35 research outputs found

    ANALISIS WACANA TEKS SKENARIO JALAN PERKAWINAN KARYA ARTHUR S. NALAN

    Get PDF
    A scenario is a blueprint or work script for the production team for a film or audio-visual work. It contains scenes, places, circumstances and dialogue. The object scenario becomes research in the text analysis carried out. In this research, the object of research is the screenplay for the film "Jalan Perkawinan" by Arthur S. Nalan. The screenplay for the film "Jalan Perkawinan" by Arthur S. Nalan, was the first winner of the screenplay writing competition held by the Ministry of Culture and Tourism of the Republic of Indonesia in 2006. The scenario "Jalan Perkawinan" contains travel stories or different romance/marriage stories regarding the background of the trip crossing Jalan Daendels from Anyer to Panarukan which displays various arts and culture of the archipelago. The research method uses qualitative research with Teun Van Djik\u27s discourse theory analysis approach which examines aspects of text, social cognition and social context. First, from the text aspect it can be seen that the scenario has a marriage theme of different nationalities and religions. Second, in the social cognition aspect, the scriptwriter\u27s knowledge, understanding and experience are very strong in the process of creating the scenario. Meanwhile, thirdly, in the social context aspect, people\u27s emotional feelings towards marriages of different nationalities and religions as well as historical events regarding the construction of Jalan Daendels are very visible. The discourse analysis carried out provides a complete understanding of the "Marriage Road" scenario in terms of the text as a social text, the text as the author\u27s knowledge, and the text in terms of understanding the context regarding the issues raised. Keywords: discourse analysis, arts, culture, film scenarios, marriage path

    TÜRKİYE'DE YAZILI BASINDA “ÇOCUK GELİNLER”İN TEMSİLİ

    Get PDF
    Kız ve erkek çocuklarının, çocukluk ve ergenlik dönemlerini tamamlamadan baskı ve şiddet yoluyla evlendirilmeleri olarak tanımlanan “çocuk evliliği”, çocuk istismarının bir türüdür. Erken yaşta zorla evliliklerden erkek çocukları da olumsuz yönde etkilenmekle birlikte, bu uygulamadan en çok kız çocukları zarar görmektedir. Söz konusu evlilikler nedeniyle kız çocukları bir taraftan eğitim hakkından mahrum kalırken, diğer taraftan da erken yaşta anne olmaya zorlandıkları için de sosyal ve siyasal yaşamdan dışlanmaktadırlar. Eşitsiz cinsiyet ilişkilerinin hakim olduğu toplumsal yapı içinde, kadın ve kız çocukların maruz kaldığı cinsel, duygusal ve fiziksel bir şiddet türü olan erken yaşta zorla evliliklerin diğer bir anlamı ise “çocuk gelin”ler sorununa işaret etmesidir. Bu çalışma, küresel çapta bir çocuk ve insan hakları ihlali olarak tanımlanan ve Türkiye' nin de önemli bir toplumsal sorunu olan “çocuk gelin”lerin gazete haberlerindeki temsiline odaklanmaktadır. Çalışmada, Ocak 2012-Kasım 2013 tarihleri arasında anaakım medyanın önemli temsilcilerinden Hürriyet, Posta ve Zaman gazetelerinde yer alan “çocuk gelin” haberleri analiz edilmiştir. Haberlerin analizinde Van Dijk'ın söylem çözümlemesi yönteminden yararlanılmıştır. Çalışmanın temel amacı, söz konusu gazetelerde çocuk gelinlere ilişkin yer alan haberlerin, sorunun çözümüne yönelik toplumsal duyarlılığın ve etkin kamu politikalarının üretilmesine yönelik herhangi bir açılım sağlayıp sağlamadığının ortaya konulmasıdır

    The discourse of devout Muslim women as a counter hegemonic discourse: Conflicts and refractions

