206 research outputs found

    Correction to: Micro-encapsulation exhibits better protection than nano-encapsulation on phenolics before and after in vitro digestion (Journal of Food Measurement and Characterization, (2024), 18, 12, (9890-9905), 10.1007/s11694-024-02927-7)

    No full text
    The original version of this article unfortunately contained error in co-author’s affiliation. The affiliation of author Ümit Altuntaş were incorrectly given as Department of Food Engineering, Faculty of Chemical and Metallurgical Engineering, Istanbul Technical University, Maslak, Istanbul TR-34469, Turkey but should have been Department of Food Engineering, Gümüşhane University, Gümüşhane, Turkey. The original article has been corrected. © The Author(s), under exclusive licence to Springer Science+Business Media, LLC, part of Springer Nature 2024

    İki̇ di̇stopi̇k romanda yabancılaşma teması: cesur yeni̇ dünya ve fahrenheit 451

    No full text
    Brave New World and Fahrenheit 451 are both about how the influence of technology affected mankind. Brave New World depicts a future where people are produced scientifically. Fahrenheit 451 is about a future where firemen start fires instead of extinguishing them, in order to burn books. Huxley’s and Bradbury’s novels are above all about the theme of alienation and people that are affected by it. The aim of this paper is to analyse the theme of alienation in Aldous Huxley’s Brave New World and Ray Bradbury’s Fahrenheit 451 from sociological and psychological viewpoints and to present evidence that support the paper’s purpose.Distopik roman türünün en önemlileri arasında kabul edilen Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sı (1932) ve Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’i (1953), teknolojinin gelişmiş olduğu bir gelecekte iktidarların halk üzerindeki hakimiyetlerini sürdürebilmek için ne kadar ileriye gidebileceklerini görebilmek açısından önemlidir. Cesur Yeni Dünya, insanların bilimsel olarak üretildiği bir geleceği resmeder. Fahrenheit 451 ise kitap okumanın yasak olduğu bir gelecek hakkındadır. Huxley ve Bradbury bu romanlarında, yabancılaşma temasını işlemekte ve bundan etkilenen insanların yaşamları, sosyal ortamları, iç dünyaları ve kaygılarını, bulundukları gelecek zaman şartlarının getirebilecekleri doğrultusunda yazmaktadırlar. Her iki romanda da yabancılaşma hissini veren kavramlar analiz edildiğinde, birçok benzerlik göze çarpmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Huxley ve Bradbury’nin bu iki eserindeki yabancılaşma temasını sosyolojik ve psikolojik açıdan incelemek ve her iki romanda yabancılaşma etkisini yaratan ortak özellikleri okuyucuya sunmaktır. Öncelikle, her iki toplumda da kitaplar yasaklı, insanlar bilgisizdir. Toplumun istikrarını bozmamak için geçmişe ait kitaplar yok edilmiştir. Okumak yasaktır, çünkü kitaplar farkındalığı arttırır ve insanlara devleti sorgulamaya yönelten sorular sordurtur. Devlet bu tehlike ile karşı karşıya kalmak istemez. Kendi bireyselliklerini ifade eden insanlar ya toplumdan dışlanırlar ya da kendilerini gerçek bir tehlikenin içinde bulurlar. Çünkü varlıkları hükümetin istikrarı için tehdit oluşturmaktadır. Her iki romandaki başka bir benzerlik ise ailevi değerlerin reddedilmesidir. Cesur Yeni Dünya’da bireyler, annelerinden doğmadıkları fakat bilimsel yollarla tüplerde yaratıldıklarından ebeveynlere sahip değildir. Ebeveynlik, müstehcen ve tiksindirici bir şey olarak görülür. Fahrenheit 451’de, insanlar annelerinden doğmalarına rağmen, ebeveynlik yoktur. Çocuklar, anne babalarıyla ayda sadece üç gün kalırlar, geri kalan zamanlarını ise okulda geçirirler. Doğum yapmak sadece ırkın devamlılığı için