1,725,741 research outputs found

    İlimler ve Sanatlar Merkezi (ISM)

    No full text
    İlim Yayma Cemiyeti'nin hazırladığı "ISM(İlimler ve Sanatlar Merkezi)" tanıtım dergisi

    Geylani İlim ve Kültür Merkezi Derneği Faaliyetleri

    No full text
    Broşür Geylani İlim ve Kültür Merkezi Derneği'nin faaliyetleri hakkında bilgiler sunmaktadır

    Arap Şiirinde İlim

    No full text
    Günümüzde varlığını sürdüren ve kendisinden sözettiren pek çok medeniyet vardır. Bu medeniyetler bir kültür veya ilim eksenietrafında var olmuştur. Tarihe yön veren kişilerin ilme karşı takındıklarıtavırlar, ileriki dönemlerde medeniyet ve kültürün gelişimi üzerinde önemlietkiler bırakmıştır.İslam medeniyetinin oluşumunda ilk emir olan “oku!”vardır. Onu Hz. Peygamberin ilim öğrenilmesi ve öğretilmesi konusundakitavsiyeli izlemektedir. Bu bağlamda, edebiyatçılar da ilim ile ilgili ayet vehadisler ışığında eserlerinde ilim, ilim öğrenmek, ilim öğretmek, cahillerdenve cehaletten uzaklaşmak konularını eserlerinde işlemişlerdir. Bu çalışmada Arap şairlerinin ilim konusunda yazmışoldukları şiirler incelenecektir