    No full text
    The discourse of devout Muslim women after 1980 has been analyzed in this study through the axis of their struggle of hegemony against Kemalism, men in the Islamic community and women in headscarf with specific qualities.Muslim women formulated a set of demands on some domains related to public space, namely education, working life and political participation, and took part in Turkey?s political and cultural landscape with their own words and actions. By doing so, they have become visible actors of the struggle since 1980?s when Islamism has started to arise as counter hegemonic power. Contrary to men, Muslim women have also woman identity together with Muslim identity. This study analyzes how these women construct their social and political positions on discursive level in their struggle on three axis, and whether they produce alternatives against hegemonic significations.In devout Muslim women discourse strategies used against Kemalism, men in the Islamic community and women in headscarf are entirely different. Even so, the woman in headscarf that is placed in power position on discursive level in all three axis of struggle appears as educated, modern, civilized woman in headscarf living in city. Given the fact that the hegemonic signification created by Kemalist modernization project between modern woman without headscarf and traditional woman with headscarf is produced inversely by Muslim women discourse in the form of modern woman with headscarf, it is noticeable that Muslim women discourse makes a hierarchy between identities.Bu çalışmada Kemalizm'e, İslami cemaat içinde yer alan erkeklere ve belli özelliklere sahip başörtülü kadınlara karşı yürütülen hegemonya mücadelesi ekseninde 1980 sonrası dindar Müslüman kadın söylemi incelenmiştir.Eğitim, çalışma yaşamı, siyasete katılım gibi kamusal alana ilişkin bir takım taleplerle gündeme gelen, Türkiye'deki politik ve kültürel ortama kendi söz ve edimleri dahil olan Müslüman kadınlar, İslamcılık'ın karşı hegemonik bir güç olarak yükselişe geçtiği 1980'lerden itibaren mücadelenin görünür aktörleri olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Çalışmada erkeklerden farklı olarak Müslüman kimliklerinin yanı sıra kadın kimliğine de sahip olan Müslüman kadınların kendi toplumsal ve siyasal konumlarını söz konusu üç mücadele ekseni boyunca söylemsel düzeyde nasıl inşa ettikleri ve bu eksenler boyunca hegemonik anlamlandırmalara yönelik alternatif bir tasavvuru üretip\üretemedikleri çözümlenmiştir.Dindar Müslüman kadın söyleminde Kemalizm'e, İslami cemaat içinde yer alan erkeklere ve başörtülü kadınlara karşı hegemonya mücadelesi birbirinden tamamen farklı stratejiler üzerinden yürütülmektedir. Buna rağmen tüm bu mücadele eksenleri boyunca söylemsel düzeyde bir iktidar konumu sağlanmaya çalışılan başörtülü kadın; kentli, eğitimli, modern, medeni bir başörtülü olarak karşımıza çıkmaktadır. Kemalist modernleşme projesinin modern kadın-başı açık kadın\ geleneksel kadın-başörtülü kadın arasında yarattığı hegemonik anlamlandırmanın modern kadın-başörtülü kadın biçiminde tersinden yeniden üretildiği Müslüman kadın söylemi bu yönüyle kimlikler arasında yaratılan hiyerarşi ile maluldür

