1,721,004 research outputs found
The effect of phone application supported nutrition education on weight loss
İnternet bazlı uygulamalar ulaşılabilirlik ve geniş erişim imkanı sebebiyle ağırlık kaybı programlarında bireyler için potansiyel destekleyicilerdir. Bu uygulamalarla bireylerin yaşam tarzı değişikliği hedef alınmaktadır. Bu tez çalışması; telefon uygulaması destekli beslenme eğitiminin standart eğitime göre ağırlık kaybına etkisini değerlendirmeyi amaçlayan randomize kontrollü bir çalışmadır. Telefon uygulamasının kişilerin diyete uyumunu ve motivasyonu artıracağı varsayılmıştır. Kişilerin antropometrik ölçümleri ile beslenme özellikleri, Vücut Ağırlığı Öz Yeterlilik Yaşam Tarzı (WEL test), Yaşam Kalitesi Ölçeği SF-36, Rosenberg Benlik Saygısı, Obezlere Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (OÖYKÖ), Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II (SYBDÖ) ve Sağlıklı Yeme İndeksi (SYİ) puan düzeylerindeki değişimler ara değişkenler olarak sorgulanmıştır. Mart-Eylül 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Endokrin ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'nde diyetisyene başvurarak rutin beslenme eğitimi alan, BKİ'si 25 ve üzeri olan, 18-64 yaş arası 79 birey çalışmaya alınmıştır. İlk görüşmede tüm bireyler veri toplama formu doldurulmuş ve araştırmacı tarafından tüm bireylerin antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Tüm bireyler poliklinik diyetisyeni tarafından toplu olarak klasik beslenme eğitimi aldıktan sonra kişisel zayıflama diyetleri yazılmıştır. Sonrasında ise kontrol grubuna sadece 3 ay sonrası için kontrol randevusu verilmiştir. Olgu grubuna ise araştırmacı tarafından çalışma için tasarlanmış Motive isimli telefon uygulaması üzerinden 3 ay boyunca metin, görsel ve videolar ile eğitim verilmiş ve ilk görüşmeden 3 ay sonrasına kontrol randevusu verilmiştir. İlk testte olgu grubuna 39, kontrol grubuna ile 40 kişi alınmıştır. Olgu grubundan 20, kontrol grubundan ise 18 kişi son teste kadar çalışmayı tamamlamıştır. Bu nedenle çözümleme 38 kişi üzerinden yapılmıştır. Olgu grubunun ağırlık, BKİ ve beden yağ oranı ortalaması sırasıyla 91.4±18.0 kg, 33.8±6.0 kg/m2, % 39.5±5.2 iken son testte sırasıyla 88.5±17.1 kg, 32.8±5.8 kg/m2, % 39.3±6.0'ya düşmüştür (sırasıyla p=0.001, 0.001, 0.489). Kontrol grubunun ağırlık, BKİ ve beden yağ oranı ortalaması sırasıyla 89.4±24.7 kg, 33.3±5.0 kg/m2, % 39.1±4.6 iken son testte 86.4±16.9 kg, 32.2±4.7 kg/m2, % 38.7±4.9'a düşmüştür (sırasıyla p= 0.006, 0.006, 0.556). Olgu grubunun bel ve boyun çevresi sırasıyla 108.2±15.1, 37.3±3.5 cm iken son testte sırasıyla 106.1±15.1 cm, 36.4±3.3 cm'e düşmüştür (sırasıyla p=0.029, 0.001). Kontrol grubunun ise bel ve boyun çevresi sırasıyla 108.3±12.7, 38.3±4.1 cm iken son testte 105.5±12.4 cm, 37.5±4.3 cm'e düşmüştür (sırasıyla p=0.060, 0.028). Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği sonucuna göre sadece olgu grubunda benlik saygısında anlamlı artış saptanmıştır (p=0.035). SYBDÖ ana ölçeği ve SYBDÖ alt ölçeklerinden beslenme puanı ve stres yönetimi puanı, SYİ ve Yaşam Kalitesi SF-36 alt ölçeğinin ruh sağlığı puanında ilk teste göre sadece olgu grubunda anlamlı bir artış saptanmıştır (sırasıyla p=0.021, 0.001, 0.036, 0.007, 0.048). OÖYKÖ ve WEL testte her 2 grupta da anlamlı bir fark saptanamamıştır (p>0.050). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre hafif şişman ve şişman bireylerde telefon uygulaması destekli beslenme eğitiminin antropometrik ölçüm, benlik saygısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, yaşam kalitesi ve sağlıklı yeme alışkanlıklarında olumlu gelişmeler sağlayabileceği düşünülmektedir.Internet-based applications are potential supporters for individuals in weight loss programs due to their accessibility and wide access. These applications are aimed at changing the lifestyle of individuals. This study is a randomized controlled study aiming to evaluate the effect of phone application supported nutrition education on weight loss according to standard education. It has been assumed that the telephone application would increase the adaptation and motivation of the people on diet. Anthropometric measurements and nutritional features of individuals, Weight Efficacy Lifestyle (WEL test), Quality of