599 research outputs found
Süt sektöründe toplam kalite ve İSO uygulamaları
Turhan, İlkay (Arel Author) --- 8. Gıda Mühendisleri Kongresi, Ankara, 7-9 Kasım 2013.
Why did it work this time: a comparative analysis of transformation of Turkish economy after 2002
Turkey had several unsuccessful stabilization efforts during 1980s and 1990s. Thanks to policies that were put into practice after the 2001 crisis, which constitutes a turning point for Turkish economy, fiscal discipline was restored, single digit inflation was reached, and yet growth rate was doubled compared to the previous decade average. As a result investment climate improved and the economy benefited from substantial amount of foreign direct investment and other long-term capital inflows. However these developments had some adverse side effects as well. Real appreciation of domestic currency, deterioration of trade balance, and increasing private indebtedness generated vulnerability for sudden stops. Beside, increasing global integration and very rapid shift in the economic circumstances caused difficulties for traditional sectors. This paper analyzes the Turkish experience after 2001 and identifies underlying dynamics of the restructuring program, while denoting the costs of this transition. Turkish case provides evidence in favor of disinflation programs combined with sound fiscal policies in spite of some adverse effects in the short run.Turkish Economy, Crisis, Stabilization Policy, Macroeconomic Performance
İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası
Öz:
Vehhâbîliğin kurucusu Muhammed b. Abdülvehhâb (ö.
1206/1792) içtihat kapısının açık olduğunu söyleyenlerin tarafında yer alır.
Ona göre hakikatin bilgisinin devamı içtihadın devamlılığına bağlıdır ve her
dönemde, o dönemin sorunlarına uygun şekilde nasları yorumlayacak müçtehitler
bulunur. Sonraki ulemâ da içtihatla ilgili düşünceleri bu zeminde
geliştirmiştir. Vehhâbî düşüncesi; mezhebi, sistematik bir bütün olarak tarif
etmez. Onlara göre mezhep içtihada konu olabilen meselelerde müçtehitlerin
delile dayalı olarak tercih ettikleri hükümdür. Bu yaklaşımla “Mezhebimiz Ahmed
b. Hanbel’in (ö. 241/855) mezhebidir” sözünden ne kastedildiğini anlatmaya
çalışmışlardır. Bu kabul edişin diğer mezhep mensuplarının yaptığı gibi mezhep
imamlarının sözlerinin Kitap ve sünnetin önüne geçirilmesi anlamındaki taklit
olmadığı ileri sürülmüştür. Gerek Vehhâbîliğin kurucusu Muhammed b.
Abdülvehhâb, gerekse tabileri içtihat, mezhep, taklit, ittiba, ihtilaf
hususundaki düşüncelerini Hanbeli mezhebi, İbn Teymiyye (ö. 728/1328) ve İbnü’l-Kayyim’in (ö.
751/1350) kullandığı delillere dayandırarak temellendirmişlerdir. Bizim bu
makaledeki amacımız ise Vehhâbî düşüncesini oluşturan ilk kaynaklarda içtihat,
taklit, mezhep, ihtilaf gibi mevzulara nasıl yaklaşıldığını tespit etmektir. İlk
dönem Vehhâbî kaynaklarında ıstılahî anlamda fıkhî tanımlamalar bulmak mümkün
değildir. Konular ya bir sorunun/fetvanın ya da bir eleştirinin cevabı
çerçevesinde ele alınmıştır. Bu sebepten dolayı yöntemimiz ilk dönem
düşünürlerin görüşlerinden hareketle “İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın
Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası” ilgili bir sonuca ulaşmak
şeklinde olacaktır.
Özet: İslâm dünyasında ıslah düşüncelerinin ortaya
çıktığı dönemlere yakın bir zamanda başlayan Vehhâbî hareketinin onlarla bağı
ve benzerliği birkaç sebepten dolayı tereddütle karşılanmıştır. Vehhâbî
hareketi mensuplarının, insanların inancının ıslahı konusunda toleranssız
olmaları ve tekfir kavramını çok fazla kullanmaları bu sebeplerin başında
gelmektedir. Diğer bir sebep ise Muhammed b. Abdülvehhâb’ın (ö. 1206/1792)
hiçbir dinî disiplini ve kişiyi otorite olarak kabul etmemesidir. Vehhâbî
düşünürlerin inanca ilişkin yerleşik uygulamalara, içtihada, taklide, mezhep
taassubuna karşı geliştirdiği tepki ve söylemler, birçok itirazı ve eleştiriyi
beraberinde getirmiştir.
