5 research outputs found
George Gissing ve 'New Grub Caddesi'
Whenever an author named George in the 19th. and 20th. century is in question, the first authors who come to mind are either George Orwell or George Eliot. Whereas, there are other writers whose first names are George and have a considerable fame not only in the United Kingdom but also outside. They are George Meredith (1828-1909), George Moore (1852-1933) and George Gissing. Of them I am going to write about George Gissing together with his best novel 'New Grub Street' in this study. As a realist writer, George Gissing kept Victorian form and method. However, he depicted the outcasts and misfits of society. He dealt with the dreary aspects of London life. We see his own life story in the novel entitled 'New Grub Street'.Her ne zaman 19. veya 20. yüzyıl İngiliz Edebiyatından George isimli bir yazardan söz edilse birisinin ilk aklına gelen yazar ya George Orwell ya da George Eliot'tır. Oysa, ilk adı George olan ve sadece İngiltere 'de değil dışarıda da hatırı sayılır bir üne sahip olan diğer yazarlar da vardır. Bunlar George Meredith (1828-1909), George Moore (1852-1933) ve George Gissing 'tir. Bu incelemede en ünlü yapıtı olan 'New Grub Caddesi' ile birlikte George Gissing ele alınmıştır. Realist bir yazar olarak karşımıza çıkan George Gissing, biçem ve yöntem açısından Victoria Devri'nin özelliklerini sürdürse de, orta sınıfın uyumsuz, dışlanmış, yaşam mücadelesinde yorgun düşmüş kişilerini ele alır. Londra yaşamının iç karartıcı tarafını resmeder. 'New Grub Caddesi ' başlıklı romanında ise kendi yaşam öyküsünü dile getirir
USO DA TECNOLOGIA PARA A ALFABETIZAÇÃO CIENTÍFICA NAS AULAS DE BIOLOGIA
Resumo: A formação biológica é de suma importância para que cada indivíduo compreenda a importância da ciência e da tecnologia na vida moderna. Esses conhecimentos devem contribuir, também para que o aluno use o que aprendeu em sala de aula para tomar decisões adequadas ao desenvolvimento da sociedade em que está inserido. O objetivo foi observar em sala de aula como a relação professor/aluno é influenciada pelos termos científicos utilizados pelo professor de biologia e como a tecnologia disponibilizada nas escolas pode auxiliar na alfabetização científica destes alunos. Realizou-se um estudo observacional de 8 aulas no Colégio Estadual Modelo, no período de 25 de maio a 22 de junho de 2010, em uma turma de 1º ano do Ensino Médio, com 17 alunos. Os alunos demonstraram falta de entendimento dos termos científicos utilizados pelo professor e não conseguiram realizar associações com o conteúdo já estudado. Durante as observações, os novos conceitos abordados sempre traziam velhas dúvidas, por isso, a pesquisa questionou se a falta de compreensão dos conceitos científicos pelos estudantes dificulta a sua aprendizagem e formação do cidadão? Os objetivos foram identificar aspectos, conceitos e conteúdos de ciências mais difíceis para os alunos do Ensino Médio aprender ciências biológicas. Neste artigo, são propostas novas formas de ensino, uma melhor aproximação dos alunos com termos e assuntos científicos, formas de ensino mais dinâmicas e atrativas. Através de questionários feitos aos alunos do ensino médio foram analisados assuntos que mais os alunos acham difícil de aprender em ciências. Outra questão refere-se à necessidade de recursos tecnológicos para o auxilio no aprendizado entre eles estão o microscópio, multimídia, aparelhos de vídeo. Palavras-chave: ensino; ciências biológicas; tecnologia
Translation and analysis of Akhlaq al-Ashraf by Ubaid-e Zakani
