1,354,426 research outputs found
Covid-19 Pandemi Raporu (20 Mart-20 Kasım 2020)
31 Aralık 2019 tarihinde Çin’de ortaya çıkan ve kısa sürede tüm dünyayı
etkileyen SARS-Coronavirus-2 etkenine bağlı COVID-19’un Dünya Sağlık Örgütü
tarafından pandemi ilan edildiği dönem ile eş zamanlı olarak, ülkemizde 11 Mart
2020’de ilk vaka bildirilmiştir. Hacettepe Üniversitesi Türkiye’nin salgınla mücadelesinde
tüm birimlerindeki akademik ve idari personeli ile titiz bir süreç yürütmüş,
öncü rolü ile Türkiye’de yürütülen mücadeleye birçok açıdan ciddi katkıda bulunmuştur.Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı COVID-19 Bilimsel Danışma Kurulu’nda
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden dört öğretim üyesi yer almıştır.
Türkiye’de yürütülen aşı çalışmalarında İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji
Anabilim Dalı öncülük etmiştir. İlk COVID-19 hastamızı kabul ettiğimiz
21 Mart 2020 tarihinden itibaren de poliklinikler, yataklı servisler ve yoğun bakım
ünitemizde yoğun bir şekilde mücadeleye devam etmekteyiz.Bu süreçte ülkemizde olduğu gibi bizde de çok sayıda sağlık çalışanımız
COVID-19’a yakalandı, ülkemizde ciddi sayıda sağlık çalışanı kayıpları yaşadık.
Yaşadığımız bu dönem bir yandan hekimler başta olmak üzere sağlık çalışanları için
tarifi zor, hazin bir dönemdir, ancak diğer yandan da birbirimizi koruma, hastalıkla
mücadele için dayanışma ve hoşgörünün her zamandan daha önemli olduğunu anladığımız
bir dönemdir.Yüzyılda bir görülen bu salgının halen ülkemizde yoğun olarak yaşandığı
ve tam olarak ne zaman sonlanacağının öngörülemediği bir dönemde tarihe not
düşmek, geleceğe katkıda bulunmak adına hizmet ve eğitim fonksiyonlarını bir bütün
halinde yürüten Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları, İnfeksiyon
Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji, Göğüs Hastalıkları ve Kardiyoloji
Anabilim Dalları olarak sekiz aylık dönemi bir rapor olarak sunmayı düşündük.
Amacımız mücadele devam ederken, sınırlarımız dahilindeki bilgi birikimimiz ve
tecrübelerimizi güncel bilgilerle birlikte derleyerek paylaşmak ve katkı sunmaktır.Üniversitemiz, Fakültemiz ve Hastane Yönetimleri ile bize destek olan
araştırma görevlilerine, hemşirelerine ve tüm sağlık personeline, bu raporun hazırlanması ve düzenlenmesinde büyük emeği olan Prof. Dr. Ömrüm Uzun ve Prof.
Dr. Mine Durusu Tanrıöver başta olmak üzere tüm öğretim elemanlarına ve de pandemi
döneminin başından beri sosyal destek ve bu raporun basılması için kaynak
sağlayan Hacettepe İç Hastalıkları Eğitim ve Sosyal Dayanışma Derneği’ne (kısa
adıyla Hacettepe İç Hastalıkları Derneği) teşekkürü borç bilir, raporumuzun yararlı
olmasını dileriz.Prof. Dr. Arzu Topeli İskitİç Hastalıkları (Yoğun Bakım Bilim Dalı) Anabilim Dalı BaşkanıHacettepe Üniversitesi Hastaneleri Pandemi Kurulu Yoğun Bakım SorumlusuProf. Dr. Serhat Ünalİnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı BaşkanıHacettepe Üniversitesi Erişkin ve Onkoloji Hastaneleri İnfeksiyon Kontrol Komitesi
Başkanı ve Pandemi Kurulu İnfeksiyon Kontrol Sorumlus
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Yoğun Bakım Ünitesine Yatan Hastaların Genel Özelliklerinin İncelenmesi ve Yatış Kriterlerine Göre Prognoz Değerlendirilmesi
ABSTRACT
Haziyev T. Investigation of general characteristics of patients admitted to Hacettepe University Faculty of Medicine oncology intensive care unit and evaluation of the prognosis according to the admission criteria. Internal Medicine Specialty Training Thesis, ANKARA, 2017.
