1,720,966 research outputs found
Bir Kur’ân Kavramı Olarak “Rusûḫ”
Bir fikir ve düşüncenin muhataba aktarılması bakımından kavramlar büyük önem taşımaktadırlar. Zira kavramlar, aynı alana dair çalışma yapan araştırmacıların zihninde ortak bir anlam alanı oluşturarak kullanılan kavramı aynı şekilde algılamalarına ve böylece ortak bir dil ve bu dil ile oluşturulmuş bir bilgi meydana getirmelerine zemin oluşturmaktadırlar. Allah'ın insanlara göndermiş olduğu son ilâhî buyruk olan Kur’ân-ı Kerîm’i doğru anlamanın ilk adımı ise ilâhî mesajda kullanılan kelime ve kavramları tanımak ve doğru anlamlandırmaktır. Kur’ân-ı Kerîm’e yönelik olarak yapılan kavram çalışmaları, onda yer alan kavramları yine onun bütünlüğü içerisinde değerlendirmeyi, anlamlandırmayı ve tanımlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, Kur’ân-ı Kerîm’de yalnızca iki kez geçmekle birlikte kullanıldığı bu iki yerde İslam’ın büyük önem atfettiği ʿilm kavramına sıfat olarak kullanılan rusûḫ kavramının Kur’ân-ı Kerîm’de ve İslam düşüncesindeki anlam alanı tespit edilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda öncelikle rusûḫ kavramının sözlük ve terim anlamı klasik Arap dili sözlüklerinden ve Kur’ân-ı Kerîm kavramları üzerine yapılan çalışmalardan yararlanılarak tespit edilecek, tefsir külliyatında “ilimde rusûḫ sahibi olma”nın nasıl anlaşıldığı ʾÂl-i ʿİmrân sûresi 7. âyet bağlamında ortaya konulacak ve son olarak da meâllerde rusûḫ kavramının dilimize nasıl yansıtıldığı değerlendirilecektir
İlâhiyat Fakültelerine Kayıtlı Hâfız Öğrencilerin Hâfızlığa Yüklediği Anlam ve Değer
Müslümanlar ilk dönemden itibaren hâfızlığa ve hâfızlık eğitimi veren kurumlara rağbet göstermişlerdir. Kur’ân-ı Kerîm’in Allah kelâmı olması ve Hz. Peygamber’e atfedilen hâfızlığa teşvik edici nitelikteki sözler bu rağbetin altında yatan temel etkenlerdir. Müslüman toplumlarda hâfızların toplumsal saygınlıklarını öteden beri koruyabilmiş olması da büyük ölçüde söz konusu faktörlere bağlı bir durumdur. Hâfızların, hâfızlığa yönelik sağlıklı bir bakış açısına sahip olmaları, hâfız olmanın onurunu ve huzurunu iç dünyalarında derinden hissetmeleri ve hâfız olmanın üzerlerine yüklediği sorumlulukların bilincinde olmaları söz konusu durumun devam etmesine katkı sağlayacak temel faktörlerdir. Bu araştırmada, ‘Hâfızların, hâfızlığa yükledikleri anlam ve değer nedir?’ sorusuna cevap aranmıştır. Araştırma sonucunda, öğrenim hayatlarına yüksek din öğretimi kurumlarında devam etmekte olan hâfızların, hâfızlığın anlam ve değerine yönelik görüşleri arasında tutarlılık ve uyumun bulunmadığı anlaşılmıştır. Hâfızlık eğitimi veren kurslarda verilen eğitimle ilgili düzenlemeler yapılırken bu sonucun dikkate alınmasının yerinde olacağı değerlendirilmektedir
Oxymoron religiosity in the context of the 2nd Verse of Sūrah al-Ṣaff – An inconsistency analysis
Tutarlılık; bir kişinin düşünce, inanç, söz ve eylemleri arasındaki bütünlük ve ahengi ifade eder. İnsan karakterinin önemli bir unsuru olan bu özellik, bireyin güvenilirlik, saygınlık ve iç huzuru kazanmasında kritik bir rol oynar. Tutarlılık, sadece bireysel bir erdem olarak değil, toplumsal ilişkilerin sağlıklı şekilde yürütülmesi için de vazgeçilmez olarak değerlendirilmelidir. Zira tutarsızlık, insanlar arasında güven kaybına yol açarak sosyal düzeni zedeler. Bireye ve topluma Allah’ın rızasına muvafık yaşam düzenini bildiren din de insan hayatını anlamlandırma ve şekillendirme sürecinde tutarlılığı ahlâkî bir gereklilik olarak görür. Bu konuda özel bir hassasiyet taşıyan İslâm, inanç-söz-eylem bütünlüğünü bir müminin en önemli özelliklerinden biri olarak tanımlar. Kur’an-ı Kerîm’de, inançlarına aykırı davrananlar eleştirilir ve bu davranışlarının hesabını verecekleri hatırlatılır. Hz. Peygamber de hayatı boyunca bu bütünlüğü örneklemiş ve ümmetine bu doğrultuda yaşamayı öğütlemiştir. İslâm’a