41 research outputs found

    Yüzüncü Yılında İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy

    No full text
    Kitapİstiklal Marşı'nın yazılışı, tarihçesi, şairi ve şairinin ruh iklimini konu edinen elinizdeki bu çalışma, 2021 yılında İstiklal Marşı'nın kabulünün yüzüncü yılında düzenlenen “Yüzüncü Yılında İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy Bilim Şöleni”nden hareketle kitaplaştı ve okuyucuyla buluşturuldu. 2021 yılı, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından marşın kabulünün yüzüncü yılı münasebetiyle İstiklal Marşı yılı olarak ilan edildi. Bu minvalde yurt genelinde birçok bilimsel faaliyet yapıldı. Üniversitemizde de bir bilim şöleni düzenlenerek, yeni nesillerin, genç dimağların Millî Mücadele ve İstiklal Marşı hakkındaki bilgi ve bilinç düzeyleri artırılmaya çalışıldı, nihayetinde de ortaya bu kıymetli eser çıkarıldı. Kitap içerisinde on üç bölüm bulunmaktadır. Bölümlerde İstiklal Marşı'nın güftesinin ortaya çıkış süreci, şairinin kişiliği, düşünce ve ruh dünyasıyla ilgili bilgilere yer verildi. Marşın beste çalışmaları ve bestecileriyle ilgili de okura bilgilenme fırsatı sunuldu. Kitapta ayrıca Mehmet Akif'in şiirlerinin sehl-i mümteni açısından tahlili ve şiirlerinin ve nesirlerinin mizahi yönü, şairin doğu ve batıya bakışı, eğitimci kişiliği, marşın batıdaki bazı marşlarla mukayesesi, şairin musikişinaslığı ile vefatı ve son günlerine de ışık tutulmaya çalışıldı

    Karamanoğulları Beyliği (2 Cilt)

    No full text
    KitapKaramanoğlu beyliğin tarihi ile ilgili çalışmalarını ele almak, yeni araştırmalar sonucu Karamanoğulları hakkında elde edilen yeni bilgi, bulgu ve belgeleri inceleyenleri bir araya getirmek düşüncesiyle düzenlenen sempozyum; Uluslararası Orta Anadolu ve Akdeniz Beylikleri Tarihi, Kültürü ve Medeniyeti sempozyumlarının ikincisidir. Birinci Sempozyumda Eşrefoğulları Beyliği ele alınmıştır. Bu sempozyumda da Karamanoğulları mercek altına alınarak bu alanda çalışan yurt içinde ve yurt dışından katılan bilim adamlarının yaklaşık altmış beş bildirisi tartışılmıştır. Sempozyum Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi'nin ev sahipliğinde; Türk Tarih Kurumu, Necmettin Erbakan Üniversitesi ile İslam Tarihçileri Derneği tarafından düzenlenmiştir

