1,721,029 research outputs found
Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis
The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation
counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings
are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that
only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into
account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed
Variations on the Author
“Variations on the Author” discusses two of Eduardo Coutinho’s recent films (Um Dia na Vida, from 2010, and Últimas Conversas, posthumously released in 2015) and their contribution to the general question of documentary authorship. The director’s filmography is characterized by a consistent yet self-effacing form of authorial self-inscription: Coutinho often features as an interviewer that rather than express opinions propels discourses; an interviewer that is good at listening. This mode of self-inscription characterizes him as an author who is not expressive but who is nonetheless markedly present on the screen. In Um Dia na Vida, however, Coutinho is completely absent form the image, while Últimas Conversas, on the contrary, includes a confessional prologue that moves the director from the margins to the center of his films. This article examines the ways in which these works stand out in the filmography of a director who offers new insights into the notion of cinematic authorship
Appropriate Similarity Measures for Author Cocitation Analysis
We provide a number of new insights into the methodological discussion about author cocitation analysis. We first argue that the use of the Pearson correlation for measuring the similarity between authors’ cocitation profiles is not very satisfactory. We then discuss what kind of similarity measures may be used as an alternative to the Pearson correlation. We consider three similarity measures in particular. One is the well-known cosine. The other two similarity measures have not been used before in the bibliometric literature. Finally, we show by means of an example that our findings have a high practical relevance.information science;Pearson correlation;cosine;similarity measure;author cocitation analysis
Dispelling the Myths Behind First-author Citation Counts
We conducted a full-scale evaluative citation analysis study of scholars in the XML research field to explore just how different from each other author rankings resulting from different citation counting methods actually are, and to demonstrate the capability of emerging data and tools on the Web in supporting more realistic citation counting methods. Our results contest some common arguments for the continued
use of first-author citation counts in the evaluation of scholars, such as high correlations between author rankings by first-author citation counts and other citation
counting methods, and high costs of using more realistic citation counting methods that are not well-supported by the ISI databases. It is argued that increasingly available digital full text research papers make it possible for citation analysis studies to go beyond what the ISI databases have directly supported and to employ more
sophisticated methods
koamabayili/VECTRON-author-checklist: VECTRON author checklist
We have done our best to complete the author checklist relating to the use of animals in the hut study. Note that the objective for the hut study was to evaluate the IRS treatment applications for residual efficacy against Anopheles mosquitoes, including the local An. coluzzii mosquito population. Cows were only used to attract mosquitoes into the huts and no tests were carried out directly on the cows. The author checklist is intended for use with studies where experiments are carried out on animals, which is why we have had such difficulty in completing this for the hut study, as many of the questions do not relate to how the cows were used
Retrospektif bir çalışma