Vehhâbîliğin kurucusu Muhammed b. Abdülvehhâb içtihat
kapısının açık olduğunu söyleyenlerin tarafında yer alır. Ona göre hakikatin
bilgisinin devamı içtihadın devamlılığına bağlıdır ve her dönemde, o dönemin
sorunlarına uygun şekilde nasları yorumlayacak müçtehitler bulunur. Ona göre
naslarda doğruluğu beyan edilmemiş bir takım ihtilaflı meselelerde bir müminin
bütün gayretini Allah ve Resûlü’nün emrini anlamaya sarfetmesi ve onunla amel
etmesi gerekir. Muhammed b. Abdülvehhâb Kur’an ve sünneti anlamak için müçtehit
olma şartını aramaz. O yüzden müçtehit olmayanların dinin hükümlerini anlamak
için bir mezhebi taklit etmesinin gerekli olduğunu iddia edenlere karşı
çıkmıştır. Ona göre Kur’an ve sünneti anlamak için istitâati olan herkes
içtihat etmelidir. Allah’a ve Kur’an öğretilerine karşı insan yapımı hukuka
körü körüne bağlılık şirkin bir benzeridir. Fakihler insandırlar ve yanılmaz
değildirler. Sonraki ulemâ da içtihat ve taklitle ilgili düşüncelerini bu
zeminde geliştirmiştir.
Vehhâbîler, ulemânın taklit edilmesini tamamen
reddetmediklerini, kabul etmedikleri şeyin mutlak müçtehitlerin dışında
kimsenin içtihat edemeyeceği iddiası olduğunu söylemektedirler. Delile
dayanarak bir görüşü kabul etmek anlamındaki ittibâı delile rağmen taklit
etmekten ayıran Vehhâbî ulemâ, fetva verme ve fetvayı kabul etme kriterlerini
içtihat etmek ve Kur’an ve sünnetten delili olana veya iki asla muvafık olan
âlimlerin kavline ittibâ şeklinde belirlemiştir.
Vehhâbîler’e göre usûlde yani akaid sahasında içtihat
caiz olmadığı gibi taklit de câiz değildir. Kişinin akaid ve ibadetler
konusunda Allah ve Resûlü’nün neyi emrettiğini, neyi yasakladığını öğrenmesi
gerekir. İbn Abdülvehhâb fürûda taklidi ise birçok görüşten, kaynaklara
ulaşamama ve onları değerlendirmeye vakit bulamama gibi zaruri durumlarda câiz
olduğunu kabul etmiştir.
Muhammed b. Abdülvehhâb’a göre ümmetin âlimlerinin
ihtilâfının rahmet olduğu düşüncesi bâtıldır. Ona göre âlimlerin ittifakı
hüccet, birliği rahmettir. Buna rağmen ihtilaf edilen bir meselede izlenecek
yol, meselenin ilk etapta mezhep görüşlerine değil Kur’an ve sünnete arzıdır.
İhtilafın sahasını da belirleyen Muhammed b. Abdülvehhâb selef ve halefin,
nassın beyan etmediği fürû konularında ihtilâf ettiğini; bu tür meselelerde
mümine düşen görevin Allah ve Resûlü’nün kastının ne olduğunu araştırmak, hata
etse bile ulemâya saygı göstermek olduğunu söylemiştir. Ancak ona göre ulemâya
saygı göstermek ihtilâflı meselelerde delile rağmen, “onlar bizden daha iyi
bilirler” demek şeklinde değildir.