Poets and writers are influenced by the society and the conditions of the era they live in. In this respect, information on the political, social, cultural and economic structures of the period from which literary works are written can be obtained. In addition, data on the author's biography can be obtained by literary outputs. Eulogy poetry in the fourteenth century which 'Ubaid Zakani lived gradually disappeared. In this period, although the Islamic geography was in turbulence in many ways due to the Mongol invasion, important names grew in the field of literature. One of these names was 'Ubaid Zakani. The subject of this study is the translation and analysis of 'Ubaid Zakani's Akhlaq al-Ashraf. who lived during the Mongol invasion in the 14th century. In the introduction, a brief look at Iranian literature and the literary genres of the Mongols era. In the second part, the literary personality of the author and his works are explained. In the third chapter Akhlaq al-Ashraf is examined in terms of style and structure and the translation of the work into Turkish is given in seven chapters. We are glad to translate this book into Turkish for first time. Although Nizam al-Din 'Ubaid Zakani, who produced sharp satirical poems and prose works in Iranian literature, is considered as one of the most remarkable poets and social critics of Iranian literature, it can be said that his works have not received enough attention in the past. 'Ubaid Zâkânî, who produced sharp satirical poems and prose works in Iranian literature, did this in a heavy and vulgar manner while resisting hypocrisy and superstition in his literary works. One of the works which he used in the most vulgar way is his booklet called Akhlaq al-Ashraf. In this work, he tried to explain who are the real moral owners and their qualifications in seven chapters.Şairler ve yazarlar edebî eserlerini oluşturma süreçlerinde mensubu oldukları ve içerisinde bulundukları toplumdan ve yaşadıkları devrin şartlarından etkilenirler. Bu açıdan edebî eserlerin bir çoğundan yazıldığı devrin siyasi, toplum, kültür ve ekonomik yapıları hususunda veriler elde edilebilir. Bunun yanı sıra eser sahibinin biyografisi hakkında da veriler alınabilir. 'Ubeyd-i Zâkânî'nin yaşadığı ondördüncü yüzyıl, saray şairliğinin yavaş yavaş ortadan kalktığı bir dönemdir. Bu dönemde İslam coğrafyası Moğol istilası nedeniyle bir çok yönden çalkantılar içinde olmasına rağmen edebiyat alanında önemli isimler yetişmiştir. Bu isimlerden biri de 'Ubeyd-i Zâkânî'dir. Bu çalışmanın konusu XIV. yüzyılda Moğol işgali döneminde yaşamış 'Ubeyd-i Zâkânî olarak tanınan Mevlânâ Nizameddîn 'Ubeydullah'ın Âḫlâḳu'l-Eşrâf adlı eserinin çeviri ve incelemesidir. Girişte Moğollar devrindeki İran edebiyatına ve devrin edebî türlerine kısa bir bakış atılmış, birinci bölümde müellifin hayatı edebî kişiliği ve eserleri anlatılmıştır. İkinci bölümde Âḫlâḳu'l-Eşrâf adlı eser üslup ve yapısı bakımından incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise yedi bölüm halindeki eserin Türkçe'ye çevirisi verilmiştir. İran edebiyatında keskin hiciv şiirler ve mensur eserler üretmiş olan Hâce Nizâmüddîn Necmüddîn 'Ubeydullâh-i Zâkânî-yi Ḳazvînî, İran edebiyatının en dikkat çekici şair ve sosyal eleştirmenlerinden biri olarak kabul edilse de araştırmacıların ona övgülerine bakıldığında eserlerinin geçmişte yeterli ilgi görmediği söylenebilir. 'Ubeyd-i Zâkânî, çevirisini yaptığımız eserinde riya, iki yüzlülük ve hurafelere karşı koyarken bunu ağır ve galiz bir üslupla yapmıştır. Bu üslubu en keskin şekilde 95 kullandığı eserlerinden biri de incelediğimiz ve tercümesini yaptığımız Âḫlâḳu'l-Eşrâf adlı risalesidir. Eserinde gerçek ahlâk sahiplerinin kimler olduğunu ve taşıdıkları vasıfları yedi bölüme ayırarak anlatmıştır
