1,720,986 research outputs found
A human-machine auditory interface for structural health monitoring
Bu tezde, invazif olmayan insan makine işitsel arayüzüne sahip Lamb dalgalarını kullanan aktif bir yapı sağlığı izleme sistemi geliştirilmiştir. Öncelikle, yapı sağlığı izlemede Lamb dalgalarının kullanımı ile ilgili genel yöntemler açıklanmış ve sonrasında bu yöntemler deneysel olarak hasarsız bir alüminyum plaka üzerinde incelenmiştir. Aktüatör ve sensör olarak piezo elektik malzemeden üretilmiş seramik diskler kullanılmıştır. Sensörlerden alınan sinyalin filtrelenmesinde sürekli dalgacık dönüşümü, ayrık dalgacık dönüşümü, alçak geçiren filtre ve bant geçiren filtre yöntemleri denenmiştir. Piezo seramik disklerin uyarımı için farklı frekans ve dalga formlarında sinyaller incelenmiştir. Sensör ve aktüatörlerin pozisyonlanmasında oluşabilecek hatalar göz önünde bulundurulmuş ve uygulanan yöntemlerin başarısı değerlendirilirken, standart sapma kullanılarak ölçümlerin tekrarlanabilirliği incelenmiştir. Yapılan testler sonucunda en hassas veriler bant geçiren filtreleme yöntemi ile alınmıştır. Aynı şekilde aktüatörün uyarımı için en başarılı bulunan sinyal 200 kHz frekansına sahip 4 döngülü bir Hanning penceresinden elde edilmiştir. Daha sonra sağlıklı plakada 10 mm çapında delik açılarak hasar oluşturulmuş ve Lamb dalgalarının hasarlı plaka üzerindeki saçınımları farklı aktüatör ve sensör kombinasyonları ile incelenmiştir. Seçilen filtreleme yöntemi ve uyarım sinyali kullanılarak hasarlı durumun sağlıklı durumdan ayırt edilebildiği görülmüştür. Sonrasında nümerik analizler yapılmış ve elde edilen sonuçlar deneysel verilerle karşılaştırılmıştır. Nümerik analiz sonuçlarının, deneysel çalışma sonucunda bulunan veriler ile uyumlu olduğu görülmüştür. Deneysel çalışmada seçilen yöntemlerle hasarın konumunun tespitini sistematik olarak gerçekleştirebilmek için bir algoritma geliştirilmiştir. Geliştirilen algoritmanın, hasarın konumunu farklı ölçümler için ortalama 2.2 mm hatayla bulabildiği gözlemlenmiştir.
Kullanıcıların hasarı işitsel duyuları ile belirleyebilmesi için iki farklı insan-makine etkileşimli arayüz geliştirilmiştir. Birinci arayüzde daha önce geliştirilen algoritma yardımıyla bulunan hasar bilgisi, Python MIDI kütüphaneleri kullanılarak kullanıcılara müzik olarak sunulmuştur. İkinci arayüzde ise elde edilen sinyallerin frekansı modüle edilerek analog bir ses sinyali oluşturulmuştur. Modüle edilen analog dalga sinyalleri insan katılımcılara analog ses dalgaları olarak verilmiş ve kullanıcıların bu sinyalleri ayırt edip hasarı hissedebilme düzeyleri araştırılmıştır. Yapılan denemeler sonucunda, kullanıcılar tarafından hasarın konumunun belirlenmesinde birinci arayüzün ikinci arayüze göre daha başarılı olduğu tespit edilmiştir. Her iki arayüzde de kullanıcılar hasarın varlığını yüksek bir başarı oranı ile tespit edebilmişlerdir. Bu çalışmada geliştirilen insan-makine etkileşimli arayüz, insanlara yeni bir duyu kazandırıp kullanıcıların mühendislik sistemleri ile etkileşime geçmesine ve bu sistemlerin yapı sağlığı durumunu hissederek değerlendirmesine olanak tanıma potansiyeline sahiptir.In this thesis, a noninvasive human machine auditory interface based on Lamb waves has been developed for active structural health monitoring applications.
