1,721,003 research outputs found

    Kuşak ve yol girişimi projesi: Çin hegemonik kapasitesi bakımından sınırlar ve beklentiler

    Full text link
    ABSTRACT: Since its announcement in 2013, Chinese Belt and Road Initiative has been criticized as being more than an infrastructure investment and development move and evaluated as a hegemony project. Often compared with the Marshall Plan of the US, post-World War II strategy leading to U.S. hegemony, Belt and Road Initiative is supporting China’s rise as a global power and it should be considered as the tool of China for an alternative hegemonic order. Study assesses the Belt and Road Initiative and institutions of it, Asia Infrastructure Investment Bank (AIIB), in terms of their prospects and limits in establishing Chinese hegemony. From a Neo-Gramscian perspective, China proposes an ideologic and institutional alternative to the US hegemony. China structures its alternative social formation and ideology around a ‘harmonious community’ and ‘economic development’ discourse. Ideational structure of Chinese hegemony leads to an authoritarian state at domestic level and to a non-interventionist approach at global level with great emphasis on economic performance. AIIB establishes the necessary international cooperation structure for regional integration of underdeveloped Asian countries under the hegemony of China. Although China does not propose an alternative production method or an economic structure, its embracement of noninterventionism allows for states, deemed risky for investing in by existing structure, to be integrated into the system. Biggest objection for Chinese appears to be the US. However, utilization of de-globalization-oriented policies by Trump administration to counter China only cause tension among the actors of established global order, and support China's leadership and hegemony claims.ÖZET: 2013 yılındaki ilanından itibaren Çin’in Kuşak-Yol Projesi, Çin’in sunduğunun ötesinde amaçlar taşımakla eleştirilmekte ve bir hegemonya projesi olarak değerlendirilmekte. Sıkça Amerikan hegemonyasının kurulmasını sağlamış olan İkinci Dünya Savaşı sonrası stratejisi Marshall Planı’na da benzetilen proje, Çin’in global bir güç olarak yükselişini destekleyen, Çin merkezli alternatif bir hegemonyanın enstrümanıdır. Çalışma Kuşak-Yol Projesi’ni ve proje kapsamında kurulan Asya Altyapı Yatırım Bankası’nı, Çin hegemonyası adına kapasitesini ve sınırlılıklarını incelemekte. Neo-Gramşiyan perspektiften değerlendirildiğinde Çin bu girişimleriyle Amerikan hegemonyasına alternatif bir ideoloji ve kurumsal çerçeve sunmakta. Çin’in sunduğu alternatif ideoloji ve sosyal yapı ‘ahenkli ortaklık/topluluk’ ve ‘ekonomik kalkınma’ fikirleri etrafında şekillenmekte; yerel düzeyde otoriter devlet halini alırken, uluslararası düzeyde müdahalecilikten kaçınan, ekonomik performans odaklı iş birliği halini almakta. Çin, Asya Altyapı Yatırım Bankası ile uluslararası iş birliği için gerekli yapıyı sağlamakta. Çin iktisadi bakımdan yerleşik hegemonik düzene bir alternatif sunmamakta. Ancak benimsediği müdahalecilik karşıtı yaklaşım, kurulu düzen içerisinde memnun olmayan ve yerleşik düzen içerisinde yatırıma erişimi sınırlı olan sisteme entegrasyonunu yolunu açmakta. Çin’in stratejisine en büyük engel Amerika Birleşik Devletleri olarak gözükmekte. Ancak Trump yönetiminin Çin ile mücadelede deglobalizasyon odaklı bir strateji izlemesi, lideri olduğu sistem içerisinde gerilimlere neden olmakta ve Çin’in bölgedeki liderlik iddiasını ve hegemonik projesini güçlendirmektedir

