1,720,993 research outputs found
Hastane personeli ile sağlıklı bireylerde burun kültürlerinden ve subklaviyen kateterlerden elde edilen stafilokokların beta-laktamaz, slime yapma özellikleri ve antibiyotik duyarlılıklarının araştırılması
Yakın zamanlara kadar vücutta kommensal olduğu sanılan KNS'ların son zamanlarda yapılan çalışmalarda extrasellüler bir slime maddesi meydana getirerek, vücuda implante edilen yabancı yüzeylere (intravenöz kateterler, vcntrikUlopcriloncal santiar, pcys-meykır vb.) yapışarak infeksiyona yol açtıkları belirlendi. Çalışmamızda hastane personelinin burun kültürlerinden ve i.v. kaleterlerden izole etliğimiz slafilokoklarda slime maddesini araştırdık. Hastane personelinden izole ettiğimiz suşlarla, kontrol grubunun özelliklerini karşılaştırdık. Toplam 186 kişi ile yaptığımız bu çalışmada, elde ettiğimiz 160 stafilokok susunda slime maddesi ile birlikte, beta-laktamaz yapma oranlarını ve 14 adet antibiyotiğe duyarlılıklarını belirledik. Beta-laktamaz yapma oranını S. aurcus'larda % 47, KNS'larda % 43, slimc pozitifliğini de S. aurcus'larda % 23, KNS'larda % 62 olarak bulduk. 14 antibiyotik içinde vanko- misin, siprofloksasin ve sefoperazon/sul baklam en duyarlı ilk Uç antibiyotikti. Sonuçlar Chi-square testi ile değerlendirildi. Hastane personeli ve i.v. kaleterlerden elde edilen KNS'lar ile kontrol grubun dan izole edilenler arasında slime yapma oranları açısından islalistiki olarak fark anlam lı idi (p0,05). Çalışmada elde ettiğimiz sonuçlar literatür bilgileri ışığı altında tartışıldı. Sonuçların uyumluluk gösterdiği görüldü.İl has been understood thai coagulasc-ncgativc staphylococci (CNS) which have been known as commensal organisms until recently can cause infections by producing slime substance which enables them to attach to the surfaces of foreign materials (such as intravenous cateters, ventriculo-periloncal shunts, pace-makers etc). In this study, wc investigated the slime substance in staphylococcus obtained from both nasal cultures of hospital staff and intravenous cateters. In addition, we compared the species from both hospital staff and controls. Of totally 186 subjects, 160 samples were investigated in terms of slime substance, the ratio of beta-lactamase posilivincss and the sensitivity to 14 different antibiotics. Wc found the ratio of P-laclamasc production to be 47 % in S. aureus and 48 % in CNS, and the slime posilivcncss to be 25 % in S. aureus and 62 % CNS. Of 14 antibiotics, Vancomicin, Ciprofloxacin and Ccfopcrason/sulbaclam were the most sensitive ones. The result were evaluated with Chi -square test. The difference in the amount of slime produced between control and study group samples was beta-lactamase production (p0,05). Our results were discussed in the light of literature. It was found that the results were in agreement with those of literature
Akut tonsillofarenjitli hastalardan izole edilen beta hemolitik streptokokların tiplendirilmesi
Streptokoksik tonsillofarenjit vakalarının büyük bir kısmından A grubu beta hemolitik streptokoklar(AGBHS) sorumludurlar.Ancak diğer serogruplarda,özellikle C ve G grubu BHS larda akut bakteriyel farenjitin nedeni olabilmektedirler. Selçuk üniversitesi tıp fakültesi klinik bakteriyoloji ve infeksiyon hastalıkları polikliniğine ateş,boğaz ağrısı gibi şikayetlerle başvuran ve akut tonsillofarenjit düşünülen 256 hastanın boğaz kültürleri değerlendirildi.BHS saptanan 113 örneğin streptokok serogruplan lateks aglütinasyon(LA) metodu ile yapıldı ve %84.1 Agrubu, %4.4 B grubu, %7.1 Cgrubu ve %4.4 G grubu olarak tiplendirildi. İzole edilen suşlarm çeşitli antibiyotiklere duyarlılıkları saptandı.AGBHS'lar penisilin ve sefuroksime en yüksek oranda (%97.89) duyarlı bulundular.Amoksisilin ve klaritromisin duyarlılığı %94,73,ampisilin ve sulbaktam-ampisilin