116,932 research outputs found

    Distributions of total fruit yield, harvest period and monthly yield cultivated in different production places of some strawberry genotypes

    No full text
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, yetiştirme lokasyonlarınınçilek çeşitlerinde derim süresi ve verim dağılımıüzerindeki etkilerini belirlemektir.Yöntem ve Bulgular: Araştırma 2014-2015 yetiştirmesezonunda Mustafa Kemal Üniversitesi Ziraat FakültesiBahçe Bitkileri Bölümünde, Antakya (117.6 m), Şakşak(755.1 m) ve Urumu (443.5 m) lokasyonlarında dörtçilek çeşidi (Camarosa, Rubygem, Albion ve SanAndreas) ile yaz dikim yöntemi kullanılarakyürütülmüştür. Çalışmada ilk derim tarihleri, derimsüreleri ve aylık verim dağılımı ve bitki başına toplamverimler değerlendirilmiştir.Genel Yorum: İlk hasatler en erken Albion ve SanAndreas çeşitlerinde ve Antakya lokasyonunda nisanayının ilk haftasında kaydedilmiştir. Derim süreleri,çeşitler ve lokasyonlara göre 41.7-78.3 gün arasındadeğişim göstermiştir. Verimin aylara dağılımıbakımından ilk ürünlerin genotiplere göre değişmeklebirlikte her üç lokasyonda da nisan ayında alındığıgörülmektedirŞakşak lokasyonunda temmuz ayındaürün alınmaya devam ederken, Antakya ve Urumu lokasyonlarında verim alınamamıştır. Bitki başına enyüksek verim Rubygem (473.6 g/bitki) ve Camarosa(417.1 g/bitki), çeşitlerinden elde edilmiştir. En düşükverimler Albion çeşidinde (277.4 g/bitki) alınmıştır.Çalışmanın Önemi ve Etkisi: Çilek yetiştiricilikalanlarında çeşit faktörünün oldukça önemli olduğubelirlenmiştir. Yetiştiricilik alanlarının belirlenmesindeöncelikli olarak çeşit faktörünün dikkate alınmasıgereklidir.Aims: This study aims to determine the effects of growing locations on harvest time and yield distribution in strawberry varieties. Methods and Results: This study was conducted during 2014-2015 growing season at Mustafa Kemal University Agriculture Faculty Horticulture Department on Antakya (117.6 m), Şakşak (755.1 m) and Urumu (443.5 m) locations using four strawberry cultivars (Camarosa, Rubygem, Albion, and San Andreas). In the study, the first harvest dates, harvest period and monthly yield distribution and total yields per plant were investigated. Conclusions: The earliest first harvest was recovered from Albion and San Andreas cultivars. Among locations were given in the first week of April from Antakya. According to cultivars and location harvest period has changed between 41.1 and 78.3 days. The highest yield was recovered from Rubygem (473.6 g/plant) and Camarosa (417.1 g/plant). The lowest yields were recovered from Albion (277.4 g/plant). There was no effect on the yields of locations. Significance and Impact of the Study: While the first harvests were taken from the low altitude location, the harvest time was longer in the high altitude location. No effect of the locations on the yields has been determined

    Mustafa Aslıer

    No full text
    Taha Toros Arşivi, Dosya No: 60-Mustafa Aslıer. Not: Sergi, 7 - 28 Mayıs 1991 tarihleri arasında düzenlenmiştir

    Effect of different growth media on germination and seedling quality of sage (Salvia officinalis L.) seeds

