469 research outputs found
Birds of the flood in Uighur culture: swallow and pigeon
Türk kültüründe kuşlar önemli bir yer tutmaktadır. Türklerin inanış ve düşünce
sistemlerinde, geleneksel bazı uygulamalarında, totemlerinde, destan, halk hikâyesi, efsane,
masal ve halk şiiri gibi sözlü kültür ürünlerinde çeşitli kuşlar yer almaktadır. Bazı kuşlar ise
anlatmalarda ve günlük hayatla ilgili inanış ve uygulamalarda öne çıkmaktadır. Uygur
Türklerinin sözlü kültür ürünleri ve geleneksel uygulamalarında dikkat çeken kuşlar ise
kırlangıç ve güvercindir. Bu makalemizde, ilk olarak kırlangıç ve güvercinin Türk kültüründeki
yeri üzerinde durulmuş, daha sonra da Uygur Türklerinin günlük yaşamında, sözlü ürünlerinde,
çeşitli inanış ve uygulamalarında ne şekilde yer aldığı hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın
sonunda ise Uygurlar arasında söz konusu kuşlarla ilgili efsane metinlerine yer verilmiştir.Birds are very important in Turkish culture. Various birds take part in system of Turkish
belief and thought, some traditional rituals, totems, epics, folktales, tales and folk poems etc.
Some birds become prominent in narratives and folk beliefs and rituals regarding daily life.
Birds like swallow and pigeon attract attention of Uighur Turks oral narratives and traditional
rituals. In this paper, firstly we made a point of importance of swallow and pigeon in Turkish
culture. Secondly, we provided information about Uygur Turks’ daily life, narratives, various
belief and rituals with those birds. Finally, legend texts regarding the mentioned birds among
Uighur Turks were stated at the end of the paper
One of the 20th century Uighur poets Teyipcan Eliyev
Geniş bir coğrafyaya yayılan Uygurlar gittikleri bölgelerde kendi
kültürlerini yansıtan edebî eserler ortaya koymuşlardır. Yeni Uygur
Türkçesiyle halk ve divan kültüründen izler taşıyan şiirler kaleme aldıkları
gibi yeni akımların etkisinde kalarak Çağdaş Uygur Edebiyatı’na farklı
soluklar getiren eserler kazandırmışlardır. 20. yüzyıl Uygurlar için siyasi ve
sosyal açıdan çok sayıda olayın yaşandığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde
yazarlar 1949 yılında Çin Komünist Partisi’nin iktidara gelmesi, 1966 ile
1976 yılları arasındaki Kültür Devrimi nedeniyle siyasete hizmet eden
eserler yazmaya mecbur bırakılmış, özgürce duygu ve düşüncelerini ifade
edememişlerdir. Kültür Devrimi’nin ardından edebiyatta daha özgür bir
ortam oluşmuş, duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde ortaya koyma
imkânı bulmuşlardır. 1940’lı yıllar ile 1980’li yıllar arasında eserler veren
Teyipcan Eliyev de bu siyasi ve sosyal olayların etkisinde kalarak kendine
özgü bir üslupla şiirlerini kaleme almıştır.Uighurs who have spread to a wide geography, produced literary works
reflecting their own culture. They wrote poems which situated traces of
people and divan with culture New Uighur Turkish. Later, they have earned
works which brought different breaths to Contemporary Uighur Literature
in the heat of new trends. Political and social aspects of many events were
experienced in the geographical region where Uighurs live in the 20th
century. These events were reflected in the literature. While poets and
writers could freely produced them works, sometimes they were forced to
works which served politics. Poets and writers have not freely expressed
their feelings and thoughts in a literary sense from the 1950s to the mid1970s. But, they started freely to create them works by the end of the
Cultural Revolution in 1976. Teyipcan Eliyev, who is one of the prominent
figures of Uighur literature have produced his works between the years
1940 and 1980. He influenced by these political and social events and he
reflected ideographically to this effect in his poems
Reduplications in the New Uygur Turkish
İkileme, eş görevli iki kelimenin birlikte kullanılmasıyla oluşan kelime grubudur. İkilemeyi oluşturan kelimeler arasında temel unsur ve yardımcı unsur ilişkisi bulunmaz. Türk dili içerisinde önemli bir yere sahip olan ikilemeler, dilin yapısının daha iyi kavranması için üzerinde durulması gereken önemli konular arasında yer alır. Bu çalışma, anlamlarına göre ikilemeler, yapılarına göre ikilemeler ve kökenlerine göre ikilemeler olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızda anlamlarına göre ikilemeler aynı kelimenin tekrarıyla oluşan ikilemeler, eş ya da yakın anlamlı kelimelerden oluşan ikilemeler, zıt anlamlı kelimelerden oluşan ikilemeler ve biri olumlu biri olumsuz kelimeden