Along with the increase in the life span of cancer patients, the need for intensive care has also increased. Today, with the expectation of increased survival, new prognostic factors should be identified for admission of oncology patients to intensive care units. There are various suggestions in the literature regarding prognosis prediction and admission priority criteria. We aimed to investigate the relationship between modified admission criteria with 28-day mortality in patients admitted to the oncology intensive care unit (OICU) in our study. Patients who were admitted to OICU between 1.10.2013-31.3.2016 were retrospectively classified according to 3 admission priority criteria as "full support", "intensive care trial" and "no indication for admission" and the patients were compared according to these criteria. A total of 306 critically ill cancer patients were admitted. 181 (59%) of the patients were male, median minimum-maximum age was 60 19-93 and APACHE II score was 23.1 5-47. The first day SOFA score was 7.0 0-19. Solid cancer was present in 67% of the patients (n = 206). Mechanical ventilation was performed in 235 patients (76.8%). 28-day mortality was 46.7%, intensive care mortality was 51.0% and hospital mortality was 66.7%. Fifty nine point two percent of the patients were admitted as "full support", 15.0% as "intensive care trial" and 25.8% as "no indication for admission". The 28-day mortality rate was lowest in “full support” group and highest in “no indication for admission group” (37.6%, 52.2%, 64.6% respectively, p = 0.0001) with similar results in hospital mortality rate (59.1%, 76.1%, 78.5% respectively, p = 0.004). In logistic regression analysis, high lactate level and SOFA score, presence of solid cancer and ‘‘no indication for admission’' criteria were asssociated with 28-day mortality. In conclusion, admission priority criteria, defined as "full support", "intensive care trial" and "no indication for admission" in critically ill patients with cancer can be used for mortality prediction.İÇİNDEKİLER
TEŞEKKÜR III
ÖZET IV
ABSTRACT V
ŞEKİL DİZİNİ IX
TABLO DİZİNİ X
1. GİRİŞ 1
2. GENEL BİLGİLER 3
2.1. Kanser Epidemiyolojisi 3
2.2. Kanserli Hastalarda Görülen Kritik Sorunlar ve Yoğun Bakım İhtiyacı 4
2.3. Kanserli Kritik Hasta Epidemiyolojisi ve Prognostik Faktörler 7
2.4. Yoğun Bakımların Uygun Kullanımı ve Yatış Kriterleri 11
2.4.1. Öncelik Modeli 12
2.4.2. Tanı Modeli 13
2.4.3. Objektif Parametre Modeli 14
2.5. Kanserli Kritik Hastalar İçin Önerilen Yoğun Bakım Kabul Kriterleri 15
3. HASTALAR VE YÖNTEM 18
3.1. Hasta Grubu, Veriler ve Tanımlamalar 18
3.2. İstatistiksel Analiz 22
4. BULGULAR 23
4.1. Yatış Öncelik Gruplarına Göre Hastaların Karşılaştırılması 23
4.2. Hastaların 28-Günlük Sonuç Açısından Karşılaştırılması 29
4.3. Çok Değişkenli Analiz Sonuçları 36
4.4. Kaplan Meier Sağkalım Analizi 37
5. TARTIŞMA 38
6. SONUÇ VE ÖNERİLER 46
KAYNAKLAR 47
Ek 1 Akut Fizyoloji ve Kronik Sağlık Değerlendirme Skoru II (APACHE II) 53
Ek 2 Seri Organ Yetmezlik Değerlendirme Skoru (SOFA) 54
Ek 3 Doğu Kooperatif Onkoloji Grubu Performans Durumu (ECOG) Skoru 55
Ek 4 Charlson Komorbidite İndeksi 56
Ek 5 Etik Kurul Onayı 57Tehmez Heziyev. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi onkoloji yoğun bakım ünitesine yatan hastaların genel özelliklerinin incelenmesi ve yatış kriterlerine göre prognoz değerlendirilmesi, İç Hastalıkları Uzmanlık Tezi, ANKARA, 2017.