Life SF-36, Rosenberg Self-Esteem, Obese Individuals Specific Quality of Life, Healthy Life Style Behaviour Scale-II and Healthy Eating Index score changes questioned as intermediate variables. Between March and September 2018, 79 people aged between 18-64 years, whose BMI was 25 and more, who were admitted to the dietitian at Ege University Faculty of Medicine Hospital Endocrine and Metabolic Diseases Clinic and received routine nutrition education were included in the study. In the first interview, the data collection form of all individuals was filled out and anthropometric measurements of all individuals were made by the researcher. All individuals received a classic nutrition education by the clinical dietitian and then written personal weight loss diets. Afterwards, only a control appointment for 3 months later was given to the control group. Phone application named Motive designed by the researcher uploaded to only case group's phone. With the telephone application text, visual and video notifications were sent to case group for 3 months. In the first test, 39 subjects were included in the case group and 40 in the control group. Twenty subjects from the case group and 18 from the control group participated in the final test. Therefore, the analysis was made on 38 people.In the final test mean weight, BMI and body fat ratio of the case group respectively decreased from 91.4±18.0 kg, 33.8±6.0 kg/m2, % 39.5±5.2 to 88.5±17.1 kg, 32.8±5.8 kg/m2, % 39.3±6.0 (respectively p=0.001, 0.001, 0.489). In the control group mean weight, BMI and body fat ratio respectively decreased from 89.4±24.7 kg, 33.3±5.0 kg/m2, % 39.1±4.6 to 86.4±16.9 kg, 32.2±4.7 kg/m2, % 38.7±4.9 (respectively p= 0.006, 0.006, 0.556). Waist and neck circumference of case group respectively decreased from 108.2±15.1, 37.3±3.5 cm to 106.1±15.1 cm, 36.4±3.3 cm (respectively p=0.029, 0.001). Waist and neck circumference of control group respectively decreased from 108.3±12.7, 38.3±4.1 cm to 105.5±12.4 cm, 37.5±4.3 cm (respectively p=0.060, 0.028). According to the results of the Rosenberg Self-Esteem Scale, there was a significant increase in self-esteem in the case group (p = 0.035). Healthy Life Style Behaviour Scale score and it's subscales nutrition and stress management scores, Healthy Eating Index and Quality of Life SF-36's subscale mental health score increased significantly only in case group (respectively p=0.021, 0.001, 0.036, 0.007, 0.048). There was no significant difference in the WEL test and Obese Individuals Specific Quality of Life scores for both groups (p>0.050). According to the results obtained from this study, it is thought that nutrition education supported by phone application in overweight and obese individuals may provide positive effects in anthropometric measurement, self-esteem, healthy lifestyle behaviors, quality of life and healthy eating habits
The relationship between body mass index and anxiety and depression in adult individuals
Bu çalışmanın amacı Sivas’ta özel bir hastanede çalışan bireylerde şişmanlık
sıklığını, anksiyete ve depresyon bulgusu varlığı sıklığını saptamak, şişmanlığı
etkileyen etmenleri ortaya koymak, anksiyete ve depresyon bulgusu varlığını
etkileyen etmenleri bulmak, şişmanlık ile anksiyete ve depresyon arasındaki ilişkiyi
saptamaktır. Sivas’ta özel bir hastanede çalışan bireylerde yürütülen bu kesitsel
araştırmanın bağımlı değişkeni anksiyete ve depresyon durumu, bağımsız
değişkenleri ise sosyo-demografik özellikler, hastalık öyküsü, beslenme
alışkanlıkları, iş stresi ve şişmanlıktır. Şişmanlık düzeyi hem beden kütle indeksi
(BKİ) ile hem de bel çevresi (BÇ) ile değerlendirilmiştir. Veri Eylül-Aralık 2017
tarihleri arasında yüz yüze görüşme ile toplanmış, bel çevresi, ağırlık ve boy
uzunluğu ölçümleri araştırmacı tarafından yapılmıştır. Çözümleme için SPSS 25.0
kullanılmış, sürekli değişkenler ortalama±S, sınıflanmış veri ise sayı-yüzde tabloları
ile sunulmuştur. Anksiyete ve depresyon varlığını etkileyen etmenlerin
belirlenmesinde sınıflanmış değişkenler için yates düzeltmeli ki-kare, ölçüm
değişkenleri için ise bağımsız gruplarda t testi (parametrik koşullar sağlanmadığı
durumda Mann Whitney-U test) kullanılmıştır. p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir.