oluşan ikilemeler olmak üzere dört alt başlık altında incelenmiştir. İkinci bölüm yapılarına göre ikilemelere dayanmaktadır. Bu bölümde ikilemeler basit kelimelerden ve türemiş kelimelerden oluşan ikilemeler olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Üçüncü bölüm kökenlerine göre ikilemelerden oluşmaktadır. Yeni Uygur Türkçesinde kökenlerine göre ikilemeler Türkçe kökenli ikilemeler, yabancı kökenli ikilemeler, Türkçe ve yabancı kökenli ikilemeler olmak üzere üç alt başlığa ayrılmıştır. Yabancı kökenli ikilemeler Arapça kökenli ikilemeler, Farsça kökenli ikilemeler, Çince kökenli ikilemeler, Çince ve Farsça kökenli kelimelerden oluşan ikilemeler, Arapça ve Farsça kökenli kelimelerden oluşan ikilemeler olmak üzere beşe; Türkçe ve yabancı kökenli kelimelerden oluşan ikilemeler Türkçe ve Arapça, Türkçe ve Farsça kökenli ikilemelerden oluşan ikilemeler olmak üzere ikiye ayrılmış, Yeni Uygur Türkçesindeki kökenlerine göre ikilemeler örneklerden hareketle ortaya konmaya çalışılmıştır. İkileme için Türkiye Türkçesinde genellikle ikileme terimi kullanılırken Yeni Uygur Türkçesinde çoğunlukla cüp söz terimi kullanılmıştır. Yeni Uygur Türkçesinde cüp söz dışında tekrariy söz ve ḳoş söz terimini kullanan araştırmacılar da bulunmaktadır. Türkiye Türkçesi ve Yeni Uygur Türkçesindeki ikilemeler büyük oranda benzerlik göstermekle birlikte aralarında bazı farklılıklar da bulunmaktadır.A reduplication is a group of words formed by using two words with the same function together to express an object or an action. There is no relationship between the words that make up the reduplication which shows that one of these words is the main word and the other is the auxiliary. Reduplications, which have an essential place in the Turkish language, are among the critical issues that should be emphasized to understand the language's structure better. This study consists of three main parts: reduplications according to their meanings, reduplications according to their structures, and reduplications according to their origins. In our study, reduplications according to their meanings were examined under four sub-headings: reduplications consisting of the same word, reduplications consisting of synonyms or similar words, reduplications consisting of antonyms, and reduplications consisting of one positive and one negative word. Reduplications based on their structure provide the foundation of the second section. Reduplications are split into two categories in this section: those made up of basic words and those made up of derived words. Reduplications are arranged in the third section according to their original sources. Reduplications in New Uyghur Turkish are broken down into three sub-titles: reduplications of Turkish origin, reduplications of foreign origin, and reduplications of both Turkish and foreign origin. Foreign-origin reduplications are divided into five Arabic-origin reduplications, Persian-origin reduplications, Chinese-origin reduplications, Chinese and Persian-origin reduplications, and Arabic and Persian-origin reduplications; The reduplications consisting of words of Turkish and foreign origin are divided into two as reduplications composed of Turkish and Arabic, Turkish and Persian-origin reduplications, and the reduplications according to their roots in New Uyghur Turkish are tried to be revealed with examples. While the term reduplication is most frequently used in Turkey Turkish, cüp söz is more commonly used in New Uyghur Turkish. In addition to the cüp söz, academics who study the New Uyghur Turkish also use the phrases tekrariy söz and köş söz. Although the reduplications in Turkey Turkish and New Uyghur Turkish are mainly similar, there are also some differences
Narrative Genres in Uyghur Folk Humor and Their Performers
Mizah, hayatın gülünç ve anlamsız taraflarını değerlendirip sergileyebilme yetisidir,
insana özgü olmakla birlikte toplumsal bir olgu olarak bilişsel, duyuşsal ve
davranışsal özellikler gösterir. Toplumdaki uyumsuzlukları, salt yıkıcılıktan ziyade
ince bir nükte ve iyileştirici bir söylemle ortaya çıkarmaktadır. Toplumların mensup
olduğu birçok değişkene (dil, din, coğrafya, iklim, kültür vb.) bağlı olarak farklılık
gösteren ve karaktere bürünen mizah, sözlü, yazılı ve görsel olarak bünyesinde
birçok tür barındırmaktadır. Her türlü toplumsal ve ideolojik temanın işlenebildiği
mizah türleri aynı zamanda birey-toplum ve birey-birey ilişkisini diri tutan
hassasiyetlerin de ele alınabilmesine olanak sağlamaktadır.