Amaç: Endovasküler tedavi açık cerrahiye uygun olmayan abdominal aort anevrizmalı hastalar için alternatif bir tedavi yöntemidir. Endovasküler tedavi yöntemlerinden biri olan chimney tekniğinin sonuçlarının yüz güldürücü olması, ucuz olması, fenestre stentlere ve hibrid yönteme göre avantajlarının bulunması bu yöntemin daha fazla tercih edilme sebebidir. Bizim çalışmamızda amaç, kısa boyunlu jukstarenal aort anevrizmalarının greft stent ile endovasküler tedavisinde chimney tekniğinin sonuçlarının değerlendirilmesidir. Gereç-Yöntem: Çalışmaya Ocak 2008- Nisan 2013 tarihleri arasında abdominal aort anevrizması nedeniyle girişimsel radyoloji bölümünde chimney tekniği uygulanarak endovasküler greft stent yöntemi ile tedavi edilen; preoperatif ve postoperatif bilgisayarlı tomografi anjiografi (BTA) görüntüleri dijital radyoloji arşiv sisteminde kayıtlı olan jukstarenal aort anevrizmalı 17 hasta alındı. Hastaların preoperatif ve postoperatif dijital subtraksiyon anjiografi (DSA) ve BTA görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Sonuçlara göre chimney tekniği kullanımının sonuçları tartışıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 17 hastanın (tamamı erkek) yaş ortalaması 68.94±9.46'dır. Anevrizma etiyolojisinde 14 hastada ateroskleroz, 3 hastada ise vaskülit yer almaktaydı. 4 hastada operasyon öncesi anevrizma rüptürü mevcuttu. Hastaların anevrizma boyun uzunluğu ortalaması 3.02±2.8 mm (0-9 mm), operasyon sonrası takip süresi ortalaması 6.86±4.60 ay (1- 16 ay) idi. Preoperatif ve postoperatif 6 ve 12.ay anevrizma çap ortalamaları arasında anlamlı fark bulundu (p<0.05). 17 hastaya planlanan toplam 28 chimney stent girişiminin 2'sinde chimney stentlerin yerleştirilmesi başarısızlıkla sonuçlandı (Başarı oranı %92.86). Başarılı olunan 15 hastanın 10'unda bilateral renal artere, 3'ünde sol renal artere, 2'sinde sağ renal artere, 1'inde SMA'ya chimney stent yerleştirildi. Takipte 3 hastada endoleak (2 hasta Tip IIA, 1 hasta Tip IA), 3 hastada toplam 4 arterde ise tromboz gelişti. 3 hastada ise hemodiyaliz gereksinimi oluşturmayan kreatinin değerlerinde yükselme izlendi. Sonuç: Jusktarenal aort anevrizmalı bireylerin EVAR ile tedavisinde chimney yönteminin kullanımı başarılı bir yöntemdir.Artan olgu sayısı ve deneyime paralel olarak jukstarenal aort anevrizmalarının endovasküler tedavisinde chimney yönteminin kullanımı daha yaygın olacaktır
Hemodializ hastalarında arteriyovenöz fistülerinin değerlendirilmesinde çok kesitli bt anjiografinin yeri
Amaç: Bu çalışmada ÇKBTA'nin arteriovenöz fistül girişin ve fistül işlev bozukluklarının etiyolojisinin anlaşılmasındaki faydasına amaclanmıştır. Bu çalışmada ÇKBTA'nin hemodiyaliz amacıyla açılmış endojen AVF ve AV greftin işlev bozukluğun değerlendirilmesindeki yayarını ortaya çıkarmak amaclanmıştır. Ayrıca vücudun diğer bölgelerinde sık kullanılan MPR, MİP, MinİP ve VRT gibi üç boyutlu rekonstrüksiyon işlemlerin üst ekstremite vasküler yapılarını değerlendirmedeki katkısını ortaya koymaktır. Bu rekonstrüksiyon görüntüleme yöntemleriyle klinisyene daha anlaşılır bilgeler ve görüntüler sunulmaktadır. Gereç-yöntem: Bu retrospektif çalışmada Augustos 2010-Temmuz 2012 tarihleri arasında EÜTF Hasatanesi Radyoloji bölümüne başvurarak üst ekstremite ÇKBTA tetkiki yapılan 60 KBY li olgu incelendi. Hastaların yaşları 29-83 arasında değişmekteydi. Hastaları 40'ğı erkek, 20'si kadındı. Fistülü kullanma süresi 20 gün ile 12 yıl arasında değişmekteydi. Hemodiyalize girme süreleri 6 ay ile 20 yıl arasında değişmekteydi. Hastalar prone pozisyonda ilgili üst ekstremite başın yukarısına alınarak BT masasına yatırılmasından sonra fistül olmayan üst ekstremiteden 20 veya 18 gauge iğne ile intravenöz damar yolu açıldı.Tüm tetkikler 64 dedektörlü dual source'lü spiral BT cihazı(Siemens Somaton Defination, Germany) ile yapıldı. Kontrast madde düşük osmalariteye sahip noniyonik kontrast maddeler olarak kulanıldı. Otomatik injektör sistemi ile 4 cc/cn hızla (toplam 80-100cc) kontrast madde verilrek bolus tracking ve Care dose programı ile MDBTA tetkiki yapıldı. Elde olunan görüntüler 1 mm kesit kalınlığında koronal ve sagital yönde rekonstrukte edildi. Aksiyel görüntülerde interpolatif rekonstrüksiyon, yumuşak