duyarlılığı %91.57, sefaleksin duyarlılığı %89.47 veSMX duyarlılığı %82.1 idi. AGBHS' larda eritromisin direnci ise %6.32 olarak belirlendi.AGBHS ların tamamı basitrasine duyarlı bulundu. Nongrup A BHS ların,özellikle C ve G grubu,basitrasine duyarlı olabileceği düşünülmektedir.Bu da basitrasine duyarlı ve dirençli tüm suşlarm tiplendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Sonuç olarak;akut tonsillofarenjitli hastalarda erken tanı ve uygun tedavi dikkate alındığında izole edilen BHS ların tiplendirilmesinde LA testi, kültürle beraber kullanıldığında hızlı ve güvenilir bir test olarak göz önüne alınmalı;ayrıca AGBHS ların tedavisinde penisilin birinci seçenek olarak düşünülmelidir.Klaritromisin,eritromisin ve sefuroksim de alternatif tedavide düşünülmelidir.A Group beta hemolytic streptococci are responsible for majority of streptococcal tonsillopharyngitis cases.But also other serogroups,especially C and G group beta hemolytic streptococci,may cause acute bacterial pharyngitis 256 patients applying to the Selçuk Universty Faculty of Medicine, Clinical Bacteriology and Infectious Diseases Department with complaints of fever and sore throat were evaluated with throat cultures. S ero typing of BHS detected 1 1 3 samples were done by latex agglutination(LA) method and of which %84.1 were typed as group A, %4.4 as group B, %7.1 as group C, %4.4 as group G. Ratios of antibiotic susceptibility of strains were detected. A Group beta hemolytic streptococci had the highest sensitivity to penicillin and cefuroxime (%97.89). Sensitivitiy to amoxicillin and clarithromycin were %94.73 and these were %91.57 for ampicillin and sulbactam-ampicillin, %89.47 for cephalexin, %82.1 for SMX. Erithromycin resistance was found to be %6.32 in AGBHS. All AGBHS were sensitive to bacitracin. It is thought that non AGBHS, especially group C and G might be sensitive to bacitracin and this shows that all strains sensitive and resistant to bacitracin should be serotyped. Considering early diagnosis and suitable treatment of acute tonsillopharyngitis patients LA test, when was used with culture, should be accepted as a fast and reliable method for evaluating isolated BHS. Besides, penicillins still remains as distinguished modality for treatment of AGBHS. Erithromycine and the other macrolides,and cefuroxime should be considered as alternative treatment
Kanser hastalarında antineoplastik kemoterapi öncesi ve sonrası boğaz, idrar, gaita kültürleri sonuçlarının değerlendirilmesi
Kanserli hastaların bakteriyel ve fungal floralarında önemli değişiklikler olmaktadır. İnfeksiyonların yaklaşık %80'i endojen mikrobiyal floradan kaynaklanır. İnfeksiyona neden olan predispozan faktörlerden birisi de antineoplastik tedavidir. Çalışmada 103 kanserli hastanın boğaz kültürlerinde %17.48 GPB, %2.91 GNB, %44.66 kandida; idrar kültürlerinde %1.94 GPB, %7.76 GNB, %3.88 kandida; gaita kültürlerinde ise %11.64 GNB, %13.59 kandida üretildi. Bu sonuçlar kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı olarak yüksek bulundu. Antineoplastik tedavi alan 54 hastanın boğaz kültürlerinde kemoterapi öncesi %20.37 flora dışı GPB, %3.70 flora dışı GNB, %31.48 kandida; kemoterapi sonrasında %29.22 flora dışı GPB, %3.90 flora dışı GNB, %41.56 kandida üretildi. İdrar kültürlerinde kemoterapi öncesi %1.85 GPB, %5.56 GNB, %1.85 kandida; kemoterapi sonrası %5.19 GNB, %5.19 kandida üretildi. Gaita kültürlerinde kemoterapi öncesi %11.11 GNB, %18.52 kandida; kemoterapi sonrasında %11.04 GNB, % 14.94 kandida üretildi. Kanser kemoterapisi öncesi ve sonrasında yapılan boğaz, idrar ve gaita kültürleri karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı bir değişiklik görülmemiştir. Sonuç olarak kanser hastalarında görülen bakteriyal flora değişikliği ve kandida izolasyonu infeksiyonlara eğilimi artıracağından periyodik olarak boğaz, idrar ve gaita kültürlerinin yapılması gerektiğini düşünüyoruz