Çalışmada örnek metinlerden hareketle Uygur halk mizahı içerisinde sözlü yaratım
ve aktarımdan beslenen latife, çakçak, yumur, laf, kızık ve kikas gibi anlatmalık
türler ele alınmış olup Uygur halk mizahı içerisinde ön plana çıkan Nasreddin
Ependi, Seley Çakkan, Molla Zeydin ve Hisam Kurban gibi mizah icracıları tanıtılıp
değerlendirilmekte ve işlevleri ele alınmaktadır. Ayrıca Uygur toplumunun kolektif
belleğinde nesilden nesle aktarılan mizah icracıları ve biyografilerine dikkat
çekilmeye çalışılmaktadır.Humor is the ability to evaluate and display the ridiculous and meaningless aspects
of life, as it is unique to human, it shows cognitive, affective and behavioral features
as a social phenomenon. It reveals incompatibilities in society with a subtle nuclear
and healing discourse rather than mere destructiveness. The humor, which varies
depending on the many variables (language, religion, geography, climate, culture ...
etc) and which takes on the character, contains many genres in oral, written and
visual form. The types of humor, in which all kinds of social and ideological themes
can be processed, also enable the sensitivity to keep the individual-society and
individual-individual relationship alive.
In the study, based on the sample texts, the narrative genres such as latife, çakçak,
yumur, laf, kızık ve kikas; humor performers such as Nasreddin Ependi, Seley Çakkan,
Molla Zeydin ve Hisam Kurban which are fed by verbal creation and transfer in
Uyghur folk humor, are introduced and evaluated and their functions are discussed.
In addition, it is tried to draw attention to the humor performers and biographies of
the Uyghur society that are passed down from generation to generation in the
collective memor
The comparison of suffix -sA in Turkey’s Turkish and suffix -sA in New Uyghur Turkish
sA ekinin temel işlevi şart ve dilek bildirmektir. –sA eki bu temel işlevlerin dışında
ihtimal, karşılaştırma gibi anlamlar da bildirir. -sA ekinin Türkiye Türkçesi ve Yeni Uygur
Türkçesinde birbiriyle paralel kullanımlarının yanında farklı kullanımları da bulunmaktadır. Bu
makalede bu farklılıklar ve benzerlikler üzerinde durulacaktır.Main function of suffix -sA is to indicate condition and wish. Apart from these
functions, it also indicates such meanings as probability and comparison. As well as parallel
usages, the suffix -sa has also different usages in Turkey’s Turkish and New Uyghur Turkish.
These similarities and differences will be emphasized in this article
Zulhayat Ötkür, Seyyahlar İzinden, İstanbul Uygur Araştırma Enstitüsü, 2021. 733 s.