Hastanede çalışan 150 kişiden 19’u araştırmaya katılmayı kabul etmemiş, çalışma
grubunu 84’ü kadın 47’si erkek olmak üzere 131 birey oluşturmuştur. Araştırmaya
katılanların yaklaşık üçte ikisi (%64.1) kadın, yaklaşık üçte ikisinin (%68.4) eğitim
düzeyi lisans ve üstüdür, yaklaşık yarısı (%46.5) sağlık çalışanı iken, yarısından çok
az fazlası (%54.2) sigara kullanmaktadır. En sık insülin direnci ve diyabet (%16.8)
görülürken, onu tiroit hastalıklarının izlediği (%12.2) görülmektedir. BKİ’ye göre
katılımcıların yaklaşık beşte biri (%21.4) hafif şişman, üçte birinden biraz fazlası
(%35.1) şişman iken, yarısı (%50.4) bel çevresi risklidir. Eğitim durumu düşük
olanlarda ve günlük su tüketimi 1500 mL’nin altında olanlarda ortalama BKİ düzeyi
anlamlı olarak yüksek iken, kadınlarda su tüketimi günde 1500 mL’nin altında
olanlarda, erkeklerde ise eğitim düzeyi düşük olanlarda ve ana öğün atlayanlarda
ortalama bel çevresi anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bireylerin üçte birinden
biraz fazlası (%35.9) orta-şiddetli düzeyde anksiyete bulguları gösterirken, yaklaşık
beşte biri (%19.1) orta-şiddetli depresyon bulguları göstermektedir. Anksiyete puanı
ile depresyon puanı arasında olumlu yönde, orta düzeyde ve anlamlı bir (r:0.633,p<0.001) korelasyon bulunmuştur. Öğrenim düzeyi lise ve altı olanlarda
(p=0.028) ve sağlık çalışanı olmayan hastane çalışanlarında (p=0.020) orta-şiddetli
düzeyde anksiyete anlamlı olarak fazla iken, orta-şiddetli düzeyde depresyon
varlığını anlamlı olarak etkileyen sosyo-demografik değişken bulunmamıştır. Hem
BKİ hem de bel çevresinin anksiyete puan ölçeği ve depresyon puan ölçeği ile
olumlu yönde, orta düzeyde anlamlı bir korelasyonu olduğu saptanmıştır (tümü için
p<0.001). BKİ kategorisi arttıkça orta-şiddetli anksiyete (p<0.001) ve orta-şiddetli
depresyon (p<0.001) bulgusu varlığı anlamlı olarak artmaktadır. Bel çevresi yüksek
olanlarda da benzer şekilde orta-şiddetli anksiyete (p<0.001) ve orta-şiddetli
depresyon (p<0.001) bulgusu varlığı anlamlı olarak artmaktadır. Bireylerin
depresyon ve anksiyete şiddetleri arttıkça grup içindeki şişman olan birey yüzdesi de
anlamlı olarak yükselmektedir (ikisi için de p<0,001). Sonuç olarak özel bir
hastanede çalışan bireylerin üçte birinde anksiyete bulguları gözlenirken, yaklaşık
beşte birinde depresyon bulguları saptanmıştır. Hem anksiyete hem de depresyon,
hem BKİ hem de bel çevresine göre şişmanlıkla ilişkili bulunmuştur. Anksiyete ve
depresyon ile şişmanlık arasında kısır bir döngü olduğu gözlenmektedir. Toplum
sağlığının yükseltilmesi için bu sağlık sorunlarının giderilmesinde hem fiziksel hem
de ruhsal sağlık bir arada değerlendirilmelidir.The aim of this study is to determine the frequency of obesity, the presence of
anxiety and depression symptoms in individuals working in a private hospital in
Sivas, to determine the factors affecting obesity, to find the factors affecting the
presence of anxiety and depression symptoms, to determine the relationship between
obesity and anxiety and depression. The dependent variable of this cross-sectional
study conducted in individuals working in a private hospital in Sivas (n = 150) is the
state of anxiety and depression, and its independent variables are socio-demographic
characteristics, disease history, dietary habits, work stress and obesity. Obesity level
was evaluated both with body mass index (BMI) and waist circumference (WC). The
data were collected by face to face interview between September-December 2017,
waist circumference, weight and height measurements were made by the researcher.
SPSS 25.0 was used for analysis, continuous variables were presented as mean ± S,
and classified data were presented with number-percentage tables. In determining the
factors affecting the presence of anxiety and depression, for continious variables
student t-test (Mann Whitney- U test if parametric conditions were not provided) was
used and chi-square either with yates correction or chi-squate trend was used for
classified variables. p<0.05 is considered significant. Of the 150 people working in
the hospital, 19 did not agree to participate in the study, the study group consisted of
131 individuals, 84 of which were women and 47 were men. Nearly two-thirds
(64.1%) of the participants in the study are women, about two-thirds (68.4%) have a
degree of education or higher, while about half (46.5%) are healthcare professionals,
more than half (54.2%) smoke. Insulin resistance and diabetes (16.8%) are the most
common, followed by thyroid diseases (12.2%). According to the BMI,
approximately one-fifth (21.4%) of the participants are slightly obese, while slightly
more than a third (35.1%) are obese, while half (50.4%) is at risk due to waist
circumference. While the mean BMI was significantly higher in those with low
educational status and daily water consumption below 1500 mL, the mean waist
circumference was found to be significantly higher in women with less than 1500 mL
of water consumption per day, in men with a low level of education and skipped meals. . Just over a third (35.9%) of individuals show moderate to severe anxiety
symptoms, while about a fifth (19.1%) show signs of moderate to severe depression.