göre bir müslüman, inandığını yalnızca dile getirmekle kalmamalı, bunu eylemlerine de yansıtmalıdır. İnanç-söz-eylem tutarlılığı, imanla amel arasındaki bağın somut bir göstergesidir ve kulluğun da bir gereğidir. Bu bağlamda tutarlılık, İslâm’da hem bireysel hem toplumsal bir sorumluluktur. Bununla birlikte tutarlılık, sağlam bir irade ve dirayet gerektiren, sahip olunması zor bir özelliktir. İnanç-söz-eylem ekseninde tutarlılığın sağlanamaması hem birey hem de toplum açısından sonuçları olan tezat bir durum ortaya çıkarır. Bu makalede Saf sûresi 2. âyet çıkış noktası olarak alınmak suretiyle öncelikle Kur’an’ın ve Sünnet’in mümin bireyler için vazgeçilmez bir özellik olarak işlediği tutarlılık ele alınacaktır. Söz konusu tutarlılığın sağlanamadığı durumlar “oksimoron dindarlık” olarak kavramlaştırılacak, oksimoron dindarlığın Kur’an’a ve psikolojiye göre ortaya çıkma nedenleri ve bu tür bir yaşantının birey ve toplum için doğuracağı sonuçlar değerlendirilecektir. Sonuç kısmında ise oksimoron dindarlığın oluşmasının önüne geçilebilmesi için önerilerde bulunulacaktır. Bu suretle tutarlılığın müslüman bireyler için önemine dair farkındalık oluşturmak hedeflenmektedir.Consistency refers to the integrity and harmony between a person's thoughts, beliefs, words and actions. This quality, which is an important element of human character, plays a crucial role in the individual's attainment of credibility, respectability and inner peace. Consistency should be seen not only as an individual virtue, but also as indispensable for the healthy management of social relations. For inconsistency leads to a loss of trust between people and damages the social order. Religion, which informs the individual and society about the order of life in accordance with Allah's consent, also sees consistency as an ethical necessity in the process of giving meaning to and shaping human life. Islam, which is particularly sensitive in this regard, defines the integrity of belief, speech and action as one of the most important characteristics of a believer. In the Qur'ān, those who act contrary to their beliefs are criticised and reminded that they will be held accountable for their actions. The Prophet Muhammad also exemplified this integrity throughout his life and advised his Ummah to live in this way. According to Islam, a Muslim should not only express his faith but also reflect it in his actions. The consistency of belief-speech-action is a concrete indicator of the link between faith and action and a requirement of servitude. In this context, consistency is both an individual and a social responsibility in Islam. However, consistency is a difficult quality that requires strong will and perseverance. Failure to achieve consistency in the belief-speech-action axis leads to a contradictory situation with consequences for both the individual and society. This article discusses consistency, which the Qur’ān and the Sunnah treat as an indispensable quality for believers, based on verse 2 of Sūrah al-Ṣaff. The situations in which this consistency is not achieved will be conceptualised as 'oxymoron religiosity', the reasons for the emergence of oxymoron religiosity according to Qur'ān and psychology, and the consequences of such a life for the individual and society will be evaluated. Finally, suggestions will be made to prevent the occurrence of oxymoron religiosity. The aim is to raise awareness of the importance of consistency for Muslim individuals
Bir Müfessir Olarak Süddî el-Kebîr