Sources of The Nahju'l Balagha, construction process and influence on Shi'ism
Nehcu'l Belâğa kitabı, Hz. Ali'ye atfedilen hutbeleri, mektupları ve hikmetli sözleri içeren bir kitaptır. Özellikle günümüzde Şii düşünceyi etkileyen önemli eserlerden biri olan bu kitap hicri beşinci asrın başında yazılmıştır. Kitabın yazarının kim olduğu ile ilgili ilk şüphe, kitap yazıldıktan yaklaşık üç asır sonra İbn Hallikan tarafından ortaya atılmıştır. Bizim yapmış olduğumuz bu çalışmada kitabın Seyyid Radî'ye ait olduğu ağırlık kazanmıştır. Kitap ile ilgili en çok itirazlara mazhar olan mesele, kitapta yer alan hilafet konusu ve ilk üç halife hakkındaki görüşlerdir. Yaptığımız araştırmalar neticesinde Nehcu'l Belâğa'ya benzer kitapların hicri ilk asırda yazılmaya başladığı, Seyyid Radî'den sonra da devam ettiği, bu eserler ile Nehcu'l Belâğa arasında, eseri eleştirebilecek çok fazla bilgi farklılığı olmadığı kanaatine ulaşmış bulunmaktayız. Yazarın bu eserde faydalandığı kaynaklar tam ve net olarak beyan edilmemiş ama daha sonraları yapılan çalışmalar ile bu noksan giderilmeye çalışılmıştır. Nehcu'l Belâğa'nın, edebi açıdan Hz. Ali'nin güzel sözlerini ve edebi yönünü ortaya çıkarmak için yazılan bir eser olduğu beyan edilse de aslında bu eserin siyasi ve itikadi ağırlıklı bir kitap olduğu ve bu yönünün edebi yönünü bastırdığı anlaşılmaktadır. Kitap üzerinden nüsha yazımı ile çoğaltılması asırlarca devam etmiş, tercümeleri yapılmış, halk arasında yayılmasına büyük önem verilmiş ve birçok dile tercümesi yapılmıştır. Kitabın İslam dünyasında ki kabuliyetine baktığımız zaman İsna Aşeri Şiilerin dışında diğer mezheplerin bu esere çok fazla teveccüh etmedikleri anlaşılmaktadır. Ama günümüzde özellikle İsmaili Şiiler bu eser üzerine yoğun çalışmalar yapmaktadır. İsna Aşeri Şiiler ise Safeviler dönemine kadar, her ne kadar bu eserin sıhhatinde şüphe etmeseler dahi kaynak olarak göstermekten çekindikleri anlaşılmaktadır. Yazıldığı tarih itibari ile Şii ekolün şekillenmiş olmasına rağmen bu inancın sağlamlaşması konusunda tesirleri olmuş ve günümüzde kaynak eserlerden biri sayılmıştır.
Nahj al-Balagha, which is one of the most important books of Shi'ism, is compiled in the first years of the fifth century. Three centuries later, the first doubt about the originality of this book appeared. Researches confirm the authenticity of its author. The tradition of gathering Imam Ali's sermons did not start by Sayyid Radi who has compiled Nahj al-Balagha. Most of the contentions about the originality of these books have arisen from its content on the succession of the Prophet Muhammad and the first three Caliphs. These contentions have lessened the pertinence of Nahj al-Balagha in the non-Shiite intellectual circles throughout the history. The most valid critique of the book is its compiler's decision to omit the references of traditions (hadiths) attributed to Imam Ali in Nahj al-Balagha. Although the goal of Sayyid Razi was not providing a Book of Tradition and for that reason, he has not quoted the references, this can be considered as a disadvantage in his work. However, this book has been vehemently welcomed by Shiites and they have prepared books which entail the references of traditions of Nahj al-Balagha narrated in the previous works. These books have been called "books of references" (in Arabic Masadir and Musnad) There are also some commentaries written on Nahj al-Balagha. However, a kind of negligence in considering the book as a referenceable source of hadith is discernible among Shiite scholars until recently. Although Nahj al-Balagh has not contributed to the constitution of Shiism in its formative years, it is currently considered as one the main books of Shiism