    Yoksulluk, sosyal yardım ve seçim klientalizm: Zeytinburnu örneği

    Full text link
    ABSTRACT: In political sociology, voter behavior and the reasons and consequences that affect the decisions and preferences of the voters are of great importance. The most important reason for this is that voter behavior is as important as the political party behavior in determining the political power. The “voting” tool is used as the most effective tool of participatory democracy in Turkey. In this way, it is determined by which party the country will be ruled and to whom the administration will be handed over. It is known that many reasons affect voter behavior and preferences. There are arguments that poverty has an impact on voter elections. Poverty is one of the most important problems of all time. Like all developed, underdeveloped and developing countries, poverty has persisted in all periods in Turkey. Turkey has been affected by the wave of change in the world conjuncture that started in the 1980s. While poverty is getting deeper with the effect of neoliberalization; the radical changes in workers' communities, the rise of conservativeright parties and the Islamic discourse, which has increased, has influenced the new working poor, especially in the cities. When the conservative AKP government, which adopted the neo-liberal ideology, came to power in 2002, poverty in Turkey reached a very serious level and became one of the most important internal problems that the government should find solutions to. The AKP was fighting poverty with regulations at both national and local level. Its most important power in this struggle was provided by its strong local organization, the communities, foundations and associations with which it established close relations. In addition, it increased its power thanks to the social aid made with the emphasis on charity associated by a conservative discourse. The biggest criticisms of AKP's anti-poverty policies are as follows: While these social aids resulted in the reproduction of poverty rather than fighting poverty, they established a patron-client relationship between the poor people receiving aid and the government. In this thesis, it has been examined how the clientelist relationship established between the new poor mass in cities and the AKP government through social assistance affects voter behavior. This study was conducted within the scope of Zeytinburnu district of Istanbul, which has a large population, socio-cultural and socio-economic diversity and has been governed by the mayors of the AKP for 19 years. Qualitative and quantitative research methods were used in the research. A survey was conducted with 80 volunteer participants in May 2021 in the district. In December 2021, as a continuation of the study, face-to-face interviews were held with 3 male and 3 female volunteer participants who also participated in the survey study. In this way, the relationship between social assistance and voting behavior was examined.ÖZET: Siyaset sosyolojisinde, seçmen davranışı ile seçmenlerin karar ve tercihlerini etkileyen nedenler ve sonuçlar büyük önem taşımaktadır. Bunun en önemli nedeni siyasal iktidarın belirlenmesinde siyasal parti davranışı kadar seçmen davranışının da önemli bir etken olmasıdır. Türkiye’de de mevcut katılımcı demokrasinin en etkin aracı olarak ‘oy verme’ aracı kullanılmaktadır. Bu sayede ülkenin hangi parti tarafından yönetileceği ve yönetimin kime teslim edileceği belirlenmektedir. Seçmen davranışlarını ve tercihlerini birçok nedenin etkilediği bilinmektedir. Yoksulluğun da seçmen tercihleri üzerinde etkisi vardır. Yoksulluk tüm zamanların en önemli sorunlarından biridir. Gelişmiş, az gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkeler gibi Türkiye’de de yoksulluk her dönemde önemini korumuştur.1980’ler itibariyle başlayan dünya konjonktürünün değişim dalgasından Türkiye de etkilenmiştir. Neo-liberalleşmenin de etkisiyle yoksulluk daha da derinleşirken; emek piyasasındaki köklü değişimler, muhafazakar-sağ partilerin yükselişe geçmesiyle artan İslami söylem, özellikle şehirlerdeki çalışan yeni yoksulları etkisine altına almıştır. 2002 yılında neo-liberal ideolojiyi benimseyen muhafazakar AKP hükümeti iktidara geldiğinde Türkiye’de yoksulluk çok ciddi boyutlara ulaşmış ve iktidarın çözüm bulması gereken en önemli iç sorunlardan biri haline gelmiştir. AKP, hem ulusal hem de yerel düzeydeki düzenlemelerle birlikte yoksullukla mücadele ederken, en önemli gücünü hem kendi güçlü yerel örgütlenmesi hem de yakın ilişki kurduğu cemaat, vakıf ve dernekler tarafından muhafazakar söylemin getirdiği hayırseverlik vurgusuyla yapılan sosyal yardımlardan almıştır. Bu sosyal yardımlar yoksullukla mücadeleden daha çok yoksulluğun yeniden üretilmesine neden olurken, yardım alan yoksul insanlar ve iktidar arasında patron-müşteri ilişkisi kurmuştur. Bu tezde, özellikle şehirlerdeki yeni yoksul kitle ile AKP iktidarı arasında sosyal yardımlar üzerinden kurulan klientalist ilişkisinin seçmen davranışına nasıl etki ettiği incelenmiştir. Bu inceleme, İstanbul’un nüfus olarak kalabalık, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik çeşitliliği fazla olan ve 19 yıldır AKP’li belediye başkanları tarafından yönetilen Zeytinburnu ilçesi kapsamında yapılmıştır.Araştırmada kalitatif ve kantitatif araştırma yöntemleri kullanılmıştır. İlçede Mayıs 2021 tarihinde 80 gönüllü katılımcıyla anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Aralık 2021 tarihinde de çalışmanın devamı niteliğinde, anket çalışmasına da katılmış 3 erkek 3 kadın gönüllü katılımcı ile yüzyüze görüşmeler yapılmıştır. Bu sayede sosyal yardımlar ve oy verme davranışı arasındaki ilişki incelenmiştir