Tefsir ilmi, Kur'ân'ın nâzil olmaya başlaması ile birlikte ve Hz. Peygam- ber'in kendisine vahyedilen ayetleri insanlara tebliği ve gerekli yerleri açıkla- ması suretiyle tatbiki olarak başlamıştır. Hz. Peygamber'in vefatından sonra sahabîler Kur'ân'a dair Hz. Peygamber'den öğrendikleri bilgileri gerek sadece naklederek gerekse yorumlamak suretiyle kendilerinden sonraki nesil olan tâbiîlere aktarmışlardır. Tâbiîn dönemi, İslam topraklarının genişlemesi, farklı ırk ve kültürden olan insanların da İslam'ı kabul etmesiyle birlikte ortaya çıkan yeni soru ve sorunların Kur'ân ışığında anlaşılması ve yorumlanmasına dair farklı yaklaşımların tezahür ettiği bir dönemdir. Bu dönemde Mekke, Medine ve Kûfe'de oluşan tefsir medreselerinde yetişen tâbiîler, sahabîlerden aldıkları bilgiler ışığında Kur'ân'ın anlaşılması ve uygulanması hususunda yöntem olarak birbirlerinden ayrışmaya başlamışlardır. Ayrıca bu dönem, tefsire dair bilgilerin müstakil risaleler halinde telif edilmeye başlandığı bir zaman dilimidir. Süddî el-Kebîr de Hicaz'da doğmuş Kûfe'de yaşamış ve tefsire dair naklettiği pek çok rivayetle sonraki dönem müfessirlerine kaynaklık etmiş tâbiînin önde gelen şahsiyetlerinden birisidir. Bilhassa İbn Abbas ve İbn Mes'ûd'dan nakil- lerde bulunan Süddî'nin kendisine atfedilen tam bir tefsirinden kaynaklarda bahsedilse de günümüze ulaşan bu vasıfta bir eser bulunmamaktadır. Süddî'den gelen tefsir rivayetleri, bilhassa rivayet tefsirleri içerisinde dağınık olarak yer almaktadır. Bu rivayetler incelendiğinde onun, Kur'ân'ı Kur'ân ve sünnet ile tefsir yöntemlerini kullandığı, nüzul sebepleri ve tarihî bilgilerden istifade ettiği, yer yer şer'i hükümler çıkardığı, nesh ve müteşabih gibi konu- larda fikir beyan ettiği görülmektedir. Naklettiği rivayetlerde Süddî'nin en çok eleştiri aldığı nokta ise isrâiliyyâta yoğun bir şekilde yer vermesidir. Bu çalış- mada Süddî'nin hayatı, ilmî yönü ve hakkındaki Şîilik iddiaları değerlendirile- cek, kendisinden gelen tefsir rivayetleri ekseninde onun tefsir yöntemi ve mü- fessir yönü ortaya konulmaya çalışılacaktır
RELIGIOUS DOUBT IN THE QUR'AN
İnsan, doğası gereği merak eden, sorgulayan, bir bilginin hakikatini kabullenebilmek için ikna olması gereken ve bu konuda sürekli tatmin arayışı içerisinde bulunan bir varlıktır. Bu durumdan dinî bilgi de istisna değildir. İnsan vahiy ile kendisine bildirilen dinî bilgiler hususunda da sürekli bir merak ve onların hakikatini arayış içerisinde olmuştur. Dinî bilginin fizikî dünyaya dair yönü her devrin imkânları nispetince araştırılmış ve araştırılmaya devam etmektedir. Dinî bilginin metafizik yönü ise fizikî imkânlarla doğrulanabilir bir alan değildir. Dolayısıyla bu konular iman sahası içine girmektedir. Sağlam bir imanın, içerisinde şüphe barındırmaması beklenir. Bununla birlikte imanın bu seviyeye ulaşması sürecinde birey, inandığı konular hakkında şüphe içerisine düşebilir. Bu durumda şüphe; bireyin imanî meselelerde çıkmaza girmesine ve hatta imanını kaybetmesine sebep olabileceği gibi onu, kuşku duyduğu konuları araştırmaya sevk ederek imanda tahkik seviyesine de ulaştırabilir. Bu çalışmada öncelikle, Kur'ân-ı Kerîm'de şüphe anlamında kullanılan kavramlar ele alınacak, Kur'ân-ı Kerîm'de hangi konularda insanların şüpheye düştüğü değerlendirilecek ve Hz. Peygamber'in konu ile ilgili hadîs-i şerîflerinden de yararlanılarak şüphenin iman ile olan ilişkisi, Kur'ân-ı Kerîm ışığında ortaya konmaya çalışılacaktır.Human beings by nature, are curious and in need of persuasion to acknowledge the truth of knowledge accompanied by a pursuit of constant satisfaction in this matter. In this case, religious knowledge has no exception. The human being has been searching for a constant curiosity and their truth about the religious knowledge reported to him through revelation. The direction of religious knowledge to the physical world has been researched and it is still continues to be investigated. The metaphysical aspect of religious knowledge is not verifiable by physical means. Therefore, these subjects fall into the field of faith. It is expected that a Iman belief should not contain doubt. However, in the process of reaching this level of faith, the mind or heart may be in doubt about their beliefs. Doubt in this case; It may lead the individual to break out of the faith and even lose faith, and may even reach the level of the ascertain of Iman, by referring him to his suspicions. In this study, firstly the concepts used in the Qur'an in the sense of doubt will be discussed and in which subjects the Qur'an will fall into doubt in the Qur'an. Utilizing the Prophet's hadiths related to the subject, the relationship between skepticism and faith will be tried to be revealed in the light of the Holy Qur'an