Kanserli hastaların yaşam sürelerinde artış ile birlikte yoğun bakım gereksinimlerinde de artış olmuştur. Günümüzde artmış sağ kalım beklentisiyle birlikte onkoloji hastalarının yoğun bakıma kabulünde yeni prognostik faktörlerin belirlenmesi gerekmektedir. Literatürde prognoz tahmini ve yatış öncelik kriterlerine yönelik değişik öneriler mevcuttur. Çalışmamızda onkoloji yoğun bakım ünitesinde (OYBÜ) izlenen hastalarda literatürde belirtilen yeni yatış öncelik kriterleri modifiye edilerek 28-günlük mortalite ile ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 1.10.2013–31.3.2016 tarihleri arasında OYBÜ’ye yatan hastalar retrospektif olarak “tam destek”, “yoğun bakım denemesi” ve ‘‘yatış endikasyonu yok” olarak 3 yatış öncelik kriterine göre sınıflandırılmış ve hastaların ölüm oranları bu kriterlere göre karşılaştırılmıştır. Toplam 306 kanserli kritik hasta yatırılmıştır. Hastaların 181’i (%59) erkek, ortanca minimum-maksimum yaş 60 19-93 ve APACHE II skoru 23,1 5-47 idi. Yoğun bakımdaki ilk gün SOFA skoru 7,0 0-19 idi. Hastaların %67’sinde (n=206) solid kanser mevcuttu. Hastaların 235’ne (%76,8) mekanik ventilasyon uygulanmıştı. 28-günlük mortalite %46,7, yoğun bakım mortalitesi %51,0, hastane mortalitesi ise %66,7 idi. Hastaların %59,2’i “tam destek”, %15,0’ı “yoğun bakım denemesi”, %25,8’i “yatış endikasyonu yok” kriterlerine göre yatırılmıştı. Yatış öncelik kriterlerine göre 28-günlük mortalite oranı (sırasıyla %37,6, %52,2, %64,6; p=0,0001) ve hastane mortalite oranı (sırasıyla %59,1, %76,1, %78,5; p=0,004) gruplar arasında farklı idi. Lojistik regresyon analizinde yatış endikasyonu olmaması, yoğun bakım kabulünde yüksek laktat düzeyi ve SOFA skoru, solid kanser olması 28-günlük mortalite ile ilişkili bulundu. Kanserli kritik hastalarda “tam destek”, “yoğun bakım denemesi” ve “yatış endikasyonu yok” şeklinde belirlenen yatış öncelik kriterleri 28-günlük ve hastane mortalitesini öngörmede kullanılabilir
Effect of Antithrombin III on mesenteric blood flow and organ damage in a mice model of sepsis
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Yoğun Bakım Ünitelerinde Antibiyotik Kullanımının Değerlendirilmesi
RUSTAMOV Şamil. Hacettepe University Faculty of Medicine, Evaluation of Antibiotic Use in Medical Intensive Care Units, Department of Internal Medicine, Dissertation Thesis, ANKARA, 2018.
Infections are common in intensive care units (ICUs) with increased risk of mortality and risk of infection increases as duration of hospitalization increases. In addition to this, emergence of pathogens resistant to antimicrobials before or during the course of intensive care unit stay further increases mortality risk. This situation complicates and even precludes infection treatment. One of the most significant causes of antibiotic resistance is unnecessary, inappropriate, prolonged and excessive use of antibiotics. Primary objective of our study is to evaluate the frequency of the antibiotic use, sufficiency of diagnostic cultures, appropriate use of empirical antibiotic treatment and antibiotic management in critically-ill patients prior to ICU admission and during the ICU course. The secondary objective is to evaluate the effect of antibiotic use and management on mortality. Our study was prospectively conducted in Hacettepe University Adult Hospital and Oncology Hospitals between the dates 01.09.2016 and 31.01.2017 by including all patients older than the age of 18 who were hospitalized in the 23-bed medical ICUs localized in 3 different physical areas. Of the patients, 70 were female (55.1%) and 57 were male (44.9%). Mean age (±SD) of the patients was 65.2±19.0 years. Of the patients, median APACHE II score was 21 (min-max:0-70), median ECOG score was 3 (min-max:0-4) and median SOFA score was 4 (min-max: 0-18). Of the 127 patients, 93 (73.2%) were screened for infection before hospitalization in the ICU. In ninety patients (70.9%) antibiotic treatment was initiated. In 74.2% of 93 patients, cultures were determined to be insufficient. When compared according to the antibiogram results, 31.2% of the initiated empirical antibiotic treatments were determined to be inappropriate. It was demonstrated that after hospitalization in ICU, antibiotic spectrum was narrowed in 2.2%, the spectrum was broadened in 21.2% and it remained the same in others. It was revealed that in the period before hospitalization in ICU, median duration of antibiotic use was 1 day but the total duration may reach up to 38 days. A reduction in the rate of antibiotic use was determined during the follow-up in the ICU (Day 1 85.8%, Day 4 82.2%, 1-4 weeks 76.1%; p<0.001). The rate of detection of an MDR (multi-drug resistant) pathogen was determined to be 3.4% and of an XDR (extensively drug resistant) pathogen was determined to be 9.2% in patients who received antibiotics on the first day of hospitalization in the ICU. The presence of an infection, antibiotic use before hospitalization in the ICU and broadening of the antibiotic spectrum on the first day of hospitalization in the ICU influence mortality in bivariate analyses. In multivariate analyses only APACHE II (HR 1.97 [95% confidence interval 1.06-3.66]) and SOFA (HR 1.12 [95% confidence interval 1.01-1.25]) scores were determined to influence the mortality. In conclusion, demonstration of the facts that frequency and duration of antibiotic use before hospitalization in the ICU were extremely high, cultures were insufficient and frequency of initiation of an inappropriate empirical antibiotic treatment was high highlight the need for establishing policies for infection and antibiotic management.RUSTAMOV Şamil. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Yoğun Bakım Ünitelerinde Antibiyotik Kullanımının Değerlendirilmesi, İç Hastalıkları Uzmanlık Tezi, ANKARA, 2018.
Yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) enfeksiyonların daha fazla görüldüğü, yatış süresine bağlı olarak enfeksiyon riskinin arttığı ve mortaliteye neden olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte yoğun bakım öncesi ya da yoğun bakım sürecinde antimikrobiyal dirençli patojenlerin ortaya çıkması mortalite riskini daha fazla arttırmaktadır. Bu durum enfeksiyonların tedavisini zorlaştırmakta ve hatta bazen imkansız hale getirmektedir. Antibiyotik direncinin en önemli nedenlerinden biri gereksiz, uygun olmayan, uzun süreli ve fazla miktarda antibiyotik kullanımıdır. Çalışmamızın birincil amacı YBÜ’de yatan hastalarda YBÜ öncesi ve YBÜ yatış süresince antibiyotik kullanım sıklığını, tanısal kültürlerin yeterliliğini, ampirik antibiyotik tedavisinin uygunluğunu ve antibiyotik yönetimini değerlendirmektir. İkincil amaç ise antibiyotik kullanımı ve yönetiminin mortaliteye etkisini değerlendirmektir. Çalışmamız prospektif olarak 01.09.2016-31.01.2017 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi ve Onkoloji Hastanelerinde toplam 3 farklı fiziksel alanda yer alan 23 yataklı dahili YBÜ’lerde yatan tüm 18 yaş üstü hastalar dahil edilerek yapılmıştır. Toplam 127 hasta çalışmaya alınmıştır. Hastaların 70’i kadın (%55,1) ve 57’si erkek (%44,9) idi. Hastaların yaş ortalaması 65,2±19,0 (±SS) yıldı. Hastaların ortanca APACHE II skoru 21 (min-maks:0-70),ortanca ECOG skoru 3 (min-maks:0-4) ve ortanca SOFA skoru 4 (min-maks: 0-18) idi. Yüz yirmiyedi hastanın 93’ünde (%73,2) YBÜ öncesi dönemde enfeksiyon taraması yapılmıştır. Doksan hastada (%70,9) antibiyotik tedavi başlanmıştır. Doksan üç hastanın %74,2’sinde kültür taramalarının yetersiz olduğu saptanmıştır. Kültür ve antibiyogram sonuçlarına göre karşılaştırıldığında başlanılan ampirik antibiyotik tedavisinin %31,2 oranında uygun olmadığı gösterilmiştir. Yoğun bakıma yatış sonrası %2,2 oranında antibiyotik spektrumun daraltıldığı, %21,1 oranında spektrumun genişletildiği, diğerlerinde ise aynı kaldığı gösterilmiştir. YBÜ öncesi dönemde antibiyotik kullanma süresi ortanca değeri 1 gün olmakla birlikte, toplam sürenin 38 günü bulabildiği gösterilmiştir. YBÜ izlemi boyunca antibiyotik kullanım oranında azalma saptanmıştır (1. Gün %85,8, 4. Gün %82,2, 1-4. Hafta %76,1; p<0,001). YBÜ’ye yatışın 1. gününde antibiyotik kullanan hastalarda MDR (çok ilaç dirençli) patojen saptanma oranı %3,4, XDR (yaygın ilaç dirençli) patojen saptanma oranı %9,2 bulunmuştur. İki değişkenli analizlerde enfeksiyon varlığı, YBÜ öncesi antibiyotik kullanımı, YBÜ yatışının 1. Günü antibiyotik spektrumunun genişletilmesi mortaliteyi etkilerken, çok değişkenli analizlerde sadece APACHE II (HR 1,97 [%95 güven aralığı 1,06-3,66]) ve SOFA (HR 1,12 [%95 güven aralığı 1,01-1,25]) skorunun mortaliteyi etkilediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak YBÜ yatışı öncesi antibiyotik kullanım sıklığının ve süresinin oldukça yüksek, yapılan kültür taramalarının yetersiz, uygun olmayan ampirik tedavi başlama sıklığının yüksek olduğunun gösterilmesi, enfeksiyon ve antibiyotik yönetimi politikalarının oluşturulması gerektiğini göstermektedir
Enfeksiyon Şüphesi İle İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitelerine Yatan Hastalarda Erken Uyarı ve Sepsis Skorları ile Mortalite İlişkisi