    Sahip Ataoğulları ve Turgutoğulları Beylikleri

    No full text
    Kitap2010’dan itibaren Uluslararası Batı Anadolu Beylikleri Tarih, Kültür ve Medeniyeti Sempozyumları her yıl belirli bir beyliğe ayrılarak düzenlenmektedir. 2012 yılında Menteşoğulları Beyliği ile ilgili sempozyum düzenlenirken, Necmettin Erbakan Üniversitesi ve İslam Tarihçileri Derneği’nin ortak girişimiyle Orta Anadolu ve Akdeniz Beylikleri sempozyumlarının da düzenlenmesinin yerinde olacağına karar verilmişti. Bu minval üzerine Necmettin Erbakan Üniversitesi öncülüğünde ve paydaşlığında ilki 11-13 Eylül 2014 tarihleri arasında Beyşehir’de düzenlenen ‘Uluslararası Orta Anadolu ve Akdeniz Beylikleri Tarihi, Kültürü ve Medeniyeti Sempozyumu-I Eşrefoğulları’ konulu sempozyumun ikincisi, Karaman’da Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi ev sahipliğinde 23-25 Ekim 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Anadolu’nun Türkleşmesinde, İslamlaşmasında ve kadim medeniyet ağacının günümüze intikal etmesinde şüphesiz güçlü bir yere sahip olan Beylikler devrinin siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel, dini, sanatsal vb. unsurlarının bilgi envanterini ortaya çıkarmayı ve bu zengin mirası gelecek nesillere aktarmayı amaç edinen bu sempozyum projesinin üçüncüsü, 3-5 Kasım 2016 tarihlerinde Ramazanoğulları Beyliği’ne ayrılmıştır. Necmettin Erbakan Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, Türk Tarih Kurumu ve İslam Tarihçileri Derneği’nin ortaklığında düzenlenen sempozyum, yaklaşık bir yıllık çalışmanın neticesinde gerçekleştirilmiştir. Orta Anadolu ve Akdeniz Beylikleri içerisinde özellikle Çukurova’nın bir Türk-İslam diyarı olmasına sağladığı katkıyla ve Osmanlı Devleti ile gösterdiği uyumla dikkatlerin üzerine yoğunlaştığı bir beylik olan Ramazanoğulları Beyliği, 3-5 Kasım 2016 tarihlerinde çok kıymetli bilim insanlarının katkısıyla derinlemesine incelenmişti. 24-26 Kasım 2017 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi ev sahipliğinde yapılan Sahipataoğulları ve Turgutoğulları Beylikleri Sempozyumu'nda bu beylikler ele alınmıştır

    Güneş enerjisi alanında iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının etkinliği

    No full text
    Her sektörde öneminin ve yerinin ayrıntılı bir şekilde geliştirilmesi gereken iş sağlığı ve güvenliği, enerji sektöründe de bu ihtiyacı barındırmaktadır. Gelişen ve değişen endüstri koşullarına ilk uyum sağlayan olmak durumunda olan iş güvenliği prosesleri, kültürün oluşması ile sağlam temeller atabilmektedir. Elektrik enerjisi elde etme çeşitlerinden olan güneş enerjisi sistemlerinde iş güvenliğinin etkin olabilmesi, işin ayrılmaz bir parçası haline gelebilmesi, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi için spesifik bir yasal düzenleme günümüzde bulunmamaktadır. İşyerleri için belli standartlar istenmekte olup bu belirsiz durum işverenleri ve iş görenleri zor duruma sokabilmektedir. Dünyada ve ülkemizde elektrik enerjisi ihtiyacının karşılanması amacıyla başvurulan yollardan biri olan ve giderek önemi artan güneş enerjisi sistemleri, kullanım aşamasında tüketicileri ve iş güvenliği profesyonellerini kabul edilebilir ve ekarte olabilecek sorunlarla karşılaştırmaktadır. Üretim aşamasında ise kullanılan metot ve kimyasalların insana ve çevreye verdiği zararlar, panellerin enerji ihtiyacını masum bir şekilde karşılaması sonucu kanıksanmaktadır. Yine aynı sorun ömürlerini tamamlamış ya da verimsel olarak bekleneni karşılamayan paneller için de görülmektedir. Üretim aşamasında ve çeşitli sebeplerden ötürü ıskartaya ayrılma ya da söküm sonrası, İş Sağlığı ve Güvenliği bakımından kaygı verici durumlar saptanmıştır. Yeterli sayıda geri dönüşüm tesisinin bulunmaması sonucu panellerin istiflenmesi ve depolanması gerekli özeni görememektedir. Bu özensizlik ve yasal zorunluluğun olmaması hem iş güvenliği profesyonellerini hem de doğa dostu insanları endişelendirmektedir. Bu çalışmada, güneş panellerinin proje kısmından, yıllar sonra sökülmeleri de dahil olmak üzere mevcut İş Sağlığı ve Güvenliği önlemleri incelenmiş ve olması gereken insan ve doğa merkezli çözüm önerilerinde bulunulmuştur.Occupational health and safety, the importance and position of which should be developed in detail in each sector, includes this need in the energy sector. Occupational safety processes, which must first adapt to the devolving and changing conditions of the industry, can lay a solid foundation for the formation of culture. In solar energy systems, which is one of the types of electricity generation. There are no specific legal regulations that are effective in occupational safety and are an integral part of work and prevent work accidents and occupational diseases, and there are special conditions and standards, and the need and search for a job can put workers in difficult situations. Solar energy systems are one of the ways used to supply electricity in the world and in our country, and its importance is increasing, and consumers and occupational safety experts compare the problems that are acceptable and rejectable In the production phase, the damage caused by the methods and chemicals used to people and the environment is taken for granted, because the panels safely supply their energy needs. Again, the same problem is seen for panels that have expired or do not meet performance expectations. At the production stage and after scrapping or dismantling for various reasons, worrying conditions in terms of occupational safety and health have been identified. As a result of not having enough facilities for recycling, stacking and storage of panels can not receive the necessary care. This carelessness and lack of legal commitment worries both occupational safety professionals and nature lovers. In this study, occupational health recommendations such as dismantling solar panels after years of the project are presented and safety measures are examined and the human-centered and nature-oriented solution is examined