    ‘Faydasız İlim’ Hadisi Çerçevesinde İlim Tahsiline Yönelik Bir Değerlendirme

    No full text
    Pek çok ayet ve hadisin üzerinde önemle durduğu “ilim”, faydasız olması yönüyle Hz. Peygamberin (a.s.) Allah’a sığındığı bir husus olmuştur. Hadis kaynaklarında sahih olan olarak kaydedilen bir rivayete göre Allah Rasûlü (a.s.), “Faydası olmayan ilimden sana sığınırım.” şeklinde duada bulunmuştur. İlme son derece önem veren hadislerin yanında bu rivayet ilmin ve ilimden maksadın ne olduğu konusunda düşündürücüdür. Bu makale söz konusu rivayeti yine aynı “faydasız ilim” bağlamındaki hadislerle ele alacak ve bu hadisler çerçevesinde yapılmış şerhlere yer verecektir. İlmin nasıl faydasız olabileceği ve hangi ilimlerin faydasız kabul edileceği ile ilgili söylenmiş hadis şerhlerinin yanı sıra bazı farklı eğilimli tefsir sahiplerinin görüşlerine değinilecektir. Sonuç kısmında da söz konusu rivayete dair yapılan şerhler ve “faydasız ilmi” açıklayan tefsirlerin ışığında özellikle günümüz İslami ilimler öğrenci ve araştırmacılarına yönelik tavsiyelerde bulunulacaktır. Özet:İslam dininin üzerinde önemle durduğu hususlardan birisi belki de en önemlisi Müslümanların ilme teşvik edilmesi olmuştur. Pek çok ayet ve hadiste doğru bilgiye ulaşmanın fazilet ve önemine yer verilmiştir. Ancak şu kadar var ki Hz. Peygamber (a.s.)  ilim tahsil etmenin ve ilim ehli olmanın aksine bazı hadislerinde faydasız ilimden Allah’a sığınmaktadır. Enes b. Malik’ten rivayet edilen “Allah’ım faydasız ilimden sana sığınıyorum.” (Tirmîzî, Daavât, 68) hadisine benzer diğer hadislerde de “faydasız ilim” uyarısında bulunulmaktadır. Hz. Peygamber (a.s.)’den sahih olarak nakledilen bu rivayetler İslam dininde ilmin “faydalı” ve “faydasız” olarak tasnif edilmesi gerekliliğine işaret etmektedir. İlmin fazileti hakkında rivayet edilen pek çok hadisin yanında bu “faydasız ilim” hadisleri hemen her konuda gerekli olan “istikamet” ve “orta yol” hassasiyetinin ilim hususunda da gözetilmesi lüzumunu ortaya koymaktadır. Nitekim “faydasız ilim” hadisini şerh eden hadisçilerin konu ile ilgili yorumlarına bakıldığında onların bilgi sahibi olma konusunda aşırıya gidilmemesine dair bir uyarıyı hadisten anladıkları görülmektedir. Aslına bakılırsa hemen her davranışın ve ahlaki tutumun ifrat, tefrit ve vasat olmak üzere üç mertebesi bulunmaktadır. Örneğin; kişinin uhrevi sorumluluklarını terk edecek derecede dünyaya bağlanması ifrat, dünyaya ait vazifelerini ihmal edecek seviyede ahirete yönelmesi tefrit, dünyayı ahiretin tarlası bilerek dünyevi ve uhrevi mesuliyetlerini dengeli bir şekilde ifa etmesi ise vasattır. Aynen bunun gibi söz konusu olan ilim hakkında da kişinin kendisini asla ilgilendirmeyecek ne dünyevi ne de uhrevi hiçbir faydası olmayacak şeyleri öğrenmeye çalışması ifrat, hayatına faydalı olacak bilgilere karşı lakayt kalması tefrit, hem kendine hem de diğer Müslümanların dünya ve ahiretine fayda sağlayacak bilgilerin peşine düşmesi ise vasattır. Makale bu sonuca ilgili hadise dair hadisçilerin ve muhtelif eğilimde müfessirlerin yapmış oldukları yorumlara dayanarak ulaşmıştır. Bu yorumlara göre ilmin faydasız oluşu ilmi tahsil eden kişinin niyeti ile alakalıdır. Tahsil edilen ilim her ne olursa olsun önemli olan kişinin bu ilimle nereye doğru yöneldiğidir. “Faydasızlık” belirli bir konuda tahsil edilen bilginin gereğinden fazla oluşu ile de alakalıdır. Birkaç