An Investigation On Growth Behavior Of Mycelium-based Material In A Fabric Formwork
Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2016Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Instıtute of Science and Technology, 2016Deneysel araştırma yöntemleri tasarım disiplininde kullanılmaya başladıkça tasarımcının fiziksel çalışma ortamında değişimler gözlenmiştir. Tasarım stüdyoları ve laboratuvar ortamlarının bütünleştirilmesiyle tasarımcılar için yeni bir pratik alanı oluşmuş; bu da tasarımcılara materyal teknolojileri üzerine deneysel araştırmalar yapma imkanı sağlamıştır. Bu bütünleşik çalışma alanları, tasarımcıların yaşayan organizmalarla deneyler yapmalarına olanak tanımış; bakteri, mantar ve alg gibi organizmalar da tasarım sürecine dahil edilmiştir. Tasarımcılar, genellikle yeni çözümler bulmak için doğayı bir ‘rol model’ olarak ele almış, doğada gözlemlenen süreçleri ve davranışları manuel veya dijital yöntemleri kullanarak kendi tasarım süreçleriyle bütünleştirmişlerdir. Doğadan esinli tasarım çoğunlukla biçim bulma teknikleri ve doğayı davranışsal anlamda taklit etme (biyobenzetim) ile ilişkilendirilmiş, bu da biyolojik sistemi oluşturan parçaların öneminin geri planda kalmasına neden olmuştur. Doğa ile işbirliği içerisinde çalışan tasarımcılar ise yeni ürünler elde etmek ve yeni üretim teknikleri bulmak için mikro-organizmalarla çalışmaktadırlar. Canlı bir yapının, bir malzeme içerisindeki davranışı, fonksiyonu ve mekanizmasının araştırılması biyomateryal üzerine çalışan bilimadamlarının alanı olsa da, bir tasarımcının da bu süreci deneyimleyebilmesi ile birlikte, tasarımcıların interdisipliner işbirliği kurarak materyal üretimi ve tasarımında pay sahibi olmaya başladıkları gözlenmektedir. Çalışmanın genelinde, deneysel araştırma süreci boyunca bilginin işleme akışının biyolojik bir sistemdeki büyüme akışı üzerinden nasıl modellendiğini kavramak, başka bir deyişle; biyo-sistemlerin yapı, görünüş, metabolizma, büyüme, tepki, adaptasyon, hareket ve reprodüksiyon gibi özelliklerinin yeniden nasıl modellendiğini kavramak ve bu özelliklerin öz-örgütlenme, sürü hareketi, kolonisel gelişim ve belirme gibi yaklaşımlar üzerinden değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Tez kapsamında, istridye mantarının (Pleurotus ostreatus) vejetatif kökleri (miselyum) mikro ve makro ölçekte incelenmiş, miselyum kullanılarak geliştirilen materyallerin yaratım sürecinde gerçekleştirilen ve biçim bulma teknikleri uygulanan esnek kalıp deneyleri açıklanmaktadır. Bununla birlikte, miselyum yardımıyla farklı fonksiyon ve estetik özelliklere sahip materyal yetiştirme olanakları tartışılmaktadır. Tez dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde tezin, daha iyi okunabilmesi amacıyla, interdisipliner özelliği sebebiyle değindiği farklı bilimsel çalışma alanlarına ait terimler açıklanmıştır. İkinci bölümde, miselyum ve esnek kalıp üzerine çalışmalar yapan tasarımcıların projeleri incelenmektedir. Üçüncü bölümde, yazar tarafından gerçekleştirilen ilk esnek kalıp çalışmaları ve ilk miselyum deneyleri anlatılmaktadır. Dördüncü bölümde ise bir önceki deneylerden ediniler bulgu ve deneyimlerin ışığında sonraki deneyler için kısıtlar belirlenmiş ve yine yazar tarafından geliştirilen bir esnek kalıp ile üretilen miselyum esaslı malzemenin davranışı incelenip sunulmaktadır. Tezin ikinci bölümünde miselyumu tasarım süreçlerine dahil eden sanatçıların ilgili projeleri