86 research outputs found

    Kutsaldan sekülere değişen beden algısı

    Get PDF
    Din ve beden arasındaki ilişkiye yönelik çalışmalar, yakın geçmişe kadar ihmal edilmiştir. Tarihsel süreçte dinlerin bedene yönelik teolojik argümanları ve kontrol çabaları, bedenin gizemli ve kutsal bir bütünlük olarak dokunulmaz addedilmesini beraberinde getirmiştir. Bu kutsal beden imgesi, anatomik çalışmaların yapılmasını engelleyerek tıbbın gelişimini sekteye uğratmıştır. Ancak 14. yüzyılda Batı’da sistematik olarak yapılmaya başlanan ve Rönesans’la birlikte yaygınlaşan otopsi ve diseksiyonlar sayesinde bu tabu yıkılmıştır. Bu durum, bir yandan bedenin yapısı ile ilgili anlatılagelen dinî söylemlerin bilimsel açıdan yanlışlığını ortaya koyarken diğer yandan seküler bir beden algısının yayılmasına zemin hazırlamıştır. Kutsallığından koparılan beden, tıbbın müdahale alanına intikal ederken zihniyet kalıplarının da sekülerleşmesini hızlandırmıştır. İlk olarak Batı’da yaşanan bu dönüşüm, zamanla tıbbın yakaladığı başarıların göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaşmasıyla birlikte, geç de olsa, diğer toplumlara da sirayet etmiştir

    İnsansız Dünyada Aile ve Din: Transhümanist Bir Perspektif

    Get PDF
    In the historical process, family and religion are supportive of one another, even needy to one another. The family became the bearer of religious values, while religion protected the family by sanctifying. In doing so, they have secured the survival of social life and themselves. However, secularization has reduced the influence of religion on individual and social life. This process is promoted by transhumanism, a socio-cultural movement that has increased its fans and is getting stronger, especially since the beginning of the 21st century. Because transhumanism, unlike religions, is driven by the assumption that man is a flawed creation and therefore needs to be developed physically and spiritually. It has a mindset that sees the use of all kinds of technologies as necessary and compulsory, which gives man a painless, comfortable, and long life in this world. Thus, the adoption of transhumanist values means the transformation of religion and all traditional structures powered by religion. In this study, the transformations which the Turkish family structures both experience and are likely to experience will be discussed from the perspective of transhumanism. The main purpose of the study is to demonstrate both the current and future impacts of the global value atmosphere, which transhumanist movement contributed to the spread, on the Turkish family.Tarihsel süreçte aile ve dinin birbirinin destekçisi, hatta birbirine muhtaç olduğu söylenebilir. Aile dinî değerlerin taşıyıcısı olurken din de aileyi kutsallaştırarak koruma altına almıştır. Bu sayede toplumsal yaşamın ve kendilerinin bekasını güvence altına almışlardır. Ancak sekülerleşme süreci dinin bireysel ve toplumsal yaşamdaki etkisini azaltmıştır. Bu süreç özellikle 21. yüzyılın başlarından itibaren taraftar kitlesini artıran ve gittikçe güçlenen sosyokültürel bir hareket olan transhümanizm aracılığıyla körüklenmektedir. Zira transhümanizm, dinlerin aksine, insanın kusurlu bir yaratım olduğu, bu nedenle de fiziksel ve ruhsal açıdan geliştirilmesi gerektiği varsayımından hareket etmektedir. Bunun için her türlü teknolojinin kullanımını gerekli ve zorunlu gören, insana bu dünyada acısız, rahat ve uzun bir ömür vadeden bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla transhümanist değerlerin benimsenmesi dinin ve dinden güç alan geleneksel yapıların dönüşüme uğraması anlamına gelmektedir. Bu çalışmada aile-din ilişkisi ekseninde Türk aile yapısının hem yaşamakta olduğu hem de yaşaması muhtemel dönüşümler transhümanizm perspektifinden ele alınacaktır. Çalışmanın temel amacı transhümanist hareketin yayılmasına katkıda bulunduğu küresel değer atmosferinin Türk ailesi üzerindeki hem cari hem de gelecekteki olası etkilerini ortaya koymaktır