günlük bir çalışma ile elde edilebilecek bir bilgiye haftalarca zaman ayırmak tüm bu ayrıntıları faydasız hale getirebilmektedir. Diğer taraftan bir ilmin faydalı olması için onun “Arapça” gibi İslami ilimlerin aleti mesabesinde olması da yeterli değildir. Muhtevası hadis, tefsir, nahiv, kelam vb. olan bir bilgi dahi kimi zaman gereğinden fazla meşguliyet ile faydasız olabilmektedir. Farz olan ibadetleri ikinci, üçüncü derecede bıraktıracak ya da daha önemli ve öncelikli vazifeleri ihmal ettirecek kadar kişiyi meşgul eden bir bilginin içeriğinin tefsir ya da hadis olması onu faydasız ilim olmaktan kurtaramayacaktır. Sufî müfessirlerin üzerinde durduğu bir yoruma göre de ilimden maksat “Allah’ın marifeti”dir. Maddiyat ve maneviyata dair her ne olursa olsun eğer Allah’ı tanımaya yardımcı oluyorsa bu bilgi kesinlikle faydalıdır. Bir başka yoruma göre ise faydasız ilim sahibinin amelinde ve takvasında herhangi olumlu bir davranış meydana getirmeyen ilimdir. Bu yoruma göre ilmin faydasızlığı sübjektif bir olgudur. Zira elde edilen herhangi bir bilginin hayırlı bir eyleme dönüştürülmesi hususu tamamen bireyin iradesine bırakılmıştır. Dolayısıyla ilmin faydalı ya da faydasız oluşu ilmi tahsil edecek olanlardan bağımsız olarak değerlendirilemez. Diğer yorumlara nispeten daha isabetli değerlendirilebilecek bu yaklaşıma göre elde edilen bilgi “dünyevi-uhrevi” fark etmeksizin Allah’ı tanımaya vesile kılınmalıdır. Evrende olup bitenleri sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde açıklamaya çalışan bilim, en nihayetinde her şeyin hikmetle tedbirini gören ve kâinatı eşsiz bir düzenle yaratan Allah’ı tanıttırmakla “faydalı ilim” haline dönüşmektedir. Araştırma tüm bu yorumlardan hareketle yedi sonuca ulaşmıştır. Bu sonuçlar ise özetle şu şekildedir: Hemen her hususta aşırılıklardan uzak durmayı emreden Hz. Peygamber (a.s.), söz konusu “ilim” olduğunda da aynı şekilde onun aşırı olma yönünden sakınmış ve ümmetini de sakındırmak istemiştir. Bir ilmin faydasız olup olmadığı konusunda kıstas anlaşıldığı kadarıyla nesnel değil özneldir. Kişinin mesleği ve hangi amaca matuf olarak nerede kullanacağına göre ilim faydalı ya da faydasız olabilmektedir. Aynı bilgi mesleği icabı, örneğin bir madenciye gayet faydalı iken bir hemşireye faydasız olabilmektedir. Yahut yaş aralığı ya da bilişsel seviyesinin bilgiyi kaldırabilme ve özümseyebilmeye elverişli olup olmamasına binaen yine bilgi kişiye göre faydalı ya da faydasız olacaktır. Bir bilginin faydalı olup olmamasında karar verici o bilgiyi tahsil etmeye çalışan kişinin kendisi olduğu gibi en az onun kadar onun akademik gelişimini üstlenen ya da gözeten kimseler olmalıdır. Bir bilginin faydalı olması bir bakıma o bilgiyi kişinin faydalı bir amele dönüştürmesi ile alakalıdır. Zira Hz. Peygamberin (a.s.) ilmi ile âmil olmayan kişilere yönelik tehditkâr hadisleri bulunmaktadır. O halde faydasız ilim, amel edilmeyen sadece sözden ibaret kalan bilgiler yığınıdır. Tüm bu sonuçlardan hareketle araştırma, İslami ilimlerin tahsilinde bulunanlara yönelik şöyle bir tavsiye ile son bulmaktadır: Her şeyi okumalıyım; her şeyi bilmeliyim hissiyatı ile girişilen okuma ve araştırmalar zihni bir disiplinden uzak, aceleci ve hırslı olacağı için “faydasız ilim” riskini barındırmaktadır. Bu itibarla talebeye düşen elde etmek istediği bir bilgiyi hangi maksatla öğreneceğini önceden tespit etmesidir