    No full text
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı altlık kullanılarak oluşturulan yetiştirme ortamlarının adaçayı (Salvia officinalis L.) tohumlarında çimlenme performansı ile fide kalitesi üzerine olan etkilerini belirlemektir.Yöntem ve Bulgular: Araştırma 2020 yılında Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi Bitkisel Üretim ve Teknolojileri Bölümü’ne ait uygulama serasında yürütülmüştür. Çalışma tesadüf parselleri deneme desenine göre üç tekrarlamalı olarak kurulmuş; yetiştirme ortamı olarak torf (%100), toprak (%100), perlit (%100), kum (%100), torf + toprak (1:1), torf + perlit (1:1), torf + kum (1:1), torf + toprak + kum + perlit (1:1:1:1) olacak şekilde sekiz farklı uygulama yer almıştır. Toprak (%100), perlit (%100) ve kum (%100) ortamlarında sağlıklı fide gelişimi sağlanamamıştır. Çalışmada torf (%100) uygulaması en yüksek çimlenme oranı (%88.83) ve en kısa çimlenme gün sayısı (26.60 gün) değerlerini vermiştir. Ayrıca, torf uygulaması en yüksek fide uzunluğu (20.37 cm), yaprak klorofil içeriği (36.63), fide yaş ve kuru ağırlığı (3.48g ve 0.57 g) ile kök yaş ve kuru ağırlığı (3.48 g ve 0.84 g) değerlerine sahip olmuştur.Genel Yorum: Adaçayında yetiştirme ortamı olarak kullanılan torfun diğer ortamlara kıyasla çimlenme ve fide gelişimi açısından daha etkili altlık materyali olduğu belirlenmiştir.Çalışmanın Önemi ve Etkisi: Çalışmada elde edilen sonuçlara göre; farklı yetiştirme ortamlarının tohumların çimlenme ve fide-kök gelişimi üzerine etkisinin olduğu, bu nedenden dolayı sağlıklı ve kaliteli adaçayı fidesi üretmek için uygun ortamların belirlenmesinin önem arz ettiği ve en uygun yetişme ortamının torf olduğu çalışmada tespit edilmiştir. Sağlıklı ve kaliteli adaçayı fidesi üretmenin yüksek verimlilik adına önemli olması ve uygun ortamın belirlenmesi bu konuda çalışan üreticilere ve dolayısıyla tarımsal üretime katkı sağlayacaktır

    The effect of calcium (Ca+2) applications on R/S values in tomato and pepper rhizosfer soils