gerekli görülür ve bir bebek doğal yollarla yapılan doğumda çekilen tüm o acıya değmeyeceği için sezaryen tercih edilir. Bireyleri kontrol altında tutmak için, insanlar herhangi duygusal bir bağ kurmamaları yönünde koşullandırılırlar, çünkü güçlü hisler bireysel istikrarı ve dolayısıyla toplumun ve devletin istikrarını bozmaktadır. Cesur Yeni Dünya’da, bu yabancılaşma, John’un dizlerinin üstüne çöküp Müdür’ü baba diye çağırdığında, Müdür’ün tepkisinde açıkça görülmektedir; Müdür’ün rengi sapsarı olmuş ve kendisini aşağılanmış hissetmiştir. Bu yabancılaşma, Fahrenheit 451’de de benzer şekilde Bayan Phelps’in çocuklarından sanki ev işlerinden biriymiş gibi bahsetmesinde de açıkça gösterilmiştir; çocuklarına bakmayı onları salona atıp televizyonun düğmesini açmak olarak görür, aynı çamaşırları makineye atıp kapağını kapatmak gibi diye ekler. İnsanlar, onları insan yapan özelliklerinden, insan doğasından ve hatta bir annenin bebeğine duyduğu sevgi gibi temel içgüdülerinden yabancılaştırılmışlardır. İleri teknoloji ürünleri ve bilim, her iki romanda da kullanılan diğer yabancılaştırma araçlarıdır. Bu yabancılaşma, Cesur Yeni Dünya’da soma hapları kullanılarak gerçekleştirilirken, Fahrenheit 451’de televizyon kullanılmaktadır. Cesur Yeni Dünya’da vatandaşlar, günlük yaşamla başa çıkmak, hüzün ve acıdan bağımsız bir yaşam sürmek için düzenli olarak soma kullanmaktadırlar. Böylece, insani duygularından ve yaşamın kendisinden yabancılaşırlar. Fahrenheit 451’de ise insanlar televizyon bağımlısı yapılarak hayatın asıl anlamının dinlence olduğuna inandırılmaktır. Vatandaşlar, gerçek yaşamla ve doğayla olan bağlarını kaybetmişlerdir. Her iki romanda da, insanlar rahat bir yaşam sürebilmek için derin düşünme ve hissetme kabiliyetlerini feda ederler. Bilim, teknoloji ve medya, devletin toplumsal uyum için gerekli olduğuna insanları inandırmak maksadıyla kullanılmaktadır. Her iki romanda da, hem kendilerine hem de dış dünyaya yabancılaşmalarından sorumlu olan aslında insanların kendisidir. Cesur Yeni Dünya’da, hükümetin yaşamlarını kontrol etmesine izin veren vatandaşlardır; tepeden inme bir karar değildir. Aynı şekilde, Fahrenheit 451’de de yüksek kültür hayatını terkederek dünyadan bihaber kalmayı tercih edenlerin insanların kendilerinin olduğu, ve hükümetin sadece bu isteği yerine getirdiği belirtilir. Özgür düşünce, toplumsal uyum uğruna feda edilmiş, yaşam eğlenceye indirgenmiştir. 20. yüzyılda, insanoğlunun bireyselliği ve derin ahlaki değerleri daha iyi bir gelecek uğruna feda ettiğini görmekteyiz. Modern insandaki bu çöküş ve kimlik eksikliği, yaşamın anlamsızlığıyla sonuçlanan psikolojik ve sosyolojik sorunlara yol açmıştır. Bu yabancılaşma, sahte benlik ve ahlaki değerlerin ölümü, birçok bilim kurgu romanında anlatılmıştır. Cesur Yeni Dünya ve Fahrenheit 451 adlı romanlarda, insanların birbirine yabancılaşması açık bir şekilde betimlenmekte ve insanlar boşvermişliklerinin sonuçları konusunda uyarılmaktadırlar. Bu iki eser, ileri teknolojinin, gücü elinde bulunduranlar tarafından istikrarlarını korumak maksadıyla kötü niyetle kullanması durumunda, tüm insanlığı olumsuz olarak etkileyecek bazı sonuçlarının olacağını ileri sürmektedir. Duygular, bireysellik ve özgür düşünce olmadan istikrarın, sadece daha karanlık ve acımasız bir dünyaya yol açacağına işaret ederler. Teknoloji ve bilimin yardımıyla rahat ve stressiz bir yaşam sürmeyi umut ederek dizginleri hükümetin ellerine teslim eden insanlar, sevgi ve özgürlük gibi insani değerleri feda ederler. Her iki roman da, insanların bireyselliklerini kaybetmeleri pahasına hem teknoloji kullanımı hem de devletin gücü kötüye kullanması hakkında insanlarda farkındalık yaratmaya çalışmaktadırlar