Initially, fundamental procedures of Lamb waves have been presented and then investigated on a healthy aluminum plate using experimental techniques. Piezoceramic disks have been used as sensor and actuator. Low pass filter, band pass filter, continuous wavelet transform and discrete wavelet transform methods have been performed in order to filter the raw measured signals. The PZT element is actuated with various wave forms and frequencies. The implemented methods’ success rates have been evaluated in the terms of repeatability using standard deviation between the measurements by considering positional uncertainties. It is observed that band pass filtering method gives the most sensitive results. Moreover, it is found that 4 cycle Hanning windowed actuation signal at 200 kHz provides the best scores. Then, a hole damage with 10 mm diameter has been created on the plate. The scatters of Lamb waves have been investigated with different sensor-actuator combinations for the damaged plate. It has been obtained that the effect of the damage could be discriminated from the healthy specimen by using the filtering method and the actuation signal that selected. Then, numerical analyses have been performed and the results compared with the experimental results. The results show that the experimental and numerical observations are in agreement. In order to systemically deploy all mentioned experimental processes, a damage diagnosis algorithm has been developed. The results showed that this algorithm could detect the damage position with a mean accuracy of 2.2 mm.
In order to allow participants to detect the damage via auditory senses, two different auditory interfaces have been designed. In the first interface, the information of the damage that detected by the mentioned algorithm has been encoded as sound waveforms and presented on participants using Python MIDI libraries. In the second interface, the frequency of directly observed waveforms have been modulated and encoded as analog signals. Then, the modulated analog wave signals have been presented on human participants as analog sounds investigate how well they could discriminate the signals and perceive the damages. The results showed that the participants could detect the hole damage location better in the 1st interface than the 2nd. Moreover, the participants could detect the presence of damage with a high rate of success in both interfaces. The proposed human-machine interface may provide humans a new sense that allow them interacting with the engineering systems to feel the structural health status
Experimental and numerical fatigue behavior analysis of a plastically deformed passenger car tie rod
Binek araç rotu genellikle daha önce hiçbir kuvvet etkisi altında kalmamış ve üzerinde hiçbir kalıcı şekil değişimi meydana gelmemiş kabul edilerek test ve analiz edilmektedir; ancak rot, araçta birçok kuvvete maruz kalmaktadır ve bu kuvvetler rot başında plastik şekil değişimine neden olabilir. Rot başı, aracın sürüş stabilitesini bozmayan bir değerde deforme olduğunda sürücü bunu fark edemeyebilir ve aracı kullanmaya devam edebilir. Bunun sonucunda ön deformasyona uğramış olan rot başına sürüş sırasında tekrarlı kuvvetler uygulandığında yorulma ömrü bu ön deformasyondan etkilenebilir. Rot başı, tahmin edilen ömürden daha kısa bir sürede yorulma hasarı alarak sürüş güvenliğini tehlikeye atabilir. Tez kapsamında binek araç rot başı tasarımı için önemli bir kriter olan yorulma dayanımı, hem hiçbir ön deformasyona maruz kalmamış standart rot başlarında hem de parça üzerinde plastik şekil değişimi meydana getiren bir ön yükleme ile deformasyona uğratılmış rot başlarında incelenmiştir. Öncelikle, rot başına uygulanacak olan ön yükleme belirlenmiş ve daha sonra üç farklı yükte yorulma testi ve sonlu elemanlar analizi gerçekleştirilmiştir. Bergmann, Morrow ve Smith-Watson-Topper yorulma parametreleri kullanılarak yapılan sonlu elemanlar analizleri karşılaştırılmıştır. Ön deformasyonun yorulma ömrüne etkisi deneysel