In medical intensive care units (ICU), important part of admissions consists of patients with suspected infection. Modified Early Warning Score (MEWS), Systemic Inflammatory Response Syndrome (SIRS), Sepsis Related Organ Failure Assessment (SOFA) and Quick Sepsis Related Organ Failure Assessment (qSOFA) scores are used to recognize such patients early and evaluate their prognosis. There are various results for efficacy of these scores in predicting patient’s prognosis. However, number of studies evaluating efficacy of scores in different time periods before ICU need is limited. In our study, we aimed to evaluate the efficacy of these scores, which was calculated 48, 24 and 8 hours earlier than ICU admission and first 2 hours of ICU stay and compare one another in terms of mortality prediction. A total of 120 patients who were admitted to medical ICUs from wards or emergency department in Hacettepe University Hospitals and met the suspicion of infection criteria in last 48 hours period before ICU admission were included the present study between 01.01.2018-31.05.2018. Mean (SD) age of the study population was 66,3 (17,1) and %44,2 of patients was male. Statistical comparison between survivors and non-survivors was made according to three primary end points: In-hospital mortality, ICU mortality and 28-days mortality. Multivariate logistic regression analysis with cut off values of SIRS and SOFA scores calculated 48 hours before ICU admission showed increased risk of in-hospital mortality (OR: 7,6 and 13,2 resp.), ICU mortality (OR: 37,0 and 18,2 resp.) and 28-days mortality (OR: 11,9 and 16,2 resp.). For -24th hour period, SOFA and qSOFA associated with increased in-hospital mortality risk (OR: 14,2 and 2,9 resp.) while SIRS and SOFA scores associated with increased ICU mortality (OR: 5,6 and 8,3 resp.) and 28-days mortality (OR: 6,8 and 5,5 resp.). At -8th hour period, SOFA and qSOFA associated with increased risk of in-hospital mortality (OR: 18,3 and 3,9 resp.), ICU mortality (OR: 13,5 and 4,6 resp.) and 28-days mortality (OR: 9,0 and 3,5 resp.). Receiver operating characteristics analysis done with highest scores before ICU admission according to in-hospital mortality showed AUROC values (%95 CI) of 0,80 (0,72-0,89) for SOFA, 0,66 (0,54-0,76) for MEWS, 0,63 (0,51-0,74) for qSOFA and 0,61 (0,49-0,73) for SIRS. In conclusion, SOFA score is the most sensitive scoring system to predict mortality of patients admitted to medical ICU with suspected infection from emergency department or wards.İç hastalıkları yoğun bakım ünitelerine (YBÜ) kabul edilen hastaların önemli bir kısmını enfeksiyon şüphesi olan hastalar oluşturmaktadır. Bu hastaların erken fark edilebilmesi ve prognozlarının erken belirlenmesi için Modifiye Erken Uyarı Skoru (MEUS), Sistemik İnflamatuvar Yanıt Sendromu (SIRS), Sepsis İlişkili Organ Yetmezlik Değerlendirme Skoru (SOFA), Hızlı Sepsis İlişkili Organ Yetmezlik Değerlendirme Skoru (qSOFA) kullanılmakta ve etkinlikleri yönünden literatürde farklı sonuçlar yer almaktadır. Ancak, yoğun bakım ihtiyacı gelişmeden önce farklı zaman dilimlerine ait prognoz öngörü çalışmaları kısıtlıdır. Çalışmamızda bu hastaların yoğun bakım ihtiyacından 48, 24 ve 8 saat önceki ve yoğun bakım kabulü sırasındaki skor değerlerinin mortalite öngörülerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 01.01.2018-31.05.2018 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri iç hastalıkları YBÜ’ye acil veya yataklı servislerden kabul edilen ve YBÜ kabulü öncesindeki 48 saatlik periyotta enfeksiyon şüphesi bulunan 120 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların ortalama (SD) yaşı 66,3 (17,1), erkek cinsiyet oranı %44,2 bulunmuştur. Skor eşik değerleri ile yapılan çok değişkenli lojistik regresyon analizlerinde YBÜ kabulünden 48 saat önce hesaplanan SIRS ve SOFA skorları ile hastane mortalitesi (OR sırayla 7,6 ve 13,2), YBÜ mortalitesi (OR sırayla 37,0 ve 18,2) ve 28 günlük mortalite (OR sırayla 11,9 ve 16,2) riskinin arttığı görülmüştür. 