    Is Everything Sacred Evaporating? Transhumanist Traces on Value Orientation of Generation Z

    No full text
    Social values are the basic cultural codes that determine the view of individuals to the world and can change with the effect of some developments. The concept of generation, which is one of the analytical tools used by social sciences to understand and explain the change in question, is used to express the clusters of people who were born in certain time periods. In this context, the Z generation, which is used to indicate those who were born after 2000, presents a unique structure unlike any previous generation in terms of its values and characteristics. On the other hand, the transhumanism movement, which developed and became widespread in almost the same historical period as the Z generation, is one of the most important social movements of the 21st century. This movement, which aims to transform/develop human nature especially through gene technology, robotics and some medical applications and has a secular character, is gradually increasing its influence thanks on the techno-scientific revolutions experienced in the period. Today, with the increasingly radical globalization process, the individuals of the Z generation are directly or indirectly affected by the secular values adopted by the movement in question. This effect brings with it the questioning of some traditional and religious values adopted by the previous generations. In addition, the pragmatic and hedonist philosophy of life of the new generation of young people pave the way for the blurring of some boundaries sharply determined by traditions, especially gender roles. Our study focuses on the overlaps between the values spread by the transhumanist movement and the value tendencies of the Z generation. It is observed that some values such as individuality, critical thinking and open-mindedness, an inquiring approach to assumptions and beliefs, pragmatism, and opposition to all kinds of racism and gender discrimination, which transhumanism adopts, have reflections on the Z generation as well. The aim of our study is to try to understand the changing value tendencies of the Z generation from the perspective of transhumanism and to provide a theoretical ground on the subject.Toplumsal değerler, bireylerin dünyaya bakışını belirleyen temel kültürel kodlar olup yaşanan birtakım gelişmelerin etkisiyle değişebilmektedir. Söz konusu değişimi anlamak ve açıklamak için kullanılan araçlardan biri olan kuşak kavramı, belirli zaman dilimlerinde dünyaya gelen insan kümelerini ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu bağlamda 2000 yılından sonra dünyaya gelenleri belirtmek için kullanılan Z kuşağı, sahip olduğu değerler ve öz nitelikler açısından daha önceki hiçbir nesile benzemeyen özgün bir yapı arz etmektedir. Z kuşağı ile neredeyse aynı tarihsel zaman diliminde gelişip yaygınlaşan transhümanizm hareketi ise 21. yüzyılın en önemli toplumsal hareketlerinden biridir. Özellikle gen teknolojisi, robotik bilimi ve birtakım tıbbî uygulamalar aracılığıyla insanın sınırlı doğasını dönüştürmeyi/geliştirmeyi amaçlayan ve seküler bir karakter arz eden bu hareket, mezkûr dönemde yaşanan tekno-bilimsel devrimler sayesinde etkisini giderek artırmaktadır. Günümüzde giderek radikalleşen küreselleşme süreciyle beraber Z kuşağı bireyleri, söz konusu hareketin benimsediği seküler değerlerden doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmektedir. Bu etki Z kuşağı mensuplarının önceki nesillerin benimsediği bazı geleneksel ve dinî değerleri sorgulamalarını beraberinde getirmektedir. Buna ek olarak yeni nesil gençlerin pragmatik ve hedonist yaşam felsefesi, başta cinsiyet rolleri olmak üzere geleneksel açıdan keskin bir şekilde belirlenen birtakım sınırların bulanıklaşmasına ortam hazırlamaktadır. Çalışmamız, transhümanist hareketin yaydığı değerler ile Z kuşağı bireylerinin değer eğilimleri arasındaki örtüşmelere odaklanmaktadır. Zira transhümanizmin benimsediği bireysellik, eleştirel düşünme ve açık fikirlilik, varsayımları ve inançlara karşı sorgulayıcı yaklaşım, pragmatizm ve her türlü ırkçılığa, cinsiyet ayrımcılığına karşı olma gibi birtakım değerlerin Z kuşağı bireylerinde de yansımaları olduğu gözlenmektedir. Çalışmamızın amacı Z kuşağının değişen değer eğilimlerini transhümanizm perspektifinden anlamaya çalışmak ve konuya dair teorik bir zemin sunmaktır