ve numerik olarak analiz edilmiş ve test sonuçları ile sonlu elemanlar analiz sonuçları karşılaştırılmıştır. Bunun için ön deformasyona uğramış rot başları için bir sonlu elemanlar metodu ile analizler gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, buradaki teknikle, rot başının ön yükleme ile deformasyona uğramış olması durumunda ömrünün nasıl etkilendiği belirlenmiş ve bunun tasarım ve analiz çalışmalarında kullanılabileceği görülmüştür.Passenger car tie rod is generally tested and analyzed by assuming that it has never been previously subjected to any load and no permanent deformation has occurred on it. However, the tie rod is subjected to various forces while driving and these forces can cause plastic deformation at the tie rod end. If tie rod is deformed to a value that does not affect the driving stability of the vehicle, the driver may not be able to detect it and continue driving. As a result, fatigue life can be influenced by this pre-deformation if repeated forces are applied to tie rod, which has undergone pre-deformation, during driving. The tie rod end can endanger the driving safety by causing fatigue damage earlier than the estimated life. In this thesis, fatigue strength, which is an important criterion for the design of passenger car tie rod end is investigated both on standard tie rod ends which were not pre-deformed and on tie rod ends which were deformed with a preload that caused plastic deformation on the part. The finite element method is used to determine the preload to be applied on the tie rod end and then fatigue tests and finite element analyses are performed at three different fatigue loads. The finite element analysis using Bergmann, Morrow and Smith-Watson-Topper fatigue parameters are compared. The effect of preliminary deformation on fatigue life is analyzed experimentally and numerically and finally the results are compared. For this purpose, analyses have been performed using the finite element method for the pre-deformed tie rod ends. In conclusion, the approach followed here demonstrate how the predeformation affects the fatigue life of the tie rod end which could be implemented in design and analysis studies
Validation of experimental impact tests on aluminum alloy car wheels using the finite element method
Binek araçlar için üretilen alüminyum alaşımlı jantlar üretim sürecinde bazı performans testlerine tabi tutulmaktadır. Jant bir emniyet parçası olduğu için, bu testler hem tedarikçi hem de müşteri kanadında büyük önem arz etmektedir. Tasarım sürecinde, optimum tasarımın yapılabilmesi için simülasyonlar ile tasarım desteklenmektedir. Bu simülasyonlardan alınacak doğru sonuçlar, tasarım sürecini hızlandırmak ile birlikte jantta imalattan sonra farkedilebilecek tasarım hatasının da tespit edilmesini kolaylaştırmaktadır. Bu çalışmada alüminyum alaşımlı jant hakkında genel bilgiler verilerek imalat sürecinden bahsedilmiştir. Bununla birlikte janta uygulanan testlerden bahsedilmiştir. Özellikle darbe testi üzerinde durularak, simülasyon ile doğrulanması ve malzeme modelininin geliştirilmesi ve detaylandırılması üzerinde çalışılmıştır. Çekme testlerinden elde edilen veriler analiz edilmiş, Johnson-Cook malzeme modelinde şekil değişim hızı (strain rate) etkisi incelenmiş ve simülasyon sonuçlarına olan etkileri incelenmiştir. Sonuç olarak, şekil değişim hızının nümerik sonuçları değiştirdiği ve daha gerçekçi simülasyonlar elde edilmesi için bunun bünyesel malzeme modeline katılması gerektiği çıkarımı yapılmıştır.Aluminum alloy wheels for passenger cars are subjected to some performance tests in the production process. These tests are so important for the supplier and the customer because of the wheel is a safety part of a car. In the design process, the design is supported by simulations to ensure optimum design. Accurate results from these simulations allow to accelerate the design process and make it easier to detect the design error that may be noticed on the wheel after manufacture. In this study, fundamental