açıklanmakta, bu projeler tasarımcının miselyumu kullanış biçimlerine göre incelenmekte ve tasarımcının miselyum üzerinden doğayla kurduğu ilişki gözönüne alınarak sınıflandırılmaktadır. İkinci kısımda, alçı ve beton malzemeyi strüktürel dayanıma sahip olacak şekilde serbest form üretmek amacıyla esnek kalıp ile kullanan ekiplerin projeleri üzerinden literatürden bir derleme yapılmaktadır. Bu tezde ise, şimdiye kadar yapılmış çalışmalardan farklı olarak, esnek kalıp üzerinde miselyum esaslı malzemeye form bulma yöntemleri ile şekil verilmektedir. Üçüncü bölümde, yazar tarafından gerçekleştirilen fiziksel deneyler ve gözlemler aktarılmaktadır. İlk kısımda, belli bir miktarda alçıya, sertlik kazandıktan sonra belli bir açıklık geçebilmesi ve belli bir ağırlık kaldırabilmesi için ona şekil verecek esnek bir kumaş kalıp tasarlanmıştır. Bu süreçte esnek kalıp üretme, döküm işlemi ve malzemeyi kalıptan çıkarma üzerine elde edilen deneyimler tezin ana çalışmasını oluşturan deneylerin yürütülmesi için kullanılmıştır. İkinci kısımda, miselyum sporu kullanılarak besiyeri içeren petri kabında çoğaltılan miselyumun büyümesi süresince oluşturduğu örüntü, ardından da miselyum sporunun su ve substrat içerisindeki davranışı gözlenmektedir. Bu çalışmalar steril olmayan ortamlarda yapıldığından miselyum büyüme örüntüsü üzerinden kesin sonuçlar çıkarılamamış ancak, bu örüntünün substrat olarak kullanılan malzemeyi zaman içerisinde sağlamlaştırdığı sonucu çıkarılmıştır. Üçüncü kısımda, öncelikle miselyum esaslı malzemenin nasıl üretileceğine dair bir tarifleme yapılmış, sonrasında ise miselyumun bu beliren özelliğini kullanabilmek için esnek kumaş kalıplar tasarlanmıştır. Bu kalıplar üzerinde miselyum esaslı malzeme x ve y akslarında sabit z aksında ise ayarlanabilir dinamik kalıp yardımıyla belli zaman aralıklarında şekillendirilmiştir. Fiziksel form bulma, yazarın esnek kalıbın sınır koşullarını manuel yöntemlerle hareket ettirerek değiştirmesi ile gerçekleştirilmektedir. Oluşturulan tüm kalıp deneylerinde miselyum esaslı malzemenin kısıtlarını gözlemleyebilmek için dinamik modeller tasarlanmış, böylece sertleşme süresi uzun olan miselyum esaslı malzemenin yeniden şekil alabilme potansiyeli araştırılmıştır. Bu dinamik deneylerde formun alacağı şekil tahmin edilse de tam olarak bilinememektedir. Bunun sebebi ise gelişmesi çevre ortamlarına bağlı olan miselyumun substrat üzerinde sağlıklı olarak gelişim hızının değişken olmasıdır. Dördüncü bölümde malzemenin, kalıbın, deney ortamının kısıtları tariflenmektedir. Bu tarifleme bir önceki aşamada gerçekleştirilen deneylerden edinilen deneyimler ile oluşturulmuştur ve bu bölümde anlatılan deney için bir rehber niteliğindedir. Fiziksel deneyde ise dinamik, sınır koşulları tasarımcı tarafından ayarlanabilir esnek bir kumaş kalıp üzerinde miselyum esaslı malzemenin ölü yükü ile aldığı form kesit düzleminden, deney süresince izlenen miselyumun büyüme örüntüsü de plan düzleminden fotoğraflanarak zamana bağlı olarak kayıt altına alınmıştır. Fiziksel deneyden elde edilen imajlar soyutlaştırılarak kesite aktarılmış ve malzemenin öngörülen davranışı üzerine yazar tarafından deney öncesi çıkarılan kesit ile karşılaştırma yapılmıştır. Bu sayede miselyumun substrat üzerinde zaman içerisindeki büyüme potansiyeli ile ilgili olarak tahmin yürütülmektedir. Plan düzleminden elde edilen imajlar ile miselyumun hangi konumda daha iyi gelişme gösterdiği araştırılmaktadır. Yazar, miselyumum, belirme özelliği olarak kabul edilebilecek, üzerinde yetiştiği malzemeyi bağlayıcı niteliğini kullanarak serbest form üretme potansiyelini araştırmaktadır. Bu araştırmayı esnek