1,721,014 research outputs found

    Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis

    Full text link
    The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed

    Kuşadası Güvercinada özelinde master plan çerçevesi içinde doğal ve kültürel kaynakların irdelenmesi

    No full text
    Çalışmada, en önemli amaç, Doğal ve Kültürel Kaynaklar Kavramlarının İnsanlık için ne kadar önemli ve sürekliliği anlamında ne derece vazgeçilmez olduğunu anlatmaktır. Ekonomik ve Doğal Gelişim süreçlerinin saptanması ve bu anlamda çevresel sorunların kaynaklarının irdelenmesi ana konuyu oluşturur. Araştırma, Güvercinada özeli için yapılmış ve kapsam genişletilerek Kuşadası ilçesi de çalışma kapsamına alınmıştır. Kuşadası ilçesinin tarihsel gelişiminde tarımsal ekosistemden, turizm ekosistemine geçişinin beraberinde getirdiği çevresel sorunlar Master Plan çerçevesinde ele alınmıştır. Günlük problemlerin yanı sıra belli bir zaman diliminde yaşanması beklenen sorunlar da ortaya konulmuştur. Sonuç olarak iki binlerde nasıl bir çevrede yaşamak istediğimizin saptanması ile olumlu ve olumsuz neticeler verilmiş imkansız olmayan somut çözüm önerileri sunulmuştur. Çalışmada Kuşadası'na farklı bir perspektiften bakılması gerekliliği vurgulanmaktadır

    Ege ve Yaşar Üniversitesi öğrencileri örneğinde, küresel ısınmanın çevre bilinci ve davranışlar üzerine etkileri

    No full text
    Bu tezde, bireylerin küresel ısınma konusundaki çevresel tutumlarını etkileyen faktörler arastırılmıs, küresel ısınma konulu bir çevresel tutum ölçegi gelistirilerek üniversite ögrencilerine yönelik alan arastırması yapılmıstır. Özellikle yeni çevresel paradigmaların olusmasının beklendigi günümüz toplumlarında, üniversite ögrencilerinin çevresel konu ve sorunlara bakıs açısı son derece önemlidir. Bu kapsamda gerek gelismekte olan bir ülke olarak, gerekse genç nüfusa sahip bir ülke olarak Türkiye’deki üniversite ögrencilerinin çevresel tutumlarının arastırılması özel öneme sahip bir konudur. Çalısmanın uygulamalı (empirik) alan arastırmasına dayanan kısmı, bir vakıf ve bir devlet üniversitesi ögrencilerinin küresel ısınma ve çevre sorunları konusundaki bilinç ve davranıs düzeylerindeki tutumlarına ve karsılastırılmasına dayanmaktadır. Gelistirilen çevresel tutum ölçegi ve olusturulan hipotezler ekososyolojik bir arastırma niteligindedir

    İzmir Körfezi örneğinde antropojenik etkiler ve sonuçları üzerine araştırmalar

    No full text
    Türkiyeʼnin en büyük doğal körfezinin kıyısında kurulu olan İzmir ili ülkemizin en hızlı artan metropol alanına sahip kentlerimizden biridir. Tarım, ulaşım ve ticaret açısından bir merkez konumunda olan şehir, hızla önemli iç ve dış ticaret merkezlerinden biri haline de gelmiştir. Bu özellikleri nedeniyle nüfusu her geçen gün artmakta, hızlı bir göç merkezi olma özelliğini korumaktadır. Düzensiz, plansız kentleşme ve sanayileşme nedeniyle altyapı yetersizliği ortaya çıkmakta, sonuçta çevre her yönüyle bozulmakta ve geri dönüşü olmayan bir sona yaklaşmaktadır. İzmir Körfezi, aşırı şehirleşmenin, kontrolsüz endüstriyel gelişmenin ve doğal kaynak kullanımında yapılan hataların neden olduğu evsel, endüstriyel, tarımsal, turizm ve deniz ulaşım faaliyetleri gibi kıyı kullanım taleplerinden kaynaklanan kirlilik yükleri ile bozulmuştur. Üç milyondan fazla insanın Körfez etrafında yaşadığı İzmirʻde bu kullanım taleplerinden dolayı Körfezʼin özellikle iç kesimlerinde biyolojik çeşitlilik çok azalmıştır. İzmir Körfeziʼnin çevresinde endüstri, özellikle İç Körfez etrafında yoğunlaşmıştır. Bu endüstri bölgeleri çok tehlikeli olan atıklarını ya doğrudan ya da Gediz gibi akarsular aracılığıyla Körfezʼe boşaltmaktadır. Bu çalışmada, İzmirʼin 1970ʼli yıllardan bu yana nüfus, ekonomi, endüstriyel, doğal ve kültürel yapısı, değişim ve gelişimleri incelenmiş, günümüzdeki durumuyla karşılaştırılmış, farklılıklar ortaya konmuş ve sorunlara çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. İzmir Körfeziʼnin antropojenik etkiler kapsamında, nasıl kirlendiği ve sürdürülebilir bir şekilde gelecekte nasıl kullanılması gerektiği, üzerinde durulmaya çalışılmıştır