    Sociocultural and Religious Dimensions of Anti-Vaccination Attitudes

    No full text
    Hastalıklarla mücadele noktasında tıbbın geliştirdiği en önemli araçlardan biri de aşılamadır. Bu uygulama sayesinde insanlar, daha hastalığa yakalanmadan korunma imkanına kavuşmuş ve böylelikle birçok kişinin hayatı kurtarılabilmiştir. Ne var ki 19. yüzyılın başlarında, ilk aşıların üretilip kitlesel aşılamaya başlanmasından itibaren bu uygulamaya karşı bazı itirazlar dile getirilmiş, bu bağlamda aşı karşıtı tutumları (aşılara yönelik güvensizlik, tereddüt, reddetme) benimseyen sivil toplum örgütleri kurulmuştur. Takip eden yüzyılda da zaman zaman gündeme gelen bu karşıtlık, gelinen noktada dünyanın hemen her ülkesine yayılarak Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel bir sağlık tehdidi olarak ilan edilmiştir. Bu nedenle söz konusu olguyu tanımlamak, tasvir etmek ve bu tür bir olgunun ortaya çıkmasında etkili olan faktörleri belirlemek önem arz etmektedir. Aşı karşıtı tutumların ortaya çıkmasını ve yaygınlık kazanmasını etkileyen çok sayıda bireysel, toplumsal ve tarihsel faktör vardır. Başka bir ifadeyle söz konusu olgunun içeriği çok boyutlu bir görünüm arz etmektedir. Çalışmamız konuyu toplumsal boyutlarıyla ele almış ve çalışmada aşıya karşı olumsuz tutumların arkasında yatan sosyokültürel ve dinî faktörlerin ortaya konulması hedeflenmiştir. Bu bağlamda söz konusu tutumların ortaya çıkmasında sağlık kurumlarına ve aşı üreticilerine güvenmeme, aşıların içeriğinde dinen sakıncalı ürünlerin bulunması, yaşamın tıbbîleştirilmesi ve Batı medeniyetine yönelik reaksiyon gibi unsurların rol oynadığı sonucuna ulaşılmıştır.One of the most important tools developed by medicine in the struggle against diseases is vaccination. By means of this application, people could be protected before they get sick, and so many people's lives can be saved. However, at the beginning of the 19th century, since the first vaccines were produced and mass vaccination started, some objections were expressed against this practice, and in this context, non-governmental organizations that adopted anti-vaccination attitudes (distrust, hesitation, refusal towards vaccines) were established. This opposition, which came to the fore from time to time in the following century, has spread to almost every country in the world at this point and has been declared as a global health threat by the World Health Organization. For this reason, it is important to define and describe the fact and to determine the factors that are effective in the emergence of such fact. There are many individuals, social and historical factors that affect the emergence and prevalence of anti-vaccine attitudes. In other words, the content of the fact presents a multidimensional aspect. Our study dealt with the issue with its social dimensions and aimed to reveal the sociocultural and religious factors behind the negative attitudes towards the vaccines. In this context, it has been concluded that factors such as distrust of health institutions and vaccine companies, the presence of religiously objectionable products in the content of vaccines, the medicalization of life and the reaction against Western civilization play a role in the emergence of these attitudes

    Postmodern Perspektiften Popüler Kültür ve Dindarlığın Yeni Formları

    Get PDF
    Kültürün kitleselleşerek popüler hale gelmesi, içinde yaşadığımız çağın en temel özelliklerinden biridir. Zira hemen hemen her şeyin, çeşitli iletişim kanalları aracılığıyla bir şekilde yaygınlaşıp popüler kültürün bünyesine dâhil olmaya başladığı gözlenmektedir. Bu süreç zarfında geleneksel yapılar hızlı bir şekilde aşınarak yeni formlara bürünmektedir. Böylesi bir değişimin toplumun bütün kişi ve kurumlarını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyeceği muhakkaktır. Öyle ki son zamanlarda, geleneksel imajından hızlı bir şekilde sıyrılarak yeni formlarla “görünür” hale gelmeye başlayan din ya da dindarlık olgusunun bilim insanlarının ilgisini çektiği ve konuyla ilgili birçok araştırmanın yapıldığı görülmektedir. Nitekim toplumun en temel kurumlarından biri olan dinin, popüler kültürün genişleyen etkisinden nasibini alarak birtakım dönüşümlere maruz kaldığı ve bu olguyu betimlemek adına ‘popüler din’ ya da ‘popüler dindarlık’ kavramlarının kullanılmaya başlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmada popüler kültür-din ilişkisi, postmodernite perspektifinden ele alınacak ve bu etkileşim sürecinde ortaya çıkan yeni dindarlık formlarının mahiyeti tartışılacaktır