    The foreign policy of the Qajar dynasty in the period of Fath Ali Shah (1797-1834)

    No full text
    XI. yüzyılın başlarından 1925'e kadar, kısa dönemler haricinde Türkler tarafından yönetilen İran'da 1796-1925 arası Kaçar Türkleri hüküm sürmüştür. 19. yüzyılda Avrupalı devletlerin Anadolu ve Orta Doğu'nun yanı sıra İran'a da siyasi ve iktisadi anlamda müdahaleleri artmıştır. Bu dönemde, Kaçarların hâkimiyetindeki İran'da yaklaşık yüz yıl boyunca İngiliz-Rus rekabeti yaşanmıştır. Bu rekabet ve Avrupalı devletlerin İran'a müdahaleleri, Ağa Muhammed Han'dan sonraki Kaçar hükümdarı Feth Ali Şah (1797-1834) döneminde başlamıştır. Feth Ali Şah dönemi dış politikasının temelini ise Rusya, İngiltere, Fransa ve Osmanlı devletleriyle kurulan ilişkiler oluşturmaktadır. Kaçar Türkleri, Safevîlerin yıkılmasının ardından İran'daki merkezi otorite boşluğunu doldurmalarına rağmen yaşanan toprak kayıpları ve iç karışıklıklar sonucu siyasi istikrarı, Avrupalı devletlerin iç işlerine müdahil olması neticesinde de ekonomik istikrarı Feth Ali Şah döneminde de sağlayamamışlardır. Bu çalışmada, emperyalist devletlerin Feth Ali Şah döneminde İran'a müdahalesi ve Kaçarların dış politikası ele alınacaktır.From the beginning of the 11th century until 1925, except for short periods, the Qajar Turks ruled from 1796 to 1925 in Iran. The economic and politic interventions of the European States on Iran, Anatolia and Middle East, increased in the 19th century. During the period of the Qajar dynasty, Iran was a battlefield of the British-Russian competition for a period of one hundred year. This rivalry and the intervention of the European states in Iran started in the period of Fath Ali Shah (1797-1834), the Qajar ruler after Aga Muhammad Khan. The basis of Fath Ali Shah's foreign policy is relations with Russia, England, France and Ottoman states. Although the Qajar Turks put an end to the instability of the central authority after the fall of the Safavid, the politic and economic instability lasted, because of the territorial losses and the interventions in the internal affairs by the European States and the given privileges also in the period of Fath Ali Shah. This study deals with the intervention to Iran by imperialist states in the period of Fath Ali Shah (1797-1834) and foreign policy of the Qajars

    The great game in south Turkestan within the framework of British foreign policy in the XIXth century and its echoes