    Sultan Abdülmecid dönemi Osmanlı Uleması

    No full text
    Soyadı: Zeynep Altuntaş slam Tarihi ve Sanatları slam Tarihi Prof. Dr. Ziya Yılmazer Tez Türü ve Tarihi: Doktora - 2013 Sultan Abdülmecid, ulemâ, ilmiye, teşkilat, kadı, İstanbul medreseleri, İstanbul müderrisleri.SULTAN ABDÜLMECİD DÖNEMİ OSMANLI ULEMȂSI Tezde Sultan Abdülmecid dönemi ilmiye teşkilatının işleyişi; bu dönemde görevli ulemâ, özellikle de İstanbul müderrisleri dikkate alınarak ortaya konulmuştur. Literâtürde ilmiye teşkilatı ve ulemâyla ilgili birtakım çalışmalar görülse de sözkonusu konuyla ilgili boşluklar hâlâ devam etmektedir. Bu sebeple tezde genelde yüksek rütbeli Sultan Abdülmecid dönemi ulemâsı, özelde İstanbul müderrisleri ve bunlar üzerinden dönemin ilmiye teşkilâtı gösterilmek istenmiştir. Bu da Tarik Defterleri ve Takvim-i Vekâyi esas alınarak yapılmış, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki belgeler ve Kronikler’deki konular tamamlayıcı bilgiler niteliğinde kullanılmıştır. Başlangıçta Sultan Abdülmecid dönemi ulemâsı genel bir değerlendirmeyle ele alınmıştır. Bunun yanında ulemânın sosyal kökenleri ve aile bağları; müderrislerin bölgesel, ailevî arka planı ile ailelerin meslekî arka planı göz önünde bulundurularak incelenmiştir. Medresede ve modernleşen eğitim alanında ulemânın incelendiği ikinci bölümde ise müderrislerin medreselerdeki tayin ve terfileri ile sahip oldukları farklı meslekler konu edilmiştir. Bunun yanında maarifle ilgili kurumlar ile mekteplerdeki ulemâ kısa da olsa değerlendirilmiştir. Son olarak ulemânın idarî yapıdaki rolleri ve görevden ayrılmaları; ulemânın aldıkları payeler ve nişanlar, teşrifattaki konumları ile ilmiye mesleğinden farklı sebeplerle çıkmaları üzerinden anlatılmıştır. Name and Surname: Zeynep Altuntaş Field: Islamic History and Arts Programme: Islamic History Supervisor: Professor Ziya Yılmazer Degree Awarded and Date: Phd - 2013 Sultan Abdülmecid, ulema, qadi, Istanbul madrasas, Istanbul mudarrises. ABSTRACT THE OTTOMAN ULEMȂ DURING THE REIGN OF SULTAN ABDÜLMECİD In this dissertation, the operation of the ulema organization, especially Istanbul mudarrises during the period of Abdulmecid has been examined. Although there is a certain number of works dealing with the ulema and the ulema organization, there is still a significant gap which should be fulfilled in the literature. Hence this work attempts to reveal the position of the high ranked ulema, namely Istanbul mudarrises, during the reign of Abdulmecid and through their examples to reach a general picture of the ulema class of the period under consideration. The Tariq Daftar and Takvim-i Vekayi have been used as the main sources of the work, while the documents from the Prime Ministry Ottoman Archives and the Chronicles were added as the supplementary data to the dissertation. In the first part, the ulema of the Abdulmecid period are generally evaluated. Along with this, the social backgrounds of the ulema and their family connections are examined by considering their regional, family and professional backgrounds. In the second part, which deals with the ulema in the areas of madrasa and modernized education, the appointment and the promotion of the mudarrises in the madrasa and the different professions they own are the main topics. Besides, institutions about education and the ulema in the maktaps are shortly referred. Finally, the roles given to the ulema in the administrative structure, the reasons of their departure from the ulema class, honours and badges assigned to them, and their positions in the ceremony are explained