kalıplar üzerinden gerçekleştirme sebebi de zaman içerisinde kalıp üzerinde sınır koşullarını değiştirebilme ve organik formlar elde edebilme olanağıdır. Bu potansiyeli araştırmak için oluşturulan deney düzeneklerinde hem esnek kalıbın hem de miselyum esaslı malzemenin elastik deformasyona uğraması istenmektedir. Ancak, esnek kalıpta -bu tezde kumaşta- yalnızca elastik deformasyon görülmesi beklenmekte; miselyum esaslı malzemede ise hem plastik hem de elastik deformasyon oluşması öngörülmektedir. Yazar da bu öngörü üzerinden hem tahminler üretmekte hem de deney düzeneğini tasarlamaktadır. Miselyum esaslı malzemenin kalıp üzerinde elastik deformasyondan ziyade plastik deformasyona uğraması olasılığı, deneyin başladığı zamandan itibaren düzensiz olarak artmaktadır. Bu düzensiz artışın sebebi, canlı olan miselyum hücrelerinin her substrat üzerinde ve her ortam şartında gelişme hızının farklı olmasıdır. Bu durum gerçekleştirilen deneylerin en önemli kısıtlarındandır. Yazar bu sebeple, deneylerin ekipmanlı ve steril bir laboratuvarda yapılmasını, bunun yanında disiplinler arası işbirliği içerisinde çalışılmasını önermektedir. Bu kısıtlar göz önüne alındığında, yapılan deneylerde malzemenin her seferinde farklı belirme davranışı göstermesi beklenmiştir. Çünkü malzemenin oluşması süresince gerekli şartlar farklılık göstermektedir. En başta yalnızca miselyum sporu ve substrat malzemeden oluşan bu karışım, zamanla miselyum esaslı malzemeyi oluşturur. Hazırlanan deneyler de tam bu süreç içerisinde gerçekleştirilir. Çünkü, substrat üzerinde gelişen miselyum, substratı beyaz hifleriyle tamamen kaplarsa malzeme neredeyse rijit bir hale, bir başka deyişle, elastik deformasyona dayanıklı hale gelmektedir. Bu deneylerle elde edilmek istenen ise, malzemenin bu oluşum sürecinde tasarımcının biçime etkisini daha önce çalışılmamış miselyum esaslı malzeme ve esnek kalıp kombinasyonu ile araştırmaktır. Miselyumun substrat üzerinde onu çepeçevre saracak kadar gelişmesi, malzemenin oluşma evresinin sonuna geldiği anlamına gelmekte ve oluşan bu malzeme son işlemlere ihtiyaç duymaktadır. Oluşan miselyum esaslı malzeme, miselyum sayesinde sağlamlaşmış ve kırılgan bir yapı haline gelmiştir. Ancak, canlı olan miselyumlar malzeme üzerinde kırık olması durumunda dahi bu bölgelerde gelişerek malzemenin sürekliliğini sağlayabilmektedirler. Yapılan deneyler süresince de malzemenin bu avantajlı durumu gözlenebilmektedir. Sonuç ürün -substrat malzemeye bağlı olmak üzere- hafif, sürdürülebilir, kirliliğe yol açmaz, suda yüzebilir ve yalıtkan bir malzemedir. Yazar tarafından önemli görülen ve bu tezde de anlatılmak istenen özelliği ise malzemenin serbest biçim oluşturabilmeye izin vermesi; verilmek istenen biçime ulaşılamasa dahi –alçı ve betonun çabuk kuruma özelliğinden ayrışarak- uzun süreç içerisinde de biçimsel manipülasyona açık olmasıdır. Yapılacak manipülasyon yalnızca kalıbın sınır koşullarını değiştirerek değil, malzeme üzerine uygulanacak baskı sayesinde de elde edilebilir. Bu özelliği miselyum esaslı malzemeyi hem sanatçılar ve tasarımcılar hem de malzemeden yalnızca fonksiyonel anlamda yararlanmak isteyenler için avantajlı duruma getirmektedir. Sonuç olarak bu tezde tasarım odaklı düşünce ile bilimsel bilgiyi birlikte kullanarak materyal üretimine yaşayan sistemleri entegre etme, bunu yaparken de tasarımcıyı materyal üretim sürecinin başından itibaren karar verici olarak konumlandırma düşüncesi amaçlanmaktadır.Integrating design studios and laboratories have increasingly become a new practice realm for designers, which provide them with the opportunity of conducting experimental studies