam ettiği, işsizlik, enflasyon gibi ekonomik göstergelerin yüksek olduğu, gelirin adaletsiz dağıtıldığı bir grup olduğu söylenebilir. Türkiye, Azerbaycan ve İran’a yakın konumlanmıştır. Grup Türkiye, Azerbaycan, İran, Kazakistan, Tacikistan, Azerbaycan, Makao, İran, Singapur’dan oluşmaktadır. Singapur bu grupta yer alması dikkat çekmektedir. Ülkemiz Arjantin, Meksika, Bolivya gibi ülkelerden oluşan gruba uzak iken, öncelikle Norveç, İsveç grubuna daha sonra Bangladeş, Pakistan, Endonezya gibi ülkelerden oluşan gruba daha yakındır. Türkiye’nin Kuzey Avrupa ülkelerinden oluşan gruba yakın olması dikkat çekmektedir. Sonuç olarak, halk ile kurumlar arasındaki güven ilişkisinin güçlenmesinin işbirliğini arttıracağı düşünüldüğünde yöneticilerin kurumlara duyulan güveni tesis edebilmesi ve var olan güven düzeyini arttırabilmesi için gerekli olan reformların ivedilikle gerçekleştirilmesi gerekir.Trust is a phenomenon that needs to be established urgently for the democratization process in today's world. It makes it possible to shape relations based on past experiences between the parties. Determining the public's trust in institutions is important for institution managers to take the necessary measures. In the study, the combined data set of the World Values Survey and the European Values Survey between 2017 and 2022 was used and the total sample size is 129074 people. In the data set, which includes 87 countries in total, there are 12 trust variables in total, including trust in the government, political parties, justice system/ courts, and religious institutions such as churches/ mosques/ temples. The aim of the research is to determine the position of our country compared to other countries and to identify differences and similarities. For this purpose, multidimensional scaling analysis was applied to the data. After the analysis, a graph that positions the units in two-dimensional space was obtained both with the appropriate number of dimensions shown by the stress value and because it is possible to draw a graph. It was concluded that countries were grouped in five different clusters. The results of the MDS analysis were also supported by cluster analysis. The group Turkey belongs to consists of countries with the highest level of trust in the armed forces, press, parliament, civil services, government and political parties. It can be said that this group is a group where development continues, economic indicators such as unemployment and inflation are high, and income is distributed inequitably. Turkey has been located close to Azerbaijan and Iran. It consists of Turkey, Kazakhstan, Tajikistan, Azerbaijan, Macau, Iran, Singapore. Singapore stands out in this group. While Turkey is far from the group of countries such as Argentina, Mexico and Bolivia, it is closer to the group of Norway and Sweden, and then to the group of countries such as Bangladesh, Pakistan and Indonesia. It is noteworthy that Turkey is close to the group of Northern European countries. In conclusion, considering that strengthening the trust relationship between the public and institutions will increase cooperation, the necessary reforms should be carried out urgently in order for administrators to establish trust in institutions and increase the level of trust
Mustafa Kutlu'nun eserlerinde şehir ve mimari ilişkisi
Mustafa Kutlu, eserlerinde şehir ve mimari ilişkisini farklı biçimlerde işlemiştir. Hikâyeci kimliğiyle tanınan yazar deneme ve gezi yazılarında da ele aldığı şehir ve mimari konusunda geleneksel mimari ve modern mimari üzerinde durmuştur. Hikâyelerinde kurgusal yolla anlatıcıyla ve karakterler vasıtasıyla anlattığını; deneme ve gezi yazılarında doğrudan kendi sesiyle aktaran yazar, geleneksel mimariyi, modern mimariye tercih eder. Yazara göre modern şehirde kaybolan ahlakla beraber mimaride de üslupsuzluk görülmektedir ve bütün şehirler birbirine benzemektedir. Kutlu, geleneksel İslâm mimarisinde her evin küçük de olsa bir bahçesi olduğunu vurgular. Geleneksel şehirlerde insanın tabiatla ilişkisini sürdürdüğünü ancak modern şehirlerde betonlaşmayla bu ilişkinin kesildiğini söyleyen Kutlu, yeni şehirler kurulmasını teklif eder. Kurulacak yeni şehirlerde nüfus azaltılacak, mimari yapılaşma yatay olacaktır. Bir-iki katlı yapılacak evlerin her birinin birer bahçesi olacak ve yapılar iklim koşuluna uygun tasarlanacaktır. Bu araştırmanın amacı Mustafa Kutlu’nun eserlerinde şehir ve mimari ilişkisini tespit etmektir. Bu amaçla yazarın eserleri incelenmiş ve kronolojiye dikkat edilerek farklı başlıklar altında sınıflandırılmıştır.Mustafa Kutlu handled the relationship between city and architecture in different ways in his works. The author, who is known as a storyteller, focuses