Essential mixed cryoglobulinemia in patients with chronic hepatitis C
Hepatit C virüsü (HCV), dünya genelinde yaklaşık 200 milyon insana bulaşan bir Hepavirüs türü Flaviviridae ailesinin bir üyesidir. HCV ile enfekte olan hastaların yaklaşık %80'inde kronik hepatit gelişir. Bunların % 10-20'si siroza, sirotik hastaların %5'i ise hepatokarsinomaya dönüşür. HCV esas olarak hepatopatik olmasına rağmen, birçok ekstrahepatik belirtileri vardır. HCV'nin en yaygın ekstrahepatik belirtilerinden birisi mikst kriyoglobulinemi (MK)'dir. Altta yatan mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte, HCV dolaşan imüunkompleks oluşumunu arttırarak, sistemik immünolojik bozukluklara sebep olduğu, esansiyel mikst kriyoglobulinemi(EMK) gibi ektrahepatik komplikasyonlarınetyopatogenezinde rol alabileceği düşünülmektedir. EMK ile HCV enfeksiyonu arasındaki ilişki iyi bilinmektedir. Bu çalışma, HCV enfeksiyonu ve kriyoglobulinemi arasındaki ilişkiyi araştırmak için tasarlandı. Necmettin Erbakan Üniversitesi'nde Enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji polikliniğinde takip edilen 62 HCV pozitif hasta çalışmaya alındı. Sağlıklı gönüllülerden oluşan 60 Anti HCV negatif kişi kontrol grubu alarak çalışmaya dahil edildi. 62 HCV pozitif ve 60 Anti HCV negatif hastada kriyoglobulin düzeyleri çalışıldı. 62 HCV pozitif hastanın 32'sinde (% 51.6) ve Anti HCV negatif hastaların 17'sinde (% 28,3) kriyoglobulin pozitif bulundu. Kriyoglobülinemi ile yaş, cinsiyet, karaciğer fonksiyon testleri (AST, ALT), AFP, HCV RNA, fibrozis seviyesi, aktivite indeksi arasında korelasyon saptanmadı. Verilerimiz HCV enfeksiyonu ve kriyoglobulinemi arasındaki ilişkiyi doğruladı.Hepatitis C virus (HCV) is a Flaviviridae family member, infecting about 200 million people worldwide. About 80% of HCV-infected patients develop chronic hepatitis. Among them, 10–20% evolve into cirrhosis, while 1–5% of cirrhotic patients display an hepatocarcinoma. Although HCV is primarily hepatopathic,its clinical feature is characterized by the emergence of several extrahepatic manifestations. Mixed cryoglobulinemia (MC), recognized as the most common HCV-induced extrahepatic disease. Although the underlying mechanisms have not been fully elucidated, Its persistence represents a continuous stimulus for host immune system with production of circulating immune complexes. The association between essential mixed cryoglobulinemia (EMC) and HCV infection is well recognized. This study was designed to investigate the association between HCV infection and cryoglobulinemia. 62 HCV positive patiens followed in Necmettin Erbakan University , Infectious diseases and clinical microbiology policlinic and 60 patients Anti HCV negative control group were involved in the study. We studied cryoglobulin levels in 62 HCV positive and 60 Anti HCV negative patients. Essential mixed cryoglobulins were found in 32 (%51.6) of the 62 HCV positive patients and in 17 (%28,3) of the Anti HCV negative patients. No correlation was found between cryoglobulinemia and age, sex, liver function tests (AST, ALT), AFP, HCV RNA, fibrosis level, activity index. Our data confirm the close link between HCV infection and cryoglobulinemia
Böbrek transplant alıcılarında ve hemodializ uygulanan kronik böbrek hastalarında cytomegalovirus ve toxoplasma gondii antikorlarının araştırılması