procedures about aluminum alloy wheel is given and manufacturing process is mentioned. Moreover, the tests applied to the wheels are mentioned. It is mostly here is focused on physical impacts tests and their numerical validation by governing a proper constitutive material model. The data obtained from tensile tests are analyzed, strain rate effect is investigated in Johnson-Cook material model and its effects on simulation results are examined. As a result, it is concluded that the strain rate affects the numerical data which shows that it should be included in constitutive material model to obtain more realistic simulations
Ağsız yöntemlerle yapısal analiz
Farklı tiplerdeki kısmi diferansiyel denklemlerin çözümünde sayısal çözümleme yöntemlerinin uygulanması son yirmi yıldır oldukça ilgi uyandırmaktadır. Kısmi diferansiyel denklemlerin sayısal çözümü iki temel kısmı oluşturur. Denklem veya bilinmeyen fonksiyon yaklaşık olarak çözülür. Zayıf veya güçlü form, yaklaşık formatta türetilen denkleme yerleştirilerek bilinmeyen fonksiyon belirlenir. Bilinmeyen fonksiyon tam olarak kararlaştırılması için sınır koşulları uygulanır. Nümerik metodun doğruluk ve verimliliği bu iki kısmın doğruluk ve verimliliğine bağlıdır. Son on yıl boyunca çeşitli ağsız yöntemler (EBG,DPH,N M,AYPG gibi) farklı mühendislik problemlerine uygulanarak başarılı bir şekilde geliştirilmiştir. Bu çalışmada yeni ve son zamanlarda çok kullanılan nümerik metodlardan ağsız eleman bağımsız Galerkin ve radyal nokta interpolasyon yöntemi, elastik katı cisimler mekaniği problemlerine uygulanmıştır. Bu metodların çözümünde hareketli en küçük kareler prosüdürü ve radyal nokta interpolasyon yöntemi şekil fonksiyonları kullanılmıştır. Ayrıca şekil fonksiyonları bir ve iki boyutlu çözüm bölgelerine uygulan p x-y-z koordinat sisteminde çizdirilmiştir. Bu tezde katı cisim mekaniği problemi olarak bir ucu ankastre, diğer ucu da zorlanmaya maruz bırakılan iki boyutlu lineer, elastik bükülebilir kiriş incelenmiştir. Yaklaşık denklem çözümü için araştırmacılar tarafından önerilip kullanılan radyal nokta interpolasyon yöntemi ve eleman bağımsız Galerkin gibi farklı teknikler, doğruluk ve verimlilik bakımından sonlu elemanlar yöntemi ve analitik çözümle karşılaştırılmıştır. Ayrıca verimli olan metodun bulunmasında kirişin değişik kesitlerinde gerilme ve yer değiştirme değerleri incelenmiştir. Sonuç olarak radyal nokta interpolasyon metodu ve eleman bağımsız Galerkin yöntemlerinin doğruluk ve verimliliği sonlu elemanlar yöntemine göre daha iyi olduğu kararına varılmıştır. Ayrıca radyal nokta interpolasyon yöntemi ile eleman bağımsız Galerkin yöntemiyle elde edilen sonuçlar karşılaştırıldığında, eleman bağımsız Galerkin yönteminin seçilen kiriş problem için daha hassas sonuçlar verdiği görülmüştür
Kompozit malzemeler için yapı izleme ve bakım sistemi
Mühendislik yapılarında gerçekleşen teknolojik gelişmelere bağlı olarak, bu yapılarda oluşabilecek hasarları tespit etmek hayatî derecede zaruridîr. İleri mühendislik yapıları, canlı organizmaların yapılarında bulunan sinir sistemlerine benzer olarak, sensör sinir ağlarıyla donatılarak sağlık durum değerlendirmesi yapılmaktadır. Otomatik kontrol sistemlerinde yapılan ilerlemeler, yapı sağlığı izleme (YSİ) uygulama alanlarına da yansıyıp, insanın yapılardaki sağlık teşhisi için gerekli olan bilişsel motor kabiliyetleri azaltılarak, yerine otomatik olarak hasarı anlık teşhis edebilen matematiksel proseslere bırakmıştır. Son 20 yıldır, bu tekniğin kullanılması otomatik olarak hasarı belirleyebilen birçok algoritmanın geliştirilmesine olanak tanımıştır. Hâlihazırda, YSİ tekniklerinde uygulanan model tabanlı YSİ algoritmalarında, fiziksel kuramlara bağlı olarak model geliştirilip, daha sonra ölçüm verilerinin, modelde değerlendirilmesiyle tanılama yapılır. Veri tabanlı YSİ algoritmalarında ise, yapıya iliştirilen birçok sensörden ölçüm verileri alınarak, daha sonra alınan veriler üzerinde öz nitelik vektörleri çıkartma ve farklı tiplerde istatistiksel, nümerik