    No full text
    Amaç: Bu araştırma, farklı kalsiyum (Ca+2) dozu uygulamaları altında yetiştirilen domates ve biber bitkilerinin kök bölgesi topraklarının bazı mikrobiyal aktivitelerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Biber ve Domates bitkileri, Hatay tarımında özellikle örtüaltı yetiştiriciliğinde önemli bir yere sahip olup, kuraklık ve susuzluk streslerinden olumsuz yönde etkilenebilmektedir. Yöntemler ve Bulgular: Sera koşullarında yürütülen bu araştırma için rizosfer (R) ve rizosfer dışından alınan topraklarda (S), Ca uygulamalarının mikrobiyal aktivitelere etkilerini belirlemek için, toprak solunumu (CO2), dehidrogenaz enzim aktivitesi (DHA) ve mikrobiyal biyomas karbon (MBC) içeriği analizleri ile birlikte kök biyomas ağırlıkları (g/bitki), pH (1:5) ve EC (S/cm) analizleri de yapılmış ve her iki bitki için Rizosfer etkisi (R/S) değerleri hesaplanmıştır. CO2, DHA ve MBC analizleri yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, biber ve domates için rizosfer topraklarında (R) tespit edilen CO2, DHA ve MBC ortalama sonuçları sırasıyla, 71.98-68.74 g CO2-C.gkt-1, 12.84-12.48 g TPF.10 gkt-1 , 53.00-39.24 g.gkt-1 olarak belirlenirken aynı toprakların ortalama S değerleri sırasıyla 58.64-59.54 g CO2-C.gkt-1 , 1.55-1.57 g TPF.10 gkt-1 , 25.43-25.94 g.gkt-1 olarak belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre oluşturulan R/S değerleri ise biber ve domates için sırasıyla, 1.23-1.17 CO2, 8.19-8.06 DHA ve 2.09-1.52 MBC olarak belirlenmiştir. Genel Yorum: Biber rizosfer mikrobiel aktivitesinin domatese göre azda olsa daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ca uygulamalarının artan dozları biber ve domates rizosfer CO2 ve DHA değerlerinin düşmesine neden olurken MBC değerlerinde artışlara neden olmuştur. Kök ağırlığı değerleri her iki bitki için, artan Ca dozları ile artışlar göstermiştir. pH değerleri Ca uygulamalarından önemli derecede etkilenmezken, EC değerleri biber ve domates bitkisi için önemli düzeyde farklılıklar göstermiştir. Çalışmanın Önemi ve Etkisi: Antakya sera koşullarında önemli bir yeri olan domates ve biberde görülen bazı fizyolojik hastalıkların neden olduğu verim ve kalite sorunlarını çözmek için Ca uygulamaları çözüm olabilir. Meyvedeki çiçek burnu çürüklüğünün ana nedeni, toprakta kalsiyum eksikliği veya mevcut kalsiyumun birçok etmenin etkisiyle topraktan alınamamasıdır. Meyveye kalsiyumun (Ca) alınamaması sonucunda meyvenin çiçek burnundaki hücre ve dokular ölmekte, çökük ve batık bir alan oluşmakta ve daha sonra bu alan genişlemektedir. Yapılan bu araştırma ile sera koşullarında, domates ve biber bitkisinde, çiçek burnu çürüklüğüne karşı uygulanan Ca’un, rizosfer bölgesi topraklarında mikrobiyal aktivitelere etkileri belirlenmiştir.Aims: The aim of this study was to determine some microbial activity of the tomato and pepper plant rhizosfer soils under different doses of Calcium (Ca+2) applications. Pepper and tomato plants could be adversely affected by drought and water stress have an important place in Hatay agriculture especially greenhouse plant production. Rhizosphere (R) and out of the rhizosphere soil (S) were used for the research that carried out under greenhouse conditions. Methods and Results: In order to determine the effects of Ca applications in conditions to pepper and tomato production on soil microbial activities, soil respiration (CO2 produce), dehydrogenase enzyme activity (DHA) and microbial biomass carbon (MBC) content some biological analyzes were performed. In addition, root biomass weights (g plant-1 ), pH (1:5) and EC (S cm-1) analyzes were performed and R/S values were calculated for both plants. Results of CO2, DHA and MBC values in rhizosphere soils (R) for pepper and tomato were determined as 71.98-68.74 g CO2-C.gkt-1 , 12.84-12.48 g TPF.10 gkt-1 , 53.00-39.24 g.gkt-1 and the average S values of the the soils were determined as 58.64-59.54 g CO2-C.gkt-1 , 1.55-1.57 g TPF.10 gkt-1, 25.43-25.94 g.gkt-1, respectively. R/S values calculated according to these results were 1.23-1.17 CO2, 8.19-8.06 DHA and 2.09-1.52 MBC for pepper and tomato, respectively. Conclusions: Increasing doses of Ca applications resulted in reductions in CO2, DHA values for pepper and tomato, while increasing MBC values. Root weight values showed increases with increasing doses of Ca for both plants. While the pH values were not significantly affected by the applications, EC values differed significantly for pepper and tomato plants. Significance and Impact of the Study: Ca applications may be the solution to solve the yield and quality problems caused by some physiological diseases seen in tomatoes and peppers which have an important place in Antakya greenhouse conditions. The main cause of rotten flower rot in the fruit is the lack of calcium in the soil or the lack of existing calcium due to many factors. As calcium (Ca) cannot be taken into the fruit, the cells and tissues in the flower nose of the fruit die, a collapsed and submerged area is formed and then this area is enlarged. In this research, the effects of Ca on tomato and pepper plant rot against rhinosphere in microsial activities in greenhouse conditions were determined