    Hunger strike debates in newspaper columns in Turkey

    No full text
    Bu çalışma, 12 Eylül 2012 tarihinde Türkiyenin farklı cezaevlerinde bulunan mahkumlar tarafından süresiz ve dönüşümsüz olarak başlatılan ve 18 Kasım 2012 tarihinde sona eren açlık grevi eylemlerinin köşe yazılarında tartışılma biçiminin çözümlenmesine odaklanmaktadır. Anadilde eğitim, mahkemelerde anadilde savunma hakkı ve Abdullah Öcalana yönelik uygulanan tecridin kaldırılması talebi ile başlatılan açlık grevi eylemleri 68 gün sürmüştür. Söz konusu taleplerin karşılanmasına yönelik başlatılan eylemler, gerek açlık grevi eyleminin kendisi gerekse de greve neden olan talepler nedeniyle kamuoyunda yoğun bir biçimde tartışılmıştır. Nitekim söz konusu talepler aynı zamanda Türkiyede son yıllarda sıkça gündeme gelen temel hak ve özgürlüklere ilişkin talepler olması nedeniyle önemlidir. Çalışma kapsamında 12 Eylül-20 Kasım 2012 tarihlerini kapsayan yetmiş günlük süre boyunca Türkiyede anaakım medyanın temsilcilerinden Radikal, Yeni Şafak ve Hürriyet gazetelerinde yer alan 143 adet köşe yazısı eleştirel söylem çözümlemesi ile analiz edilmiştir. Söylem kuramları ve kuramların temel yaklaşımlarını merkeze alan eleştirel söylem çözümlemesi ile açlık grevlerinin tartışıldığı köşe yazılarında söylemsel eklemlenmeler boyunca anlamların sabitlenmesine yönelik yürütülen hegemonya mücadelesinin düzeyleri açığa çıkarılmaya çalışılmaktadır. Açlık grevi eylemi ve eylemde öne sürülen taleplerin söz konusu üç gazetede yer alan köşe yazılarında anlamlandırılma biçimi aynı zamanda Türkiyede demokrasi ve temel hak ve özgürlüklerin de nasıl ele alınıp tartışıldığını göstermesi açısından önemlidir. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı toplumsal ve siyasal bir mesele olarak açlık grevi eylemi ve bu eyleme neden olan taleplerin köşe yazılarında tartışılma ve çerçevelendirilme biçiminin Türkiyede demokrasi, insan hakları ve temel hak özgürlüklerin tanınmasına ve sağlanmasına yönelik herhangi açılım olanağı yaratıp yaratmadığının incelenmesidir. Çalışmada açlık grevlerinin tartışılmasına ilişkin yürütülen söylem mücadelesi temel olarak iki düzeye ayrıştırılarak incelenmiştir. Açlık grevinin meşru bir hak arama talebi olarak görülmediği mücadelenin ilk düzeyinde eylemlerin meşruiyetini sarsmaya yönelik bir strateji olarak açlık grevinin anlamı, şiddet içeren bir eylem biçimi olarak sabitlenmeye çalışılmaktadır. Bu bağlamda mücadelenin bu ilk düzeyinde grevler, devletin bekasını tehdit eden, ulusun birlik ve bütünlüğü sarsmaya çalışan ve hükümeti yıpratmaya dayalı bir strateji olarak anlamlandırılmaktadır. Açlık grevi eylemlerinin meşru bir hak arama talebi olarak nitelendirildiği mücadelenin ikinci düzeyinde ise, mücadelenin ilk düzeyinde öne çıkan anlamlandırmaların yerinden edilmeye çalışıldığı görülmektedir. Mücadelenin bu ikinci düzeyinde açlık grevi belirli taleplerin karşılanmasına yönelik olarak başlatılan ve şiddet içermeyen siyasi bir eylem biçimi olarak işaretlenmektedir. Açlık grevlerini şiddet içeren bir eylem biçim olarak sabitlemeye çalışan anlamlandırmaların aksine mücadelenin bu düzeyinde grevler, Kürt kimliğine yönelik temel hak ve özgürlükler meselesi ekseninde tartışılmaktadır.This article was initiated to provide a resolution of the form of action-oriented discussions of the columns about the hunger strike started by prisoners in different prisons in Turkey, which started on 12th September 2012 and ended on 18th November 2012 in Turkey. Mother-tongue education and the right to use the mother tongue in courts for the right to defense and the isolation of Abdullah Ocalan, were the reasons fort he hunger strike to demand the removal of these took 68 days. Initiated actions to meet these demands, both the hunger strike and the reasons that caused the strike were intensively discussed in public. In fact these demands are very important due to the fact that the discussions were a part of the Turkeys recent agenda on fundamental rights and freedoms. The reasons for the 70 days lasting strike from 12th September to 20th November 2012 are subject to the critical discourse analysis of the 143 columns published in the mainstrean media newspapers Radikal, Hürriyet and Yeni Şafak. The discourse theories and theories centered on the basic approaches to critical discourse analysis and the discursive articulations of hunger strikes in the columns discussed, tend to try to reveal the struggle levels for the hegemony of common understanding. The hunger strike and the action of these claims put forward in the three newspapers in the format of the columns, theyve been addressed and discussed, puts an important understanding of democracy and fundamental rights and freedoms in Turkey. The main purpose of this study on a hunger strike as a matter of social and political action, supported by the columns requesting for debates, leads to show us if Turkeys creation and analyzation of democracy, human rights and fundamental freedoms or the rights of any initiative to ensure the recognition. The struggle for the study of discourse as the basis for the discussion of hunger strikes were studyied in two different parts. The first part of the struggle is that a hunger strike is not seen as a legitimate demand and as a strategy its legitimacy is undermined by trying to set the hunger strike as a form of violent action. In this context, the first level of the fight against strikes is indicated as a strategy of threatening the survival of the state, working to shake the nations unity and integrity, and to batter the government. Hunger strike action qualifies as a legitimate demand for redress is the second level of the struggle, the struggle is to try to over significations of the highlights of the first level. To meet the specific demands of the struggle for the second level of the hunger strike, it was initiated and marked as a form of non-violent political action. Contrary to struggle which indicates hunger strikes as a violent action, this level discusses the struggle to stabilize the basic rights and freedoms of the Kurdish identity issue

    Türkiye’de Sosyal Medya ve Gazetecilik Literatürü: Hakemli Dergi Makaleleri Üzerine Bibliyometrik Bir Analiz