veya zaman modellerinin uygulanmasıyla tanılama yapılmaktadır. Bu yaklaşımların kullanılmasıyla YSİ uygulamalarında ileri derecede gelişmeler kaydedilmiştir. Nitekim bu araştırmanın başlangıcında, tabakalı kompozit kiriş ve levhadaki hasar, model tabanlı YSİ tekniğiyle değerlendirilerek yapılarındaki delaminasyonlar tespit edilmiştir. Diğer taraftan, YSİ'de, yapılan tüm ilerlemelere rağmen, insanın bilişsel motor kabiliyetini, otomatik olarak hasar belirleyebilen model veya veri tabanlı YSİ araçlarından tamamen devre dışı bırakmak, başka problemlerin oluşmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla, YSİ tekniğinin çözüm performansını artırmak için, bütünleşik olarak sayısal teknolojik araçlarından ve insanın motor bilişsel sistemlerinden yararlanılarak, geleneksel YSİ prosedürlerinden farklı olan yeni konseptlerin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Araştırmanın birinci temel hedefi, yapının sağlığını değerlendirmek için inovatif, kooperatif insan-makine ara yüz paradigması geliştirip insan katılımcıları üzerindeki etkinliğini belirlemektir. Geliştirilen kooperatif YSİ paradigmasının en önemli özelliği, tek başına hasar belirleme çözüm prosesine katkı sağlayan tek başına bir makineden veya tek başına katkı sağlayan tek insandan daima ilerdedir. Bütünleşik insan-makine arayüz paradigmasının geliştirilmesinde; insanın sinir sisteminden, YSİ sensör ağlarından, sinyal işleme tekniklerinden, öz nitelik çıkartma metotlarından, çok değişkenli istatistiksel yöntemlerden, psikofizik prosedürlerinden, haptik teknolojilerinden, nöral plastisite teorilerinden ve duyu ikamesi kuramlarından yararlanılmıştır. Duyu ikamede kullanılan tekniğe benzer olarak, yapının hasar durumunu belirten yeni bir duyunun insanlar tarafından kazanılabilme yeterliliğini belirlemek için, bu araştırmada, cıvatalı kafes elemanlarıyla inşa edilen çelik bir kule seçilerek üzerinde uygulanmıştır. Kuledeki hasar senaryoları, kompozit yapılardaki delaminasyon hasarını simule eden, bir veya birden çok cıvatanın gevşetilip gevşetilmemesi durumlarıyla yapılmıştır. Sistemin dinamik tepkilerinin ölçülmesi amacıyla kuleyi oluşturan elemanların değişik bölgelerinde ivmeölçerler yerleştirilmiştir. İvmeölçerlerden alınan veriler başlangıçta, ön işleme tekniklerine ve çok değişkenli istatistiksel bir yöntem olan asal değişken analiz tekniğine tabi tutularak haptik kodlar türetilmiş ve bu haptik kodlar, daha sonra katılımcıların üzerinde, fiziksel titreşim uyarısı oluşturacak şekilde üç farklı konfigürasyonla aktifleştirilmişlerdir. Kooperatif insan-makine arayüz paradigması sonuçları incelendiğinde; uyarımlar sırasıyla insanlara iletildiğinde, katılımcıların ortalama % 88±20.21 başarı skoru ve 5.87±2.23 s'de cevapladıkları, uyarıların hepsi aynı anda insanlara iletildiğinde ise, katılımcıların ortalama % 68.98±30.91 başarı skoru ve 8.51±3.22 s'de cevapladıkları görülmüştür. Geliştirilen insan-makine YSİ paradigması katılımcılar üzerinde test edilip, katılımcıların sonuçları araştırıldıktan sonra, destek vektör makineleri (DVM), YSİ ölçüm verileri üzerinde test edilip, DVM'nin çoklu karşılaştırma modülüyle, hasar kombinasyonlarını sınıflandırma kabiliyeti araştırılmıştır. DVM'de kernel olarak lineer, polinom, radyal ve sigmoid fonksiyonları kullanılması durumunda elde edilen sonuçlar ayrıntılı olarak analizleri yapılıp değerlendirilmiştir. Destek vektör makinelerinde, en yüksek doğruluk değerleri, % 60.63±13.53 başarı skoru ve buna karşılık 6.043914 s ortalama işlemci çözüm süresiyle, radyal tabanlı kernelin kullanılması durumunda üretildiği görülmüştür. Sonuç olarak, insan-makine YSİ paradigmasından elde edilen katılımcıların sonuçları incelendiğinde, geliştirilen tekniğin soyutsal kavramların algılanmasında ve özellikle, YSİ sensor ağ uygulamalarında kullanışlı olacağı yönündedir. Araştırmanın ikinci temel hedefi, YSİ'de uygulanan hasar tespit sürecinin yanında, hasara ilişkin bakım prosesinin yapılmasına yönelik bütünleşik YSİ+bakım algoritması geliştirmektir. Bu