on material technologies. Proposing a working environment promoting research, prototyping, fabrication, experimentation, testing and analysis of material systems in the field of design has incorporated living organisms into material design processes. Embedded physical workspace for designers enables to experiment both of living organisms and material systems, thus providing a deeper understanding of how the mechanisms of living organisms work. The main objective of the experimental methods expressing biological growth procedures is to understand its structure as well as to exploit relations which could be adapted to a different context. Bio-based materials with generative potentials offer broad use in functional, structural performance and form generation within architecture. What we call bio-based material is herein defined as: “a material of which one or more of its components are sustainably grown”. Latest studies in bio-based material design depict that the vegetative part of a fungus consisting of a network of fine white filaments, the mycelium, could be an alternative for composites which composed of a ductile matrix and high-strength reinforcement. Since most progress in designing mycelium-based material to date has been made by using petri dish and 3d printed geometries. In this thesis, shaping and re-shaping capabilities of mycelium-based materials using fabric formwork is discussed. This study is the result of a series of experiments about mycelium-based material that aims to investigate its re-shaping potentials by using adjustable mold. In this thesis, we aim to make a comparison between initial and end shapes of casted material by implementing digital and analogue tools based on mycelium-based fabric formwork experiment. The formwork enables the designer to manipulate the boundary conditions of the fabric mold. The physical experiment setup consists of different initial geometry alternatives and the deformation is observed and measured numerically by time-based recording on top and section views. With the help of digital tools, experiments were documented as a process of formation. We aim to discuss the potential of the usage of mycelium as a binding agent in free form geometry since mycelium acts as natural self-assembling glue. By doing so, structural potentials of the material, which is strengthened by mycelium hyphae, were examined. To analyze the mycelium-based material, which refers to a material which takes form under certain conditions, shaped by fabric formwork two different approaches were followed. The first approach is to keep the initial geometry defined by digital design tools of the fabric formwork fixed and to determine the resulting analogue shape from elastic deformation. The second approach is to keep the final analogue geometry fixed then to find the closest fit solution possible within a fabric formwork. The author aims to discuss the potential of the usage of mycelium as a binding agent in free form geometry since mycelium acts as natural self-assembling glue. By doing so, structural properties of the material, which is strengthened by mycelium hyphae, will be examined. Creating lightweight, sustainable, pollution-free, buoyant, insulant and free-form geometries are one of the primary outputs. All in all, this study aims to contribute to the design research studies and scientific knowledge together to integrate living systems into the material design as encouraging collaborative interdisciplinary research, thereby positioning designer as a decision-maker from the very beginning of material design process.Yüksek LisansM.Sc