    Sacral neur al neuromodulation tr omodulation treatment for urinar eatment for urinary voiding dysfunctions: results of treatment with the largest single-center series in a ter series in a tertiary referral center in T al center in Turkey

    No full text
    BACKGROUND: Sacral neuromodulation (SNM) is a minimally invasive treatment that modulates spinal reflexes to regulate bladder, urinary sphincter, and pelvic floor and has successfully been used in the treatment of refractory voiding dysfunctions. The aim of this study was to present our experience with SNM in a tertiary referral center with the largest number of patients and review the safety and efficacy of the procedure. METHODS: A total of 42 patients with refractory lower urinary tract symptoms were included into the study. After an initial test period, patients who showed more than 50% improvement in their symptoms underwent the second stage of SNM. Twelve patients had overactive bladder (OAB), bladder pain syndrome/interstitial cystitis (BPS/IC) and 17 had urinary retention. The clinical success was examined during follow-up by voiding diary, urodynamics, and global response assessment. RESULTS: Between February 2015 and December 2020, a total of 29 patients underwent stages I&II SNM procedures. The mean ages of patients in OAB/BPS group and retention group were 40 (37-57 years) and 35 (27-44 years), respectively. Mean follow-up time was at least 1 year. Overall, 58.5% success rate was observed in OAB, BPS/IC, and urinary retention groups. Global response assessment score in both groups increased significantly (p = 0.001). No statistically significant difference was found between success or failure rates when sex and age were variable parameters (p > 0.05). DISCUSSION: SNM appears to be an effective and safe treatment option in restoring voiding dysfunctions in patients with refractory idiopathic and neurogenic voiding dysfunctions. Our initial series revealed favorable results; however, further studies with larger series and longer follow-up are needed

    Effect of ammonia fuel fraction on the exergetic performance of a gas turbine

    No full text
    4th International Symposium on Hydrogen Energy, Renewable Energy and Materials (HEREM) -- JUN 13-14, 2018 -- Bangkok, THAILANDWOS: 000450517200019Decreasing of fossil fuels and increasing global warming lead researchers to find cheap and environmentally friendly alternative energy sources. In this regard, ammonia (NH3) is a widely used feedstock. This carbon free fuel can be combusted in gas turbines or internal combustion engines, producing only nitrogen and water vapor. Nevertheless, ammonia is hard to burn because of low laminar burning velocity. In this paper, the effect of ammonia fuel fraction on the exergetic performance of a Turbec T100 micro gas turbine is investigated. Three different fuels are considered to operate the gas turbine: (i) natural gas (100%CH4), (ii) natural gas blend with %10 ammonia fraction (10%CH4-90%NH3) and (iii) natural gas blend with %20 ammonia fraction (20%CH4-80%bal3). The operating data of the micro turbine is obtained from the literature and the micro turbine is modelled with EBSILON software. It is found that %20 ammonia fraction is more environmentally benign compared to %10 ammonia fraction and natural gas fuels. The exergetic sustainability indicators are also determined as 3.168, 2.864 and 3.7 for the natural gas, 10% ammonia blend and 20% ammonia blend combustions, respectively. So, the controlling of ammonia fraction is important to sustain exergy efficiency of the micro turbine. More detailed combustion and environmental analyses are also necessary for better evaluation of environmental effects on the micro turbine during ammonia and natural gas combustions. CopyrightInt Energy & Environm Res Ins