amaçla, geliştirilen algoritmanın temel konseptleri belirtilmiş ve düzlem dışı yüklemeye maruz, çatlak içeren bir boyutlu tabakalı kompozit bir kiriş üzerinde uygulanmıştır. Hasar teşhisinde, birim şekil değiştirme enerjisinden (BŞDE) yararlanılmıştır. Birim şekil değiştirme enerjisiyle, hasar bölgesi belirlendikten sonra, ortalama hata karelerinin toplam kökünden (OHKTK) elde edilen optimum değere göre, piezoelektrik aktüatör aktifleştirilip yapının emniyetli ve kontrollü bir şekilde çalışması amaçlanmıştır. Başka bir anlamda, piezoelektrik kullanılarak yapıdaki hasarın kısmen de olsa kontrol edilebilme seviyesi araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar, eğilmeye maruz basit mesnetli bir kompozit kirişteki çatlağın tespitinde, kırılma mekaniği denklemleri ile birlikte BŞDE algoritmasının başarılı bir şekilde kullanılabileceği ve kiriş için optimum bakım voltajının belirlenmesinde OHKTK uygulanarak, piezoelektrik aktüatörün kirişteki çatlağın iyileştirebileceği kanaatine varılmıştır
PLM uygulamaları için sanal ürün geliştirme sürecinde insan makine etkileşimli bir haptik sistemin geliştirilmesi
Ürün Yaşam Döngüsü Araştırma ve Uygulama Merkezi Araştırma ProjesiAraştırma Projesi elektronik ortamda bulunmaktadır.PLM'e ait tersinir mühendislik sürecinde, sanal ürün modellerine ilişkin kaydedilen tüm ilerlemelere rağmen, insanın bilişsel motor kabiliyetinin (hissetme) hâlihazırda devre dışı olduğunu görmekteyiz. Bu araştırmada, sanal ürün geliştirme sürecinde insanın bilişsel motor kabiliyetini prosese katarak inovatif insan-makine etkileşimli PLM haptik sistemi geliştirilmiştir. PLM haptik yaklaşımının geliştirilmesinde; tersinir mühendislik araçlarından, sensör ağlarından, insanın sinir sisteminden, sinyal işleme tekniklerinden, istatistik yöntemlerden, psikofizik prosedürlerden ve haptik teknolojiler gibi birçok disiplinden yararlanılır. İnsan-makine etkileşimi cıvata gevşemesi üzerine uygulanmıştır. Bilindiği üzere, çevresel ve operasyonel belirsiz koşullara maruz kalan mühendislik sistemlerinin barındırdıkları cıvatalar kritik koşullar altında bazen gevşeyip facia neden olabilirler. Bu da, mal kaybı, zaman ve hatta bazı durumlarda can kayıplarına neden olabilmektedir. Dolayısıyla, bu teknolojik mühendislik sistemlerinde oluşabilecek cıvata gevşemelerini tespit edip güvenliklerini ve bütünlüklerini korumak hayati derecede zaruridir. Araştırma, laboratuvar ortamında üretilen üç katlı alüminyum bir sistem üzerine uygulanmıştır. Üç katlı sistemdeki sanal hasar benzetim senaryoları her bir katta yer alan çerçevedeki cıvatanın gevşetilip lineer olmayan etki oluşturmasıyla yapılmıştır. Sistem, iki ray üzerinde sadece yanal yönde hareket edebilmekte ve zemin katı tek eksenli ve bant genişliği sınırlandırılmış tesadüfi frekanslarla (operasyonel ve çevresel ortam benzetimi için) elektromanyetik titreştirici aracılığıyla sarstırılmıştır. Her bir katta yer alan elemanın kenar bölgesine sistemin dinamik tepkilerini ölçmek ve bunları cıvata gevşeme teşhisinde kullanmak amacıyla tek eksenli ivmeölçer yerleştirilmiştir. Her bir durum için toplatılan ivmeölçer verileri, başlangıçta oluşturulan cıvata gevşeme konfigürasyonuna göre kategorize edilmiştir. Daha sonra, bu ölçüm verileri istatistiki örüntü algoritmalarında değerlendirilerek uygulanan yöntemlerin cıvata/cıvataların gevşemesini teşhis edebilme kabiliyetleri karşılaştırılmış ve elde edilen sonuçlar da tablo ve alıcı işletim karakteristik (AİK) eğrileriyle sunulmuştur. Her tekniğin sonucu AİK eğrisi altında kalan alan ve optimum doğru pozitif oranı (DPO) açısından değerlendirildiğinde ve en iyi başarının VOR modelinin ABA ile birlikte kullanılması sonucu elde edilmiştir. En sonunda, örüntü tanımadan elde edilen skorlar haptik uyarımlarla katılımcılar üzerinde uygulanıp katılımcıların bunları sanal ortamda algılama performansları test edilmiştir. Sonuç olarak PLM uygulamaları için önerilen bu haptik-PLM yaklaşımıyla, üründeki oluşabilecek hasarlar sezgisel olarak hissedebilmesi sağlanmıştır.;Sanal modelleme, haptik sistemler, cıvata gevşemesi, örüntü tanıma, yapı sağlığı izleme, vektör otoregresif modeli, tekil değer ayrışımı, Mahalanobis uzaklığı, asal bileşenler analizi, çevresel ve operasyonel belirsizlikler.;Virteal modelling, haptics systems, Bolt looseing, pattern recognition, structual health monitoring, vector-auto regressive models, singular value decomposition, Mahalanobis distance, principal component analysis, environmental and operational uncertainces