on traditional and modern architecture in his essays and travel writings on cities and architecture. In his stories, he tells the stories in a fictional way, through the narrator and the characters; The author, who narrates directly in his own voice in his essays and travel writings, prefers traditional architecture to modern architecture. According to the author, along with the lost morality in the modern city, there is also a lack of style in architecture and all cities look similar to each other. Kutlu emphasizes that in traditional Islamic architecture, every house has a garden, even if it is small. Kutlu says that in traditional cities, people maintain their relationship with nature, but in modern cities, this relationship is interrupted by concreting, and proposes the establishment of new cities. In new cities to be established, the population will be reduced and architectural construction will be horizontal. Each of the one- or two-storey houses will have a garden and the buildings will be designed according to the climatic conditions. The aim of this research is to determine the relationship between city and architecture in Mustafa Kutlu's works. For this purpose, the author's works were examined and classified under different headings, paying attention to chronology
The role of smart city applications in combating environmental issues
Kentler, İlkçağdan günümüze kadar geçirdiği tarihi dönüşümün ardından çevre sorunlarıyla mücadele konusunda önemli bir dönemeçte bulunmaktadır. Hızla artan nüfus, sanayileşme, fosil kaynak kullanımı, doğal ekosistem tahribine yol açan uygulamalar gibi birçok neden, kentlerin çevre sorunlarıyla karşı karşıya kalmasına yol açmıştır. Bu sorunların çözümüne ilişkin gelişen teknolojiyle birlikte akıllı kent uygulamaları, önemli bir potansiyel oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışmanın konusu da çevre sorunları çözümünde geliştirilen akıllı kent uygulamalarıdır. Çalışmanın amacı, akıllı kent uygulamalarının çevre sorunlarında oynadığı rolü ve getirdiği etkiyi ele almaktır. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılarak, Türkiye’den 7 ve dünyadan 7 olmak üzere toplam 14 kent incelenmiş ve 140’tan fazla akıllı kent uygulama örneği değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, akıllı kent uygulamalarının çevre sorunlarına olan etkisini ortaya koymuştur. Çalışma bulguları 14 kent ile sınırlıdır. Akıllı kent uygulamalarının çevre sorunlarının çözümündeki etkisinin değerlendirilmesiyle çalışmanın, literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.Cities are at a significant turning point in combating environmental problems following the historical transformation they have undergone from ancient times to the present. Many reasons such as rapidly increasing population, industrialization, fossil resource use, and applications that lead to the destruction of natural ecosystems have led cities to face environmental problems. Smart city applications, together with the developing technology for the solution of these problems, create significant potential. In this context, the subject of the study is smart city applications developed in the solution of environmental problems. The aim of the study is to address the role played by smart city applications in environmental problems and their impact. Using document analysis, one of the qualitative research methods, a total of 14 cities, 7 from Turkey and 7 from the world, were examined and more than 140 smart city application examples were evaluated. The findings obtained revealed the impact of smart city applications on environmental problems. The study findings are limited to 14 cities. It is thought that the study will contribute to the literature by evaluating the impact of smart city applications in the solution of environmental problems
Buhârî'nin el-Câmi'u's-Sahîh'i özelinde muhaddislerin birleşik isnâd terkipleri ve kullanım amaçları
Eldeki çalışma erken dönem hadis rivayetinin temel kavramlarından biri olan isnâdı, biçimleri ve kullanım amaçları yönüyle ele almaktadır. Muhaddislerin birden fazla isnâdı çeşitli metotlarla birleştirerek yaptığı kullanımlar çalışmanın odak noktasıdır. Hadisin usul ve ricâl gibi alt literatürlerinde mütâbaat, telfîk, tahvîl, cem‘u şüyûh, makrûnen rivayet gibi kavramlarla ifade edilen söz konusu isnâd biçimlerinin hepsini konu kapsamında inceleyebilmek için birleşik isnâd kavramı vazedilmiştir. Sonrasında bu şemsiye kavram altına giren isnâd formları tespit edilerek araştırmanın sınırları belirlenmiş, tarama kümesi de Buhârî’nin (ö. 256/ 870) el-Câmi‘u’s-sahîh’i içerinde yer alan ilk 1000 isnâd ve aynı kitap içerisinden özel olarak seçilen 20 kişilik râvi kümesinin bütün isnâdları