1,721,595 research outputs found
İbn-i Sina 'da tanrı-kainat ilişkisi
İbn-i Sina'da Tanrı-Kainat ilişkisini, O'nun ontolojisi ve kozmolojisini temel alarak incelediğimiz bu araştırmamızda, filozofumuzun dayanak noktası iki ayrı gerçeklik düzeninin olamayacağıdır. Bununla beraber ne Tanrı kainat, ne de kainat Tanrı'dır. O, Bunu zorunlu ve olurlu varlık kavramın-dan yola çıkarak temellendirir. Tanrı zatı ile kaim, salt düşünce ve salt ilim aynı zamanda da mutlak olarak "bir" olan zorunlu bir varlıktır. Kainat ise, kendi özüne göre olurlu, başkasına göre zorunlu olan göksel varlıklar ve sadece kendi özüne göre olurlu olan ay-altı varlıklarından oluşur. İbn-i Sina, evrenin doğma sürecini, Bir'den veya Bir-lik'ten yalnızca bir meydana gelir ilkesi ve yaratılış "aklet-me" yoluyla gerçekleşir fikrinden yararlanarak tanımlamaya girişir. Sudur, "Tanrı vardı ve yarattı" değil, "Tanrı vardır ve yaratır" ile "Bir'den ancak bir çıkar" ilkelerine dayanır. Ezelde ve ihtiyarî olarak birden bire meydana gelen bir olgu burada söz konusu olamaz, ancak burada ilahi bir zaruret söz konusudur. İbn-i Sina'ya göre sudur ilahi zatın bir ışıması, bir tecellisidir. Olurlu varlık ancak ona dayanarak var olabilir. Bu var olma ise tecelliden başka bir şey değildir. Olurlu var-lığın oluşumunda temel faktör, aşk ve sevgidir. Onlar, bu aşk ve sevgi sayesinde O'ndan kaynaklanırlar ve yine O'na dö-nerler
İbn-i Sina 'da tanrı-kainat ilişkisi
İbn-i Sina'da Tanrı-Kainat ilişkisini, O'nun ontolojisi ve kozmolojisini temel alarak incelediğimiz bu araştırmamızda, filozofumuzun dayanak noktası iki ayrı gerçeklik düzeninin olamayacağıdır. Bununla beraber ne Tanrı kainat, ne de kainat Tanrı'dır. O, Bunu zorunlu ve olurlu varlık kavramın-dan yola çıkarak temellendirir. Tanrı zatı ile kaim, salt düşünce ve salt ilim aynı zamanda da mutlak olarak "bir" olan zorunlu bir varlıktır. Kainat ise, kendi özüne göre olurlu, başkasına göre zorunlu olan göksel varlıklar ve sadece kendi özüne göre olurlu olan ay-altı varlıklarından oluşur. İbn-i Sina, evrenin doğma sürecini, Bir'den veya Bir-lik'ten yalnızca bir meydana gelir ilkesi ve yaratılış "aklet-me" yoluyla gerçekleşir fikrinden yararlanarak tanımlamaya girişir. Sudur, "Tanrı vardı ve yarattı" değil, "Tanrı vardır ve yaratır" ile "Bir'den ancak bir çıkar" ilkelerine dayanır. Ezelde ve ihtiyarî olarak birden bire meydana gelen bir olgu burada söz konusu olamaz, ancak burada ilahi bir zaruret söz konusudur. İbn-i Sina'ya göre sudur ilahi zatın bir ışıması, bir tecellisidir. Olurlu varlık ancak ona dayanarak var olabilir. Bu var olma ise tecelliden başka bir şey değildir. Olurlu var-lığın oluşumunda temel faktör, aşk ve sevgidir. Onlar, bu aşk ve sevgi sayesinde O'ndan kaynaklanırlar ve yine O'na dö-nerler
Hinduizm'de Tanrı - kainat ilişkisi
Her dinin, ilgilenip benimsediği konular, genellikle birbirine benzer nitelikler taşır. Ancak değişik sebeplerle yapılan yorumlar ve varılan sonuçlar, çoğu zaman birbirinden farklılık arzeder. Bu husus, bütün dinlerin, aslında aynı kaynağa dayandığı halde, sonradan çeşitli etkilerle bozulduklarını gösteren kuvvetli bir delildir. Tez konumuz olan Hinduizm'i de aynı ölçü içinde mütalaa etmek gerekir. Zira bu Din'de Monoteizm, Panteizm Politeizm' e ait her türlü inanç örneklerini görmek mümkündür. Nitekim bu özelliği sebebiyle Hinduizm'in kesin tanımı yapılamamıştır. Bununla beraber sözkonusu Din'in - bütün tenakuzlara rağmen- Dinler Tarihi araştırıcılarının, büyük ilgisini çektiği şüphesizdir. Özellikle inançları, ahlak ve varlık konusundaki mistik-efsanevi izahları, bu ilginin önemini daha da artırmaktadır. Bu araştırmada Hindui'zm, bir bütün olarak ele alınmamış, O'nun sadece "Tanrı-Kainat ilişkisi" üzerinde durulmuştur. Ama konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, Giriş kısmında Hinduizm'le ilgili genel nitelikte bilgiler verilmiştir. Tanrı ve kainat görüşleri açıklanırken de kısmen mukayese ve çeşitli etkileşimlere - imkanlar ölçüsünde - yer verilmiştir. Sonuç bölümünde ise genel bir değerlendirme yapılmış, bir bakıma konunun kısa özeti sunulmuştur. Bu arada önemli bir hususu belirtmekte yarar vardır. Hindistan gibi geniş bir ülkede yaşayan milyonlarca insanın mensubu bulunduğu Hinduizm hakkında memleketimizde yapılan çalışma ve araştırmaları yeterli saymak mümkün değildir. Özellikle ilgili müessese ve kütüphanelerimizde bu konudaki ciddi kaynak kıtlığı, bunun açık delilidir. Hatta batı ülkelerinde bu konudaki çalışma ve incelemeler bile istenen seviyede yararlı olamamaktadır. Bunda biraz da Hindüizm'in, anlaşılması güç inanç ve geleneklerle dolu olmasının rolü vardır. Dolayısıyla derin tarihi ve kültürel ilişkilerimiz dikkate alınarak, sözkonusu ülke ve din hakkındaki bilimsel çalışmalara, memleketimizde daha ciddi şekilde önem verilmelidir. Böylece çeşitli yönlerden büyük bir potansiyele sahip bu ülke ile olan karşılıklı münasebetlerin gelişmesi de kendiliğinden sağlanmış olacaktır
Hinduizm'de Tanrı - kainat ilişkisi
Her dinin, ilgilenip benimsediği konular, genellikle birbirine benzer nitelikler taşır. Ancak değişik sebeplerle yapılan yorumlar ve varılan sonuçlar, çoğu zaman birbirinden farklılık arzeder. Bu husus, bütün dinlerin, aslında aynı kaynağa dayandığı halde, sonradan çeşitli etkilerle bozulduklarını gösteren kuvvetli bir delildir. Tez konumuz olan Hinduizm'i de aynı ölçü içinde mütalaa etmek gerekir. Zira bu Din'de Monoteizm, Panteizm Politeizm' e ait her türlü inanç örneklerini görmek mümkündür. Nitekim bu özelliği sebebiyle Hinduizm'in kesin tanımı yapılamamıştır. Bununla beraber sözkonusu Din'in - bütün tenakuzlara rağmen- Dinler Tarihi araştırıcılarının, büyük ilgisini çektiği şüphesizdir. Özellikle inançları, ahlak ve varlık konusundaki mistik-efsanevi izahları, bu ilginin önemini daha da artırmaktadır. Bu araştırmada Hindui'zm, bir bütün olarak ele alınmamış, O'nun sadece "Tanrı-Kainat ilişkisi" üzerinde durulmuştur. Ama konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, Giriş kısmında Hinduizm'le ilgili genel nitelikte bilgiler verilmiştir. Tanrı ve kainat görüşleri açıklanırken de kısmen mukayese ve çeşitli etkileşimlere - imkanlar ölçüsünde - yer verilmiştir. Sonuç bölümünde ise genel bir değerlendirme yapılmış, bir bakıma konunun kısa özeti sunulmuştur. Bu arada önemli bir hususu belirtmekte yarar vardır. Hindistan gibi geniş bir ülkede yaşayan milyonlarca insanın mensubu bulunduğu Hinduizm hakkında memleketimizde yapılan çalışma ve araştırmaları yeterli saymak mümkün değildir. Özellikle ilgili müessese ve kütüphanelerimizde bu konudaki ciddi kaynak kıtlığı, bunun açık delilidir. Hatta batı ülkelerinde bu konudaki çalışma ve incelemeler bile istenen seviyede yararlı olamamaktadır. Bunda biraz da Hindüizm'in, anlaşılması güç inanç ve geleneklerle dolu olmasının rolü vardır. Dolayısıyla derin tarihi ve kültürel ilişkilerimiz dikkate alınarak, sözkonusu ülke ve din hakkındaki bilimsel çalışmalara, memleketimizde daha ciddi şekilde önem verilmelidir. Böylece çeşitli yönlerden büyük bir potansiyele sahip bu ülke ile olan karşılıklı münasebetlerin gelişmesi de kendiliğinden sağlanmış olacaktır
Pengaruh Asam Kainat terhadap Ekspresi Jumlah Kalsium Release pada Kultur Sel Neuronal SH-SY5Y: Model Epilepsi In Vitro