Vehhâbî
düşüncesi; mezhebi, sistematik bir bütün olarak tarif etmez. Onlara göre mezhep
içtihada konu olabilen meselelerde müçtehitlerin delile dayalı olarak tercih
ettikleri hükümdür. Bu yaklaşımla “Mezhebimiz Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855)
mezhebidir” sözünden ne kastedildiğini anlatmaya çalışmışlardır. Bu kabul
edişin diğer mezhep mensuplarının yaptığı gibi mezhep imamlarının sözlerinin
Kitap ve sünnetin önüne geçirilmesi anlamındaki taklit olmadığı ileri
sürülmüştür. Muhammed b. Abdülvehhâb ve tâbileri hareketin beşinci ve yeni bir
mezhep olmadığını, Hanbelî mezhebine mensup olduklarını kimseyi fıkhî, kelâmî,
sûfî herhangi bir oluşuma yönlendirmediklerini birçok yerde vurgulamaktadır.
Bununla birlikte mezheplerin din olmadığını, yeni bir mezhep amaçlansa bile
bunun sakıncası olmayacağını söylemektedirler. Mezhep taassubu olmaksızın
Hanbelîlik vurgusu yapılmakla birlikte delilin kuvvetli olduğu yerde diğer
mezhep görüşlerinin alınmasının zaruri olduğu ifade edilmektedir. Hanbelîlik
vurgusu ile yeni bir mezhep olmadıkları söylemlerini de desteklemiş
olmaktadırlar. Ancak aklî ve naklî delilleri kabul etme ve kullanma usûlü
konusunda Hanbelî mezhebi hakkındaki genel tasvir, diğer mezheplerden daha katı
bir yaklaşıma sahip olduğu şeklindedir. Buna bağlı olarak da Vehhâbîler, tasvir
biraz daha katılaştırılarak tanımlanmaktadır.
Muhammed b. Abdülvehhâb, mezheplerin belirli
hükümlerini almak yerine hükme varmak için onların metodolojilerini kullanmış,
taassubu ve mezheplerin neredeyse Allah’a eşit derecede otorite olmasını
reddetmiş hükümlerinin alınmasını kabul etmiştir. Kitap, sünnet ve icmâ birinci otorite kabul
edilmiş ve ümmetin cumhuruna aykırı olunmadığı müddetçe dört mezhep inkâr
edilmemiştir. Delilin bulunduğu yerde başka bir mezhebin hükmüyle amel etmek
konusunda İbn Teymiyye’ye (ö. 728/1328) tâbi olan Vehhâbîler, hiçbir sebep
yokken veya dünyevî bir sebeple mezhep değiştirmenin câiz olmadığı
görüşündedir.
Vehhâbîler mezheplerin inkârı şeklinde açık bir tutum
sergilememekle birlikte, hükümlere doğrudan ulaşma, delile uygun hüküm hangi
mezhepte ise alma gibi söylemleriyle mezhepler üstü bir yaklaşım
geliştirmişlerdir. Nitekim bu konuda yapılan eleştirilerden biri de, her bir
mezhepten kendilerine uygun buldukları görüşleri aldıkları kalanları ilga
ettikleridir.
İlk dönem Vehhâbî ulemâsı içtihat, taklit, mezhep,
ittiba, ihtilaf gibi hususlardaki düşüncelerini Hanbelî mezhebi, İbnü’l-Kayyim
(ö. 751/1350) ve özellikle İbn Teymiyye’nin kullandığı delillere dayandırarak
temellendirmişlerdir. Bu sebepten dolayı kendilerine has bir düşünce sistemine
sahip olduklarını söylemek mümkün değildir. Bu husus da dikkate alındığında
makale konusu olan meselelerde Vehhâbî düşünürlerin hemen hepsinin yönteme dair
yaklaşımlarını üç maddede toplamak mümkün görünmektedir. Birincisi dinin
hükümlerini anlamak için istitâati olanın içtihat etmesinin zaruriliği,
ikincisi ihtilaf durumunda meselelerin Kur’an ve sünnete arzı; üçüncüsü delilin
varlığının her türlü mezhep görüşünü geçersiz kılmasıdır
Morphological connection of Trabzon region with Tatar Turkish literary writing language
YÖK Tez No: 635929Teknolojik gelişmelerin hız kazanmasıyla erimeye yüz tutmuş dil özelliklerinin çeşitli dil çalışmalarıyla muhafaza edilmesi amaçlanmıştır. Bu minvalde oluşturulan çalışmaların çoğunluğunun yazı diline yönelik olduğu görülmektedir. Lehçeler, bir dilin çok eski dönemlerinde coğrafi ve kültürel etmenler sebebi ile o dilden ayrılmış olan kollarıdır. Lehçeler, zamanla ses, söz dizimi ve söz varlığı bakımından değişikliğe maruz kalabilirler. Ağızlar ise mensup oldukları dilden, lehçelere oranla daha yeni zamanda ayrılmış olan dilin bölge kollarıdır. Ağızlar, bir lehçenin edebi diline oranla farklı söyleyiş biçimlerinde ortaya çıkarlar. 