    Determination of rhizobial potentials in legume cultivation areas in Hatay

    No full text
    Amaç: Toprak verimliliğinin ve sürdürülebilirliğinin korunması, tarımsal uygulamalarda kimyasal madde ve mineral gübre kullanımının azaltılması ile mümkün olabilmektedir. Tarımsal alanların sahip olduğu doğal ve ekolojik potansiyellerinden biri olan, toprak mikrobiyal aktiviteleri, doğru şekilde kullanıldığında, mineral gübre ve kimyasal madde kullanımı önemli oranlarda azalır. Bu araştırma, Hatay baklagil ekim alanlarında, rhizobial potansiyelleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntemler ve Bulgular: Serinyol, Kırıkhan, Kumlu, Reyhanlı, Altınözü, Amik Ovası, Samandağ, Anayazı, Karaali bölgelerinde geniş bir sörvey çalışması yapılarak, bakla, bezelye, yerfıstığı, barbunya, fasulye ve nohut bitkilerinde nodülasyon durumları incelenmiştir. Bitki örneklemeleri, araştırma bölgelerindeki bitkilerin çiçeklenme dönemlerine göre, her bitki için farklı tarihlerde yapılmıştır. Bitki kök örneklemeleri ile birlikte kök bölgesi toprak örneklemeleri de yapılmıştır. Nodülasyon parametrelerinden, nodül sayısı, nodül ağırlığı ve etkili nodül ağırlığı değerleri belirlenmiştir. Kök bölgesi topraklarında, mikrobiyal aktiviteleri belirlemek amacıyla, CO2 üretimi (g CO2-C gkt-1 24sa-1 ), dehidrogenaz enzim aktivitesi (DHA g TPF gkt-1 ) analiz edilmiştir. Bununla beraber toprakların pH (1:5 sulandırma) ve EC (S cm-1 ) değerleri de tespit edilmiştir. Genel Yorum: Araştırma sonuçlarına göre, sıfır hariç, en düşük ve en yüksek nodül sayısı değerleri (adet bitki-1 ), 5 ile 596 olarak bulunmuştur. Tüm örneklere göre ortalama nodül sayısı değeri, 83 olarak belirlenmiştir. En düşük nodülasyon sonuçları, yerfıstığı bitkisinde ve Reyhanlı tarım alanlarında belirlenirken, en yüksek değerler ise, Amik Ovası tarım alanlarında, bakla bitkisinde belirlenmiştir. Reyhanlı, yerfıstığı tarım alanlarında, nodül bulunmamıştır. Genel ortalama sonuçlarına göre en düşük ve en yüksek CO2 değerleri sırasıyla 57 (Kumlu-bezelye) ve 328 (Serinyol-bakla) g CO2-C gkt-1 24sa-1 olarak bulunurken, DHA değerleri ise 4.633 (Kumlu-bezelye) ve 27.368 (Serinyol-bezelye) g TPF gkt-1 olarak belirlenmiştir. pH değerleri, 8.16 (Amik Ovası-bakla)-8.67 (Kırıkhan-bezelye), EC değerleri ise 200 (Serinyol-bakla) - 538 (Amik Ovası-bakla) S cm-1 değerleri arasında değişimler göstermiştir. Çalışmanın Önemi ve Etkisi: Araştırma sonuçlarına göre, yüksek nodül sayısı tespiti yapılan bazı baklagil ekim alanlarında kullanılan azotlu gübrelerin azaltılmasının ve düşük nodül sayısı değerlerine ulaşılan baklagil ekim alanlarında ise rhizobial aşılama yapılmasının ekolojik ve ekonomik kazançlar sağlayacağı belirlenmiştir.Aims: This research was carry out to determine rhizobial potentials in Hatay legume cultivation areas. A wide survey study was carried out in Serinyol, Kırıkhan, Kumlu, Reyhanlı, Altınözü, Amik Plain, Samandağ, Anayazı and Karaali regions to investigated nodulation conditions of broad bean, peas, peanuts, kidney beans, beans and chickpeas plants. Methods and Results: Plant samples were made on different dates for each plant according to the flowering periods of the plants in the research areas. In addition to the root samples of the plant root samples were made in the soil. The nodule number, nodule weight and effective nodule weight were determined for nodulation parameters. In order to determine microbial activity in rhizosphere soil, CO2 production (g CO2-C gkt-1 24sa-1 ), and dehydrogenase enzyme activity (DHA g TPF gkt-1 ) were analyzed. However, soil pH (1: 5 dilution) and EC (S -1 cm) values were also determined. Conclusions: According to the results of the study, the lowest and highest number of nodule values (nodüle number plant-1 ), except for zero, were found to be between 5 and 596. The average nodule count value was 83 according to all samples. The lowest nodulation results were determined in the peanut plant and in Reyhanlı agricultural areas, while the highest values were determined in Amik Plain in broad bean plants. However nodules were not found in Reyhanli peanut agricultural areas. According to the overall average results, the lowest and highest CO2 values are 57 (Kumlu-pea) and 328 (Serinyol-broad bean) g CO2-C gkt-1 24h-1 respectively while DHA values are determined as 4.633 (Kumlu-pea) and 27.368 (Serinyol-pea) g TPF ds-1 . pH values were measured as 8.16 (Amik Plain-pods) - 8.67 (Kirikhan-pea), and EC values were measured as 200 (Serinyol- broad bean) - 538 (Amik Plain-bakla) S cm-1 . Significance and Impact of the Study: According to the results of the research, it is determined that reducing nitrogenous fertilizers used in some legume planting areas with high nodule counts and applying rhizobial inoculation in legume planting areas where low nodule number values are reached will provide ecological and economic gains.research, the effects of Ca on tomato and pepper plant rot against rhinosphere in microsial activities in greenhouse conditions were determined