    27 mayıs'ın Anadolu'daki yankısı: Otorite ve rol yapma

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Siyaset Bilimi Ana Bilim Dalı, Siyaset Bilimi Bilim DalıBu tez, 1960 askeri müdahalesini Adana, Bursa ve Erzurum'dan oluşan üç Anadolu vilayetinin deneyimlerine odaklanarak sorunsallaştırmaktadır. Halkın askeri müdahaleyi nasıl yaşadığını ve toplumsal, siyasi ve dini formasyona direnmek için hangi yöntemleri geliştirdiğini aşağıdan bakarak, yerel aktörlerin ve sıradan insanların deneyimlerinden hareketle yansıtmayı denemektedir. Ve "tahakküm" – "direniş" kavram çiftinin söz konusu siyasi süreci açıklama kapasitesine sahip olabileceğini iddia etmektedir. 27 Mayıs döneminde, askeri yönetim hegemonya kurmak ve "rızanın üretilmesi" için yerel aktörlerin işbirliğine başvurdu ve kitlesel bir propaganda süreciyle bunu başarmaya çalıştı. İdeal vatandaş, ideal din, ideal ekonomi ve ideal anayasayı hem mütehakkim hem de rızaya dayalı mekanizmalar yoluyla yaratmak için her kategoriden yerel aktörün -öğretmen, muftü, imam, gazeteci, memur ve avukatların- yardımına başvurdu. Bu minvalde, Anadolu'da "yayma komiteleri" aracılığıyla yürütülen propaganda süreci; köy ziyaretleri, ulusal ve yerel propaganda yayınları, vaazlar, propaganda şiirleri, fotoğraflar, propaganda köşeleri, propaganda geceleri, kampanyalar gibi çok çeşitli ve geniş kapsamlı faaliyetleri içeriyordu. Bu faaliyetler üzerinden meşrulaştırma ve gerekçelendirme çalışmaları yapılırken, bir taraftan da il, ilçe ve köylerde düzenlenen gösterilerle de yeni hegemonyanın zaferi ilan edilmiş oluyordu. Bu çalışma aynı zamanda insanların şakalarını, yazılarını, kullandıkları sembolleri, fısıldadıkları söylentileri, vakit geçirdikleri yerleri yakından okuyarak askeri müdahale sırasında geliştirilen itaatsizlik biçimlerini ortaya koymakta ve direniş pratiklerinin nasıl kategorize edebilebileceği sorusunu yanıtlamaya çalışmaktadır. Bu bağlamda oluşturduğumuz "engeller", "fısıltılar", "dilin kullanımı", "gizli metinler" kategorileri, açık bir direniş olmamasına rağmen, insanlar itaatsizliklerini örtülü ve kurnazca yollarla göstermeyi seçtikleri göstermektedir. İnsanlar "kamusal senaryo" ile doğrudan yüzleşmeden "gizli senaryolarını" üretebilmişlerdir. Son olarak da tez, direniş pratiklerinin bu incelikli ve örtük özelliklerini, bulduğu ilk fırsatta- 1961 Referandumu ve Genel Seçimlerinde olduğu gibi- terkedebildiğini ve açıkça ifade edebildiğini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: 27 Mayıs Askeri Darbesi, Taşra Siyasi Hayat, Yerel Aktörler, Tahakküm, Direniş PratikleriThis thesis problematizes the 1960 military intervention with a focus on the experiences of three Anatolian provinces; Adana, Bursa and Erzurum. It attempts to project how Turkish people lived through the military intervention and how they produced ways of resisting the social, political and religious formation through the experiences of local actors and ordinary people from bottom up. It also propounds the terms of "domination" and "resistance" as a couple of terms explaining the period in question. The dominants appealed to the cooperation of the local actors in "manufacturing the consent" during the 27 May. Hegemony setting was not independent of the local, on the contrary, the acquiescence of the Anatolian people was attempted to be sought through a massive propaganda process. Creating the ideal citizen, ideal religion, ideal economy, and ideal Constitution through consent based mechanisms as well as the coercive ones was realized with the help of the local actors from every category-teacher, mufti, imams, journalists, officers, and lawyers. In this manner, the propaganda carried through "the spreading committees" in Anatolia included various activities like visiting the villages, national and local publications, sermons, propaganda poems, photos, propaganda windows, propaganda nights, and campaigns in Anatolia. While legitimization and justification work was done through these activities, the victory of the new hegemony was declared with the demonstrations held in provinces, districts, and villages. This work also reveals the acts of non-compliance during the military intervention through a close reading of people's jokes, writings, symbols they use, rumours they whisper, and the places they spend time. This analysis answers the question of how we can categorize the subtle forms of resistance practices. According to these categories, which are "hindrances," "whispers," "the usage of the language," and "the secret texts," although there were no open resistance, people chose to show their defiance in veiled and tricky ways. Without directly confronting the "public transcript," people developed their "hidden transcript." In the end, the thesis shows that these subtle characteristics of resistance practices turned to express themselves openly at the first chance they had as it was seen in the 1961 Referendum and General Elections. Keywords: The 27 May Military Intervention, Provincial political life, local actors, dominance, resistance practices