24 saat önce ölçülen skorlardan SOFA ve qSOFA ile hastane mortalitesi (OR sırayla 14,2 ve 2,9); SIRS ve SOFA ile YBÜ mortalitesi (OR sırayla 5,6 ve 8,3) ve 28 günlük mortalite (OR sırayla 6,8 ve 5,5) riskinde artış görülmüştür. 8 saat önce gözlenen SOFA ve qSOFA skor eşik değerlerinin geçilmesi ile hastane mortalitesi (OR sırayla 18,3 ve 3,9), YBÜ mortalitesi (OR sırayla 13,5 ve 4,6) ve 28 günlük mortalite (OR sırayla 9,0 ve 3,5) riskinde artış görülmüştür. YBÜ kabulü öncesi en yüksek skorların hastane mortalitesine göre eğri altında kalan alan değerleri (%95 CI) SOFA için 0,80 (0,72-0,89), MEUS için 0,66 (0,54-0,76), qSOFA için 0,63 (0,51-0,74) ve SIRS için 0,61 (0,49-0,73) bulunmuştur. Sonuç olarak, hastanede yatan ve enfeksiyon şüphesi ile YBÜ izlem ihtiyacı gelişmiş olan hastalarda mortalite belirteci olarak SOFA kullanılması uygundur
İSKİT, FRİG ve URARTU KÜLTÜRLERİNİN MUKAYESESİ
Tarihin ilk dönemlerinden bu yana kültürlerin karşılaşma noktası olan
Anadolu, binlerce yıldır farklı kültürlerin buluşma noktası olmuştur.
Geniş Avrasya bozkırlarında komşuları ile yaptıkları mücadele
sonucunda, Massagetler tarafından yerlerinden oynatılan İskitler de
Kimmerler'i yerlerinden oynatmışladır. Bununla yetinmeyen İskitler,
Kimmerler'i takip ederek Anadolu'ya gelmişler ve burada Urartu Devleti ile
mücadele etmişlerdir. Bu mücadele sonucunda Urartu Devleti'nin yıkılma
sürecine girmesine zemin hazırlamışlardır. Onların önünden kaçan
Kimmerler ise daha da ileriye giderek Frigler'in önemli merkezi olan
Gordion'u yakıp yıkmışlardır. Henüz İskitler gelmeden öncede Frig ve
Urartulular arasında zaten kültür alışverişi başlamıştı. Urartulular'ın taktıkları
fibulular ve kaya mezarları buna en güzel örnektir.
Yine İskit tümülüsleri ve Frig tümülüsleri yapısal açıdan hemen hemen
birbirinin aynısıdır. Urartu, İskit askeri sistemi ve kullanılan silahlar birbirleri
ile benzerlik göstermektedir.
Bu tezi yapmaktaki amacımız; etnik olarak İskit, Frig ve Urartulular'ın
aynı kültürden geldiğini kanıtlamak değil, sadece benzer ve farklı yönlerini
ortaya koymaktır.Anatolia which has been the meeting point of cultures since the early
times of the history has been melting pot of the different cultures for
thousands of years.
Scythians who were dislocated by Massagetaeans at the end of the
fights they made with their neighbors in broad Eurasian Steppes dislocated
Cimmerians. Not being satisfied with this, Scythians came to Anatolia by
following Cimmerians and fought with Urartus there. They established a
ground for Urartian State to enter into collapse process at the end of this
fighting. Cimmerians escaping from them devastated Gordium which was an
important center of Phrygians by going further. Before Scythians came,
cultural exchange had already started between Phrygians and Urartus. Fibula
worn by Urartus and rock tombs are the most beautiful examples of this
situation.
Scythian tumulus and Phrygians tumulus are almost same with one
another structurally. Urartian and Scythian military system and weapons used
show similarity with one another.