    On Common Fixed Points in <i>g</I>-metric Spaces Using (e.a) Property

    No full text
    KARAPINAR, ERDAL/0000-0002-6798-3254; Aydi, Hassen/0000-0003-4606-7211; Mustafa, Zead/0009-0001-7168-3342; , Hassen/0000-0003-3896-3809; Mustafa, Zead/0000-0002-8540-8448In this paper, we introduce some new types of pairs of mappings (f, g) on G-metric spaces called G-weakly commuting of type G(f) and G-R-weakly commuting of type G(f). We obtain also several common fixed point results by using the (E.A) property. (c) 2012 Elsevier Ltd. All rights reserved

    Fattening performance of Awassi sheep and evaluation of carcasses according to EAAP method

    No full text
    Amaç: Bu çalışmada, İvesi toklularında besi performansıve EAAP yöntemine göre karkas özelliklerinin tespitiamaçlanmıştır.Yöntem ve Bulgular: Çalışmada, toklular bireyselbölmelerde 91 günlük yoğun besiye alınmıştır. Çalışmasonunda elde edilen karkaslar EAAP metoduna göreparçalanmış ve her bir parça için ayrım yapılmıştır.Çalışmada besi başı ve sonu canlı ağırlıkları sırası ile 34.7± 1.73 kg, 59.8 ± 1.84 kg, beside ortalama günlük canlıağırlık artışı, ortalama günlük yem tüketimi ve yemdenyararlanma oranları sırasıyla 275.8 ± 14.60 g, 2067.1 ±51.54 g, 6.4 ± 0.48 olarak hesaplanmıştır.Genel Yorum: İvesi toklularda uzun süre yapılanbesilerde, karkas kalitesi düşmekte ve yemdenyararlanma oranı yükselmektedir. Bu durum üretimekonomikliğini düşürmektedir.Çalışmanın Önemi ve Etkisi: Ülkemizin kırmızı etihracatında diğer ülkeler arasında yerini alabilmesi vekoyunlarda standart karkas parçalama için EAAPuygulanabilecek bir yöntemdir.Aims: The aim of this study was to determine fattening performance and carcass characteristics of yearling Awassi sheep according to EAAP method. Methods and Results: In the study, the Awassi yearlings were fed for 91 days with intensive fattening in individual pens. The carcasses obtained from at the end of the study were cut according to EAAP method and dissection was performed for each part. At the end of the study, intial and final live weight, the average daily live weight gain, average daily feed consumption and feed utilization rates were calculated as 34.7 ± 1.73 kg, 59.8 ± 1.84 kg, and 275.8 ± 14.60 g, 2067.1 ± 51.54 g, 6.4 ± 0.48 respectively. Conclusions: For long-term, fattening performance of Awassi yearling carcass quality decreases and feed utilization rate increases. This situation reduces production economics. Significance and Impact of the Study: In order to our country to take its place among other countries in red meat export and applicable for standard carcass dissection, EAAP is suitable method