    İbn Hazm'ın Kitâbü'l-Ahlâk ve's-Siyer (Müdâvâtü'n-Nüfûs) İsimli Eserinde İlim ve İlim Sâhipleri

    Get PDF
    Hayatının geç döneminde ve yaşadığı bir sıkıntı sonrası yazdığı tahmin edilen ve farklı isimlerle de bilinen Kitâbü’l-Ahlâk ve’s-Siyer (Müdâvâtü’n-Nüfûs)‘da İbn Hazm (v. 456/1064), insanın en önemli amacının kaygılardan kurtulmak olduğu üzerinde durmaktadır. Ona göre insan, aşırı arzu ve beklentilerden uzak durmaya çalışmalıdır; yoksa farklı kaygılar onu kuşatacaktır. Böyle olunca da insan, kaygılarından kurtulmak için çabalayacaktır. Örneğin bu durumda insan, ilmi câhil kalmak kaygısından kurtulmak için talep edecektir. Hâlbuki İbn Hazm’a göre insanın dünyada tek gayesi; âhirette kurtuluşunu sağlayacak amelleri Allah rızası için yerine getirmek olmalıdır. İlim de insan için bunu sağlamadıkça onun çeşitli kaygılarını gidermeyecek, ona faydalı olmayacak ve onun mutlu olmasına da katkıda bulunmayacaktır. O halde ilim, kendisini talep eden insan için âhirette kurtuluşuna sebep olacak sâlih bir amele vesile olmalıdır. Yoksa insan zulüm, korkaklık ve câhillik ekseninde hayatını sürdürecek; dolayısıyla da yalan ve hatta küfrün etkisi altına girecektir. İbn Hazm, açıkça; “insanın hayrı öğrenmesi/öğretmesi ve onunla amel etmesi farzdır” diyerek ilmi paylaşmanın gerekliliğine ve ilim-amel ilişkisine dikkat çekmiştir. O, ilim sahiplerinin, ilimlerini aktarırken usul ve üslûba dikkat etmeleri üzerinde önemle durmuştur. Ona göre ilim sahibi insan, içerisinde yaşadığı toplumla olan ilişkilerinde de oldukça dikkatli olmalıdır. Biz de bu çalışmamızda söz konusu eseri ciddi bir okuma ve incelemeye tabi tutarak İslâm ilim geleneğinde önemli bir yeri olan İbn Hazm’ın ilim ve âlimlere dair kanaatlerini daha çok kendi sözleri üzerinden ortaya koymaya çalıştık

    İlim adamı kapıya konulmaz!

    No full text
    Ö. Faruk Şerifoğlu'nun Semavi Eyice ile yaptığı "İlim adamı kapıya konulmaz!" başlıklı röportaj

    İlim ve Ulemâ Anlayışım

    No full text
    https://www.marife.org/marife/article/view/64Atıf / Cite as: Hakkı, İzmirli İsmail - Düzenli, Pehlul. "İlim ve Ulemâ Anlayışım". Marife 2/1 (2002): 263-265. https://doi.org/10.5281/zenodo.3344677

    Cemil Meriç'te ilim ve ideoloji

    No full text
    Bu tezin, veri tabanı üzerinden yayınlanma izni bulunmamaktadır. Yayınlanma izni olmayan tezlerin basılı kopyalarına Üniversite kütüphaneniz aracılığıyla (TÜBESS üzerinden) erişebilirsiniz.II When looked at the world of ideas, we see that science and ideology have taken place among the basic subjects of this field for ages. A number of men of ideas chose only one of these issues as a subject matter for themselves to study and others chose both of them, and they made investigations in this field. Every man of ideas took up and studied science and ideology from the point of view of their own needs, desires, beliefs and judgement of values. In this study, we dwelled on Cemil Meriç's approach to science and ideology, and tried to understand and describe science and ideology from his paint of view. Our purpose in determining the qualifications and functions of science and ideology according to him is to make the definitions of the concepts of science and ideology clearer and more comprehensible. Besides, we aimed at comparing and contrasting the concepts of science and ideology with Cemil Meriç's approach considering the definitions, qualifications and functions of science and ideology. We dealt with Cemil Meriç philosophically and studied him in this respect whether determining the definitions, qualifications and functions of science and ideology or making a comparison between them. Thinking that studying the views of Cemil Meriç, who lies in a distinguished level with his powerful memory, awakened conscience, continuous working desire and tolerance, will contribute to the world of Turkish ideas we preferably chose this issue as a field to study. Except this, we believe, it will be useful, to be known that we have begun this study taking in to consideration that a teacher like Cemil Meriç will supply additions to our individual ideaworld.Düşünce dünyasına bakıldığında, ilim ve ideolojinin, asırlardan beri bu alanın temel konulan arasında yer aldığını görürüz. Pek çok düşünce adamı, bu konulardan yalnızca birini, diğer pek çok düşünce adamı ise her ikisini kendisine konu edinip, bu alanda çeşitli araştırmalar yapmıştır. Her düşünce adamı, ilim ve ideolojiyi, kendi istek, ihtiyaç, inanç ve değerlerine göre ele alıp incelemişlerdir. Biz bu araştırmamızda, düşünce dünyasının sınırlan oldukça geniş olan bir düşünce adamının, Cemil Meric'in, ilim ve ideolojiye yaklaşımı üzerinde durup, onun bakış açısı içinde ilim ve ideolojiyi anlamaya, tanımlamaya çalıştık. Ona göre ilmin ve ideolojinin niteliklerini ve fonksiyonlannı tespit etmedeki amacımız ise, ilim ve ideoloji kavramlannının tanımlanın daha açık ve anlaşılır bir hale getirmektir. Bunun yanında, bu araştırmayı yapmamızda asıl gaye olan, Cemil Meric'e göre ilim ve ideolojinin karşılaştınlması, aynlan ve birleşen yönlerinin tespiti, ilim ve ideolojinin tanımlanndan, niteliklerinden ve fonksiyonlarından hareketle sağlanmaya çalışılmıştır. Gerek ilim ve ideolojinin tanımını, niteliklerini, fonksiyonlannı tespit ederken, gerekse ilim ve ideolojinin karşılaştırmasını yaparken, Cemil Meric'in düşüncelerinin felsefi bir boyut içerisinde ele alıp incelemeye çalıştık. Türk düşünce tarihi içinde, güçlü hafızası, uyanık şuuru, sınırsız çalışma azmi ve hoşgörüsüyle ayn bir yere sahip olan Cemil Meric'in ilim ve ideoloji hakkındaki görüşlerini incelemenin, Türk düşünce dünyasına az da olsa bir katkısı olacağını düşünerek, bu konuyu kendimize çalışma alanı olarak seçtik. Bunun dışında, bu araştırmaya, Cemil Meriç gibi bir hocanın, bizim kişisel düşünce dünyamıza sağlayacağı katkılan da göz önünde bulundurarak başladığımızın bilinmesinde fayda olacağı inancındayız