Our purpose in conducting this thesis is not to prove that Scythians,
Phrygians and Urartus come from the same culture ethnically, but to show
their similar and different aspects
Ventilator-associated pneumonia caused by high risk microorganisms: a matched case-control study.
Ventilatör Ilişkili Pnömoni ile Gastroözofageal Reflü ve Trakeabronşial Aspirasyon Arasındaki Ilişki
Background: Gastroesophageal reflux (GER) and microaspiration of gastric contents has been proposed as an important mechanism in the pathogenesis of ventilator associated pneumonia (VAP) but properties of GER in intensive care unit (ICU) and how these effect VAP is not completely elucidated.
Aim: This study aims to assess the association between GER and VAP by defining the proximal extension and chemical properties of GER and its association with gastropulmonary microaspiration in intubated patients.
Methods: Intubated patients in ICU were included in this study. Patients who had pneumonia at the time of intubation or who were diagnosed with pneumonia during the first 48 hours after intubation were excluded. Pepsin measurements were made on samples obtained by deep tracheal aspiration (DTA) and a combined esophageal intraluminal impedance/pHmetry catheters were placed. Impedance/pH values and pepsin levels were compared between VAP and nonVAP patients.
Results: VAP patients had more proximal reflux ((7 (2 – 14) vs. 3,5 (0 – 8)) (p=0,003). Proximal weakly acidic reflux was more common in VAP patients (4,5 (2 - 9) vs 2 (0 - 4) (p=0,006). Pepsin levels in DTA samples were correlated with total weakly acidic reflux (r=0,615 , p=0,004) Pepsin levels were also correlated with total proximal and proximal weakly acidic reflux(r=0,489 , p=0,029 ; r=0,651 , p=0,002 ). PaO2/FiO2 ratio was negatively correlated with both pepsin levels and proximal weakly acidic reflux (r= - 0,585 , p=0,007 ; r=- 0,620 , p=0,004).
Conclusion: Proximal extension of GER, especially proximal weakly acidic reflux, was more common among VAP patients and this was associated with pepsin levels in DTAs as a marker of gastropulmonary microaspiration. GER also seems to be negatively correlated with respiratoy function in intubated patients.Giriş: Ventilatör ilişkili pnömoni (VİP) patogenezinde gastroözofageal reflü (GÖR) ve gastrik materyalin mikroaspirasyonu önemli bir sorundur. Yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) yatan hastalarda reflü mayisinin özelliklerinin VİP gelişimine etkisi net olarak bilinmemektedir.
Amaç: Bu çalışmada entübe hastalarda GÖR ile VİP arasındaki ilişkinin incelenmesi için GÖR’ün proksimal yayılımı ve kimyasal özelliklerinin tanımlanması ve gastropulmoner mikroaspirasyon arasındaki ilişkinin aydınlatılması hedeflendi.
Metod: YBÜ’de pnömoni dışı nedenlerle entübe olan hastalar çalışmaya dahil edildi. 3. gün derin trakeal aspirasyon (DTA) yapılarak pepsin düzeyi ölçümü yapıldı ve kombine özofageal intraluminal elektriksel impedans/pHmetre kateteri yerleştirildi. Elde edilen impedans/pH değerleri ve pepsin düzeyi açısından VİP olanlar ile olmayanlar arasındaki farklar incelendi.
Bulgular: VİP olan hastalarda proksimal reflü ve proksimal zayıf asidik reflü VİP olmayanlara göre sıktı ((7 (2 – 14) ; 3,5 (0 – 8) (p=0,003). 4,5 (2 - 9) ; 2 (0 - 4) (p=0,006)). Pepsin düzeyleri ile zayıf asidik reflü sıklığı arasında bir korelasyon gözlendi (r=0,615 , p=0,004). Pepsin düzeyleri ile toplam proksimal reflü ve proksimal zayıf asidik reflü arasında bir korelasyon gözlendi (r=0,489 , p=0,029 ; r=0,651 , p=0,002 ). PaO2/FiO2 oranı ile pepsin düzeyleri ve proksimal zayıf asidik reflü arasında negatif bir korelasyon gözlendi (r=- 0,585 , p=0,007 ; r=- 0,620 , p=0,004).