etraflıca notlanmıştır. İncelemeler esnasında tespit edilen birleşik isnâdlı rivayetlerin kullanım amaçları tespit edilmeye çalışılmış, bu esnada başta İbn Hacer’in (ö. 852/ 1449) Fethu’l-Bârî’si olmak üzere Buhârî şerhlerinden; ricâl, ilel ve suâlât kitaplarından faydalanılmıştır. Tespit edilen birleşik isnâd kullanım amaçları sıhhate ve lafız-manaya yönelik olanlar olmak üzere ikiye taksim edilerek her başlığın altına giren amaçlar maddeler hâlinde örnekleriyle birlikte açıklanmıştır. Böylelikle hadis rivayetinde isnâdın kullanım yönüne farklı bir yönüyle ışık tutulmuş, hadisin hadisle desteklenmesi meselesine birleşik isnâdlar açısından yaklaşılmış, muhaddislerin hadis kabul-ret şartlarıyla birlikte eserlerindeki hadis tahrîc metotlarına dair literatüre katkıda bulunularak isnâdın hadis ilmindeki önemi vurgulanmıştır.This study focuses on the concept of isnād (chain of transmission) in early hadith narration, considering its forms and purposes. The use of multiple isnāds by scholars, combined through various methods, is a central aspect of this work. To comprehensively examine the various forms of isnād expressed in terms such as mütābaʿat, talfīq, taḥvīl, jemʿu shuyūh, and makrūnen rivāyah within the sub-literatures of hadith methodology and narrators, the concept of “composite isnād” is introduced. Subsequently, specific forms of isnād falling under this umbrella concept are identified, and the scope of the research is defined. The study includes an analysis of all the isnāds from the first thousand narrations found in al-Jāmiʿ al-Ṣaḥīḥ by al-Bukhārī (d. 256/ 870) and a selected group of 20 narrators from the same book. During the examination, the purposes behind using composite isnāds are explored, drawing from Ibn Hajar’s (d. 852/ 1449) commentary Fath al-Bārī on al-Bukhārī’s work, as well as other relevant sources on narrators, their attributes, and inquiries. The identified purposes of composite isnāds are categorized into two main aspects: those related to authenticity (sahih) and those related to wording and meaning. This study sheds light on a different dimension of the use of isnād in hadith transmission, contributes to the literature on hadith authentication criteria, and emphasizes the significance of isnād in the field of hadith scholarship
Reliability and Validity of Attentional Style Questionnaire: Turkish Form
Attention is an important part of cognitive and perceptual processes. Attention includes both external processes related to the environment and internal processes such as heredity. In addition, measuring attention processes, which have two dimensions, top-down and bottom-up, is important in terms of both learning processes and determining some psychopathologies. Based on this, it was aimed to adapt the Attention Style Questionnaire (ASQ) into Turkish in this study. The study group includes of 372 university students. Data collection materials included personal information form, Attention Styles Questionnaire and Control Dimension of Self-regulation Scale. Language validity and criterion-related validity analysis were performed for validity studies. Confirmatory factor analysis and test-retest analysis were utilized for reliability studies. The two-factor structure in the original structure of the scale was confirmed through confirmatory factor analysis results. Furthermore, the ASQ was found to be highly correlated with the Control Dimension of Self-regulation Scale. According to the findings obtained for reliability, Cronbach's alpha coefficients were found as .81 for the cognitive avoidance sub-dimension and .70 for the focusing sub-dimension. Test-retest correlation coefficients were determined as .76 for the cognitive avoidance sub-dimension and .75 for the focusing sub-dimension. Research results indicate that Attention Style Questionnaire is a reliable and valid measurement tool in determining the style of the attention to university students in Türkiye.
Keywords: Attention, attention style, attention control, CFA, scale adaptatio
Sülemî’nin Tabakât Mukaddimesi Üzerinden Velâyet Düşüncesine Dair Bir Değerlendirme
Tasavvuf disiplininde biyografi yazımı velâyetin
izlerinin velînin hayatı içerisinden aktarımı üzerine
kuruludur. Bu yönüyle tasavvuf tabakâtında biyografisi
verilen kişi, velâyetin “velî” kimliğinde somutlaştığı
bir örnek kabul edilebilir. Günümüze ulaşan en eski
sûfî tabakâtı olan Sülemî’nin Tabakâtu’s-sûfiyye’si velî
kavramının temsilcilerini anlatması ve kendinden sonra bu
literatürde belirleyici bir rol üstlenmesi açısından ayrıcalıklı
bir yere sahiptir. Mukaddimelerin yazarın eser içerisinde
göstereceği yaklaşımın bir özeti olması, bu bahiste üzerinde
durabileceğimiz çerçeveyi belirlememize imkân sağlar.