    Câhiliye'den Kur'ân'ın Nüzûlüne ve Mütekaddimûn Döneme: İlim Kavramının Tarihsel Dönüşümü

    No full text
    Bu çalışma, Câhiliye dönemi, Kur'ân’ın nüzûl süreci ve ardından teşekkül eden Mütekaddimûn dönemi İslâm toplumlarında “ilim” kavramının tarihsel seyrini ele alacaktır. Çalışma, Kur'ân’ın ilim anlayışının yalnızca dünya hayatına dair malûmatla sınırlı kalmadığını; insanın Allah’ı tanımasına, yaratılışın hikmetini kavramasına, varoluşun anlamını idrak etmesine ve manevî tekâmülüne rehberlik eden bir nitelik kazandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ayrıca, Câhiliye dönemindeki ilim anlayışıyla İslâm'daki ilim anlayışı karşılaştırıldığında, İslâm’ın ilme verdiği ulvî değerin toplumsal yapıyı nasıl köklü bir şekilde dönüştürdüğü ve medeniyetin gelişimine nasıl yön verdiği açıkça görülecektir. Bu çalışmada ilk olarak ilim kavramının etimolojik tahlili yapılacak ve Câhiliye döneminde ilim kavramının hangi anlamlarda kullanıldığı, o döneme ait şiirler üzerinden tespit edilmeye çalışılacaktır. Daha sonra, Kur'ân’ın nüzûl sürecinde vahyin sunduğu ilim anlayışından bahsedilecek; bu anlayış âyetlerle örneklendirilecektir. Aynı süreçte, Hz. Peygamber’in ilim anlayışının nasıl şekillendiği, hadislerle ortaya konmaya çalışılacaktır. Ayrıca, İslâm medeniyetinin yükselme döneminde vahiy temelli ilim anlayışının, Gazzâlî, Farâbî ve İbn Sînâ gibi düşünürler tarafından nasıl zenginleştirildiği ele alınacaktır. Son olarak, Câhiliye dönemi ile İslâm’daki ilim anlayışları, ilmin kaynağı, kapsamı ve amacı açısından karşılaştırılacak; bu farklılıkların topluma yansıması değerlendirilecek ve Câhiliye toplumunda şâirlerin, İslâm toplumunda ise âlimlerin üstlendikleri roller mukayese edilecektir. Bu konular, bir makalenin sınırları dâhilinde ele alınacağından, her bir başlık kapsamlı bir inceleme yerine genel bir yaklaşımla değerlendirilecektir