Çalışma Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı He modializ ünitesi ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji ünitesinde takip edilen böbrek transplantasyonu yapılan 97 hasta ve devamlı hemodializ uygulanan 78 kronik böbrek hastası üzerinde yapılmıştır. Hastalara ait kan örneklerinde Toxoplasma -Ig M, Ig G ve CMV - Ig M. Ig G anti korları ELİSA metodu ile Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji labo ratuarında tayin edildi. Bulunan sonuçlar henüz hemodialize girmeyen, yalnızca konservatif diyet ve ilaç tedavisi gören 20 kişilik kronik böbrek yetmezlikli kontrol grubu ve sağlıklı 76 kişiden oluşan kontrol grubu sonuçlan ile muka yese edilmiştir. Böbrek transplantasyonu yapılan hastalarda CMV -Ig M % 57.73, CMV-Ig G % 100, Toxoplasma -Ig M %19.58, Toxoplasma -Ig G % 52.57 oranında seropo zitif olarak bulunmuştur. Hemodializ uygulanan böbrek hastalarında CMV-Ig M %26.92, CMV-Ig G % 92.30, Toxoplasma -Ig M % 14.10, Toxoplasma -Ig G % 42.30 oranında seropozitif olarak bulunmuştur. Hemodialize girmeyen, halen konservatif tedavi gören kronik böbrek yet mezlikli kontrol grubunda CMV-Ig M % 5.0, CMV-Ig G % 70.0, Toxoplasma -Ig M % 10.0, Toxoplasma -Ig G % 35.0 oranında seropozitif olarak tesbit edil miştir. Sağlıklı kişilerden oluşan kontrol grubunda ise CMV-Ig M % 1.31, CMV- Ig G % 47.36, Toxoplasma -Ig M % 6.5. Toxoplasma -Ig G % 34.21 oranında se ropozitif olarak tesbit edilmiştir. Böbrek transplantasyon hastaları ve hemodializ uygulanan kronik böbrek hastalarında tesbit edilen CMV-Ig M ve Ig G, Toxoplasma -Ig M ve Ig G seropo- zitifiiği her iki kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.01)
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi klinik bakteriyoloji ve infeksiyon hastalıkları kliniği'nde 1991-2004 yılları arasında yatırılarak izlenen bruselloz olgularının değerlendirilmesi
Bruselloz enfekte hayvanlardan insanlara sıklıkla çiğ sütten yapılmış taze peynir gibi ürünlerin yenilmesiyle bulaşabilen bir zoonozdur. Ülkemizde endemik olan bu hastalık farklı klinik tablolarla karşımıza çıkabilmekte ve birçok hastalıkla klinik benzerliği yönünden ayırıcı tanıya girmektedir. Tanısı genellikle, klinik belirti ve bulguların varlığında standart tüp aglütinasyon testinin pozitif (STA > 1/160) olmasıyla konulmaktadır. Ancak son yıllarda kullanıma giren tam otomatize BACTEC hemokültür sistemleriyle etken kısa sürede ve yüksek oranda üretilebilmektedir. Tedavisiz olgularda mortalite düşüktür, endokardit ve menenjit ana ölüm nedenidir. Çalışmaya Ağustos 1991 -Eylül 2004 yıllan arasında Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları KliniğTnde yatırılarak izlenen 133 bruselloz olgusu alınmıştır. Bu olgular hasta dosyaları ve epikrizlerden geriye dönük olarak incelenmiştir. Olgular; yaş ve cinsiyete göre dağılımları, meslekleri, bulaş yollan, kliniğe başvuru yakınmaları, muayene ve laboratuar bulgulan, tam yöntemleri ve tedavi seçenekleri yönünden değerlendirilmiştir. Çalışmaya alman 133 bruselloz olgusunun 82'si (%61.7) kadın, 51'i (%38.3) erkek olup ortalama yaş 42.53+17.16 (yaş aralığı, 13-75) idi. Olgularda en sık bulaş kaynağı çiğ süt ürünleri ve özellikle taze peynir tüketimiydi. Ateş en sık görülen klinik semptom olup, 46 (%34.6) olguda hepatomegali, 39 (%29.3) olguda splenomegali ve 15 (%11.3) olguda LAP tespit edilmiştir. Bruselloz tanısı, klinik semptom ve bulgularla birlikte pozitif seroloji ( standart tüp aglütinasyonu (STA, >1/160) ) ve / veya kan kültüründe üreme olması ile konulmuştur. Hastalara farklı tedavi kombinasyonlan uygulanmış olup, tedaviye yanıt en erken 2 gün, en geç 15 gün içinde alınmıştır. Sonuç olarak; bölgemizde yüksek ateş şikayeti ile başvuran, öyküsünde çiğ süt ürünleri tüketen ve hayvancılıkla uğraşan, muayenesinde hepatosplenomegali tespit edilen olgularda bruselloz akla gelmelidir. Tanısında semptomlar, muayene bulgulan ve STA testi 48birlikte değerlendirilmelidir. Hastalığın önlenmesinde; hayvanların aşılanması, insanların çiğ sütten yapılan ürünleri tüketiminin denetlenmesi sağlanmalıdır.Brucellosis is a zoonotic disease. The people became infected from fresh cheese which is