    Çeşme Yarımadası tarımsal alan kullanım kararları ve tarım potansiyeli ile kıyı ekosistemi ilişkileri

    No full text
    Toprak, su ve hava insanoğlunun yaşamındaki en önemli üç kaynaktır. Son yüzyıldaki nüfus artışı ve tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişle birlikte bu kaynakların yoğun kullanımı süratle tükenmelerine ve kirletilmelerine neden olmuştur. Dünyanın bir çok ülkesinde tarım topraklarını korumaya yönelik önlemler çok önceden alınmasına rağmen Ülkemizde tarım alanlarının tarım dışı kullanımı ile ilgili ilk yasa 1976 yılında çıkarılmıştır. Bu yasayı takiben 1989, 1998 ve 2000 yıllarında üç yasa daha çıkarılmıştır. Ancak bu yönetmeliklerin sağlıklı bir şekilde uygulanamaması tarıma elverişli alanların süratle ve endişe edilecek ölçüde elden çıkmasına neden olmuştur. Bu çalışma ile, sahip olduğu doğal ve kültürel kaynakların yanısıra ulaşım kolaylığı ve büyük bir şehre yakınlığı nedeniyle turizme yönelik yoğun kullanımlara maruz kalan Çeşme Yarımadasıʼnda tarımsal alan kullanım kararları ve tarım potansiyeli saptanarak kıyı ekosistemi ile ilişkileri irdelenecektir. Ayrıca, yarımadada tarım alanlarının amaç dışı kullanım nedenleri ve şekilleri irdelenerek, bu bağlamda sorunlara kısa ve uzun vadede çözümler saptanacaktır

    İzmir ili örneği

    No full text
    Bu çalışmada İzmir İli doğal öneme sahip alanları CBS temelli bir veri tabanında birleştirilmiş, kentin sürdürülebilir olması açısından plan kararları verilirken yerel ve merkezi yönetim temsilcilerine, başvurulacak bir kaynak ve ekolojik altlık olabilecek bir yapı oluşturulması amaçlanmıştır. Çalışmada İzmir ilinde bulunan koruma statüsüne sahip alanlar ile birlikte orman alanları ve ÖDA olarak belirlenmiş alanlar ele alınmış, bu alanlara indeks puanlar verilerek alanların önem dereceleri belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda; İzmir İli Doğal Öneme Sahip Alanlarının toplamda kapladığı alan 620.841,96 ha olarak belirlenmiştir. Bu sonuca göre doğal öneme sahip alanlar İzmir ilinin %51,69'unu kaplamaktadır. Bu alanlardan 8-10 puan arası puan alarak "Doğal Niteliği Sınırlı Alanlar" olarak tanımlanmış alanların kapladığı büyüklük 348.599,53 ha olarak belirlenmiştir. Doğal niteliği sınırlı alanlar il yüzölçümü içinde %29'luk paya sahiptir. 11-20 puan arası puan alarak "Önemli Alanlar" olarak tanımlanmış alanların kapladığı büyüklük 188.047,57 ha olarak belirlenmiştir. Önemli alanlar %16'lık bir paya sahiptir. Son olarak; 21-38 puan arası puan alarak "Çok Önemli Alanlar" olarak tanımlanmış alanların kapladığı büyüklük ise 84.194,86 ha olarak belirlenmiştir. Çok önemli alanlar il yüzölçümü içinde %7'lik bir paya sahiptir. Elde edilen veriler sonucunda; önemli türler barındıran bazı alanların koruma statüsü bulunmadığı, koruma statüsü bulunan alanların ise yeterince korunamadığı görülmüştür. Koruma statüsüne sahip alanların içinde ve/veya yakın çevresinde tarım, turizm ve sanayi etkinlikleri yapılmakta olduğu ve ayrıca bu alanların yer yer yoğun yerleşim baskısı altında bulunduğu saptanmıştır