    Kur'an-ı Kerim'de ilim - iman ilişkisi

    No full text
    "İlim-İman İlişkisi" deyince ilk olarak akla gelen, son asırların önemli konusu müsbet ilimle din arasındaki uyuşma ya da çelişme olacaktır; ancak, bu çalışmada ilmî neticelerle Kur'anî nasslar arasında bir bağ arama düşünülmedi. Esasen bu tür çalışmaların mevcut olduğu da bilinmektedir. İlim ve iman münasebetini araştırırken objektif unsurlara geçmeden, insanda kalmayı düşündük. Kur'ân'ın muhatabı insan olduğuna göre, onun bu varlığa hitabında insanın "bilme" ve "inanma" fiillerinden hangisini esas aldığını, bu fiiller arasında ne tür bir ilişki kurduğunu, O'nun ilim ve imanla ilgili kavram yükünün ne olduğunu öğrenmek istedik; ancak bu konu, önce insanî varlığı tanımayı, onun bilgi ve inanç fiillerinin kaynağını, mahiyetini ve bağlantılarını genel plânda tanımayı gerektiriyordu. Bilgi ve inanç, daha çok "Dinler Bilimi"nin ve Kelâm'ın problem sahasında yer aldığı için, öncelikle bu branşlara başvurma zarureti doğdu. Birinci Bölüm'de, insanın bilgi ve inanç fiillerini tahlilî olarak incelerken hem umumî çerçevede kalmak, hem de problematik terimlerine riâyet etmek için "Genel Olarak Din ve İlim" başlığı kullanıldı. Burada, iman olayında rol alan unsurları görmeye çalıştık. Daha sonra, mukayeseli olarak ele alınan bilme ve inanma olaylarının temel karakterlerine işaret edildi. Bu bölümde inanç ve bilgi, objektif unsurlarına inilmeden, nazarî açıdan ele alınmış, ilişkileri de yine aynı açıdan konu edilmiştir. İkinci Bölüm'de, ilim ve iman kavramlarının İslâmiyat alanındaki tahlili, fikrî ve itikâdî disiplinlerin ilim ve iman görüşleri ele alınarak bu kavramların historique yönü araştırılmıştır. Üçüncü Bölüm'de de Kur'ân-ı Kerîm'in ilim ve iman kavramları genişçe işlenmiş, Kur'ân'ın bilgi görüşü, bu görüşün imanla olan bağı üzerinde durulmuş, bu iki terimin kavram yakınlıklarına, Kur'ân istilâlarındaki ilim ve iman unsurlarına değinilmiştir. Yine burada, çeşitli anahtar terim ve kavramlar yardımıyla, Kur'ân'a göre insanın inanma ve bilme fiilleri, aralarındaki ilişki tarzları araştırıldı. Yine aynı bölümde "İman Unsurlarının Bilgi ile Münâsebeti" başlık alınarak, bilme ve düşünme fiillerinin gayb kavramıyla olan bağı imanda akıl ve düşünce unsuruna; ilim ve imanla olan bağı açısından korku, insandaki his ve heyecan unsuruna örnek alınarak işlendi. Son olarak da, bilginin imandaki rolüne ışık tutacak önemli bir unsur olan irâde kavramı ele alınmıştır. Yine bahi içinde, bir iman aktı olarak irâdenin bilgiyle olan ilişkisi üzerinde durulmuştur
    corecore