    Effects of dietary Ferula eleaochytris powder on egg production and some egg parameters of Turkey bronze hens

    No full text
    Bu çalışmada bitkisel östrojen içerikli çakşır {Ferula eleaochytris) bitki kökü tozunun Amerikan Bronz hindilerin yumurta ve bazı yumurta verim özellikleri ve kuluçka parametresi üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Denemede 43 haftalık yaşta 92 adet dişi hindi kullanılmıştır. Araştırmada, kontrol grubu hindiler (46 adet) % 14 HP, 2900 kcal ME/kg enerji içeren damızlık hindi yemi ile deneme grubu hindiler ise aynı yeme % 5 oranında çakşır kökü ilave edilerek 6 hafta boyunca beslenmişlerdir. Yumurta verim kontrolü çakşır uygulamasının 8. gününden itibaren yapılmıştır. Deneme ve kontrol grubuna ait 10'ar olmak üzere haftalık 20, 4 hafta boyunca toplam 80 adet yumurta, yumurta ağırlığı, san ağırlığı, şekil indeksi, kabuk kalınlığı bakımından test edilmiştir. Tavuk-kümes (hen-housed) yumurta verimi deneme grubunda % 41.80, kontrol grubunda ise % 36.46 olarak bulunmuştur. Kontrol ve çakşır gruplarında yumurta ağırlığı ve kabuk kalınlığı bakımından gruplar arasmda farklılık önemsiz iken (P>0.05), şekil indeksi ve sarı ağırlığı bakımından gruplar arasmda önemli farklılık bulunmuştur (P<0.05). Günlük yem tüketimi deneme ve kontrol gruplarmda sırayla 278.97 ve 285.71 g/hayvan/gün olarak tespit edilmiştir. Çıkış gücü çakşır grubunda % 58.90, kontrol grubunda ise % 57.14 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak çakşır (Ferula eleaochytris) yumurta verimi üzerindeki etkisi yumurtalıklarda fazladan yumurta sarısı hücresinin oluşturulması şeklinde zamana bağlı olarak ortaya çıkmış olabilir.This study was carried out to determine the effects of &Ccedil;akşır {Ferula eleaochytris) root powder on egg production (HH) and some egg and hatch characteristics of American Bronze turkey hens. Ninety- two turkey hens aged 43 weeks were used in this study. Control hens (n=46) were fed on turkey stock parent diet containing 14 % CP and 2900 kcal ME/kg while treatment hens (n=46) were fed the same diet as control with 5 % inclusion of Ferula eleaochytris root powder for 6 weeks. Egg production (hen housed) were determined 8 days after initiation of experiment. Also, 10 eggs for each experimental group (totally 80 eggs) were tested with respect to egg weight, egg yolk weight, shape-index and egg shell thickness during last 4 weeks of experiment. Hen-housed egg production was determined as 41.80 % in treatment group, which was higher than that (36.46 %) of control group. Also, egg weight and egg shell thickness were not affected by treatment (P&gt;0.05), but egg yolk weight and shape index was affected by treatment (PO.05). Daily feed intake was by treatment 278.97 g and by control group 285.71 g. The hatchability of fertile eggs were determined as 58.90 % vs 57.14 % in treatment and control group, respectively. In conclusion, the current results showed that Ferula eleachytris effec

    The constitution of models of the dried wetland (Amik Lake, Emen Lake and Gavur Lake swamp) in the Antakya-Kahramanmaras Graben area