    Dilenciler: Türkiye’de yoksulluk ve dilenme kültürü

    Get PDF
    Aslıcan KALFA TOPATEŞ'in Dilenciler: Türkiye’de Yoksulluk ve Dilenme Kültürü başlıklı eserinin incelenmesi

    Geometri dersindeki başarısızlıkların nedenleri ve çözüm yolları

    Get PDF
    06.03.2018 tarihli ve 30352 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 18.06.2018 tarihli “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” gereğince tam metin erişime açılmıştır.SAÜ, Sosyal Bilimler Ens titüsü Yüksek Lisans Tez Özetiosy limle nstitüsü Yüktitüs Lis Tez zetiTezin Adı: ?Geometri Dersindeki Başarısızlıların Nedenleri ve Çözüm Yolları?Tezin Yazarı: Talip OKUR Danışman: Yard. Doç. Dr. Ahmet ESK CUMALKabul Tarihi: 22 Haziran 2006 Sayfa sayısı: VIII (ön kısım) + 117 (tez) + 5 (ekler)Anabilim Dalı: Eğitim Bilimleri Bilim Dalı: Eğitim Programları ve ÖğretimiMevcut şartlarda okullarımızda yapılan geometri eğitimi; konuların öğretmen tarafından düzanlatım yöntemi ile anlatılması ve konuyla ilgili örnek çözümlerden ibarettir. Çoğu okullardaanlatılan konu ile alakalı materyallerin eksik olduğu gözlenmiştir. Bu tarz eğitim modelininyanı sıra çoğu dönemlerde ders saatlerinin de azlığı öğrencilerin konulara hakim olmakta güçlükçekmelerine sebep olmaktadır. Teknolojik ve maddi imkanların düzeltilmesi kısa süreli biruygulama olamayacağından içinde bulunduğumuz durumu en güzel şekilde düzeltebilirizdüşüncesi ile hareket edilmeye çalışılmıştır.Araştırmada model olarak alınan Adapazarı Merkez okullarındaki Türkçe- Matematiköğrencilerinin geometri dersindeki başarı durumları incelenip başarısızlıkların sebepleribulunmaya çalışılmıştır. Çevre şartları ailevi ve sosyoekonomik durumları göz önüne alınanöğrencilerin, hangi şartlarda daha iyi verim alabilecekleri tespit edilmiş, örnek çalışmalarsunulmuştur.Anahtar Kelimeler:Geometri, öğrenci, başarı, seviye.Sakarya University Insitute of Social SciencesAbstract of Master?s ThesisTitle of the Thesis: ?The Reasons of Failure in Geometry and Ways of Solution?Author: Talip OKUR Supervisor: Assis. Prof. Ahmet ESK CUMALDate: 22 June 2006 Nu. of pages: VIII (pre text) + 117 (main body) + 5 (appendices)Department: Science of Education Subfield: Curriculum DevelopmentThe geometry education provided in our schools with the existing condition,consists of teachersteaching in most of the schools, it is seen that materials which are related to the subject are lockingın addition to this type of education model, the scarcityof lesson ours in many terms makes thestudents have difficulty in covering the lessons. Since it is not a short practice to improve thetechnological and financial conditions, it is considered how we can improve the present conditionsin the best way.The success in geometry lesson of Turkısh Math class students in Adapazarı central schools whichwere chasen as a model in research was investigated and then the causes of their failures weretried to be found.Students whose environmental,family and socio economic conditions are considered, in what kindof stuation they would be productive is determined with sample Works.Keywords: Geometry, students, success, leve
    corecore