The Quranic sciences in Tashil li Ulumi't-tanzil of Ibn Cuzayy
Kur'an İlimleri ifadesi, Kur'an'ın anlaşılmasına yardımcı olan ilimler manasına gelmektedir. Hz. Muhammed'e (s.a.v.) vahyedilmesinden sonra Kur'an-ı Kerim, üzerinde birçok araştırmanın yapıldığı bir kitap olmuştur. İbn Cüzeyy de eserinde oldukça anlaşılır ve açık bir tarzda Kur'an'ı başından sonuna kadar tefsir etmiş müfessirlerdendir. Bu çalışmada İbn Cüzeyy'in Kur'an İlimlerine bakışı ve bu ilimleri işleyiş tarzı ele alınıp değerlendirilmiştir. Çalışmanın temel amacı, İbn Cüzeyy'in Kur'an ilimlerine ne ölçüde yer verdiğini saptamak ve onun bu konu ile ilgili düşüncelerini analiz ederek ortaya koymaktır. Bu amaçla öncelikle Kur'an ilimleri ile ilgili bir çalışma yapılmıştır. Daha sonra yapılan bu araştırmanın ışığında İbn Cüzeyy'in tefsiri baştan sona titizlikle okunmuştur. Bu esnada müfessirin eserinde yer verdiği Kur'an ilimleri tespit edilmiştir. Elde edilen veriler konu başlıkları altında toplandıktan sonra mezkûr konu başlıkları üç bölümde değerlendirilmiştir. Giriş bölümünde temel esaslar ve çalışmanın metodunun özet bir biçimde verildiği bu çalışma bir sonuç ve bibliyografya ile son bulmaktadır. Anahtar Kelimeler: İbn Cüzeyy, Kur'an, Kur'an İlimleri, Tefsir, Ayet. The concept of the Learnings of Quran means the branches of sciences helping to understanding of the Koran. After from the inspiration to Hz. Muhammed (s.a.v.) Koran become a book that made a lot of essay about it. Ibn Cuzayy, was from commenting authors to the Koran from beginning of his work to its end with intelligible and explicit style. It had been determined and evaluated that view of Ibn Cuzayy to learnings of the Koran and his processing style of those learnings in his study. The main aim of this study to be determined that Ibn Cuzayy how much to give place to learnings of Koran and to be analysed that what he thinks about of this learnings. With this intent, it had been made, firs of all, researches about the learnings of Koran. Afterwards, the commentary of Ibn Cuzayy had been read meticulously from beginning to end in the light of this researches made. Meantime, it had been fixed that which he had given place to learnings of the Koran. After the collection the acquired data underneath the subject titles, the aforementioned subject titles had been evaluated in three chapters. In the chapter of introduction, the basic bases and methods of the study which had been given briefly, this essay ends with a conclusion and bibliography. Key Words: Ibn Cuzayy, Koran, Learnings of Koran, Commentary, Verse
Naskh Literature in Turkish Tafsir Academy and The Actual Value of Naskh
Tefsir, Kur’ân’ı anlamayı ve anlatmayı amaç edinmiş bir ilimdir. İlk dönemde Hz.
Peygamber, sahabe ve tabiûn tarafından şifâhî olarak gerçekleştirilen tefsir faaliyeti sonraki
dönemlerde müstakil bir ilim halini almıştır. Kur’ân’ın her dönem ve ortama hitap eden
bir özellik taşıdığı kabul edilecek olursa onu açıklamayı amaç edinen tefsirin ve ilgili alt
disiplinlerin de dinamik olması ve güncel hayatın soru ve sorunlarına hitap edecek şekilde
değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Kur’ân’ın nasıl ve hangi bilgilerden yararlanılarak
tefsir edileceği meselesi, tefsir usûlü ve Kur’ân ilimleri disiplinlerini ortaya çıkarmıştır.