Damage Diagnosis of Bolt Loosening via Vector Autoregressive - Support Vector Machines
Developments in engineering techniques have concentrated on how to build better solu- tions for engineering structures in order to main the integrity and to reduce the costs in operations. Since the last two decades, advances in computational power have allowed machine learning algorithms to be applied as a powerful tool in anomaly detection problems, classification as well as in regression analysis. The objective of this study is to detect the damage using the vector auto regression model (VAR) coupled with support vector machines (SVM). A base excited three storey manufactured from an aluminium is investigated in a lab medium for various structural states. Accelerometers are fastened to the each corner of structure's f loor to collect time series data. Damage simulation scenarios in structure are per- formed by releasing the bolt load which cause the nonlinear effects. Once the sensors' meas- urements are collected for each state and organized to represent the appropriate scenario's label, they are processed in VAR model to obtain feature vectors such as residuals and VAR parameters. Then, SVM with optimal kernels are implemented on those features to classify and locate the damage. The results demonstrate that the VAR residuals shows a significant performance over VAR parameters once they are used as features in SVM technique. Moreo- ver, it is also found that detection performance rises as the number of damage increases
Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis
The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation
counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings
are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that
only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into
account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed
NUMERICAL ANALYSIS OF A PROJECTILE PENETRATION INTO THE HUMAN HEAD VIA MESHLESS METHOD
In recent years, physicists, engineers and medical scientists have tried to demonstrate the biomechanics of gunshot wounds with numerical methods and experimental observations. Currently, the finite element method (FEM) is the most widely used numerical method among the studies related to ballistic wound injuries. However, when the FEM is used for the penetration analysis, the path of the projectile in the skull is subjected to extremely large deformations which will introduce errors due to distortion of elements. To overcome this error, the meshfree technique was established to simulate the gunshot wound as a preliminary study in which the skull was modeled by smoothed particle hydrodynamics (SPH) and the projectile was modeled by nondeformable rigid elements. In order to simulate a realistic penetration phenomenon, orthotropic material properties were defined for different regions (forehead, zygomatic and mandible) with material principal axis along the surface of the bones. Human response to the ballistics impacts were determined in terms of force occurring along the pathway of the bullet in the skull, residual velocity of the projectile and penetration depth. The obtained results were compared with the data reported in literature. As a result, mechanical behavior of the head under ballistic impacts simulated by the SPH, compared well with the results determined by the data given in literature, which indicates the applicability of the SPH method as a powerful technique in simulating different gunshot wound mechanisms
- …