    Hagia Sophia Mahmud I Library and its Restorations

    No full text
    Sultan I.Mahmud tarafından yaptırılan eklentiler ile Ayasofyayı bir külliyeye çevirmiştir. Dönemi içinde şadırvan, sıbyan mektebi, imarethane ile birlikte bir de kütüphane inşa ettirmiştir. Kütüphanenin vakfiyesine göre 1740 tarihinde inşası tamamlanmış; açılışı Sultan I.Mahmudun katılımıyla aynı yılın nisan ayında yapılmıştır. Ayasofya I.Mahmud Kütüphanesi; mimarisi, kitap koleksiyonunun zenginliği ve geniş personel kadrosu ile önemli kütüphaneler arasındadır. Kütüphanede eğitimin düzenli hale getirilmiş, verilecek dersler vakfiyede belirlenmiş, öğrencilere ücret ödenmiştir Kütüphane yapısı, Ayasofyanın güney nefi üzerinde iki payanda arasına inşa edilmiştir. Mimari biçimlenme açısından diğer kütüphane yapılarından farklılık arz eder. Bir koridor üzerinde birbirine bağlanan giriş holü, okuma salonu, ışık taşlığı ve hazinei-i kütüb bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş holü ile okuma salonu Ayasofya iç mekân içinde, hazine-i kütüb bölümü ise dışında kalmaktadır. Farklı mimari tasarımı ile ünik bir eser olarak değerlendirilebilinir. Mimari kurgusu ve kütüphaneciliğin, aynı zamanda eğitimin önemsendiği kütüphaneye ilişkin kısa bir tarihsel süreç ile ardından Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet döneminde geçirdiği onarımlardan bahsedilmiş, ardından kapsamlı bir biçimde İstanbul İl Özel İdaresi ve İstanbul Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü kontrollüğünde, İstanbul Restorasyon ve Konservasyon Merkez ve Bölge Laboratuvarları Müdürlüğü raporları doğrultusunda yapılan 2012-2014 yılı restorasyonu anlatılarak değerlendirme yapılmıştır.Hagia Sophia had been transformed into Islamic-Ottoman social complex in the period of Sultan Mahmud I, after the construction of new buildings. Sultan Mahmud I had built a library in addition to a fountain (sadirvan), a primary school, and an almshouse. According to the endowment, the construction of the library had completed in 1740; the library was opened in April, the same year with the participation of Sultan Mahmud I. Hagia Sophia Mahmud I Library was one of the important libraries of its era including its architecture, large collection of books and large personnel strength. The reasons that make the Library developed and became an important institution are; large collection of books, the lectures will be brought into regular education personnel working with determination in the endowment and the payment of wages in case of student attendance. Architecture of the Library; Library was built between two buttresses on the south nave of Hagia Sophia. This type of architecture differentiates Hagia Sophia Library from other libraries. The Library consists of entrance hall, reading hall, light stony ground and Hazine-i Kutub (place where the books were preserved) combining along a corridor. Entrance hall and reading hall with reticulate facade are located indoor; Hazine-i Kutub section is located outdoor of Hagia Sophia. Considering this different type of architectural design, the structure might be gradable as unique. In this article, an assessment is done by explaining the restoration in 2012-2013 after the brief historical process of the Library with its significant architectural type. The subject restoration was done in accordance with the reports of Istanbul Restoration and Conservation Center Laboratories and controlled by Istanbul Special Provincial Directorate of Administration and Istanbul Directorate of Surveying and Monuments