A positive, moderate and significant (r:0.633, p<0.001) correlation was found
between anxiety score and depression score. While moderate to severe anxiety was
significantly higher in high school or below (p=0.028) and non-healthcare workers
(p= 0.020), there was no socio-demographic variable that significantly affected the
presence of moderate depression. It was found that both BMI and waist
circumference had a positive and moderately significant correlation with anxiety
score scale and depression score scale (p<0.001 for all). As the BMI category
increases, the presence of moderate anxiety (p<0.001) and moderate depression
(p<0.001) findings increases significantly. Similarly, the presence of moderate to
severe anxiety (p<0.001) and moderate to severe depression (p<0.001) findings
increases significantly in those with higher waist circumference. As individuals'
depression and anxiety intensities increase, the percentage of individuals who are fat
in the group increases significantly (for both p<0.001). As a conclusion, anxiety
symptoms were observed in one third of individuals working in a private hospital,
while depression symptoms were found in approximately one fifth. Both anxiety and
depression have been associated with obesity comparedto BMI and waist
circumference. It is observed that there is a vicious circle between anxiety and
depression and obesity. Both physical and mental health should be evaluated together
in order to eliminate these health problems in order to increase public health
Evaluation of weight gain during pregnancy and compliance with the mediterranean diet in the formation of gestational diabetes
Bu çalışma; Haziran-Ağustos 2021 tarihleri arasında, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ahmet Ersan Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine başvuran 24-28 arası gebelik haftasına sahip kadınlarda, gestasyonel diyabet gelişiminde gebelikleri sırasında ağırlık kazanımının ve Akdeniz Diyetine uyumlarının etkisinin değerlendirilmesi için kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırmaya 24-28. gebelik haftasında olup çalışmaya katılmaya gönüllü olan ve dışlanma kriterlerine sahip olmayan gebeler dahil edilmiştir. Veriler yüz yüze görüşme formu ile toplanmıştır. Boy uzunluğu ve vücut ağırlığı araştırmacı tarafından ölçülerek, oral glukoz tolerans testi (OGTT) sonuçları ise hastane bilgi sistemi üzerinden bakılıp veri toplama formuna kaydedilmiştir. Gestasyonel diabetes mellitus (GDM) tanısı almak bağımlı değişken iken, gebelik öncesi beden kütle indeksi (BKI), gebelikte kazanılan ağırlık ve Akdeniz Diyetine uyum bağımsız değişkenlerdir. Akdeniz diyetine uyum Akdeniz Diyetine bağlılık ölçeği (MEDAS) ile saptanmıştır. Araştırmaya katılan kadınların (n=207) %41,1'i OGTT sonucuna göre GDM tanısı almış, %58,9 ise GDM tanısı almayan bireylerdir. GDM tanısı alan bireylerin yaş ortalaması 29,1± 6,04 yıl, gebelik öncesi BKI ortalaması 26,27±5,4 kg/m², gebelikte kazandıkları ağırlık ortalamaları 6,3±3,8 kg ve MEDAS ortalaması 6,58±1,6 puan olarak bulunmuştur. GDM tanısı almayanlarda ise bu değerler sırasıyla: 26,5±5,7yıl, 24,5±4,7 kg/m², 6,82±4,2 kg, 7,59±1,9 puan olarak saptanmıştır. OGTT yapılan haftaya kadar kazanılan ağırlık gruplar arasında farklı değil iken, GDM olanlarda gebelik öncesi BKI ortalaması anlamlı olarak yüksektir (p=0,013). Akdeniz diyetine uyum açısından MEDAS skorları GDM tanısı alanlarda, GDM tanısı almayanlara göre anlamlı olarak düşüktür (p<0,001), uyum artıkça GDM sıklığı anlamlı olarak azalmaktadır (p<0,001). Sonuç olarak GDM'li olan ve olmayan kadınlarda gebelikte kazanılan ağırlık anlamlı olarak farklı değil iken, GDM'li kadınların gebelik öncesi BKI ortalamalarının daha yüksek olduğu ve Akdeniz diyetine uyumun daha düşük olduğu saptanmıştır. Gebeliğe fazla ağırlıklı olarak başlayan kadınlara GDM açısından riskli olarak yaklaşmak, gebeliğin başında kan glukoz düzeylerini kontrol etmek, gebeliğin başından itibaren beslenme danışmanlığı, özellikle Akdeniz diyetine uyum konusunda eğitim vermek yararlı olabilir.This cross-sectional study was conducted to evaluate the effects of the weight gained during pregnancy and adaptation to the Mediterranean diet on the development of gestational diabetes in women with gestational weeks of 24-28 and was carried out between June and August 2021 in İzmir Tepecik Research Hospital Ahmet Ersan Gynecology and Obstetrics Clinic. Pregnant women who were at the 24-28 gestational week and volunteered to participate in the study and did not meet have exclusion criteria were included. The data were collected by face-to-face interview form. Height and body weight were measured by the researcher and the oral glucose tolerance test (OGTT) results were check thruogh the system and recorded in the data form. While being diagnosed with gestastional diabetes mellitus (GDM) is the dependent variable, pre-pregnancy body mass index (BMI), weight gained during pregnancy and adherence to the Mediterranean diet are independent variables. Adherence to the Mediterranean diet was determined by the Mediterranean Diet Adherence Scale (MEDAS). According to the OGTT result, %41,1 of the individuals participating in the study were diagnosed with GDM, and %58,9 were individuals who were not diagnosed with GDM. The mean age of the individuals diagnosed with GDM was 29,1±6,04 years, the mean BMI before pregnancy was 26,27±5,4 kg/m², the mean weight gained during pregnancy was 6,3 ±3,8 kg, and the mean MEDAS were 6,58±1,6 points. In those who were not diagnosed with GDM, these rates were found to be 26,5±5,7 years, 24,5±4,7 kg/m², 6,82±4,2 kg, 7,59±1,9 points, respectively. While the weight gained until the week of OGTT was not different between the groups, the mean BMI before pregnancy was significantly higher in those with GDM (p=0,013). In terms of adherence to the Mediterranean diet, MEDAS scores were significantly lower in those with GDM diagnosis than those without GDM diagnosis (p<0,001), and the frequency of GDM decreased significantly as compliance to MEDAS increased (p<0,001). As a result, while the weight gained during pregnancy was not significantly different in women with and without GDM, it was determined that women with GDM had higher pre-pregnancy BMI values and worse adherence to the Mediterranean diet. It may be beneficial to approach women who are starting pregnancy as overweight as a risky one in terms of GDM, to control blood glucose levels at the beginning of pregnancy, to provide nutrition counseling from the beginning of pregnancy, especially about adherence with the Mediterranean diet
The effect of consuming enzyme-resistant starch (RS4) product as a snack food on blood glucose in individuals diagnosed with Type 2 diabetes mellitus
Bu çalışmanın amacı; insüline bağımlı Tip 2 Diyabetes Mellitus (T2DM) olan
kişilerde ikindi ara öğününde verilen enzime dirençli nişastalı (tip IV-Realife)
gevreğin kan şekeri üzerine olan etkisini saptamaktır.