doku filtersi ile arteriyel fazdaki görüntüler için 1 mm ile yapıldı. Bu kaynak görüntülerden görüntülerden sagital MİP, koronal MİP ve VRT görüntüleri elde edildi. MDBTA görüntülerde: Fistül lokalizasyonu, venöz anevrizma, venöz darlık, venöz oklüzyon, santral ven oklüzyonu, santral ven stenozu, arteriyel psövdoanevrizma ve arteriyel stenoz gibi vaskülar patolojiler değerlendirildi. Bulgular: İncelenen fistüllerin 24 tanesi sağ üst ekstremite, 36 tanesi sol üst ekstremiteydi. Fistülerin 10 tanesi greftli fistül, 52 tanesi nativ fistüldü. İki hastada ikişer adet nativ fistül mevcuttur. Bu fistüllerden arteriovenözfistül greft dışında 22 tanesi el-bilek,30 tanesi antekübital fossa düzeyindedi. ÇKBT-fistülografi tetkikinde nativ arteriovenöz fistül olguların %35de (n:33) venöz (sefalik, brakiosefalik, basilik, subklavian) stenoz , %27 (n: 25 )venoz oklüzyön saptandı. Venöz stenozların %48 sefalik drenaj veninde, %30 basilik veninde, %12 subklavian vende, % 1 brakiosefalik vendeydi. Nativ arteriovenöz fistül olgularda venöz oklüzyonların %68 sefalik drenaj veninde , %28 santral ven seviyesindeydi. Arteriyovenöz fistül greft olguların beşinde greftin venöz anastomozunda darlığı mevcuttur. Arteryel anastomoz stenozu hiçbir olguda yoktu. Bir olguda greft total trombozeydi. Sonuç: Çok kesitli bilgisayarlı tomografi anjiografi ÇKBTA çeşitli hemodiyaliz vasküler erişim anormallikleri tespit etmek hızlı ,konforlu ve en önemlisi noninvaziv bir tanı yöntemidir. Konvasyönel fistülografi ile tespit edilemeyen arteriyal vasküler patolojiler ÇKBTA ile ortaya konabilir. Özelikle parsyel tromboze anevrizmalar. Ayrıca hemodiyalis hastalarında ortaya çıkan komplikasyonların değerlendirilmesinde diğer modalitelere göre daha ekonomik bir yöntem olup, hastaların tekrar cerrahi ve PTA yapılması gerektiren durumların belirtilmesinde değerli bilgiler sağlamaktadır
Plak karakteristikleri ve plak protrüzyonu arasındaki ilişki
AMAÇ: Deneysel ortamda (ex-vivo) karotis plağı parçalarının balon ve stent sonrası stent aralıklarından lümene protrüde olup olmayacağı, protrüzyon miktarı ile plak karakterizasyonu arasındaki olası ilişkiler ve akut/subakut stent oklüzyonunda bu protrüzyonun olası mekanik katkısı bilgisayarlı tomografi ve video-endoskopi kullanılarak araştırılacak ve literatürde bu konuda yapılmış diğer çalışmalarla uyumuna bakılacaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: 2010 yılında, endarterektomi ile parçalanmadan çıkartılmış 15 karotis plağı çalışmaya dahil edildi. KAS modelinde damar yerine 8 mm çaplı PTFE vasküler greft, stent olarak 7 mm çaplı karotis Wallstent (Boston Scientific) ve poststent anjioplasti için 5x20 mm balon kullanıldı. Plak anatomisine uygun olarak greft içine yerleştirildikten sonra stent implantasyonu ve anjioplasti işlemi yapıldı. Ardından model çokkesitli BT ile tarandı, fiberoptik endoskop yardımıyla da lümen içinden görüntülendi. BT’de kalsifikasyon varlığı ve stent çapı, video-endoskopik görüntülerde plak materyalinin lümene protrüzyon sayısı ve protrüzyon yükü belirlendi. İstatistiksel hesaplamada Fisher Exact testi, Mann-Whitney U testi ve tekli/çoklu korelasyon analizleri kullanıldı. BULGULAR: Toplam 12 erkek ve 3 kadın hastadan elde edilen plakların 8 tanesi asemptomatik 7 tanesi semptomatikti. Lümene protrüzyon gösteren plak materyali ortalaması 12.13 bulundu. Bu değer semptomatik plaklarda 15.0, asemptomatiklerde 9.62 olmasına karşın istatistiksel anlamı sağlamadı. İstatistiksel anlam şunlarda ortaya çıktı: Semptomatik plaklar daha hafifti, kalsifikasyon daha ağır ve asemptomatik plaklarda vardı, asemptomatik plaklar stenti daha fazla deforme ediyordu. Dansite ile protrüzyon sayısı arasında pozitif korelasyon vardı. SONUÇ: Ex-vivo KAS sonrası tüm plaklar stent boşluklarından lümene protrüzyon göstermektedir ancak bu protrüzyon semptomatik plaklarda daha fazladır. Asemptomatik plaklar stenti daha fazla deforme etmektedir. Semptomatik plakların daha hafif, daha az kalsifik olduğu bulundu. Sonuçlarımız literatürdeki benzer çalışmaların sonuçlarıyla uyumlu bulundu
- …