Penelitian di bidang epilepsi banyak menggunakan model binatang binatang kronik yang rumit dan memakan banyak waktu. Kultur sel neuronal SH-SY5Y banyak dipakai untuk evaluasi cedera atau kematian neuron pada penyakit neurodegenerative, iskemia serebral, dan epilepsi. Penggunaan asam kainat sebagai agen penginduksi kejang ini telah digunakan sejak awal tahun 1980. Penelitian ini menggunakan true experimental design secara in vitro dengan Randomized Posttest Only Controlled Group Design, single blind. Tujuan penelitian ini adalah mendapatkan dosis asam kainat yang paling optimal untuk menaikkan kadar Ca2+ pada kultur sel SH-SY5Y dan membuktikan paparan asam kainat pada kultur sel SH-SY5Y dapat memberikan gambaran fluoresensi kalsium yang menyerupai aktifitas epileptiform. Metode penelitian ini adalah dengan pemaparan asam kainat dosis 4 μM, 8 μM, 16 μM, 20 μM, dan kontrol negatif selama 48 jam pada sel SH-SY5Y, kemudian diamati fluorosensi kalsium dibawah mikroskop konfokal. Data kadar kalsium diambil pada empat waktu berbeda, yaitu detik ke-13, 26, 39, 52. Dari hasil penelitian yang membandingkan berbagai dosis asam kainat dan kadar Ca2+ didapatkan bahwa hanya asam kainat dosis 20 μM yang mampu meningkatkan kadar Ca2+ secara signifikan (p 0,05). Oleh karena itu, dapat disimpulkan bahwa asam kainat dosis 20 μM adalah dosis yang paling optimal untuk menaikkan kadar Ca2+ dan yang mampu memberikan gambaran fluoresensi kalsium yang menyerupai aktifitas epileptiform meskipun tidak signifikan
YAHYA KEMAL’İN ÇOK KATMANLI ŞİİR YAPISINI ÇÖZÜMLEMEDE İKİ ANAHTAR TEM: ÖZLEM DUYGUSU VE KAİNAT ALGISI
Bu incelemede, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının önde gelen şairlerindenYahya Kemal’in şiir dünyasını oluşturan yaygın temlerden “özlem duygusu” ve“kainat algısı” üzerinde durulmuştur. Yahya Kemal’in şiir dünyası anlambakımından çok katmanlı bir yapı özelliği göstermektedir. Yahya Kemal’inşiirlerinde, “özlem duygusu” ve “kainat algısı”nın yoğun olarak işlenilmesininyanında, “ufuk, medeniyet, sonsuzluk, deniz, gökyüzü, hareket, tarih, musiki”gibi temlerle/motiflerle de doğrudan bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır.İncelemede, Yahya Kemal’in -özellikle Kendi Gökkubbemiz adlı şiir kitabındayarattığıçok katmanlı şiir yapısının anlaşılmasında bu iki temin (ve bu iki temlebağlantılı olan diğer temlerin) yeri ve önemi vurgulanmıştır.Anahtar kelimeler: Yahya Kemal Beyatlı, Katmanlı Şiir Yapısı, Özlem veKainat
Digital ecosystem management: How digital transformation is reshaping collaborative innovation in the healthcare industry
Digital ecosystem management: How digital transformation is reshaping collaborative innovation in the healthcare industry
Pengaruh Pemberian Rapamycin Jangka Panjang terhadap Konsentrasi Kalsium Intraseluler dan Aktivitas RhoA pada Organotypic Hippocampal Slice Culture Model Epilepsi yang Diinduksi dengan Asam Kainat
Epilepsi merupakan salah satu gangguan neurologis yang paling banyak
terjadi di dunia. Hingga 2018, dinyatakan terdapat 30% pasien epilepsi refrakter
obat, yaitu pasien epilepsi yang masih mengalami kejadian kejang dan gejala
perburukan yang ditandai dengan meningkatnya frekuensi kejang dan penurunan
kognitif meskipun dalam penggunaan Obat Anti Epilepsi. mTOR adalah serin/
treonin kinase yang merupakan protein multidomain yang terdiri dari dua
multikompleks yang berbeda, yaitu mTORC1 dan mTORC2. Pada beberapa
penelitian yang dilakukan dengan hewan coba model epilepsi lobus temporal
menunjukkan peran mTORC1 dalam epileptogenesis. Epileptogenesis terjadi
dikarenakan pada peningkatan signaling mTORC-1 akan memberikan stimulasi
elektrik pada amygdala dan angular bundle. Namun demikian, peran fungsional
mTORC2 dalam sirkuit persinyalan mTOR hingga saat ini masih belum banyak
diteliti. RhoA yang merupakan salah satu downstream dari mTORC2 diyakini
sebagai salah satu protein yang berperan dalam patogenesis epilepsi dengan
hipereksitabilitas yang akan menginduksi perubahan pada F-actin network.