11. yy. itibariyle Anadolu'ya yerleşen Oğuz boylarının çeşitli ağız özelliklerine sahip olması, Anadolu'da ağız özelliklerinin çeşitlenmesine sebep olmuştur. Bununla birlikte diğer unsurların da etkisi göz önünde bulundurulduğunda çeşitliliğin arttığı görülebilir. Bu ağızlar gösterdikleri benzerlikler, tarihi unsurlar, etnik yapılanma bakımından gruplaşmalar oluşturmuştur. Çağdaş Türk Lehçelerinin en kalabalık grubu olan Kıpçaklar ise çok geniş bir coğrafyaya yayılmışlardır. Bu grubun üyesi olan Tatar Türkçesi, büyük çoğunlukla Tataristan'da olmak üzere; Başkurdistan, Bulgaristan, Kazakistan, Romanya, Çin, Finlandiya, Ukrayna, Kırgızistan, Azerbaycan, Tacikistan ile Türkiye'de konuşulmaktadır. Özellikle Anadolu'nun Kuzeydoğu Bölgesi'nde yer alan Trabzon bölgesinin çeşitli etnik unsurlara sahiplik etmesi Trabzon ağzını diğer ağızlardan ve yazı dilinden ayırır. Bu çalışmada, Türk dilinin Kıpçak Grubu içerisinde yer alan Tatar Türkçesi, yazı dili yönünden ele alınırken; diğer taraftan ise Oğuz Grb.içerisinde yer alan Türkiye Türkçesinin kuzey doğu ağzı olan Trabzon yöresi ağzı özelliklerinin benzer – farklı yönleri morfolojik mukayese temelinde ele alınmıştır. Çalışmaya konu olan Tatar Türkçesinin karşılaştırma temelli olarak Trabzon yöresindeki yakınlığı tespit edilip, bölge ağzındaki morfolojik özelliklerde gün yüzüne çıkarılmaktadır.The language features that have melted as technolojical developments gain momentum are intended to be preserved with various language studies. It is observed that the majority of the studies carried out this style are directed towards the written language. Dialects are the branches of a language that have been separated from that language due to, geographicaland cultural factors in ancienttimes. Dialects may undergo changes overtime in terms of voice, lexical presence, and syntax. The vernacular speeches are regional branches of the language that have been separated from the language they belong to in more recent times than the dialect. The vernacular speeches appear in different forms of utarance compared to the literary language of a dialect. The Oghuz tribes that settled in Anatolia in the eleventh century caused a variety of vernacular speechs features. However, considering the influence of oyher factors diversity can be seen to increase. These vernacular speech formed groupings in terms of their similarities, historical factors and ethnic development. The Kipchaks, the most populous group of contemporary Turkish dialects, have spread over a wicle area. Tatar Turkish, which is a member of this group, is mostly in Tatarstan.; it is spoken in, Bashkortostan, Bulgaria, Kazakhstan, Romania, China, Finland, Ukraine, Kyrgystan, Azerbaijan, Tajikistan and Turkey. Especially in the northeast region of Anatolia, Trabzon region has a variety of ethnic factors that distinguish the vernacular speech of Trabzon from other vernacular speechs and the written language. In this study, the analysis of Tatar Turkish in Kipchak Turkish language group in terms of writing language, on the other hand, similar and different aspects of Trabzon region local speech of Oghuz group, were examined on the basis of morphological comparasion. The comparasion based proximity of Tatar Turkish in Trabzon region is determined and morphological features in the vernacular speech of the region are revealed
Semantic web application: Ontology-driven recipe querying
ÖZET DİL İSTATİSTİKLERİ KULLANILARAK SÜTUN YERDEĞİŞTİRMELİ ŞİFRELEME ÇÖZÜMLEMESİ YILMAZ, Evren Gökhan Yüksek Lisans Bitirme Projesi, Uluslararası Bilgisayar Enstitüsü, Bitirme Proje Yöneticisi: Prof. Dr. Mehmet Emin DALKILIÇ Eylül 2004, 30 sayfa Bu projede, sütun yerdeğiştirmeli şifreleme yöntemi ile şifrelenmiş metnin, o metine kaynak olan dilin üciti harf istatistikleri kullanılarak çözümlemesi mcelenmiştir. Şifreli metinlerin çözümlenmesi için mevcut yöntemler incelenmiş, geliştirilen algoritmalar bilgisayar ortamında programlanmış ve kullanıcı etkileşimi ile güçlendirilmiştir. Proje