    Kent plan kararları ve İzmir iç körfezi üzerine araştırmalar

    No full text
    Nüfus miktarı, sosyal, ekonomik ve kültürel fonksiyonları yönüyle Türkiyeʼnin üçüncü büyük kenti olan İzmir gelişmekte olan tüm kentler gibi, ilk kuruluşundan itibaren pek çok değişime sahne olmuştur. Bu çalışmada,İzmir kentinin fiziksel yapısını şekillendiren kent plan kararlarının kentin gelişimine olumlu veya olumsuz yönde ne şekilde katkıda bulunduğu irdelenmiş ve İzmirʼin gelişiminin yönlendirilmesi ve denetim altında tutulması amacıyla; konut, ulaşım, altyapı, sosyoekonomik yapı, doğal, tarihi ve kültürel değerlerin korunması gibi metropoliten gelişme unsurlarına ilişkin çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır

    UNESCO ölçütleri (kriterleri) kapsamında Kazdağları’nın dünya mirası olarak değerlendirilmesi üzerine araştırmalar

    No full text
    Doğal ve Kültürel kaynaklar bir bölge veya ülkenin en önemli zenginlikleri olup, insan yaşamının bugün ve gelecekteki yaşamı için vazgeçilmez unsurlarıdır. Çalışma alanını oluşturan Biga Yarımadası’nın güneyinde yaklaşık 258.000 ha’lık bir alana yayılan doğal ve kültürel kaynak değerleri açısından oldukça zengin bir potansiyele sahiptir. Kazdağları, günümüzde yaşadığımız ve gelecekte yaşayacağımız çevresel sorunlara bakacak olursak dünya genelinde korunması gereken bölgelerimizden biri durumundadır. Şu an sadece bir bölümünün Milli Park olduğu Kazdağları bilinçsizce yapılan insan kullanımlarının doğurduğu tehditlere karşı yeterli ölçüde korunamamaktadır. Yapılan araştırmada, Kazdağları’nın doğal kaynak potansiyelinin en önemli göstergelerinden biri olan Vejetasyon yoğunluğu başta olmak üzere doğal ve kültürel kaynak değerlerinin, potansiyeli ve nitelikleri açısından önemi ortaya konularak Kazdağları’nın koruma statüsü ve yönetimi UNESCO Dünya Mirası ölçütleri kapsamında ele alınarak öneriler getirilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla çalışmada yerinde gözlem, inceleme, analiz ve değerlendirme yöntemi temelinde ilgili bilgisayar teknikleri kullanılmıştır. Yerinde gözlem sonucu elde edilen verilerin, CBS ve Uzaktan Algılama Teknikleri ile alana ait uydu görüntüsü ve diğer ilgili haritaların kullanımıyla analizi yapılıp, öncelikle vejetasyon indeksi oluşturulmuş ardından elde edilen tüm bulgular UNESCO Dünya Mirası kriterleri kapsamında değerlendirilmiş ve bölgenin Dünya Mirası olabilme potansiyeli ortaya konulmuştur

    Geotechnical reconnaissance findings of the October 30 2020, Mw7.0 Samos Island (Aegean Sea) earthquake