    No full text
    Son yıllarda öne çıkan sosyal medya platformlarının yaygın kullanımı medya endüstrilerini, özellikle de gazetecilik/habercilik alanını doğrudan etkilemektedir. Bu etki ile bağlantılı olarak ulusal ve uluslararası literatürde sosyal medya ve gazetecilik/habercilik ilişkisini konu alan çalışmalarda hızlı bir artış gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye’de sosyal medya ve gazetecilik/habercilik ilişkisini konu alan akademik çalışmaların genel bir değerlendirmesini yaparak, alanın gelişim çizgisi ve temel eğilimlerini saptamak, alandaki kör noktaları açığa çıkartarak ileride yapılacak bilimsel çalışmalara katkı sunmaktır. Bu bağlamda çalışma kapsamında 2009-2021 yılları arasında sosyal medya ve gazetecilik/habercilik ilişkini konu alan Türkiye’de akademik hakemli dergilerde yayımlanmış 115 makaleye ulaşılmıştır. Bir literatür incelemesi olan bu çalışmada makaleler bibliyometrik analiz ve atıf analizinden yararlanılarak incelenmiştir. Çalışmanın en önemli bulgularından biri, makalelerin profesyonel ve kurumsal düzlemde değerlendirilebilecek konulara ağırlıkla yer verdiği, buna karşın kullanıcı boyutuyla ilgili çalışmaların sınırlı kaldığıdır. Bir diğer önemli bulgu ise makalelerde belirli sosyal medya platformlarına odaklanmak yerine sosyal medyayı bir bütün olarak değerlendiren çalışmaların çokluğudur. Çalışmanın bulguları bütün olarak değerlendirildiğinde makale sayısında görülen artışa rağmen Türkiye’deki sosyal medya gazetecilik/habercilik literatürünün konular, incelenen sosyal medya platformları, kullanılan araştırma yöntem ve teknikleri bakımından eşitsiz bir gelişim gösterdiği anlaşılmaktadır

    Islamist columnists discussing 'women in the public sphere': A discourse analysis of the Turkish press

    No full text
    Kejanlıoǧlu, Dilek Beybin (Dogus Author)Beginning with the so-called 'turban issue' in universities in the 1980s, public discussion about women in the public sphere in Turkey has arisen due to the veiled women's demand for a presence in public life. Since the banning of the veil in public life, Islamist columnists have been in a struggle against Kemalists to make the veil public, though there are different views on the limits of veiled women's visibility in public life. By analyzing the content of hundreds of columns in five pro-Islamist newspapers, each representing a different faction among Islamists since 1997, this article reveals both the Islamist discourse vis-à-vis the Kemalist discourse on the public sphere and the conflicting gendered discourses among Islamists. This article suggests that there is an ongoing hegemony struggle among Islamist columnists about the presence of veiled women in the public sphere, contrary to their common position in the hegemony struggle against Kemalists

    Urban Experience in Search of Time: Auto-Ethnographic Views On City and Memory

    Get PDF
    Bu çalışmada, kendine dair olanın yazıya dönüştürüldüğü, öznelliği ve araştırmacı etkisini reddetmeyen oto-etnografi aracılığıyla, üç karakterin iki farklı kente dair sahip oldukları deneyimler, anılar ve yaşantılar bir anlatı haline getirilmiştir. Belleğin ve yaşanılanın izinde karakterler, hem kendi tarihselliklerini, hem de ülkenin travmatik dönüşümünü, onlarda dolaylı olarak hissettirdiklerini açığa çıkarmaya çalışmışlardır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında, Aralık 2015 ve Mart 2016 tarihleri arasında çalışmanın yazarları tarafından ayrı ayrı alan notları tutulmuş, ardından söz konusu bu notlar yazarlar tarafından bir araya getirilerek temalaştırılmıştır. Alan notları kentin şimdiye ait olanın gözlenmesi ve daha önceki kente ilişkin deneyimlerle örülerek yazılmaya çalışılmıştır. Kent deneyimi ve Eskişehir ile Ankara'ya ait olan kişisel kayıp duyguları içsel bir bakışla ele alınmıştır. Üç farklı karakterin anıları ve alan notları kenti deneyimlemek üzerinden birleşmiş, kesişmiştir. Bununla birlikte çalışma, piyasa koşullarının ve neoliberal muhafazakarlığın hissedildiği bir dönüşüme maruz kalmanın yarattığı haller, değişimin hızı ve bireylerin bunu denetleyememesi ve aynı zamanda egemen güçlerin kent ekolojisine yoğun olarak sızmasının yazarlar üzerinde yarattığı duygulanım üzerinden yapılandırılmıştır. Bu bağlamda bu çalışmada oto-etnografi, kişisel olanı yazıyor olmanın ötesinde politik olanı açığa çıkarmanın bir aracıdır. Yazma süreci, hissedilen ama kavranamayan değişimin tüm açıklığıylakavranmasını sağlamıştır. Alan notları bir deneyim olarak kente ait olan imgeleri, kişisel ve politik olarak açığa çıkarmanın bir yolu olarak görülmektedir.This text consists of an auto-ethnographic narrative, which combines the experiences and memories of three characters in two cities. The auto-ethnographic method includes personal writings, and embraces subjectivity and the influence of the researcher. The characters trace their own experiences and memories in their historicity, and reveal their emotions in the process of a traumatic transformation of their society. The three writers of this text kept separate field notes independently from December 2015 to March 2016, and combined and thematized them later. The field notes consisted of recent observations of the present phase of the cities, and the writers' former urban experiences in those cities. The urban experience and feelings of personal loss belonging to Eskişehir (middle-sized city) and Ankara (capital city) have been handled with an inherent perspective. The memories and field notes of the three characters intersect in their urban experience, where the transformation of market conditions, neoliberal conservatism dominate. Their experiences are determined by their subjection to such fast and powerful transformation without their will and control, and the intense penetration of power into the cells of urban ecology. Autoethnography does not only demonstrate the personal, but also reveals the political in it. The self-writing process helps an apprehension of the transformation, which is otherwise felt but not grasped. The field notes work as a means to reveal the urban images in a personal and political way