kapsamında kaynak dil olarak Türkçe ve İngilizce kullanılmıştır. Geliştirilen program, metin uzunluğu 50-500, anahtar uzunluğu 5-16 karakter arasında değişen 40 İngilizce ve 40 Türkçe şifreli metnin üzerinde test edilmiş, İngilizce için % 97.5 ve Türkçe için % 97.5 başaran elde edilmiştir. Yine dil istatistiklerinden ve elde edilen test sonuçlarından yararlanılarak, yerdeğiştirmeli şifreleme çözümlemesi için otomatik olarak anahtar uzunluğu tahmin eden bir algoritma geliştirilmiş ve programa entegre edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sütun yerdeğiştirmeli şifreleme yöteminin çözümlemesi, dil istatistikleri, ikili harf sıklık bilgileri, otomatik anahtar uzunluğu tahmini.vn ABSTRACT CRYPTANALYSIS OF COLUMNAR TRANSPOSITION BY USING LANGUAGE STATISTICS YILMAZ, Evren Gökhan MSc. Graduation Project, International Computer Institute, Supervisor: Prof. Dr. Mehmet Emin DALKILIÇ September 2004, 30 pages In this project, the cryptanalysis of columnar transposition cipher has been examined. To break cipher text, the digraphs (the frequency values of two letter combinations) of the language which is the source of the cipher text are used. The existing analysis methods are examined, algorithms are programmed on a computer platform and empowered with user interaction. In the project scope, Turkish and English languages are used as source languages. The program developed has been tested with 40 English and 40 Turkish cipher texts whose lengths are from 50 to 500 and whose keys lengths are from 5 to 16 characters. For English 97.5 % success and for Turkish 97.5 % success ratios are obtained. By using language statistics and test results of our program, an automatic key length determining algorithm for transposition cipher cryptanalysis has been developed and integrated into program. Keywords: Columnar transposition cryptanalysis, language statistics, digraph frequencies, automatic key length detection
Aspect-Based Sentiment Analysis in Turkish
Çoğu müşteri bir ürünü satın almayı düşündüklerinde, o ürünü daha önceden satın almış ve kullanmış diğer tüketicilerin inceleme ve yorumlarına güvenir. İnsanların fikir ve tercihlerini online platformlarda paylaşması yaygınlaştıkça, bu devasa bilgi kaynağı şirketlerin ürünleri hakkında geri bildirim alabilmeleri için çok değerli hale gelmiştir. Bu yüzden araştırmacılar, veri madenciliği ile duygulardan yararlı bilgileri ayrıştırmak gibi önemli bir amaç edinmişlerdir. Bu tezin hedefi, bir akıllı telefon hakkındaki Türkçe incelemelerin duygu sınıflarının belirlenmesi için doğal dil işleme kullanılarak; performans, fiyat ve kamera hedefleri bazında hedef-tabanlı duygu analizini gerçekleştirmektir. Kullanılan teknikler veri ön işlenmesi, açık ve kapalı özellik çıkarımı ve bunların ilgili hedeflere gruplanması, kelime ve kelime grupları seviyesinde sözlük tabanlı duygu analizidir. Sonuçlar, incelenen hedefler için en yüksek kesinlik, duyarlılık ve F1 ölçümü değerlerinin sırasıyla %93, %94 ve %93 olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar bizim çalışmamızın, diğer Türkçe hedef tabanlı duygu analizi çalışmalarıyla karşılaştırıldığında, kayda değer bir performansa sahip olduğunu ortaya çıkarıyor.Most customers rely on reviews and comments of other consumers that already purchased and used the products that they intend to purchase. As the sharing opinions and preferences of people on online platforms are widespread, these huge data sources are highly valuable to companies to gather feedback on their products. Therefore, researchers have an essential data mining goal to extract useful information from sentiments. In this thesis, the aim is to perform an aspect-based analysis to determine the sentiment polarity of the reviews for a smart phone using natural language processing techniques in Turkish for the performance, price and camera aspects. The techniques used are data preprocessing, explicit and implicit feature extraction as well as grouping corresponding aspects and lexicon-based sentiment analysis at word-level and word-group level. The evaluations show that the highest values of precision, recall and f1 measure for the aspects examined are found to be 93%, 94% and 93%, respectively. These results reveal that our study has remarkable performance compared to other Turkish aspect-based sentiment analysis studies