usually made by raw milk. Brucellosis is an endemic disease in our country and has a rich clinical picture. Its clinic features resemble a lot of diseases and differential diagnosis of the diseases must be made. Clinical signs and symptoms are helpful and standart tube agglutination (STA) test pozitivity is > 1/160 for diagnosis. But in recent years the agent can be produced in a short time by automized BACTEC haemoculture systems. Mortality rate is low in the cases that are not treated and the main reasons of death are endocarditis and menengitidis. In this study 133 patients that applied and hospitalized in the Department of Clinic Bacteriology and Infectious Diseases Department of Selçuk University, Meram Medical Faculty, were examined from the files of the patients during thirteen year-period between 1991-2004. The patients were evaluated according to their age and sex, jobs, ways of infection, complaints, physical and laboratory findings, diagnostic methods and choises for treatment. Eigthy two ( 61.7 % ) of the cases were female and 51 (38.3 %) of them were male. The avarage age of the patients were 42.53+17.16 (range 13-75) year. The main source of the infection was the consumption of raw milk products especially fresh cheese. Fever was the most frequent clinical symptom and hepatomegaly is detected, in 46 (34.6 %) of the cases. In 39 ( 29.3 % ) of the cases splenomegaly, and in 15 ( 1 1.3 % ) of them lymphadenopathy was present The response to the therapy was taken minimum two, maximum 15 days in all of the patients. As a result brucellosis is a common disease seen in our country. In all cases with fever, consumption of raw milk on the history, splenomegaly and hepatomegaly in physical examination brucellosis must be thought. The patients were diagnosed as to clinical signs, 50laboratuary findings and STA tests. The prevention of human brucellosis depends on the control and elimination of the disease iri domestic animals
Hastanede yatmakta olan üriner kateterli hastaların idrar kültür sonuçlarının değerlendirilmesi
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi, Dahiliye, Nöroşirurji, Nöroloji, Üroloji ve înfeksiyon Hastalıkları Kliniklerinde yatmakta olan üriner kateter takılı 110 hastanın üriner kateterlerinden idrar kültürü yapılarak sonuçlar değerlendirildi. Toplam 1 10 örneğin 27'sinden (%24.5) mikroorganizma izole edildi. En fazla izole edilen mikroorganizma pseudomonas (%33.3) idi. Bunu sırasıyla klebsiella (%22.2), Escherichia coli (%18.6), enterobacter (%11.1), proteus (%3.7), Staphylococcus epidermidh (%3.7), enterococcus (%3.7) ve Candida (%3.7) takip etmekteydi. Diabetes Mellitus varlığı, ileri yaş ve kateter kalma süresinin uzun olması bakterimi gelişimi için önemli risk faktörleri olarak belirlendi. Direk mikroskopi ve Gram boyama ile mikroorganizma görülen, piyüri saptanan ve lökosit esteraz testi pozitif olan idrar örneklerinde üreme anlamlı derecede yüksek bulundu (sırasıyla pO.001, p0.05). İzole edilen mikroorganizmaların antibiyotik duyarlılık testi sonucunda genelde antimikrobiyal ilaçlara yüksek oranda direnç saptandı: İmipenem (%0.0), amikasin (%11.5), sefoperazon-sulbaktam (%15.2), siprofloksasin (%46.0), tetrasiklin (%50.1), piperasilin (%58.0), seftazidim (%65.1), aztreonam (%65.1), amoksisilin-klavulunat (%73.1), sefotaksim (%73.1), trimetoprim-sulfometaksazol (%84.6), sulbaktam-ampisilin (%84.6), kloramfenikol (%88.4), sefazolin (%88.4), sefuroksim (%92.3), ampisilin (%92.3), amoksisilin (%96.1). Sonuç olarak, klinisyenler üriner kateter takmadan önce, üriner kateterizasyonun risklerini hatırlamalı, hastalarına ampirik antimikrobiyal tedavi başlarken, yerel mikroorganizma ve direnç profiline dikkat etmelidir.Results of urine cultures of 110 urinary catheterized patients who were hospitalized in General Surgery, Neurology, Internal Medicine, Neurosurgery, Urology and Infectious Diseases Departments in Selçuk University Faculty of Medicine were evaluated. 