    Znaczenie procesu globalizacji i jej wpływ na gospodarkę Turcji

    No full text
    Globalization is the most important tool of the economy planning on international scale in a manner consistent and occurring in the integrated world economy. Factors effecting economy also effects globalization. In this context, it is difficult to give a single definition of globalization. The simplest form of globalization is gradual increase of communication and interaction between the communities living on the Earth, within the framework of interdependence. Globalization is not a new concept. Especially after World War II, more than one country tried to be the best not only in term of the economic also in political area. Therefore, many undeveloped and developing countries became a potential market for those powerful countries. In this study, the importance of globalization process and its effects on Turkey’s economy are investigated. Turkey is greatly influenced by the globalization process. Turkey’s strategic location is one of the most important reasons for this influence. Turkey embraces two continents, one arm reaching out to Asia, the other to Europe. Turkey hosts many civilizations, which has both positive and negative impacts on the country’s economy. In 1980, Turkey has undergone a fundamental structural change to ensure compliance with the world economy and economic globalization. Protectionist economic structure has become freer, export was more encouraged than import, foreign trade, currency, interest, and capital accounts were liberalized. In today’s economy, globalization is gaining momentum with trade volume increasingGlobalizacja stanowi najważniejszy czynnik zmian gospodarczych w skali międzynarodowej, oddziałujący w zintegrowanej gospodarce światowej. Inne czynniki determinujące sytuację gospodarczą również pozostają pod wpływem globalizacji. W tym kontekście trudno jednoznacznie zdefiniować pojęcie globalizacji. W najprostszy sposób można ją określić jako stopniowy wzrost komunikacji i interakcji pomiędzy społeczeństwami na całym świecie, w ramach wzajemnych współzależności. Globalizacja nie jest koncepcją nową. W szczególności po II wojnie światowej wiele państw dążyło do przejęcia dominacji zarówno w sferze gospodarczej, jak i politycznej. Stąd też wiele słabo rozwiniętych i rozwijających się krajów stało się potencjalnym rynkiem dla najsilniejszych gospodarek. W opracowaniu analizom poddano znaczenie procesu globalizacji i jego oddziaływanie na gospodarkę Turcji. Turcja pozostaje pod znacznym wpływem procesów globalizacji. Jedną z najistotniejszych przyczyn tego oddziaływania jest strategiczna lokalizacja Turcji. Turcja usytuowana jest na dwóch kontynentach: azjatyckim i europejskim. Turcję charakteryzuje różnorodność cywilizacyjna, co ma zarówno pozytywny, jak i negatywny wpływ na gospodarkę turecką. W 1980 r. Turcja doświadczyła fundamentalnych zmian strukturalnych, które zapewniły jej spójność z gospodarką światową i poddały ją wpływom globalizacji gospodarczej. Protekcyjna struktura gospodarcza została urynkowiona, eksport wzrósł w większym stopniu niż import, waluta, stopy procentowe i rachunki kapitałowe zostały zliberalizowane. Współcześnie globalizacja skutkuje wzrostem wolumenu handlu

    InGaN stress compensation layers in InGaN/GaN blue LEDs with step graded electron injectors

    No full text
    We investigate the effect of InGaN stress compensation layer on the properties of light emitting diodes based on InGaN/GaN multiple quantum well (MQW) structures with step-graded electron injectors. Insertion of an InGaN stress compensation layer between n-GaN and the step graded electron injector provides, among others, strain reduction in the MQW region and as a result improves epitaxial quality that can be observed by 15-fold decrease of V-pit density. We observed more uniform distribution of In between quantum wells in MQW region from results of electro- and photoluminescence measurement. These structural improvements lead to increasing of radiant intensity by a factor of 1.7-2.0 and enhancement of LED efficiency by 40%.Financial support for this work is provided by the Scientific and Technological Research Council of Turkey (Grant No: 113G042 ). Ismail Altuntaş acknowledges the Ph.D. Grant support from TUBITAK. We thank UNAM-National Nanotechnology Research Center at Bilkent University for access to fabrication and characterization equipment