Studies on direct intraperitoneal insamination in the management of male factor,cervical factor,unexplained and immunological infertility
One-hundred-and-twenty couples with male factor, cervical factor, unexplained or immunological infertility underwent direct intraperitoneal insemination (DIPI) of capacitated spermatozoa, combined with ovarian stimulation for a total of 254 cycles. Pregnancy occurred in 47 cycles, resulting in an overall pregnancy rate of 40.5% per patient (two pregnancies occurred in two patients) and a cycle fecundity of 18.5%. Of the patients, 23 have delivered live infants (one twins, 22 singletons), 15 (32%) miscarried and 9 have ongoing pregnancies. The cycle fecundity rates increased with increasing sperm concentration and total progressive motile count, both before and after sperm preparation (r = 0.8161, r = 0.8717 and r = 0.759, r = 0.795, respectively). However, there were two pregnancies where the inseminates had a count of 0.1 x 10(6) total motile spermatozoa. DIPI as an outpatient, in-vivo conception procedure offers encouraging results and is recommended before attempting more costly and invasive assisted reproduction techniques
Studies on direct intraperitoneal insemination in the management of male factor, cervical factor, unexplained and immunological infertility.
One-hundred-and-twenty couples with male factor, cervical factor, unexplained or immunological infertility underwent direct intraperitoneal insemination (DIPI) of capacitated spermatozoa, combined with ovarian stimulation for a total of 254 cycles. Pregnancy occurred in 47 cycles, resulting in an overall pregnancy rate of 40.5\% per patient (two pregnancies occurred in two patients) and a cycle fecundity of 18.5\%. Of the patients, 23 have delivered live infants (one twins, 22 singletons), 15 (32\%) miscarried and 9 have ongoing pregnancies. The cycle fecundity rates increased with increasing sperm concentration and total progressive motile count, both before and after sperm preparation (r = 0.8161, r = 0.8717 and r = 0.759, r = 0.795, respectively). However, there were two pregnancies where the inseminates had a count of 0.1 x 10(6) total motile spermatozoa. DIPI as an outpatient, in-vivo conception procedure offers encouraging results and is recommended before attempting more costly and invasive assisted reproduction techniques
Emissions at Busy Airports
2nd WSEAS International Conference on Engineering Mechanics, Structures and Engineering Geology -- JUL 22-24, 2009 -- Rhodes, GREECEWOS: 000276584000036Emissions in the vicinity of airports demonstrate that aircraft movements (landings and takeoffs in the airport are not sufficient to evaluate the cumulative emission formation for an airport. Eight busy airports and three databases are used to determine and compare significant emissions (HCs, CO and NOx). It is observed that aircraft movements for the Atlanta airport are the highest of those considered and almost double those for the London airport, but that the latter has greater emissions of HCs and NOx. Although the Atlanta airport exhibits greater emissions of CO than the London airport, the difference is minor but opposite to expectations based on landings and takeoffs.WSEASFlightStatsThe help provided by FlightStats, especially by David White and Meara McLaughin, is gratefully acknowledged, as is the assistance of Airports Council International. The authors also thank to their institutions for support
- …