Sonuçlar: GÖR’ün, özellikle zayıf asidik reflünün proksimal yayılımı VİP olan hastalarda VİP olmayanlara göre daha sıktır ve bu durum bir gastropulmoner mikroaspirasyon göstergeci olan DTA’da pepsin düzeyi ile ilişkilidir. Ayrıca entübe hastalarda GÖR’ün, solunum fonksiyonları ile negatif korele olduğu gözükmektedir
Iç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesinde Tedavi Edilen Ağır Sepsis Hastalarında Hemofagositik Lenfohistiyositozun Araştırılması
Hemophagocytic lymphohistiocytosis (HLH) is a life-threating condition characterized with uncontrolled inflamation, prolonged fever, splenomegaly and cytopenia. HLH has common clinical and laboratory features with systemic inflammatory response syndrome (SIRS), sepsis and severe sepsis. Diagnostic criteria published by Histiocyte Society for HLH are consistent with sepsis. Therefore, it is thougth that pathogenesis of patients with sepsis may be underlying hemophagocytosis. In this study, our aim is to investigate patients for HLH who were treated with severe sepsis and had bicytopenia. Between June 2011-September 2012, 385 patients who were hospitalized in Hacettepe University, Faculty of Medicine, Adult Hospital Medical Intensive Care Unit were evaluated. In these process, 13 of those patients with severe sepsis and non-responsive to treatment and who developed at least bicytopenia were included in this study. Within the framework of diagnostic criteria for HLH patients, triglyceride, ferritin, fibrinogen levels were analyzed. During follow-up, bone marrow aspiration and biopsy specimens were obtained in patients with ongoing cytopenias. Peripheral blood samples were collected and stored for later evaluation for the two of the diagnostic criteria of HLH; Natural Killer (NK) activity and interleukin-2 receptor (IL-2R) levels. At the end of the study, all patients died. After the final evaluation, ten of 13 patients had at least five of the eight criteria according to criteria of the Histiocyte Society. Only one patient was diagnosed as HLH and received treatment during follow up. This study emphasizes to consider the possibility of HLH and need of rapid assessment in patients followed up with severe sepsis who were resistant to treatment with bicytopenia in intensive care. As case series, this study reveals that HLH might be more than expected and diagnosed.Hemofagositik Lenfohistiyositoz (HLH) kontrolsüz inflamasyon, uzun süren ateş, splenomegali ve sitopeniyle seyreden hayatı tehdit eden bir durumdur. Sistemik inflamatuar yanıt sendromu (SIRS), sepsis ve ağır sepsis ile ortak klinik ve laboratuar özelliklere sahiptir. Histiosit Derneği’nin yayınladığı HLH tanı kriterleri sepsisle örtüşmektedir. Dolayısıyla, sepsisli hastaların patogenezinde altta yatan hemofagositoz olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada, İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesi’nde ağır sepsis nedeni ile tedavi edilen ve bisitopenisi olan hastaların, HLH açısından değerlendirilmesi amaçlandı. Haziran 2011-Eylül 2012 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Hastanesi İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesi’ne yatan 385 hasta değerlendirildi. Bu süreçte ağır sepsis tanısı alıp, tedaviye yanıtı iyi olmayan ve takiplerinde en az bisitopeni gelişen 13 hasta çalışmaya dâhil edildi. Hastalarda HLH tanı kriterleri çerçevesinde, trigliserid, ferritin, fibrinojen düzeyleri incelendi. Takiplerinde sitopenileri devam eden hastalardan kemik iliği aspirasyon ve biyopsisi alındı. HLH tanısı açısından tanı kriterlerinden ikisi olan Doğal Öldürücü (NK) aktivitesi ve İnterlökin-2 reseptör (IL-2R) düzeyi için daha sonra değerlendirilmesi üzere periferik kanları alındı ve saklandı. Çalışma sonunda bütün hastalar öldü. Yapılan nihai değerlendirme sonrası 13 hastadan 10’nun Histiyosit Derneği’nin belirlediği HLH kriterlerine göre sekiz kriterden en az beşini sağladığı görüldü. Sadece bir hasta yaşadığı dönemde HLH tanısı ve tedavisi aldı. Bu çalışma bize yoğun bakımda tedaviye dirençli ağır sepsis ile izlenen ve takiplerinde bisitopeni gelişen hastalarda HLH tanısının akla gelmesi ve hızlı bir değerlendirme yapılmasının gerekliliğini vurgulamaktadır. Bir vaka serisi olarak bu çalışmamız HLH’nin beklenenden ve teşhis edilenden fazla olduğunu düşündürmektedir
Evaluation of the blue code system established in the health campus of a university hospital
OBJECTIVE: We report the hospital outcomes after implementing the blue code system in our hospital and health campus. We also aimed to determine factors related to mortality
- …