9. yüzyılda Sanayi İnkılabı ile birlikte Türkistan’a olan merak artmış; İsveçli, Rus, Alman, Japon, İtalyan, İngiliz vb. birçok araştırmacı, seyyah, haritacı, arkeolog, antropolog, misyoner, casus Doğu Türkistan başta olmak üzere Türk Dünyası’nda faaliyetlerini arttırmıştır. Zulhayat Ötkür tarafından Uygurca olarak kaleme alınan “Seyyahlar İzinden” adlı eser, 19. ve 20. yüzyıllarda İsveçli seyyah ve misyonerlerin Doğu Türkistan’da
gerçekleştirdikleri saha çalışmalarını ve bölgedeki faaliyetlerini konu almaktadır
Uygurların Somut Olmayan Kültürel Mirası: Kazakistan Örneği Projesi ve Çıktıları Üzerine
1972 yılında, kültürel somut yapıları ve doğal çevreyi korumayı amaçlayan Dünya Kültürel
ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi’nin kabul edilmesi ile birlikte (Türkiye 1983
yılında taraf olmuştur), yapılan çalışmalardan hareketle geçmişten günümüze aktarılan
ancak çeşitli etkenler sebebiyle değişime uğrayan, “dille aktarılan, kuşaktan kuşağa usta
çırak ilişkisi içinde ve okul dışı koşullarda yani geleneksel ortamlarda görerek öğrenilen”
(Oğuz, 2009: 53, 54) yaşayan miras ya da somut olmayan kültürel mirasın da korunması
gerektiği fark edilmiştir. Böylelikle “Somut olmayan kültürel miras” teriminin, “somut
kültürel miras” çalışmalarının doğal bir sonucu olarak UNESCO’nun “kültür varlıklarının
korunması” için yürüttüğü programlar sırasında (Oğuz 2009: 53) doğduğunu söylemek
mümkündür. Bu amaçla, “bir toplumun kendi kültürel kimliğinin bir parçası olarak gördüğü
ve kuşaktan kuşağa aktarmak suretiyle günümüze kadar getirdiği somut olmayan kültürel
miraslarını korumasına ve gelecek kuşaklara aktarmasına katkı sağlayacak yol, yöntem ve
imkânları” (Oğuz, 2009: 8) tanımlayan Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması
Sözleşmesi, 17 Ekim 2003 32. Genel Konferansında UNESCO tarafından kabul edilmiştir.
Türkiye ise bu sözleşmeye 27 Mart 2006 yılında taraf olmuştur (URL-1). Türkiye’de bu
bağlamda halkbilimi, turizm gibi bölümlerde dersler verilmekte, yüksek lisans ve doktora
programları açılmakta, bunun yanı sıra belirli bölgelerin SOKÜM ürünlerine yer veren
çalışmalar yapılmaktadır. Bu konudaki bazı çalışmalar ülkemiz sınırlarını da aşmış olup
Türk dünyasının farklı coğrafya ve boylarına uzanmıştır. Bu çalışmalardan biri “Uygurların
Somut Olmayan Kültürel Mirası: Kazakistan Örneği” adlı projedir. Söz konusu çalışma,
genelde Türk dünyası, özelde Uygur Türkleri üzerine yapılan ilk çalışma olması bakımından dikkate değerdir
Uygur Türklerinde müzik kültürü
Türk kültüründe müzik ve onu oluşturan çalgılar önemli bir yer tutmaktadır. İlk sözlü eserlerin oluşumunda, özellikle de Türk halk şiirinin gelişmesinde müziğin ve dolayısıyla da çalgıların önemi büyüktür. Uygur Türklerinin de gerek efsanelerinde gerek tarihî kaynaklarında ve seyahatnamelerinde gerekse de onların anlatılarında ve günlük yaşamlarında müziğin sosyal yaşam içindeki yerini görmekteyiz. Bu açıdan değerlendirildiğinde, Uygur Türkleri müzik ve kullandıkları çalgılar bakımından oldukça zengindir.