Hipokampus adalah daerah otak yang paling rentan terhadap kerusakan dan
penelitian pada hipokampus secara in vivo telah banyak dilakukan untuk melihat
mekanisme kejang dengan farmakoresisten dan dapat digunakan untuk
identifikasi senyawa antikonvulsan baru yang efektif dalam epilepsi resisten obat.
Sejak tahun 1980 asam kainat telah digunakan sebagai agen penginduksi kejang
untuk mengidentifikasi aksi eksitatorik yang berlebih pada neuron. Fluoresensi
kalsium merupakan pendekatan alternatif untuk mengukur aktivitas neuronal
dengan memantau fluktuasi konsentrasi kalsium intraseluler yang menyertai
depolarisasi neuron. Tujuan penelitian ini adalah untuk mengetahui pengaruh
pemberian rapamisin jangka panjang terhadap konsentrasi kalsium intraseluler
dan aktivitas RhoA pada Organotypic Hippocampal Slice Culture model epilepsi
yang diinduksi dengan asam kainat.
Penelitian yang dilakukan merupakan suatu penelitian true experimental
post test-only pada Organotypic Hippocampal Slice Culture (OHSC) dari hewan
coba Rattus norvegicus strain wistar yang diinduksi dengan asam kainat sebagai
agen prokonvulsan, dan diberi perlakuan dengan pemberian rapamisin dengan
waktu yang berbeda-beda. Asam kainat diberikan secara bath application
dengan dilakukan homogenisasi asam kainat 7 μM dari stock dengan 900 μM
media kultur. OHSC dibagi ke dalam 6 kelompok yang terdiri dari kontrol positif
viii
(asam kainat 7 μM), kontrol negatif (media kultur), KP1 (asam kainat 7 μM +
rapamisin 20 nM selama 3 hari), KP2 (asam kainat 7 μM + rapamisin 20 nM
selama 5 hari), KP3 (asam kainat 7 μM + rapamisin 20 nM selama 8 hari), KP4
(asam kainat 7 μM + rapamisin 20 nM selama 10 hari). Selanjutnya dilakukan
pengukuran konsentrasi kalsium intraseluler menggunakan immunifluoresensi
dan aktivitas RhoA menggunakan western blot. Data yang didapat dipastikan
normal dan homogen menggunakan Saphiro Wilk dan Levene yang kemudian
dilanjutkan dengan uji one way ANOVA dan post-hoc Tukey HSD. Uji korelasi
Spearman dilakukan untuk mengetahui signifikansi hubungan antara pemberian
rapamisin jangka panjang terhadap konsentrasi kalsium intraseluler dan aktivitas
RhoA.
Hasil penelitian menunjukkan bahwa semakin lama paparan rapamisin,
maka semakin rendah konsentrasi kalsium intraseluler yang terlihat dengan
semakin rendahnya pendaran yang muncul pada pewarnaan kalsium intraseluler.
Adapun perbedaan efek penurunan konsentrasi kalsium intraseluler pada setiap
kelompok menunjukkan hasil yang signifikan (p<0,05), dengan KP4 sebagai
kelompok yang menunjukkan penurunan paling tinggi yaitu 55,91% dibandingkan
dengan kelompok K+. Sedangkan hasil aktivitas RhoA pada penelitian ini
memiliki pola yang sama dengan hasil konsentrasi kalsium intraseluler diatas,
dimana didapatkan semakin lama paparan rapamisin, maka semakin rendah
aktivitas RhoA yang terlihat dengan semakin rendahnya ketebalan pita protein
RhoA yang muncul pada pembacaan western blot. Adapun perbedaan efek
penurunan aktivitas RhoA pada setiap kelompok menunjukkan hasil yang
signifikan terhadap kelompok K+ (p<0,05), dengan KP4 sebagai kelompok yang
menunjukkan penurunan paling tinggi yaitu 69,91% dibandingkan dengan
kelompok K+. Penelitian ini juga menemukan adanya korelasi positif antara
penurunan konsentrasi kalsium intraseluler dengan penurunan aktivitas RhoA
(p=0,000; r=0,703)
- …