Araştırma iki basamaktan oluşmaktadır, ilk basamakta enzime dirençli nişasta (tip IV)
kullanılarak laboratuvarda gevrekler geliştirilmiş ve tarifeleri standardize edilmiştir.
İkinci basamakta ise normal un ile yapılan gevrekler ile enzime dirençli nişasta
kullanılarak yapılan gevreklerin kan şekerine etkisi klinik araştırma ile
değerlendirilmiştir. Çalışma grubunu Ege Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji
Polikliniğinde izlenen çoklu insülin kullanan Tip 2 Diyabetes Mellituslu 20-60 yaş
arası hastalar oluşturmuştur. Gebeler ve ek süreğen hastalığı olan çalışmaya dahil
edilmemiştir. Polikliniğe gelen hastalara hekim ve diyetisyen görüşmelerini yaptıktan
sonra araştırma anlatılmış, araştırmaya katılmayı kabul edenler poliklinik hemşiresi
tarafından CGMS (Sürekli glukoz izlem sistemi- Başlangıç – 0. gün) takılmıştır.
Hastalara 3 ayrı poşet içerisinde görsel olarak birbirine eş her biri 15 g karbonhidrat
içeren gevrekler verilmiş, kırmızı poşetteki normal undan yapılan gevreği 1.gün, mavi
poşetlerdeki enzime dirençli undan yapılmış gevrekleri ise 2. ve 3.gün ikindi öğününde
yanında başka bir şey yemeden tüketmeleri söylenmiştir. Hastalara poşetlerdeki
ürünlerin ne olduğu söylenmemiştir. Son gün ise (4.gün) poliklinik hemşiresi
tarafından CGMS cihazları çıkartılmış ve veri bilgisayara aktarılmıştır. Araştırmaya
başlangıçta 16 kişi katılmayı kabul etmiş, ancak biri kendi isteği ile araştırmadan
ayrılmış, bir diğer kişi ise teknik aksaklık nedeniyle çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışma
14 kişi ile tamamlanmıştır. Veri çözümlemede SPSS 25.0 kullanılmış, riskli
antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parameterlerin cinsiyete göre farklı ki-kare
testi ile normal un ile enzime dirençli undan yapılan gevreklerin kan şekerini etkileme
düzeyi ise eğri altında kalan alan (AUC) ve Wilcoxon işaretli sıra testi ile
değerlendirilmiştir. Glukometre ile elde edilen kan glukoz değeri ile CGMS ile elde
edilen glukoz değerinin korelasyonu Spearman’s rho korelasyonu ile
değerlendirilmiştir. p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Erkek ve kadınlar arasında riskli antropometrik özellikler ya da riskli biyokimyasal
parametreler açısından anlamlı fark saptanmamıştır. Duyusal özellikler açısından
katılımcılar 1.günde verilen gevreğin tadının diğer iki günde verilen gevrekten farklı
olduğunu belirtmekle birlikte lezzet görünüş rahatsızlık hissi vb. parametreler
açısından ürünler arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Glukometre ile elde edilen
sabah açlık kan şekeri, öğleden ve akşam tokluk kan şekeri düzeyleri ile CGMS’in
ölçtüğü glukoz değerleri arasında olumlu yönde, çok yüksek ve anlamlı korelasyon
saptanmıştır (r:0.889; p<0.05). Normal unla yapılan gevreğin kan şekeri 1241 birim2
iken enzime dirençli un kullanıldığında 932 birim2 olarak bulunmuştur ve bu fark
anlamlıdır.
Sonuç olarak, enzime dirençli unla yapılan gevreklerin tadının normal undan yapılan
gevreklere göre farklı olduğu ancak bu farklılığın rahatsızlık yaratmadığı, enzime
dirençli unla yapılan gevreklerin normal una göre kan şekerini anlamlı olarak daha az
ve daha yavaş yükselttiği saptanmıştır. Diyabetes mellituslu hastalarda normal un
yerine enzime dirençli undan yapılan ürünlerin kullanılması önerilebilir.This study aims to determine the effect of bagels containing enzyme-resistant starch
(RS4-Realife) given as mid-afternoon snack food on blood glucose in individuals with
insulin-dependent Type 2 Diabetes Mellitus (T2DM).
The research was carried out in two stages. In the first stage, bagel snacks were
prepared in the laboratory using enzyme-resistant starch (RS4), and the recipes of these
snack foods were standardized. In the second stage, the effect of consuming bagel
snacks made from plain flour, and those made from enzyme-resistant starch on blood
glucose was examined through clinical research. The study group consists of patients
at the age of between 20-60 years with Type 2 Diabetes Mellitus who use multiple
insulin injections and are followed up in the Endocrinology Polyclinic of Ege
University Hospital. Patients with a concomitant chronic condition(s) and pregnant
women were not included in the study. The patients who came to the polyclinic were
informed about the research following their interviews with the physician and
dietician, and those who agreed to participate in the research was started with CGMS
(Continuous Glucose Monitoring System - Start - Day 0) by the polyclinic nurse. The
patients were given 3 separate packages of bagel snacks that were visually similar,
each containing 15 g of carbohydrate, and they were recommended to consume the
bagel snacks made from plain flour in the red package on Day 1 and to consume the
bagel snacks made from enzyme-resistant flour in the blue packages on Day 2 and Day
3 as a mid-afternoon meal without consuming anything else. The patients were not
informed about the ingredients of the products in the packages. On the last day (Day
4), the CGMS devices were removed by the polyclinic nurse, and the data were
imported into the computer. Initially, 16 patients agreed to participate in the study,
however, one of them left the study voluntarily, and another person was excluded due
to a technical problem. Therefore, the study was completed with 14 participants. SPSS
25.0 software package was used in analyzing the data, and the differences in the risky
anthropometric measurements and biochemical parameters by the gender were
evaluated using chi-square tests, and the effects of bagel snacks made from plain flour and enzyme-resistant flour on blood glucose were evaluated using the area under the
curve (AUC) and Wilcoxon signed-rank test. The correlation between blood glucose
value obtained by glucose meter and glucose value obtained by CGMS was evaluated
using Spearman’s rho correlation. A p-value less than 0.05 (p < 0.05) was considered
statistically significant.