27 microorganisms were isolated from 27 of 110 samples. Pseudomonas (%33.3) was the most frequent microorganisms isolated. The other microorganisms were klebsiella (%22.2), Escherichia coli (%18.6), enterobacter (%1 1.1), proteus (%3.7), Staphylococcus epidermidis (%3.7), enterococcus (%3.7) and Candida (%3.7). Diabetes Mellitus, advanced age and long-term urinary catheterization were determined as the important risk factors for development of bacteriuria. Significantly higher microorganisms were isolated from the samples which bacteriuria determined by direct microscopy and Gram staining and pyuria determined by direct microscopy and positive leukocyte esterase test (p<0.001, p<0.001, p<0.001, respectively). Although the rate of microorganisms' isolation was as high as %33.3 in surgical departments, it was reduced to %16.6 in medical departments. However, statistically significant difference was not determined. High level of resistance to antimicrobial drugs were found in the microorganisms on antimicrobial susceptibility test: imipenem (%0.0), amikacin (%11.5), cefoperazone-sulbactam (%15.2), ciprofloxacin (%46.0), tetracycline (%50.1), piperacillin (%58.0), ceftazidime (%65.1), aztreonam (%65.1), amoxicillin-clavulanate (%73.1), cefotaxime (%73.1), trimethoprim- sulfamethoxazole (%84.6), sulbactam-ampicillin (%84.6), chloramphenicol (%88.4), cefazolin (%88.4), cefuroxime (%92.3), ampicillin (%92.3), amoxicillin (%96.1). As a result, clinicians must remember the risk of catheterization before indwelling an urinary catheter and they must pay attention to local profile of microorganisms and resistance, while they are beginning an empirical antimicrobial therapy to their patients
To evaluate the levels of neopterin in the patients with chronic B and C hepatitis before and after therapy
Kronik hepatit B ve kronik hepatit C infeksiyonlu hastalarda IFN, nükleoz(t)id analogları ve IFN+ribavirin ile tedavi öncesinde ve sonrasında hücresel immün sistem aktivasyon markeri olarak kullanılan neopterin seviyelerinin değerlendirilmesidir.8.2. Gereç ve Yöntem: Çalışma, 49 KHB `li olgu, 30 KHC'li olgu ve 72 sağlıklı birey üzerinde yapıldı. Serum örnekleri tedavi alan hastalardan tedavi başlangıcı ve bitiminde, tedavi almayan hastalar ve kontrol grubundaki sağlıklı bireylerden ise başvuru sırasında alındı.8.3. Bulgular: İnterferon tedavisi alan KHB'li hastaların tedavi öncesi ve sonrası serum NP düzeyleri karşılaştırıldığında tedavi sonrası NP düzeyleri anlamlı olarak yüksek saptandı. Tedaviye yanıt veren 16 hastada tedavi sonrası NP düzeylerinde anlamlı yükseklik saptanırken, tedaviye yanıtsız 6 hastada anlamlı değişiklik saptanmadı. IFN+ribavirin tedavisi verilen KHC'li hastaların tedavi öncesi ve sonrası serum NP düzeyleri karşılaştırıldı. Tedavi sonrası anlamlı yükseklik saptandı. Tedaviye yanıt veren 14 hastada tedavi sonrası NP düzeylerinde anlamlı yükseklik saptanırken, tedaviye yanıtsız 9 hastada anlamlı değişiklik saptanmadı.Kronik hepatit B'li entekavir tedavisi verilen 10 hastanın tedavi öncesi ve sonrası serum NP düzeyleri karşılaştırıldı. İstatistiki olarak anlamlı farklılık saptanmadı.8.4. Sonuç: İnfeksiyonların çoğunda infeksiyon tedavisi öncesi ve sonrasında bir kıyaslama yapıldığında tedavi sonunda immün sistemin aktivasyonu azaldığı için NP düzeylerinde azalma görülmektedir. Fakat immün sistemi uyarıcı bir tedavi olan IFN tedavisi ile hastalık tedavi edildiğinde, tedavi sonunda IFN tedavisine bağlı olarak NP düzeyi yüksek kalmaktadır. İmmün sistemi uyarıcı ilaç verdikten sonra NP düzeyine bakılarak hastalığın tedavi edilip edilmediği hakkında fikir yürütmek mümkün