    Türkiye’de esnafin yeniden üretim ve hayatta kalma stratejileri: perşembe pazarı örneği

    Full text link
    ABSTRACT: Although orthodox Marxist scholars have assumed the disappearance of the traditional petty bourgeoisie at the advanced stage of capitalism, changing labor relations, in spite of increasing proletarianization conditions, have oriented many scholars since the 1970s towards debates on the contemporary class boundaries and the role of the petty bourgeoisie. However, the existing literature underestimates the class boundaries and reproduction conditions of various fractions of the traditional petty bourgeoisie, having also capitalist nature also, despite the nonproductive labor relations. Esnaf, as a specific category which refers to small tradesmen and shopkeepers, have also been an undervalued research subject within the class analysis. This study aims to deal with the contemporary boundaries of esnaf and to understand how esnaf, as an intermediate category within the relations of production, thought that its boundaries have been eroded under advanced capitalism have reproduced itself today. In addition to a literature analysis held in the first place, by abstracting esnaf within the production process and labor relations, esnaf’s class boundaries are argued in the second place by reference to the critical literature on the petty bourgeoisie. The specific historical conditions of its formation and transformation are analyzed in the third instance. The theoretical and historical discussions are linked to the field research carried out in Perşembe Pazarı. In addition to the presentation of the quantitative data, the Perşembe Pazarı is presented by considering its spatial transformation during the Ottoman-Turkish capitalist development. The conjunctural conditions where esnaf in Perşembe Pazarı has reproduced itself since the 1980s will be further analyzed by focusing on esnaf’s specific experiences in the free market, changing interests, strategies, perceptions on the role of the state, shifting alliances and representation patterns in specific conjunctural conditions. A conclusion is drawn that the class position and location of esnaf and its reproduction should be discussed through not only the structural/objective conditions, but also specific conjunctural political and ideological conditions and changing balance of powers.ÖZET: Günümüzde artan proleterleşme koşullarına rağmen değişen çalışma ilişkileri, 1970'lerden bu yana pek çok akademisyeni Ortodoks Marksizme göre kapitalizmin ileri aşamasında kaybolacağı varsayılan küçük burjuvazinin sınıf ilişkilerindeki yerini ve rolünü tartışmaya yöneltmiştir. Bununla birlikte, mevcut literatürde, üretken olmayan emek ilişkilerine rağmen kapitalist bir yapıya sahip olan küçük burjuvazinin birçok geleneksel fraksiyonunun sınıf yapısı ve yeniden üretim koşulları yeterince ele alınmamaktadır. Esnaf hem tüccara hem de dükkân sahibine atıfta bulunan özgün bir kategori olarak, sınıf analizi içinde göz ardı edilen bir araştırma konusu olagelmiştir. Bu çalışma, esnafın sınıfsal konumunu tartışmayı ve üretim ilişkileri içinde bir ara kategori olan esnafın, günümüz özgün koşullarında kendini nasıl yeniden ürettiğini anlamayı amaçlamaktadır. İlk başta yapılan literatür araştırmasına ek olarak, ikinci planda esnafın üretim ilişkilerinde sınıfsal konumu, üretim süreci ve emek ilişkileri içerisinde soyutlanarak tartışılmaktadır. Üçüncü olarak, esnafın sınıf oluşum süreci, esnafın sınıfsal oluşumunun ve dönüşümünün özgül tarihsel koşulları bağlamında analiz edilmektedir. Teorik ve tarihsel tartışmalar, Perşembe Pazarı'nda yapılan saha araştırmasına dayanan analizlerle somutlaştırılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla, çeşitli nicel verilere ek olarak, Perşembe Pazarı’nın tarihsel ve kentsel dönüşümü dikkate alınarak ampirik bulgular sunulmaktadır. Bu bağlamda, Perşembe Pazarı esnafının 1980'lerden bu yana kendini yeniden ürettiği konjonktürel koşullar, esnafın değişen serbest piyasada ekonomisindeki özgül deneyimleri, değişen çıkarları, stratejileri ve devletin rolüne ilişkin algıları, değişen güç ilişkileri karşısında değişen ittifakları ve belirli konjonktürel koşullarda temsiliyet örüntüleri göz önüne alınarak analiz edilmiştir. Esnafın üretim ilişkileri içerisindeki yeri ve konumunun yeniden üretiminin yalnızca yapısal / nesnel koşullara değil, aynı zamanda özgün konjonktürel politik ve ideolojik koşullara ve değişen güç ilişkilerine bağlı olarak da tartışılması gerektiği sonucuna varılmaktadır