    No full text
    Antakya-Kahramanmaraş grabeni, Ölü Deniz ve Doğu Anadolu Fayları’nın denetiminde gelişen özel koşullarda, uzun ve yoğun bir tektonik süreç sonucunda oluşmuştur. Bu graben alanında, Neojen sonrası faylanmaya bağlı çökmeler ve akarsu kapması sonucunda Gâvur Gölü Bataklığı, Emen Gölü ve Amik Gölü gibi sulak alanlar ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, insan yaşamı için hayati öneme sahip pek çok işlevi yerine getiren bu sulak alanların yine insanlar tarafından bir hiç uğruna yok edilme süreci ve buna bağlı ortaya çıkan ve insan yaşamını tehdit eden sorunlar ele alınmıştır. Daha sonra bu sorunların ortadan kaldırılması, bölge için jeostratejik öneme sahip tatlı su kaynaklarının korunması ve gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde aktarılabilmesi için kurutulan sulak alanların işleyen küçük modellerinin oluşturulması önerilmiştir. Buna göre Gâvur Gölü Bataklığı için, 1.569,1 ha, Emen Gölü için 50 ha ve Amik Gölü için ise Amik Gölü’nün kalıntısı olan Gölbaşı Gölü’nde 796 ha sulak alan modelleri oluşturulabilir.The graben areas of Antakya-Kahramanmaras had been formed as a result of a long and intense tectonic process developed along with the Dead Sea and Eastern Anatolian fault lines. G&acirc;vur Lake Swamp, Emen Lake and Amik Lake emerged as a result of river capture and fall related to post-neogen faulting. This study first analyzes the process of the human destruction of these crucial water resources and the resulting problems that threaten human life seriously. Secondly, the study tries to develop the working models for these water resources with the aim of protecting these geostrategic water resources for next generations. According to the results, the suggested wetlands are respectively 1.569,1 hectar for G&acirc;vur Lake Swamp, 50 hectar for Emen Lake and 796 hectar for Amik Lake

    Alman Alaca X Kıl keçi (G1) melezleri ve Şam (Damaskus) keçilerinin Doğu Akdeniz Bölgesindeki bazı keşmir özellikleri

    No full text
    Bu çalışma Mustafa Kemal Üniversitesinde Şam (Damaskus) keçileri ve Alman Alaca x Kıl keçi (G,) melezleri ile yapılmıştır. Hayvanlar yarı entansif şartlar altında, yarı açık barınaklarda tutulmuşlardır. Her iki grup laktasyon süresince merada otlatılmış ve 600 g/keçi/gün kesif yem tüketmiştir. Keşmir 2005 yılı Şubat, Mart ve Nisan aylarında 15 gün ara ile taranarak hasat edilmiştir. Keşmir kıllarının çapı, visopan mikroskobu kullanılarak her keçinin 25 kılının ölçümü ile uzunluk ise cetvel yardımı ile ölçülmüştür. Çalışma sonunda Şam keçisi ve melezlerde ortalama incelik ve uzunluk, sırasıyla, 13,5 ± 0,1 um, 12,6 ±0,1 um ve 18,3 ± 0,2 cm, 18,5 ± 0,2 cm olarak hesaplanmıştır. Ayrıca, incelik ve uzunluğun kıl dökümü zamanına göre değiştiği de saptanmıştır.This study was carried out with Damascus (Shami) goats and German Fawn x Hair goat (B,) crossbreds at Mustafa Kemal University. Animals were housed in semi-open sheds under semi-intensive conditions. Both groups were fed 600 g/head per day of concentrate and grazed in a pasture during lactation. Moulted cashmere was harvested by combing in February, March, and April, 2005, at 14-day intervals. The dimensions of cashmere fibres were determined by measuring 25 cashmere fibres from each goat using a Visopan microscope; fibre length was measured with a ruler. Mean diameter and length of cashmere for Shami and the crossbreds was calculated as 13.5 &plusmn;0.1 urn and 18.3 &plusmn; 0.2 cm, and 12.6 &plusmn;0.1 urn and 18.5 &plusmn; 0.2 cm, respectively. Results also revealed that both diameter and length of cashmere showed considerable variation for. both genotypes across the moulting days during the season
    corecore