    No full text
    On October 30, 2020 14:51 (UTC), a moment magnitude (M-w) of 7.0 (USGS, EMSC) earthquake occurred in the Aegean Sea north of the island of Samos, Greece. Turkish and Hellenic geotechnical reconnaissance teams were deployed immediately after the event and their findings are documented herein. The predominantly observed failure mechanism was that of earthquake-induced liquefaction and its associated impacts. Such failures are presented and discussed together with a preliminary assessment of the performance of building foundations, slopes and deep excavations, retaining structures and quay walls. On the Anatolian side (Turkey), and with the exception of the Izmir-Bayrakli region where significant site effects were observed, no major geotechnical effects were observed in the form of foundation failures, surface manifestation of liquefaction and lateral soil spreading, rock falls/landslides, failures of deep excavations, retaining structures, quay walls, and subway tunnels. In Samos (Greece), evidence of liquefaction, lateral spreading and damage to quay walls in ports were observed on the northern side of the island. Despite the proximity to the fault (about 10 km), the amplitude and the duration of shaking, the associated liquefaction phenomena were not pervasive. It is further unclear whether the damage to quay walls was due to liquefaction of the underlying soil, or merely due to the inertia of those structures, in conjunction with the presence of soft (yet not necessarily liquefied) foundation soil. A number of rockfalls/landslides were observed but the relevant phenomena were not particularly severe. Similar to the Anatolian side, no failures of engineered retaining structures and major infrastructure such as dams, bridges, viaducts, tunnels were observed in the island of Samos which can be mostly attributed to the lack of such infrastructure.METU; HAEE/ETAM; NSF; National Science Foundation [CMMI-1826118]The authors are indebted to Professor George Bouckovalas of the National Technical University of Athens, Prof. Dr. Atilla Ansal of Ozyegin University, Istanbul, Prof. Dr. Ayfer Erkin of Istanbul Technical University, Prof. Dr. Bilge Siyahi of Gebze Technical University, Istanbul for their valuable review of this work, and their insightful comments that significantly improved many of the discussions presented herein, particularly those pertaining to the seismic performance of foundation systems and seismic response of port facilities. The authors would also like to deeply thank external contributors who kindly provided data and assistance with carrying out field measurements included in this paper. In this regard, George Milionis, Geologist, provided the boreholes log data for BH1, BH2, BH3 and BH4 shown in Figure 33 while the borehole log data for BH5 shown in the same figure was provided by Peggy Sechioti, employee of the Hellenic Ministry of Infrastructure and Transport. MASW field measurements by Prof. P. Pelekis were supported by Vasilis Christopoulos, laboratory member, and Paraskevi Paliatsa, postgraduate student, Civil Engineering Department, University of Patras. The members of Middle East Technical University, Ankara were partially funded by reconnaissance funds of METU, which is greatly appreciated. The authors are also thankful to Professor K. Antonopoulos and Gurel Ozdemir for sharing photographs from local earthquake damages, and to Dr. Prodromos Psarropoulos, who did reconnaissance work as member of the HAEE/ETAM geotechnical team, for sharing information. Their valuable contribution is gratefully acknowledged. Financial support to the U-Patras team was provided by HAEE/ETAM. Prof Katerina Ziotopoulou's field reconnaissance and participation was supported by the NSF-sponsored Geotechnical Extreme Events Reconnaissance (GEER) association. The work of the GEER Association, in general, is based upon work supported in part by the National Science Foundation through the Geotechnical Engineering Program under Grant No. CMMI-1826118. Any opinions, findings, and conclusions or recommendations expressed in this material are those of the authors and do not necessarily reflect the views of the NSF. Any use of trade, firm, or product names is for descriptive purposes only and does not imply endorsement by the U.S. Government. The GEER Association is made possible by the vision and support of the NSF Geotechnical Engineering Program Directors: Dr. Richard Fragaszy and the late Dr. Cliff Astill. Last but not least, the authors are grateful to the anonymous reviewers who provided constructive feedback that improved the work
    corecore