    Istanbul volunteers experience in the framework of political participation

    Full text link
    ÖZET: Bu tez, Mart 2019 İstanbul yerel seçimlerinde İstanbul Gönüllüleri adını alarak ortaya çıkan, seçimin tekrar edilmesiyle Haziran 2019’da kısa sürede 180.000 gönüllüyle dikkat çekici bir katılıma ulaşan sivil oluşumu incelemektedir. İstanbul Gönüllüleri, siyasal partiler yoluyla siyasi katılıma bir alternatif olarak ortaya çıkan ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla gönüllü katılıma örnek teşkil eden bir oluşum olarak, seçim sürecinde ortaya çıkan çeşitli faktörler çerçevesinde analiz edilmektedir. Bu çalışmada İstanbul Gönüllüleri üç ardışık dönemde incelenmekte, ilk olarak 31 Mart 2019’daki seçime kadar sandık ve seçim gözetim gönüllüsü oldukları dönem, ardından seçimin iptali ve yenilenmesine karar verilmesiyle kampanya gönüllüsü oldukları döneme ve nihayet seçimlerin ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi kent gönüllülüğü yapılanmasına ve faaliyetlerine değinilmektedir. Tezin teorik bölümünde, temsili demokrasinin etkisini kaybetmeye başlamasından, sivil toplumun gelişiminden ve Türkiye’de varlık kazanmasından bahsedilmektedir. Kentleşme ve yerel siyasetin önemine vurgu yapılarak, Lefebvre’ in şehir hakkı kavramını kent sosyolojisine taşıması ve kentleşmede neoliberalizmin etkisi tartışılmakta, Avrupa Kentsel Şartlarında da yer alan kentsel gelişmenin temelinin yerel yönetimlerde “halkın doğrudan katılımının sağlanması” olduğuna bağlantı yapılmaktadır. Bu çalışmada niteliksel araştırma yöntemine başvurularak, İstanbul Gönüllülerinin kurucu ve koordinatör kadrosundan kişilerle ve yerel yapılanmada yer alan kişilerle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, bu oluşuma yüksek katılımın nedenleri, motivasyon ve başarı sağlamada kullanılan yöntemler irdelenmiştir. Ayrıca Türkiye’de siyasi söylemle ortaya çıkmış olan bir gönüllü grubunun ne ölçüde siyaset dışı algılanabileceği, olası bir yeni seçimde ya da belediye değişiminde ne şekilde aksiyon alacağı, sivil toplum, siyasi katılım, kent gönüllülüğü ve kent hakkı kavramlarıyla birlikte tartışılmıştır.ABSTRACT: This thesis examines the civil formation that emerged as the Istanbul Volunteers in the March 2019 Istanbul local elections, which reached a remarkable participation in a short time with 180,000 volunteers in June 2019 after the election was repeated. Istanbul Volunteers are analysed within the framework of various factors emerging during the election process, as an alternative to political participation through political parties and an example of voluntary participation through non-governmental organizations. In this study, Istanbul Volunteers were examined in three consecutive periods, first the period when they were ballot box and election surveillance volunteers until the elections on March 31, 2019, then the period when they were campaign volunteers after the decision to cancel and renew the election, and finally when they became Istanbul Metropolitan Municipality urban volunteers after the elections. In the theoretical part of the thesis, the downtrend of representative democracy and the development of civil society in Turkey is mentioned. Emphasizing the importance of city and local politics, Lefebvre's bringing the concept of city right to urban sociology and the effect of neoliberalism in urbanization are discussed and the subject is linked to the basis of urban development being " the direct participation of the people in local governments”, as included in the European Declaration of Urban Rights, In this study, in-depth interviews were conducted with the founding and coordinator staff of the Istanbul Volunteers and people in the local organization by using the qualitative research method. In the research, the reasons for high participation in this gathering, their motivation and the methods used to achieve success were examined. It is also detected to what extent politics could be left out of a volunteer group, that emerged with the political discourse in Turkey. It was discussed how to react in a possible new election or municipal change, together with the concepts of civil society, political participation, urban volunteering and right to the city

    1990 sonrası Tunus"ta demokratikleşme örüntüleri: kökenler, aktörler ve sonuçlar.