değildir.8.5. Anahtar Kelimeler: Neopterin, KHB, KHCThe aim of this study is to assess the levels of neopterin which is used as an indicator of celluler immune response in the patients with chronic B and C hepatitis before and after IFN and/or nükleoz(t)id analogue therapy.9.2. Material and Methods: This study is accomplished at 49 patients with chronic B hepatitis, 30 patients with chronic C hepatitis and 72 healty individuals. The serum samples were taken from the patients at the beginning and at the end of the therapy, the serum samples of the patients who had not taken therapy and of the healty individuals were taken at the time of admission.9.3. Results: When the serum neopterin levels were compared at the beginning and end of the therapy of chronic B hepatitis patients who had taken IFN therapy the serum neopterin levels at the end of therapy were found significantly higher. Sixteen patients who responded the therapy showed significantly higher levels of neopterin after therapy, 6 patients who did not respond the therapy showed no change. The serum neopterin levels of chronic C hepatitis patients who had taken IFN and ribavirin therapy were compared serum neopterin levels were detected significantly higher at the end of the therapy. In 14 patients who response the therapy significantly higher neopterin levels were detected after therapy and there was not significant change in 9 patients who did not respond the therapy. The serum neopterin levels of 10 chronic B hepatitis patients who had taken ETC therapy was compared before and after therapy. There was not statistically significant difference detected.9.4. Conclusion: When a comparison of neopterin levels was made before and after therapy most of the infections showed reduction at NP levels as the activation of immune system is decreased. When the disease is treated with IFN which stimülate immune system, the serum NP levels remain high dependent to IFN therapy. It is not possible to decide whether the disease is treated or not by looking NP levels after immünostimülant drug.9.5. Key words: Neopterin, CHB, CH
Akut tonsillofarenjitli hastalardan izole edilen beta hemolitik streptokokların tiplendirilmesi
Streptokoksik tonsillofarenjit vakalarının büyük bir kısmından A grubu beta hemolitik streptokoklar(AGBHS) sorumludurlar.Ancak diğer serogruplarda,özellikle C ve G grubu BHS larda akut bakteriyel farenjitin nedeni olabilmektedirler. Selçuk üniversitesi tıp fakültesi klinik bakteriyoloji ve infeksiyon hastalıkları polikliniğine ateş,boğaz ağrısı gibi şikayetlerle başvuran ve akut tonsillofarenjit düşünülen 256 hastanın boğaz kültürleri değerlendirildi.BHS saptanan 113 örneğin streptokok serogruplan lateks aglütinasyon(LA) metodu ile yapıldı ve %84.1 Agrubu, %4.4 B grubu, %7.1 Cgrubu ve %4.4 G grubu olarak tiplendirildi. İzole edilen suşlarm çeşitli antibiyotiklere duyarlılıkları saptandı.AGBHS'lar penisilin ve sefuroksime en yüksek oranda (%97.89) duyarlı bulundular.Amoksisilin ve klaritromisin duyarlılığı %94,73,ampisilin ve sulbaktam-ampisilin duyarlılığı %91.57, sefaleksin duyarlılığı %89.47 veSMX duyarlılığı %82.1 idi. AGBHS' larda eritromisin direnci ise %6.32 olarak belirlendi.AGBHS ların tamamı basitrasine duyarlı bulundu. Nongrup A BHS ların,özellikle C ve G grubu,basitrasine duyarlı olabileceği düşünülmektedir.Bu da basitrasine duyarlı ve dirençli tüm suşlarm tiplendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Sonuç olarak;akut tonsillofarenjitli hastalarda erken tanı ve uygun tedavi dikkate alındığında izole edilen BHS ların tiplendirilmesinde LA testi, kültürle beraber kullanıldığında hızlı ve güvenilir bir test olarak göz önüne alınmalı;ayrıca AGBHS ların tedavisinde penisilin birinci seçenek olarak düşünülmelidir.Klaritromisin,eritromisin ve sefuroksim de alternatif