No significant difference was found between males and females in terms of risky
anthropometric characteristics or risky biochemical parameters. In terms of sensorial
properties, although participants stated that the taste of the bagel snacks consumed on
Day 1 was different from those consumed on the following two days, no significant
difference was found between the products in terms of parameters such as the taste,
appearance, discomfort, etc. The preprandial blood glucose level measured in the
morning, and postprandial blood glucose levels measured in the afternoon and evening
using glucometer were found to have a significant and very strong positive correlation
with the glucose levels measured by CGMS (r:0.889; p<0.05). While the blood glucose
level was found to be 1241 unit2 for the bagel snacks made from plain flour, it was
found to be 932 unit2 when enzyme-resistant flour was used, and this difference was
found to be significant.
To conclude, it was found that the taste of the bagel snacks made from enzymeresistant
flour was different from those made from plain flour; however, this difference
did not cause any discomfort, and the bagel snacks made from enzyme-resistant flour
increased blood glucose significantly less and slower compared to the plain flour.
Thus, patients with diabetes mellitus may be recommended to consume enzymeresistant
flour instead of plain flour
The association between percentage body fat, anthropometric measurements and serum lipids in adults
Kan yağları yaş, cins, menopoz, şişmanlık ve yaşam alışkanlıklarından etkilenmektedir. Antropometrik yöntemler beden bileşiminin saptanmasında sıklıkla kullanılmaktadır. Biyoelektriksel empedans analizi beden yağ yüzdesini belirlemede kullanılan yeni bir teknolojidir. Çalışmanın amaçları erkek ve kadınlarda beden yağ yüzdesi ve antropometrik ölçümlerin kan yağlarıyla ilişkisinin belirlenmesi ve beden yağ yüzdesi ve antropometrik ölçümlerin riskli kan yağlarını öngörmedeki başarısının saptanmasıdır. Kesitsel tipte yapılandırılan araştırmada beden yağ yüzdesi ve kan yağları arasındaki zayıf korelasyonu (r=0.10) saptayabilmek için %5 hata, %90 güç için örneğe en az 854 kişinin alınması gerektiği hesaplanmıştır. Örnek seçilmemiş, Balçova Teleferik Mahallesi'nde yaşayan ve Balçova'nın Kalbi (BAK) Projesine katılan tüm bireylerin çalışma kapsamına alınması planlanmıştır. Değişkenler kan yağları, sosyo demografik değişkenler ve yaşam alışkanlıkları, sağlık öyküsü, beden yağ yüzdesi ve antropometrik ölçümlerdir (BKI, bel çevresi, bel kalça oranı, bel boy oranı). Veri toplama, önce evlerde, sonra Teleferik Mahallesi semtevinde olmak üzere iki aşamalı olarak yapılandırılmış, 974 kişi veri çözümlemeye alınmıştır. Katılımcılarda şişmanlık çok sıktır. Ortalama total kolesterol ve LDL sınır değerlerinin üstündedir. Erkeklerde beden yağ yüzdesi ile antropometrik ölçümler HDL ile ilişkilidir. Kadınlarda beden yağ yüzdesi ve antropometrik ölçümlerin HDL ve trigliserit ile erkeklere göre daha güçlü bir ilişkisinin bulunduğu belirlenmiştir. Beden yağ yüzdesi ve antropometirk ölçümler erkeklerde riskli kan yağlarını öngörmede başarılı değildir. Kadınlarda hem beden yağ yüzdesinin hem antropometrik ölçümlerin riskli kan yağlarını öngörme becerisi anlamlı olarak erkeklere kıyasla çok daha yüksektir. Beden yağ yüzdesinin riskli kan yağlarını öngörmedeki başarısı antropometrik ölçümlerle benzerdir. Serum lipids are affected by age, sex, menopause, obesity and life style. Anthropometric measurements are used frequently to determine the body composition. Bioelectrical impedance analysis is a new technology, used to assess the percentage body fat (PBF). The objectives of this study are to evaluate the association between PBF, anthropometric measurements and serum lipids, and to determine the successfulness of PBF and anthropometric measurements on prediction of elevated serum lipids in men and women. In this cross sectional study, in order to determine the weak association (r=0.10) between PBF and serum lipids, within 5% precision and 95% CI, at least 854 participants should be evaluated. No sampling had been done, where all of the participants of the Heart of Balcova (BAK) Project in Teleferik district were affiliated. The variables are serum lipids, socio-demographic variables, life style habits, health history, PBF and anthropometric measurements (body mass index, waist circumference, waist hip ratio, waist height ratio). Data collection was structured in two stages, first at home and then in Teleferik Semtevi. In total 974 participants were analyzed. Among participants obesity is very frequent. Mean total cholesterol and LDL-C values are above the desired levels. In men, PBF and anthropometric measurements are associated with HDL-C. In women the association between PBF and anthropometric measurements with HDL-C and triglyceride is stronger than men. In men, PBF and anthropometric measurements are not successful in predicting elevated serum lipids where in women PBF and anthropometric measurements are much more successful in predicting elevated serum lipids. The successfulness of PBF on prediction of elevated serum lipids is similar to the anthropometric measurements