    Full text link
    ABSTRACT: The 25th of July 2021 exposed the fragility of Tunisia's democratic structures and marked the beginning of a new political era under a highly personalized system. This dramatic transformation sets the ground for this study to explore, analyze, and understand the current crisis's grassroots and assess the prospects of democratization in Tunisia. Tunisian democratization experiences tend to be analyzed from either a purely domestic or external dimension; the linkage between these two dimensions and their impact on the course of democracy has barely been discussed. Using qualitative analysis, this study aims to grasp the origins of the ongoing democracy crisis in Tunisia by investigating the impact of the different democratization phases from the 1990s to 2022. The study evaluates the main internal and external actors and factors in each democratization phase and highlights how the nexus between them triggered, influenced, and shaped democratization processes. The study lays out four main contributions to democratization studies in Tunisia and the debate over the internal-external linkages in democratization. First, it highlights the fact that both the liberalization and de-liberalization processes in Tunisia during the 1990s and early 2000s are the outcomes of a combination of internal and external dimensions. Second, the study argues that the democratic transition, triggered by social demonstrations, influenced the domestic and regional landscape. This made the Tunisian democratic transition of regional and international order. The interactions between internal and external dimensions during this phase led to destabilizing and stabilizing Tunisia’s democratic transition process. Third, the study suggests that after the establishment of the democratic institutions, the international actors’ role shifted towards an ‘adjusting’ role, mainly during the crisis, to maintain the secularist-Islamist balance of power and, thus the country’s stability. Fourth, regarding the current crisis the study emphasizes how the accumulative effect, the domestic actors’ dynamics, tensions and conflicts, and the regime-external actors' relationship have paved the way for a fully-fledged and continuing democracy crisis. As the origin of the ongoing crisis is multidimensional so is its resolution.ÖZET: 25 Temmuz 2021, Tunus'un demokratik yapılarının kırılganlığını ortaya çıkardı ve son derece kişiselleştirilmiş bir sistem altında yeni bir siyasi dönemin başlangıcı oldu. Bu dramatik dönüşüm, mevcut krizin temellerini araştırmak, analiz etmek ve anlamak için bu çalışmanın temelini oluşturdu ve Tunus'ta demokratikleşme imkanlarını değerlendirdi. Tunus'un demokratikleşme deneyimleri hâkim literatürde ya tamamen iç ya da dış faktörler üzerinden analiz edilmektedir. Bu iki boyut arasındaki bağlantı ve demokrasinin gidişatı üzerindeki etkileri ise çok fazla tartışılmadı. Nitel analiz kullanan bu çalışma, 1990'lardan 2022'ye kadar farklı demokratikleşme aşamalarının etkisini inceleyerek Tunus'ta devam eden demokrasi krizinin kökenlerini kavramayı amaçlamaktadır. Tunus’taki her bir demokratikleşme evresindeki ana iç ve dış aktörleri ve faktörler değerlendirilmekte ve aralarındaki bağın demokratikleşme süreçlerini nasıl tetiklediği, etkilediği ve şekillendirdiği üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmayı, Tunus'taki demokratikleşme çalışmalarına dört ana katkıyı ve demokratikleşmedeki iç-dış bağlantılara ilişkin tartışmayı ortaya koymaktadır. Birincisi, Tunus'ta 1990'lar ve 2000'lerin başındaki hem liberalleşme hem deliberalleşmeden uzaklaşma süreçlerinin, iç ve dış boyutların birleşiminin sonuçları olduğunun altını çiziyor. İkincisi, çalışma, sosyal gösterilerin tetiklediği demokratik geçişin yalnızca yerel manzarayı değil, aynı zamanda bölgesel olanı da etkilediğini savunuyor. Bu, Tunus'taki demokratik geçişi bölgesel ve uluslararası bir önem haline getirdi. Bu aşamada iç ve dış boyutlar arasındaki etkileşimler, Tunus'un demokratik geçiş sürecinin hem istikrarsızlaşmasına hem de istikrar kazanmasına yol açtı. Üçüncüsü, çalışma, demokratik kurumların kurulmasından sonra, uluslararası aktörlerin rolünün, özellikle kriz dönemlerinde, laik-İslamcı güç dengesini ve dolayısıyla ülkenin istikrarını korumak için 'uyarlayıcı' bir role doğru kaydığını öne sürüyor. Dördüncüsü, çalışma, mevcut krizle ilgili olarak, biriken etkinin, iç aktörlerin dinamiklerinin, gerilim ve çatışmalarının ve rejim-dış aktörlerin ilişkisinin nasıl tam teşekküllü ve sürekli bir demokrasi krizine yol açtığını vurgulamaktadır. Sürmekte olan krizin kaynağı çok boyutlu olduğu için çözümü de çok boyutludur