tedavide düşünülmelidirA Group beta hemolytic streptococci are responsible for majority of streptococcal tonsillopharyngitis cases.But also other serogroups,especially C and G group beta hemolytic streptococci,may cause acute bacterial pharyngitis 256 patients applying to the Selçuk Universty Faculty of Medicine, Clinical Bacteriology and Infectious Diseases Department with complaints of fever and sore throat were evaluated with throat cultures. S ero typing of BHS detected 1 1 3 samples were done by latex agglutination(LA) method and of which %84.1 were typed as group A, %4.4 as group B, %7.1 as group C, %4.4 as group G. Ratios of antibiotic susceptibility of strains were detected. A Group beta hemolytic streptococci had the highest sensitivity to penicillin and cefuroxime (%97.89). Sensitivitiy to amoxicillin and clarithromycin were %94.73 and these were %91.57 for ampicillin and sulbactam-ampicillin, %89.47 for cephalexin, %82.1 for SMX. Erithromycin resistance was found to be %6.32 in AGBHS. All AGBHS were sensitive to bacitracin. It is thought that non AGBHS, especially group C and G might be sensitive to bacitracin and this shows that all strains sensitive and resistant to bacitracin should be serotyped. Considering early diagnosis and suitable treatment of acute tonsillopharyngitis patients LA test, when was used with culture, should be accepted as a fast and reliable method for evaluating isolated BHS. Besides, penicillins still remains as distinguished modality for treatment of AGBHS. Erithromycine and the other macrolides,and cefuroxime should be considered as alternative treatment
Evaluation of caseswith acute viral hepatitis hospitalized bethween 1990-2004 in the clinic of infectious diseases, meram faculty of medicine, Selçuk University
1990-2004 yılları arasında kliniğimizde akut viral hepatit tanısı ile yatan 561 olgu etyolojik, epidemiyolojik, klinik ve laboratuvar özelliklerinin belirlenmesi amacı ile geriye dönük olarak değerlendirildi. Olgular 7-77 yaş arasında olup yaş ortalaması 26.76Ü4.51 idi. Olguların 297'si erkek, 264'ü kadın olup 270'i (%48.2) HAV, 233'ü (%41.5) HBV, 18'i (%3.2) HCV, 3'ü (%0.5) HDV, l'i (%0.2) HEV, 4'ü (%0.7) HAV+HBV koinfeksiyonu, 3'ü (%0.5) diğer (2'si HSV tip 2 ve l'i EBV) ve 29 tanesi (%5.2) etiyolojisi saptanamayan grupta yert aldı. Hepatit A olgularının en sık sonbahar ve kış aylarında ve daha çok öğrencilerde görüldüğü saptandı. Olguların 377 tanesinde (%67.2) bulaşma yolu saptanamadı. En sık görülen yakınmalar halsizlik (%73.8), sanlık (%67), bulantı (%66.1) ve idrar renginde koyulaşma (%56.9) idi. En sık görülen bulgular ise ikter (%85), hepatomegali (%44) ve splenomegali (%8.2) idi. Ortalama AST değeri 1433.38 (106-7963), ortalama ALT değeri 1951.96 ( 218-15596 ), total bilirubin ortalama değeri ise 9.13 (1.3-35) idi.Five hundred sixty one cases hospitalized in our clinic between 1990-2004 were evaluated respect to etiological, epidemiological, clinical and laboratory features retrospectively. The age of cases was between 7-77 (mean: 26.76±14.51). 297 of them were male and 264 were female. 270 of them (48.2%) were HAV infection, 233 (41.5%) HBV, 18 (3.2%) HCV, 3 (0.5%) HDV, 1 (0.2%) HEV, 4 (0.7%) HAV and HBV coinfection, 3 (0,5%) others (2 HSV type 2 and 1 EBV), and etiology could not be determined in 29 (5.2%) of the cases. Hepatitis A cases were seen frequently in autumn and winter and seen more in students. In 377 (67.2%) of the cases any route of transmission could not be determined. The most frequent symptoms were weakness (73.8%), jaundice (67%), nausea (66.1%) and dark urine (56.9%). The most frequent signs were jaundice (85%), hepatomegaly (44%) and splenomegaly (8.2%). Mean AST level was 1433.38 (106-7963), ALT was 1951.96 (218-15596) and total bilirubin was 9.13 (1.3-35)
- …