Çünkü bu eserin mukaddimesinde sunulan tablo, tasavvufun
temel kavramlarından olan velâyet kavramına ve velînin
kimliğine yönelik Sülemî’nin perspektifinin ipuçlarını
barındırır. Bu sebeple çalışmamızda Sülemî’nin Tabakâtu’s-sûfiyye’sinin mukaddimesinde “velî”
kavramına yapılan atıflara odaklandık ve eser içerisinde kişilerin hayatları üzerinden aktardığı
velâyeti dinî-tasavvufî açıdan nasıl konumlandırdığını anlamaya çalıştık. “Velî” kavramının
Sülemî’nin düşüncesinde karşılık bulduğu bağlamları yorumlamaya başladığımızda; onun
velâyetin meşruiyeti ve nesilden nesile devamlılığı, velîlerin diğer insanlardan farklılaşan
hususları ve aralarındaki hiyerarşi, son olarak da kişinin kulluğunun kemaline ulaşması gibi
konular üzerinden birbiriyle irtibatlı üç bağlam ortaya koyduğunu gördük. Böylece verilen
bu üç bağlam, Sülemî’nin velâyet düşüncesinin arka planına dikkat çekmemizi ve bunun
Cüneyd-i Bağdâdî’nin velâyet vurgusu ile hangi açılardan birleştiğini takip etmemizi sağlar.
Ayrıca onun Nişabur tasavvuf birikiminin aktarımında kritik rolü, bu konuda Sülemî’ye özgü
yaklaşımları daha iyi anlamamıza yardımcı olur.
Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Tabakât, Sülemî, Velî, Velâye
Para politikası aracı olarak faiz politikalarının bankaların likidite riskine etkisi : Türk bankacılık sektörü üzerine bir uygulama
Merkez bankaları aldıkları kararlar ile finans piyasalarını doğrudan reel ekonomiyi ise dolaylı olarak etkileme gücüne sahiptir. Ülkemizde finans piyasalarının büyük bir bölümüne bankalar hakimdir ve merkez bankası politika faiz kararlarından doğrudan etkilenmektedirler. Bankalar faaliyetleri dolayısıyla pek çok riske maruz kalmaktadırlar. Bir banka açısından en hayati risk ise likidite riskidir. Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası politika faizindeki değişikliklerin Türk Bankacılık Sektöründe faaliyet gösteren kamu, yerli özel ve yabancı özel mevduat bankalarının likidite yeterlilik oranları üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Bu kapsamda tez dört bölüme ayrılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde para politikasının amacı ve kurala dayalı para politikaları, geleneksel para politikası araçları, geleneksel araçların bir tamamlayıcısı olarak türetilen yeni para politikası araçları ve faize ilişkin teorilere yer verilmiştir. İkinci bölümde parasal aktarım mekanizması, para arz ve talebine ilişkin teoriler anlatılmıştır. Üçüncü bölümde likidite riski ele alınarak likidite riskinin çeşitlerinden, öneminden ve ölçüm yöntemlerinden bahsedilmektedir. Dördüncü bölümde ise eş bütünleşme analizi yöntemi kullanılarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası politika faiz oranı, bir aya kadar vadeli mevduata uygulanan faiz oranı, ticari kredilere uygulanan faiz oranı ve kamu bankalarınca mevduata uygulanan faiz oranı değişiklerinin Türk Bankacılık Sektöründe faaliyet gösteren mevduat bankalarının likidite yeterlilik oranına olan etkileri analiz edilmiştir. Çalışmanın literatüre en önemli katkısı analizlerin kamu, yerli özel ve yabancı özel banka ayrımı yapılarak ele alınması ve faiz oranlarındaki değişiklikler ile bankaların likidite yeterlilik oranın ilişkilendirilmesidir.Central banks have the power to directly influence financial markets and indirectly affect the real economy with the decisions they make. In our country, banks dominate a large portion of the financial markets and are directly affected by central bank policy interest rate decisions. Banks are exposed to various risks due to their activities, with liquidity risk being the most critical for a bank. This study analyzes the impact of changes in the policy interest rate of the Central Bank of the Republic of Turkey on the liquidity adequacy ratios of public, domestic private, and foreign private deposit banks operating in the Turkish Banking Sector. In this context, the thesis is divided into four sections. The first section of the study covers the purpose of monetary policy and rule-based monetary policies, traditional monetary policy tools, new monetary policy tools and theories related to interest rates. The second section explains the monetary transmission mechanism and theories related to money supply and demand. The third section addresses liquidity risk, including its types, importance, and measurement methods. The fourth section utilizes the cointegration analysis method to analyze the effects of changes in the policy interest rate of the Central Bank of the Republic of Turkey, the interest rate applied to deposits up to one month, the interest rate applied to commercial loans, and the interest rate applied by public banks to deposits on the liquidity adequacy ratios of deposit banks operating in the Turkish Banking Sector. The most significant contribution of the study to the literature is the consideration of public, domestic private, and foreign private banks separately in the analysis and the correlation of changes in interest rates with banks’ liquidity adequacy ratios