Söz konusu Kur’ân ilimlerinden biri olan nesh geleneksel olarak “şer‘î bir hükmün daha
sonra gelen şer‘î bir delille kaldırılması” şeklinde tanımlanır. Aslında fıkıh ilmine ait olan
bu tanım müfessirler arasında da kabul görmüş, tefsir ve tefsir usûlü eserlerinde konu
genellikle bu tanım esas alınarak işlenmiştir. Kaynaklarda sahabe devrinden itibaren konu
ve mesele edildiği görülen nesh konusunun tanımı, mâhiyeti ve sınırlarına dair tarihî süreç
içerisinde farklı yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Başta tefsir ve fıkıh ilmi olmak üzere hadis
ve kelâm ilmi ile de ilişkili olan nesh konusuna dair pek çok müstakil eser telif edildiği gibi
farklı alanlardaki pek çok çalışmanın içerisinde de konuya yer verilmiştir. Türkiye tefsir
akademisinde de nesh konusunu çeşitli boyutlarıyla ele alan çalışmalar yapılmıştır. Bu
çalışmada öncelikle Türkiye tefsir akademisinde nesh konusuna dair yapılmış çalışmalar
tanıtılarak bu literatürün değerlendirmesine yer verilecektir. Akabinde nesh konusunun
aktüel değeri konu edilerek Türkiye tefsir akademisinin oluşturduğu nesh literatürünün
konunun aktüel boyutuna ne ölçüde yer verdiği tartışılacaktır. Çalışmanın amacı, nesh
konusu özelinde tefsir usûlü ve Kur’ân ilimlerine dair çalışmalar yapılırken, konunun aktüel değerine yer vermenin hem ilmin bir gerekliliği hem de bir ihtiyaç olduğuna vurgu
yapabilmektir.Tafsir is a science that aims to understand and explain the Qur’an. The activity of
tafsir, which was carried out orally by the Prophet (peace be upon him), his companions
and successors in the early periods, became an independent science in the later periods.
The Qur’an has a feature that appeals to all periods and conditions. For this reason, it
is important that the science of tafsir, which aims to explain the Qur’an, and the subdisciplines
related to this science are dynamic and able to deal with the questions and
problems of contemporary life. The disciplines of tafsir method and Qur’anic sciences
have emerged from the question of how and from what information the Qur’an is to be
interpreted. Naskh, which is one of the Qur’anic sciences, is traditionally defined as “the
abolition of a sharʿī ruling with a later sharʿī proof”. This definition, which belongs to
the science of jurisprudence, has been accepted by the commentators and the subject
is generally treated on the basis of this definition in the works of Tafsir and Tafsir
methodology. In the historical process, different approaches have emerged regarding the
definition, nature, and limits of the subject of naskh, which has been mentioned in the
sources since the era of the Companions. Many independent works have been written
on the subject of naskh, which is related to the sciences of hadith and kalam, especially
tafsir and fiqh. In addition, the subject of naskh has been included in many studies across
various disciplines. In the Turkish Tafsir Academy, studies have been carried out on the
subject of naskh from different dimensions. In this study, first of all, the studies on the
subject of naskh in the Turkish Tafsir Academy are presented and the literature on this
subject is evaluated. Then, the actual value of the subject of naskh will be discussed,
followed by an analysis of the extent to which the literature created by the Turkish Tafsir
Academy reflects the current value of the subject.. In the conclusion, some observations
and suggestions are made on the subject. It is extremely important to consider the current
value of the subject under study when conducting research on the methodology of tafsir
and Qur’anic sciences. The aim of this study is to emphasize this point in the particular
case of nesh
Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis
The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation
counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings
are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that
only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into
account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed
Variations on the Author
“Variations on the Author” discusses two of Eduardo Coutinho’s recent films (Um Dia na Vida, from 2010, and Últimas Conversas, posthumously released in 2015) and their contribution to the general question of documentary authorship. The director’s filmography is characterized by a consistent yet self-effacing form of authorial self-inscription: Coutinho often features as an interviewer that rather than express opinions propels discourses; an interviewer that is good at listening. This mode of self-inscription characterizes him as an author who is not expressive but who is nonetheless markedly present on the screen. In Um Dia na Vida, however, Coutinho is completely absent form the image, while Últimas Conversas, on the contrary, includes a confessional prologue that moves the director from the margins to the center of his films. This article examines the ways in which these works stand out in the filmography of a director who offers new insights into the notion of cinematic authorship
- …