    Türkiye'de sağlık sisteminde neoliberal dönüşüm: Şehir hastaneleri modeli örneği

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Uluslararası Politik Ekonomi Ana Bilim DalıSağlık Sistemi dünyada ve Türkiye'de keskin bir şekilde bir dizi yapısal değişikliklere uğrarken, bu değişikliklerin arkasında yatan sermaye ilişkilerinin eleştirel siyasal iktisadın argümanları ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda AK Parti'nin 2003 yılından beri tam olarak yürürlüğe koyduğu Sağlıkta Dönüşüm Programı çalışmanın odak noktasıdır. Devletin kamu hizmetleri sunumunda köklü dönüşümlere yol açan ve sağlık sistemine de nüfuz eden Kamu Özel İşbirliği Modeli bu tezde incelemeye tabi tutulmuştur. Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın ikinci fazı olan Şehir Hastanesi Modeli ise Kamu Özel İşbirliği'nin en güncel örneğidir ve bu çalışmada bir olgu olarak incelenmektedir. Çalışmada Kamu Özel İşbirliği Modeli ile inşa edilen Şehir Hastanelerinin yasal, siyasal ve iktisadi bağlamları kapsamlı şekilde yer almaktadır. Tez, temel olarak, Kamu Özel İşbirliği sözleşmeleri ile inşa edilmeye devam eden Şehir Hastanelerinin eşit erişime açık bir sağlık hakkı olarak değil, bir yatırım ve sermaye transfer alanı olarak yapıldığı sonucuna varmaktadır. Anahtar Kelimeler: Piyasalaştırma, Özelleştirme, Ticarileştirme, Sağlığın Metalaştırılması, Şehir HastaneleriWhile the health system has been sharply undergoing a whole series of changes in the world and Turkey, the assessment of capitalist relationships in the background of these changes is being aimed at critical political economics arguments. In this regard, Health Transformation Program, implemented by Justice and Development Party since 2003, is the focal point of the study. Besides, the Public-Private Partnership Model that has been profoundly led to transform in the provision of public services, in the meantime, it has also been penetrating the health system is examined in the thesis. The City Hospital Model, which is the second phase of the Health Transformation Program, is the latest example, and it is evaluated as a fact in the research. The study has been comprehensively containing the legal, political, and economic context of City Hospitals that have been built by the Public-Private Partnership Model. The dissertation, fundamentally, concludes that the City Hospitals continuing to be built by the Public-Private Partnership Contracts does not mean the right to health having equal access; these are the lucrative areas of investment and capital transfer for the contractor companies. Keywords: Marketization, Privatization, Commercialization, Commodification of Health, City Hospital

    18. yüzyıl ortasından itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nda bileşik gelişme: bir eşitsiz ve bileşik gelişme analizi

    Full text link
    ABSTRACT: Ottoman Empire’s transition to capitalism and modernization process in the 19th century has been a popular and important topic for scholars for many years. While it was covered many times throughout these years, it is seen that there are not that many works that analyze and interpret both internal and external factors and the link between them. This thesis aims to examine and analyze the Ottoman transition to capitalism and modernization process in the 19th from the Uneven and Combined development perspective. By applying this method of analysis, the thesis aims to combine internal and external factors in this process and how this process fits into Gramsci’s concept of passive revolution. Finally, it will be possible to comprehend the developments in this era and how it affected the last years of the Empire and the establishment of the Republic of Turkey.ÖZET: 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun kapitalizme geçişi ve modernleşme süreci, uzun yıllardır araştırmacılar için popüler ve önemli bir konu olmuştur. Bu yıllar boyunca pek çok kez işlenmekle birlikte, hem iç hem de dış etkenleri ve aralarındaki bağı analiz eden ve yorumlayan çalışmaların çok fazla olmadığı görülmektedir. Bu tez, 19. Yüzyılda Osmanlı'nın kapitalizme geçiş ve modernleşme sürecini Eşitsiz ve Bileşik Gelişme perspektifinden incelemeyi ve analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu analiz yöntemini uygulayarak, bu süreçteki yerel ve uluslararası faktörleri ve bu sürecin Gramsci'nin pasif devrim kavramına nasıl uyduğunu birleştirmeyi amaçlamaktadır. Son olarak bu dönemdeki gelişmelerin, İmparatorluğun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu nasıl etkilediğini anlamak mümkün olacaktır