    Somuncu Baba’ya Nispet Edilen Şerh-i Hadîs-i Erbaîn’in Yeni Tespit Edilen Abdülbaki Gölpınarlı Tercümesi

    No full text
    Bu çalışmada Osmanlı’nın son döneminde İstanbul’da eğitim almış ve Cumhuriyet döneminin entelektüel tarihinde gerek akademide verdiği dersler gerekse Mevlânâ, Mesnevî ve Melâmîlik alanlarında yaptığı çalışmalarıyla ve tercümeleriyle öne çıkmış olan Abdülbâkî Gölpınarlı’nın (ö. 1982) daha önce tespit edilmemiş ve yayımlanmamış olan bir hadis tercümesi günümüz harflerine aktarılacaktır. Gölpınarlı, Somuncu Baba olarak bilinen Hamîdüddin Aksarâyî’ye (ö. 815/1412) nispet edilen Şerh-i Hadîs-i Erbaîn adlı kırk hadis derlemesi ve şerhini İrşâdü’l-Yakîn fî Tercemeti “Şerh-i Hadîs-i Erbaîn” adıyla Arapça’dan Türkçe’ye tercüme etmiştir. Osmanlı’nın çok erken dönemlerinde yaşamış sûfî bir âlime nispet edilen eser Osmanlı’nın son dönemine yetişmiş yine sûfî-meşrep bir tasavvuf tarihi araştırmacısı tarafından tercüme edilmiştir. Bu tercümede Osmanlı dönemindeki tasavvuf düşüncesinin bir hulasasını görmek de mümkün olabilecektir. Gölpınarlı, tercümesini harf inkılabından sonra Cumhuriyet’in erken dönemlerinde ancak eski harflerle kaleme almıştır. Bu tercümeden sonra bin bir hadis de tercüme eden Gölpınarlı bu derlemesinde hadis tercümesi ile ilgili bazı düşüncelerini de ifade etmiştir. Gölpınarlı’nın hadislerle ilgili yaklaşımı ve seçtiği hadisler bakımından bu eser de makalede kısaca değerlendirilecektir. Makalenin merkezinde Gölpınarlı’nın tercümesi olduğu için Gölpınarlı’nın hayatına da kısaca yer verilecektir.</jats:p

    Somuncu Baba’ya Nispet Edilen Şerh-i Hadîs-i Erbaîn’in Yeni Tespit Edilen Abdülbaki Gölpınarlı Tercümesi

    No full text
    In this study, it is considered Abdulbaki Golpınarlı’s (d. 1982) works, who was educated in Istanbul in the last period of the Ottoman Empire and came to the forefront in the intellectual history of the Republican period with his lectures at the academy and his studies and translations in the fields of Mevlana, Mesnevi and Melamiism, and that has not been identified and published before a hadith translation will be re-written to modern letters. Golpınarlı, a collection of forty hadiths named Sharh-i Hadis-i Arbain, attributed to Hamiduddin Aksaray (d. 815/1412), known as Somuncu Baba, and its commentary İrshad al-Yakîn fi Tarcamati “Sharh-i Hadis-i Arbain” in Arabic. It was translated from Arabic to Turkish. The work, which is attributed to a sufi scholar who lived in the very early periods of the Ottoman Empire, was translated by a sufi-disciplined history researcher who grew up in the last period of the Ottoman Empire. In this translation, it will be possible to see a summary of the Sufi thought in the Ottoman period. Golpınarlı wrote his translation only in old letters in the early periods of the Republic after the alphabet reform. Golpınarlı, who translated a thousand and one hadiths after this translation, also expressed some of his thoughts on hadith translation in this compilation. This work will also be briefly evaluated in the article in terms of Golpınarlı's approach to hadiths and the hadiths he chose. Since Golpınarlı's translation is in the center of the article, Golpınarlı's life will also be briefly disclosed
    corecore