Telefon uygulaması destekli beslenme eğitiminin ağırlık kaybına etkisi
Araştırmacılar; Doğa Peksever, Selda SeçkinerAraştırma projesi -- Ege Üniversitesi, 2019İnternet bazlı uygulamalar ulaşılabilirlik ve geniş erişim imkanı sebebiyle ağırlık kaybı programlarında bireyler için potansiyel destekleyicilerdir. Bu uygulamalarla bireylerin yaşam tarzı değişikliği hedef alınmaktadır. Bu tez çalışması; telefon uygulaması destekli beslenme eğitiminin standart eğitime göre ağırlık kaybına etkisini değerlendirmeyi amaçlayan randomize kontrollü bir çalışmadır. Telefon uygulamasının kişilerin diyete uyumunu ve motivasyonu artıracağı varsayılmıştır. Kişilerin antropometrik ölçümleri ile beslenme özellikleri, Vücut Ağırlığı Öz Yeterlilik Yaşam Tarzı (WEL test), Yaşam Kalitesi Ölçeği SF-36, Rosenberg Benlik Saygısı, Obezlere Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (OÖYKÖ), Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II (SYBDÖ) ve Sağlıklı Yeme İndeksi (SYİ) puan düzeylerindeki değişimler ara değişkenler olarak sorgulanmıştır. Mart-Eylül 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Endokrin ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'nde diyetisyene başvurarak rutin beslenme eğitimi alan, BKİ'si 25 ve üzeri olan, 18-64 yaş arası 79 birey çalışmaya alınmıştır. İlk görüşmede tüm bireyler veri toplama formu doldurulmuş ve araştırmacı tarafından tüm bireylerin antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Tüm bireyler poliklinik diyetisyeni tarafından toplu olarak klasik beslenme eğitimi aldıktan sonra kişisel zayıflama diyetleri yazılmıştır. Sonrasında ise kontrol grubuna sadece 3 ay sonrası için kontrol randevusu verilmiştir. Olgu grubuna ise araştırmacı tarafından çalışma için tasarlanmış Motive isimli telefon uygulaması üzerinden 3 ay boyunca metin, görsel ve videolar ile eğitim verilmiş ve ilk görüşmeden 3 ay sonrasına kontrol randevusu verilmiştir. İlk testte olgu grubuna 39, kontrol grubuna ile 40 kişi alınmıştır. Olgu grubundan 20, kontrol grubundan ise 18 kişi son teste kadar çalışmayı tamamlamıştır. Bu nedenle çözümleme 38 kişi üzerinden yapılmıştır. Olgu grubunun ağırlık, BKİ ve beden yağ oranı ortalaması sırasıyla 91.4±18.0 kg, 33.8±6.0 kg/m2, % 39.5±5.2 iken son testte sırasıyla 88.5±17.1 kg, 32.8±5.8 kg/m2, % 39.3±6.0'ya düşmüştür (sırasıyla p=0.001, 0.001, 0.489). Kontrol grubunun ağırlık, BKİ ve beden yağ oranı ortalaması sırasıyla 89.4±24.7 kg, 33.3±5.0 kg/m2, % 39.1±4.6 iken son testte 86.4±16.9 kg, 32.2±4.7 kg/m2, % 38.7±4.9'a düşmüştür (sırasıyla p= 0.006, 0.006, 0.556). Olgu grubunun bel ve boyun çevresi sırasıyla 108.2±15.1, 37.3±3.5 cm iken son testte sırasıyla 106.1±15.1 cm, 36.4±3.3 cm'e düşmüştür (sırasıyla p=0.029, 0.001). Kontrol grubunun ise bel ve boyun çevresi sırasıyla 108.3±12.7, 38.3±4.1 cm iken son testte 105.5±12.4 cm, 37.5±4.3 cm'e düşmüştür (sırasıyla p=0.060, 0.028). Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği sonucuna göre sadece olgu grubunda benlik saygısında anlamlı artış saptanmıştır (p=0.035). SYBDÖ ana ölçeği ve SYBDÖ alt ölçeklerinden beslenme puanı ve stres yönetimi puanı, SYİ ve Yaşam Kalitesi SF-36 alt ölçeğinin ruh sağlığı puanında ilk teste göre sadece olgu grubunda anlamlı bir artış saptanmıştır (sırasıyla p=0.021, 0.001, 0.036, 0.007, 0.048). OÖYKÖ ve WEL testte her 2 grupta da anlamlı bir fark saptanamamıştır (p>0.050). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre hafif şişman ve şişman bireylerde telefon uygulaması destekli beslenme eğitiminin antropometrik ölçüm, benlik saygısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, yaşam kalitesi ve sağlıklı yeme alışkanlıklarında olumlu gelişmeler sağlayabileceği düşünülmektedir.;Şişmanlık; Telefon Uygulaması; Aplikasyon; Beslenme Eğitimi.;Obesity; Phone Application; Application, Nutrition Education
Tip 2 diyabetes mellitus tanısı alan bireylerde ara öğünde tüketilen anzime dirençli nişastalı (Tip IV) ürünün kan şekeri üzerine olan etkisi