    Türkiye’de tarım sektörü üzerine bir inceleme: 2000 yılı sonrası dönemde uzun vadeli sürdürülebilirlik sorunsalı

    Full text link
    ABSTRACT: The Agricultural production that had been under strict control in the state in Turkey until 1980, has passed through a gradual structural transformation which was completed with the twin reform package that was enforced by the International Monetary Fund (IMF) and the World Bank (WB) in the early 2000s. The reform package propelled by the IMF and WB contained a series of policies in the name of streamlining the economy in accordance with the free-market conditions and pointed out the ‘state’ as the scapegoat of malfunctioning agriculture. Thus, the role of the state and its parastatal institutions in agricultural production were abolished vigorously during the following decade while the subsidies that had been used to sustain the welfare of rural masses were minimized at the expense of creating impoverishment and unemployment. Obviously, the alteration towards exportoriented liberal policies accompanied by the haphazardly taken governmental decisions to maintain legitimacy in 1990s, drifted Turkey into successive economic crises and ultimately compelled the country to sign the IMF/WB loan agreements, in exchange for losing its sovereignty in strategy-making decisions within major sectors including agriculture. However, in order to provide a complete understanding on the nature of agrarian transformation in Turkey the international capitalization process of agriculture, on behalf of US-dominated transnational companies (TNCs), needs to be evaluated. Moreover, the requirements of the European Union (EU) alignment and the pledges that were given to the WTO (World Trade Organization) in the Doha Round talks needs to be examined. This thesis aims to present an analysis on the post-2000 agricultural transformation and capitalization in Turkey that was imposed via neoliberal reforms and international agreements. It contends that the present agricultural support policies of Turkey are far from being either protectionist or viable in real terms and incapable of providing long-term sustainability in terms of national food-security, rural development and economic improvement concerning the multilateral dependencies of the country.ÖZET: Türkiye’de 1980 yılına kadar devletin sıkı kontrolüne tabi olan tarımsal üretim takip eden yıllarda kademeli olarak yapısal bir dönüşüm geçirmiş, liberalleşme yönünde gerçekleşen bu dönüşüm 2000’li yılların başında Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (WB) tarafından dayatılan ikiz reform paketi ile tamamlanmıştır. IMF ve DB menşeili reform paketi ekonomiyi daha verimli hale getirme iddiasıyla Türkiye’yi serbest piyasa koşullarına uyumlandırma yolunda bir dizi tedbir içermekte, devleti ise diğer alanlarda olduğu gibi tarımda da aksaklıkların birincil sorumlusu ilan etmekteydi. Takip eden on yıl içinde süregelen destekleme politikaları, kırsal alanda fakirleşme ve işsizlik pahasına, asgari seviyelere indirilmiş, devlet ve kamusal kuruluşlar tarım üretimi alanında beklenmedik bir hızla hükümsüz kılınmıştır. İhracat odaklı liberal politikalar yönünde gerçekleşen eksen kayması, 1990’larda hükümetlerin kendi meşruiyetlerini korumak namına aldıkları gelişigüzel kararlarla bir araya gelince Türkiye’nin art arda gelen ekonomik krizlere sürüklendiği ve nihai olarak ülkenin kendi lokomotif sektörlerinde strateji geliştirme özerkliğini kaybetmek pahasına bahsi geçen IMF/DB kredi sözleşmelerini imzalamaya mecbur kaldığı açıkça görülmektedir. Bununla birlikte, tarımsal dönüşümün doğasını tam anlamıyla kavrayabilmek için -ağırlıklı Amerika bazlı- ulus-ötesi şirketler yararına gerçekleşen küresel sermayelendirme sürecinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, Avrupa Birliği (EU) uyum koşulları ile Uruguay ve Doha müzakereleri kapsamında Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) verilmiş olan taahhütler önem arz etmektedir. Bu tez, 2000’li yılların başından itibaren, Türkiye’de tarım alanında yapısal bir dönüşüme sebep olan neoliberal reformları ve uluslararası anlaşmaların bağlayıcı niteliklerini inceleyerek, yerini küresel sermayeye bırakmak suretiyle geri çekilen devletin, korumacı politikalarına dair bir inceleme sunmayı hedeflemektedir. Mevcut destekleme politikalarının, ülkenin çok taraflı tabiiyetleri göz önünde bulundurulduğunda, ulusal gıda güvenliği, kırsal gelişme ve ekonomik ilerleme bağlamında uzun vadeli sürdürülebilirlik sağlamaktan ve gerçek anlamda korumacılıktan ve tutarlılıktan uzak olduklarını ileri sürmektedir
    corecore