    No full text
    Doktora TeziBu çalışma, XIX. yüzyılda İngiltere ve Rusya arasında Asya'daki hâkimiyet mücadelesi olarak tanımlanan Büyük Oyun'u, Afganistan merkezli bir bakış açısıyla ele almaktadır. Çalışma, bu dönemdeki siyasi, iktisadî ve askerî rekabetin etkilerini kapsamlı bir şekilde incelemektedir. İngiltere, Hindistan'ın güvenliğini sağlama adına Afganistan ve İran'da nüfuz politikaları izlerken, Rusya Kafkasya üzerinden güneye doğru yayılma stratejisi benimsemiştir. İngiliz Doğu Hindistan Şirketi, İngiltere'nin bölgedeki ekonomik hakimiyetini pekiştirmiş, Rusya ise ekonomik bağımsızlık ve genişleme amacıyla Kafkasya'nın ardından Türkistan'a yönelmiştir. Afganistan bu süreçte, Türkistan ve Hindistan arasında stratejik bir bağlantı noktası olmuş, İngiltere ve Rusya'nın çıkar çatışmalarına sahne olmuştur. İngilizler, Kafkasya, İran ve Türkistan'daki Rus nüfuzunun ardından Afganistan'ı Rus etkisinden uzak tutmayı amaçlamıştır. XIX. yüzyılın sonlarına doğru Almanya'nın Weltpolitik ve Drang Nach Osten politikaları ile 1905 Rus-Japon Savaşı, İngiltere ve Rusya'yı Türkistan, İran ve Afganistan'da iş birliğine zorlamıştır. Tüm bu gelişmelerin nihayetinde, 1907 Antlaşmasıyla Büyük Oyun sona ermiştir. Çalışma, Büyük Oyun'un jeopolitik dinamiklerini ve Afganistan'ı etkisi altına almaya çalışan bir deniz gücü -İngiltere- ile bir kara gücünün -Rusya- rekabetinin Asya'daki etkilerini inceleyerek, bu mücadelenin XX. yüzyılın başında yeni bir paradigmayla sonlandığını ortaya koymaktadır.This study examines the Great Game, defined as the struggle for dominance in Asia between Britain and Russia in the nineteenth century, from an Afghanistan-centred perspective. The study comprehensively analyses the effects of political, economic and military rivalry in this period. While Britain pursued influence policies in Afghanistan and Iran to ensure the security of India, Russia adopted a strategy of expansion towards the south through the Caucasus. The British East India Company consolidated Britain's economic dominance in the region, while Russia turned to Turkestan after the Caucasus for economic independence and expansion. In this process, Afghanistan became a strategic connection point between Turkestan and India, and was the scene of conflicts of interest between Britain and Russia. Following the Russian influence in the Caucasus, Iran and Turkestan, the British aimed to keep Afghanistan away from Russian influence. Towards the end of the 19th century, Germany's Weltpolitik and Drang Nach Osten policies and the Russo-Japanese War of 1905 forced Britain and Russia to cooperate in Turkestan, Iran and Afghanistan. At the end of all these developments, the Great Game came to an end with the Treaty of 1907. By analysing the geopolitical dynamics of the Great Game and the effects of the rivalry between a maritime/naval power -Britain- and a land power -Russia- in Asia, the study reveals that this struggle ended with a new paradigm at the beginning of the twentieth century

    ON THE GERMAN TRANSLATION OF THE TURKISH NATIONAL EPIC: DEDE KORKUT

    No full text
    Bu çalışmanın konusu, Dede Korkut hikâyelerinin Hendrik Boeschoten tarafından yapılan Almanca çevirisinin metin türü yaklaşımına göre incelenmesidir. Kahramanlık destanı Dede Korkut Türk dünyasının en önemli ortak değerlerinden sayılır. Çalışmada görüleceği gibi, metnin içeriği kültürel ögelerden oluşmakta ve bu durum çeviride büyük zorluklara neden olmaktadır. İncelemede eşdeğerlik, uygunluk, doğruluk ve yerindelik ölçütleri temel alınmıştır. Değerlendirme için sözcük, anlam, kullanım ve biçem eşdeğerliği çözümlenmiştir. Almanca çevirinin değerlendirilmesi sonucunda, biçim vurgulu metin türü özelliklerine dikkat edildiği, uygun eşdeğerlik yanında açıklama ve dipnotlarla içeriğin amaç dil okuruna başarılı bir biçimde aktarıldığı saptanmıştır. Bununla birlikte göze çarpan küçük çeviri sorunları ve olası seçenekler ele alınmıştır.This study analyzes the translation of Dede Korkut epic made by Hendrik Boeschoten with reference to text-typological approach. Heroic epic, Dede Korkut is regarded as one of the most important common values in Turkic world. As it will be observed during the study, the content of the study includes cultural elements and this makes its translation more difficult. In this analysis, our basic criteria are some parameters such as equivalence, adequateness, correctness and correspondence. In our evaluation, lexical, semantic, pragmatic and stylistic equivalence are taken into account. After having evaluated its German translation, it has been concluded that form-stressed text type has been paid attention. And moreover, its content has been transmitted to the readers of the target language with the usage of suitable equivalents as well as footnotes and explanations succesfully. In this evaluation, some of the translation mistakes and their alternatives are also dealt with