    Applicability of Pedotransfer Models between Yield Parameters and Some Chemical Soil Properties of SoybeanPlant

    No full text
    Bu çalışmanın amacı, Çarşamba Ovasında yetiştirilen soya bitkisinin verim parametreleriyle (bitki boyu, bin taneağırlığı ve tane verimi) toprakların bazı kimyasal özellikleri arasındaki korelasyon ilişkilerine dayanarak, buözellikler arasında pedotransfer modellerin oluşturulması ve elde edilen modellerin ova topraklarında bitkiveriminin tahmininde uygulanabilirliğinin belirlenmesidir. Bu amaçla, ovanın çiftçiler tarafından soya tarımıyapılan arazilerinden rastgele örnekleme metodu ile alınan 40 toprak ve bitki örneklerinde analizler yapılmıştır.Soya bitkisinin bitki boyu, bin tane ağırlığı ve tane verimi değerleri sırasıyla; 88.33-127.27 cm, 164.10-242.91 gve 280.32-593.16 kg da-1 arasında değişmiştir. Soya bitki boyu değeriyle bin tane ağırlığı arasında önemli pozitif(0.476*); bitki boyu ile topraklardaki bakır (Cu) miktarı arasında ise çok önemli pozitif ilişkiler (0.484**)belirlenmiştir. Soya tane verimi değeri ile topraklardaki potasyum (K) ve fosfor (P) miktarları arasında önemlipozitif ilişkiler (0.384* ve 0.382*) saptanmıştır. Bitki boyu ile azot (N), P, K, organik madde (OM), katyondeğişim kapasitesi (KDK), elektriksel iletkenlik (EC), Cu), kireç (CaCO3) parametreleri arasındaki pedotransfermodeli istatistiksel olarak anlamlı (p=0.078), belirleme katsayısı (R= 0.721) yüksek; bin tane ağırlığı ile EC, OM,KDK, kalsiyum+magnezyum (Ca+Mg), N, P, K, CaCO3, sodyum (Na), Cu, çinko (Zn) parametreleri arasındakimodel istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamış, belirleme katsayısı (R= 0.664) yüksek; tane verimi ile EC,CaCO3, OM, N, P, K, Zn, Mn parametreleri arasındaki modelin performansı çok yüksek (R= 0.921; p= 0.000)olarak belirlenmiştir. Verim parametreleri ile toprakların kimyasal özellikleri arasındaki pedotransfer modelleringeçerliliğinin belirlenmesinde belirleme katsayısı (R), hata kareler ortalamasının karekökü (HKOK), uygunlukindeksi (d), modelin etkinliği (ME) birlikte değerlendirilmiştir. Deneysel verilere göre elde edilen pedotransfermodellerin geçerliliklerinin belirlenmesinde, modellerin oluşturulmasında kullanılan değerler dışındaki verilerdenkullanılmıştır. Elde edilen pedotransfer modellerin, ova topraklarında yetiştirilen soya bitkisinin verimparametrelerinin tahmin edilmesinde uygulanabilirliği mümkün gözükmektedir
    corecore