Müzik, şarkı ve dans gibi birçok unsuru içinde barındıran on iki makam etrafında şekillenen ve gelişen Uygur Türk müziği, meşrep adı verilen eğlencelerde bütün güzelliğiyle sergilenmektedir. Tarihî süreç içerisinde Uygur Türkleri yetmişten fazla çalgı kullanmışlardır ve günümüz Türk dünyasında kullanılan çalgıların bir kısmının da onlar tarafından icat edildiği ve daha sonra diğer Türk boyları tarafından geliştirildiği çeşitli kaynaklarda yer almaktadır (Letip-Tursun, 2006, s. 1–54). Bu çalışmada, Uygur müziğinin tarihi devirler içinde gelişim süreci, sistemli bir yapıya kavuşarak Uygur makamlarının oluşumu, Uygur on iki makamı, Uygurların kullandığı çalgılar ve müzik icra ortamları gibi konular üzerinde durulmuştur
Tea and functions in the Uyghur folk medicine practices
Geçmişi Şamanizm dönemi sağaltma pratiklerine kadar uzanan Uygur halk
hekimliği, Uygur mutfak kültürü ile yakından ilişkili olup kişinin beslenme
düzeni ve şeklinin esas alındığı “kuvvet nazariyesi” temelinde gelişmiştir.
Uygur halk hekimliğine göre insan bedeni ateş, toprak, su ve havanın tesiri
altındadır. Hastalıklar, insan vücudundaki “hılıt” (safra, kan, balgam ve
sevda) dengesinin bozulması sonucunda meydana gelmektedir. Bu sebeple
kişinin kendi mizacına uygun, doğru ve düzenli beslenmesi gerekmektedir.
Bu amaçla hastalıklardan korunmak ya da tedavi olmak için çeşitli
macunlar, şuruplar, şerbetler ve çaylar hazırlanmakta ve bu yiyecekler
“davayi ğiza” olarak adlandırılmaktadır. Çalışmamızda Uygur Türklerinin
günlük yaşamında önemli bir yer tutan çay kültürü ve Uygur halk hekimliği,
genel hatlarıyla ele alındıktan sonra Uygur halk hekimliği uygulamalarında
koruyucu ve tedavi edici işlevleriyle kullanılmakta olan çaylar tanıtılıp
değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca çeşitli hastalıkların tedavisinde
kullanılan çay reçetelerine yer verilmektedir.The Uyghur folk medicine, which dates back to the practice of Shamanism in
the past, is closely related to Uyghur culinary culture and developed on the
basis of “power theory” in which the nutritional structure and shape of the
person is taken as basis. According to Uyghur folk medicine, human body is
under the influence of fire, soil, water and air. Diseases are the result of the
disruption of the “hılıt” (bile, blood, phlegm and love) balance in the human
body. For this reason, it is necessary for the person to feed properly and
regularly. For this purpose, a variety of macules, syrups, sorbet and teas are
prepared to prevent or treat diseases and these foods are called “davayi
ğiza”. In our study, it’s tried to introduced and evaluate tea culture, which
have an important place in the daily life of Uyghur Turks and Uyghur folk
medicine are being tried to be introduced and evaluated after their
treatment with Uyghur folk medicine applications as protective and
therapeutic functions. In addition, tea prescriptions used in the treatment of
various diseases are included
Uygur halk tıbbı
Telif hakkından dolayı eser açık erişim değildir.ürk halk tıbbının oluşumu ve gelişiminde özel bir yere sahip olan Uygur halk tıbbı; sağlık ve hastalık anlayışı, hastalıkların teşhisi, tedavilerde kullanılan yöntemler ve şifacıların vasıfları açısından gerek geçmişte gerekse günümüzde oldukça gelişmiş bir sistem üzerine kuruludur. İnanç sistemi, Doğu Türkistan’ın İpek Yolu güzergâhındaki farklı kültürler ile etkileşimleri, tıp alanında yapılan çeviriler ve yerleşik yaşamın zengin birikimi Uygur halk tıbbının oluşumunda mihenk taşı olmuştur. Bu tarihî ve kültürel birikimi geliştiren Uygurlar, gerek geleneğin icracıları ve kullanılan yöntemler gerekse de sağaltmada kullandıkları unsurlar açısından halk tıbbının sistemli hâle gelmesini ve reçetelendirilmesini sağlamışlardır.
Uygurlar, doğanın iyileştirme gücünü taklit ederek hastalıklara çare aramış, doğa ile iç içe bir yaşamın sonucu olarak geleneksel bilgiyi halk tıbbında tecrübe ile uygulamış ve aktarmıştır. Türklerin doğayı makrokozmos, insanı da mikrokozmos olarak addetmesi ise Uygur halk tıbbının temel felsefesini oluşturmuştur.