    ZUR ÜBERSETZUNG VOM TÜRKISCHEN NATIONALEPOS DEDE KORKUT / DEDE KORKUT HİKÂYELERİNİN ALMANCA ÇEVİRİSİ ÜZERİNE

    No full text
    Gegenstand dieses Artikels ist die Übersetzungskritik an der Übersetzung des türkischen Heldenepos Dede Korkut von Hendrik Boeschoten, im Hinblick auf den texttypologischen Ansatz von Katharina Reiβ. Das Heldenepos Dede Korkut gehört zu den wichtigsten gemeinsamen Schätzen der türkischen Welt. Wie sich im Folgenden zeigen wird, durchziehen kulturelle Elemente den ganzen Text und machen seine Bedeutsamkeit aus, stellen jedoch gleichzeitig auch ein großes Problem-Potential bei der Translation dar. Als Maßstäbe bei der Untersuchung galten: Äquivalenz, Adäquatheit, Korrektheit und Korrespondenz. Für die Evaluierung wurde die Realisierung der lexikalischen, semantischen, pragmatischen und stilistischen Instruktionen analysiert. Die Auswertung der deutschen Übersetzung zeigte, dass die Forderung an den 'formbetonten' Texttyp grundsätzlich beachtet wurde. Durch passende Äquivalente, so wie Erläuterungen und Fußnoten, ist es dem Übersetzer gelungen den Inhalt adäquat an den Zieltextleser zu bringen. Kleinere Auffälligkeiten, sowie mögliche Alternativen wurden ebenfalls ausgearbeitet.</p

    On the German translation of the Turkish national epic: Dede Korkut

    No full text
    Gegenstand dieses Artikels ist die Übersetzungskritik an der Übersetzung des türkischen Heldenepos Dede Korkut von Hendrik Boeschoten, im Hinblick auf den texttypologischen Ansatz von Katharina Rei?. Das Heldenepos Dede Korkut gehört zu den wichtigsten gemeinsamen Schätzen der türkischen Welt. Wie sich im Folgenden zeigen wird, durchziehen kulturelle Elemente den ganzen Text und machen seine Bedeutsamkeit aus, stellen jedoch gleichzeitig auch ein großes Problem-Potential bei der Translation dar. Als Maßstäbe bei der Untersuchung galten: Äquivalenz, Adäquatheit, Korrektheit und Korrespondenz. Für die Evaluierung wurde die Realisierung der lexikalischen, semantischen, pragmatischen und stilistischen Instruktionen analysiert. Die Auswertung der deutschen Übersetzung zeigte, dass die Forderung an den &apos;formbetonten&apos; Texttyp grundsätzlich beachtet wurde. Durch passende Äquivalente, so wie Erläuterungen und Fußnoten, ist es dem Übersetzer gelungen den Inhalt adäquat an den Zieltextleser zu bringen. Kleinere Auffälligkeiten, sowie mögliche Alternativen wurden ebenfalls ausgearbeitet.Bu çalışmanın konusu, Dede Korkut hikâyelerinin Hendrik Boeschoten tarafından yapılan Almanca çevirisinin metin türü yaklaşımına göre incelenmesidir. Kahramanlık destanı Dede Korkut Türk dünyasının en önemli ortak değerlerinden sayılır. Çalışmada görüleceği gibi, metnin içeriği kültürel ögelerden oluşmakta ve bu durum çeviride büyük zorluklara neden olmaktadır. İncelemede eşdeğerlik, uygunluk, doğruluk ve yerindelik ölçütleri temel alınmıştır. Değerlendirme için sözcük, anlam, kullanım ve biçem eşdeğerliği çözümlenmiştir. Almanca çevirinin değerlendirilmesi sonucunda, biçim vurgulu metin türü özelliklerine dikkat edildiği, uygun eşdeğerlik yanında açıklama ve dipnotlarla içeriğin amaç dil okuruna başarılı bir biçimde aktarıldığı saptanmıştır. Bununla birlikte göze çarpan küçük çeviri sorunları ve olası seçenekler ele alınmıştır.This study analyzes the translation of Dede Korkut epic made by Hendrik Boeschoten with reference to text-typological approach. Heroic epic, Dede Korkut is regarded as one of the most important common values in Turkic world. As it will be observed during the study, the content of the study includes cultural elements and this makes its translation more difficult. In this analysis, our basic criteria are some parameters such as equivalence, adequateness, correctness and correspondence. In our evaluation, lexical, semantic, pragmatic and stylistic equivalence are taken into account. After having evaluated its German translation, it has been concluded that form-stressed text type has been paid attention. And moreover, its content has been transmitted to the readers of the target language with the usage of suitable equivalents as well as footnotes and explanations succesfully. In this evaluation, some of the translation mistakes and their alternatives are also dealt with