Sağlık Bilimleri Fakültesi, Beslenme ve Diyetetik A.B.D. Araştırma ProjesiAraştırma Projesi elektronik ortamda bulunmaktadır.Bu çalışmanın amacı; insüline bağımlı Tip 2 Diyabetes Mellitus (T2DM) olan kişilerde ikindi ara öğününde verilen enzime dirençli nişastalı (tip IV-Realife) gevreğin kan şekeri üzerine olan etkisini saptamaktır. Araştırma iki basamaktan oluşmaktadır, ilk basamakta enzime dirençli nişasta (tip IV) kullanılarak laboratuvarda gevrekler geliştirilmiş ve tarifeleri standardize edilmiştir. İkinci basamakta ise normal un ile yapılan gevrekler ile enzime dirençli nişasta kullanılarak yapılan gevreklerin kan şekerine etkisi klinik araştırma ile değerlendirilmiştir. Çalışma grubunu Ege Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğinde izlenen çoklu insülin kullanan Tip 2 Diyabetes Mellituslu 20-60 yaş arası hastalar oluşturmuştur. Gebeler ve ek süreğen hastalığı olan çalışmaya dahil edilmemiştir. Polikliniğe gelen hastalara hekim ve diyetisyen görüşmelerini yaptıktan sonra araştırma anlatılmış, araştırmaya katılmayı kabul edenler poliklinik hemşiresi tarafından CGMS (Sürekli glukoz izlem sistemi- Başlangıç - 0. gün) takılmıştır. Hastalara 3 ayrı poşet içerisinde görsel olarak birbirine eş her biri 15 g karbonhidrat içeren gevrekler verilmiş, kırmızı poşetteki normal undan yapılan gevreği 1.gün, mavi poşetlerdeki enzime dirençli undan yapılmış gevrekleri ise 2. ve 3.gün ikindi öğününde yanında başka bir şey yemeden tüketmeleri söylenmiştir. Hastalara poşetlerdeki ürünlerin ne olduğu söylenmemiştir. Son gün ise (4.gün) poliklinik hemşiresi tarafından CGMS cihazları çıkartılmış ve veri bilgisayara aktarılmıştır. Araştırmaya başlangıçta 16 kişi katılmayı kabul etmiş, ancak biri kendi isteği ile araştırmadan ayrılmış, bir diğer kişi ise teknik aksaklık nedeniyle çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışma 14 kişi ile tamamlanmıştır. Veri çözümlemede SPSS 25.0 kullanılmış, riskli antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parameterlerin cinsiyete göre farklı ki-kare testi ile normal un ile enzime dirençli undan yapılan gevreklerin kan şekerini etkileme düzeyi ise eğri altında kalan alan (AUC) ve Wilcoxon işaretli sıra testi ile değerlendirilmiştir. Glukometre ile elde edilen kan glukoz değeri ile CGMS ile elde edilen glukoz değerinin korelasyonu Spearman's rho korelasyonu ile değerlendirilmiştir. p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Erkek ve kadınlar arasında riskli antropometrik özellikler ya da riskli biyokimyasal parametreler açısından anlamlı fark saptanmamıştır. Duyusal özellikler açısından katılımcılar 1.günde verilen gevreğin tadının diğer iki günde verilen gevrekten farklı olduğunu belirtmekle birlikte lezzet görünüş rahatsızlık hissi vb. parametreler açısından ürünler arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Glukometre ile elde edilen sabah açlık kan şekeri, öğleden ve akşam tokluk kan şekeri düzeyleri ile CGMS'in ölçtüğü glukoz değerleri arasında olumlu yönde, çok yüksek ve anlamlı korelasyon saptanmıştır (r:0.889; p<0.05). Normal unla yapılan gevreğin kan şekeri 1241 birim2 iken enzime dirençli un kullanıldığında 932 birim2 olarak bulunmuştur ve bu fark anlamlıdır. Sonuç olarak, enzime dirençli unla yapılan gevreklerin tadının normal undan yapılan gevreklere göre farklı olduğu ancak bu farklılığın rahatsızlık yaratmadığı, enzime dirençli unla yapılan gevreklerin normal una göre kan şekerini anlamlı olarak daha az ve daha yavaş yükselttiği saptanmıştır. Diyabetes mellituslu hastalarda normal un yerine enzime dirençli undan yapılan ürünlerin kullanılması önerilebilir.;Tip 4 DN; Tip 2 Diyabetes Mellitus; Enzime Dirençli Nişasta; CGMS.;RS4; Type 2 Diabetes Mellitus; Enzyme Resistant Starch; CGMS
Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis
The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation
counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings
are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that
only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into
account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed
Variations on the Author
“Variations on the Author” discusses two of Eduardo Coutinho’s recent films (Um Dia na Vida, from 2010, and Últimas Conversas, posthumously released in 2015) and their contribution to the general question of documentary authorship. The director’s filmography is characterized by a consistent yet self-effacing form of authorial self-inscription: Coutinho often features as an interviewer that rather than express opinions propels discourses; an interviewer that is good at listening. This mode of self-inscription characterizes him as an author who is not expressive but who is nonetheless markedly present on the screen. In Um Dia na Vida, however, Coutinho is completely absent form the image, while Últimas Conversas, on the contrary, includes a confessional prologue that moves the director from the margins to the center of his films. This article examines the ways in which these works stand out in the filmography of a director who offers new insights into the notion of cinematic authorship
- …