Çoğu toplumda olduğu gibi Uygurlarda da ilk tedavi yöntemleri sihri/büyüsel tedavi esasına dayanmıştır. Ancak Uygur şifacılarının halk tıbbının sihri/büyüsel tedavilerine ek olarak maddi tedavi içeriklerini de kullandıklarını, aynı zamanda geleneksel eczalık alanında da mahir olduklarını söylemek mümkündür. Animizm, tabiat kültleri, Gök Tanrı gibi inanışların şekillendirdiği sihri/büyüsel tedavi yöntemlerine, Uygurlar arasında İslamiyet’in kabulü ile İslami unsurlar eklenmiş, bazı uygulamalar ise geri plana atılmıştır. Bu noktada şifacıların ek olarak uyguladıkları bitki, hayvansal içerikli maddi tedavi yöntemleri gelişim göstermiş ve çeşitlenmiştir.
Doğanın şifa gücünü taklit ederek insan bedenine uygulayan Uygurların doğa algısı ateş, hava, su ve toprak (anasır-ı erbaa) temelinde şekillenmiş, dört maddenin insan bedenindeki temsilcileri olarak dört hılt/hilit (ahlat-ı erbaa) öne çıkmıştır. Hastalıkların teşhisi, hastalıklardan korunma yöntemleri, hastalıkların tedavisi de bu felsefe çerçevesinde şekillenmiştir.
Çalışmada gerek yazılı kaynaklardan gerekse Kazakistan’da gerçekleştirilen saha çalışmalarından elde edilen verilerden hareketle Uygur halk tıbbının oluşum süreci ve beslendiği kaynaklar, icracılar ve icra şekilleri, hastalıklar ve tedavi yöntemleri ele alınmış ve Uygur halk tıbbının yaratım ve aktarım süreçleri, içerik ve işlev özellikleri ortaya konmuştur.
Çalışmanın Giriş bölümünde, tıp tarihi ve halk tıbbı kavramı üzerinde durularak geçmişten günümüze halk tıbbına dair adlandırılmalara yer verilmiştir. Ayrıca bu kısımda, tıp tarihi kapsamlı bir şekilde ele alınarak Türklerin yazılı kültüründe önem teşkil eden Eski Türkçe, Doğu ve Batı Türkçesiyle yazılmış tıp metinleri değerlendirilmiştir. 1. Bölüm’de, coğrafi faktörlerin, kadim kültürlerin; Animizm, tabiat kültleri, Şamanizm, Gök Tanrı, Maniheizm, Budizm ve İslamiyet gibi çeşitli din ve inanışların yanı sıra dünya ve Uygur tıbbını etkileyen tıp âlimlerinin Uygur halk tıbbının şekillenmesindeki rolü ele alınmıştır. Çalışmanın 2. Bölümü’nde, eski Uygurlar döneminden başlayarak Uygur Kağanlığı, Karahanlılar devri, İdikut (Koço) Uygur Hanlığı, Yarkent Hanlığı, Hocalar dönemi ve 1949’dan günümüze tarihî devirlerde Uygur halk tıbbının durumu ortaya konmuştur. “Uygur Halk Tıbbında Temel Unsurlar, Yaklaşımlar ve Kavramlar” başlığını taşıyan 3. Bölüm’de, dört unsur nazariyesinden yola çıkılarak şekillenen “dört hilit/hılt”, “dört mizaç”, “kuvvet”, “ruh” ve “aza” nazariyeleri açıklanmış olup bu nazariyelerin Uygur halk tıbbında hastalıkların teşhisi, tedavisi ve tedavi uygulamalarındaki rolü değerlendirilmiştir. Çalışmanın 4. Bölüm’ünde, Uygur şifacılarının geçmişten günümüze hangi adlarla anıldığı, hangi tedavi uygulamalarını ne şekilde gerçekleştirdikleri ve bu hususların şifacıların adlandırılmasındaki etkisi ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünü teşkil eden 5. Bölüm’de ise şifacılar tarafından sıklıkla uygulanan yirmi tedavi yöntemi ele alınarak değerlendirilmiş ve yirmi beş hastalığın tedavisinde kullanılan usuller ve ürünlerin hastalığın tedavisindeki etkisi ortaya konmuştur
- …