    Efficacy of ivermectin against dirofilaria immitis microfilariae in naturally

    No full text
    Modifiye Knott yöntemi ile yapılan muayene sonucu Gemlik Aske ri Veteriner Araştımıa Enstitüsü ve Egitim Merkezi Komutanlığı'nda yetiştirilen 168 köpekten 5'i (% 2.98) Dirofilaria immilis ile enfekte bulun muştur. Bu köpeklere ivemıektinin 200 mcg/kg dozu, derialtı yolla peşpeşe 2 gün uygulanmış ve sağaltını sonrası kandaki mikrojiler sayısın da meydana gelen degişmeler incelenmiştir. İvemıektin tedavisinden sonraki 7'nci giinden 90'ıncı güne kadar mikroji/er sayısında sağaltını öncesine göre ortalama olarak % 99. 77'den % 99.22'ye kadar degişen azalma olmuştur. Daha sonraki günlerde mikroji/er sayısında Jasmi bir mtış dikkati çekmiş ve bu oran 120'nci 'günde % 97.79, 150'nci günde % 95.03, 180'inci günde % 94.50, 210'uncu günde % 94.04 olarak saptanmıştır. 210'uncu günde tek doz olarak uygulanan aym miktar ivennektin mikroftler sayısmdaki azalmayı % 99.96'ya yükseltiştir. Araştırna sonunda ivemıektinin yüksek bir mikrofilarisid etkisi olduğu ve uygulanan dozda köpeklerde herhangi bir olumsuz etki göstermediği saptanmıştır.Five of 168 dogs bred at the Anny Veterinary Research and Training Center at Gemlik, Bursa were found to be infected with Dirofian immilis (2.98 percent) by using Modified Knott method. The changes in the counts of microfilariae were studied after Ivem ectin therapy (200 mcglkg body wt. injected daily sc., in two consecutive days). Ivennectin decreased the cowıts down by 99.77 and 99.22 percent at average by comparing witlı the cowıts taken before treatments. Following these reductions, a temporary increase was observed and the efftcacy rates were 97.79, 95.03, 94.50 and 94.04 percent by 120 th, 150 th, 180 th and 210 tlı days respectively. And a final application of the drug at the same dose and route resulted in 99.96 % reduction of microfilarial counts. With these results Ivemıectin was considered aslıglıly effective microfilaricid chemotlıerapeutic drug for the treatment of Dirofilariosis in dogs. And exlıibited no side effects at tlıe dosage and route of administration used here
    corecore