1,720,992 research outputs found

    Foreign trade structure and diversification in Türkiye

    Full text link
    İhracat çeşitliliği, ulusal bir başarı ölçütü olmanın ötesinde, bölgesel kalkınma, yerel istihdam, inovasyon kapasitesi ve ekonomik dirençlilik kavramlarıyla yakından ilişkilidir. Nitekim, küresel ekonomik bağlamdaki değişimler, ekonomik stratejilerden bölgesel kalkınma ve istihdam gibi daha geniş konulara kadar bir dizi etki yaratmaktadır. Bu kapsamda, ihracat çeşitliliği, bir bölgenin veya ilin ekonomik sağlığını ve küresel zorluklara karşı direncini belirleyen önemli bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Mevcut çalışmada, Türkiye örneğinde iller bazında ihracat çeşitliliğinin iktisadi büyüme üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda, 2004-2018 dönemini kapsayan kişi başına gelir, sınai üretim, tarımsal üretim ve hizmet üretiminin toplam üretim içerisindeki payı, cari fiyatlarla kişi başına kamu yatırım harcamaları ve ihracatta ürün çeşitliğinin hesaplanmasına yönelik olarak geliştirilen Herfindahl-Hirschman (HHI), Gini-Hirschman (GINI) ve Theil Entropy (THEIL) indekslerine ilişkin veriler kullanılmıştır. Statik panel veri modellerinin kullanıldığı çalışmadan elde edilen bulgular, kişi başına gelir ile ihracat yoğunluğu (HHI ve GINI) arasında anlamlı negatif bir ilişki olduğunu göstermektedir. Başka bir deyişle, ihracat çeşitliliği arttıkça kişi başına gelirler yükselmektedir. Diğer taraftan, THEIL indeksine ait elde edilen katsayılar istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. Dolayısıyla ihracat çeşitliliğinin farklı boyutlarını ölçen indekslerin kavramsal benzerliklerine rağmen, farklı etkileri yansıttıklarını ifade etmek mümkündür.Beyond being a national measure of success, export diversification is closely linked to regional development, local employment, innovation capacity and economic resilience. Indeed, changes in the global economic context have a range of impacts, from economic strategies to broader issues such as regional development and employment. In this context, export diversification stands out as an important factor determining the economic health of a region or province and its resilience to global challenges. In the current study, we investigate the impact of export diversification on economic growth by provinces in the case of Türkiye. For the purpose of the study, we employ data on per capita income, industrial production, agricultural production and the share of service production in total production, public investment expenditures per capita at current prices and Herfindahl-Hirschman (HHI), Gini-Hirschman (GINI) and Theil Entropy (THEIL) indices developed to calculate product diversity in exports covering the period 2004 2018. The findings of the study using static panel data models show that there is a significant negative relationship between per capita income and export intensity (HHI and GINI). In other words, as export diversification increases, per capita incomes increase. On the other hand, the coefficients obtained for the THEIL index are statistically insignificant. Therefore, it can be argued that indices measuring different dimensions of export diversification reflect different effects despite their conceptual similarities

    The relationship between logistics sector performance and foreign trade

    No full text
    Uluslararası ticaret, küresel ekonomik büyümenin temel belirleyicilerinden birisidir. Ülkeler, küresel pazarlarda yerli ürünlerinin satışlarını arttırmak için ticaret yapmakta ve özellikle gelişmekte olan ekonomiler için dış ticaret, ekonomik büyümenin önemli bir aracı haline gelmiştir. İki ülke arasındaki ticaret hacmi doğal olarak, ihracatçı ülkenin üretim kalitesi ile rekabetçiliğine ve ithalatçı ülkenin ihtiyaçlarına bağlı olduğu gibi ticareti kolaylaştıran ve maliyetlerinin düşürülmesine de katkıda bulunan faktörlere de büyük ölçüde bağlıdır. Küreselleşme ve artan rekabet ortamı ile birlikte lojistik, uluslararası ticaretin en önemli unsurlarından birisi haline gelmiş ve bir ticaret kolaylaştırıcısı olarak uluslararası lojistiğin ticaret hacminin büyümesi ve iktisadi büyüme için önemi, literatürde çokça tartışılan başlıklardan birisi olmuştur. Bu çalışmanın temel amacı, OECD ve düşük-orta gelirli ülkelerde lojistik performansının dış ticaret üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Bu amaçla, Dünya Bankası tarafından oluşturulan ve lojistik sektörünün ülkeler arasındaki durumunu karşılaştırmalı olarak değerlendiren Lojistik Performans İndeksi‟ne (LPI) ilişkin 2007-2018 dönemi verileri ve statik panel veri analizi kullanılarak lojistik performansının ihracat ve ithalat hacmi üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar lojistik performansının hem OECD ülkelerinde hem de düşük-orta gelirli ülkelerde ihracatı olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Buna karşılık lojistik performansının her iki ülke grubu içinde ithalatı etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır.International trade is one of the main determinants of global economic growth. Countries trade to increase their domestic products' sales in global markets, and foreign trade has become an essential economic growth tool, especially for developing economies. The trade volume between two countries naturally depends mostly on the production quality and competitiveness of the exporting country and on the needs of the importing country and factors that facilitate trade and contribute to reducing costs. With globalization and increasing competition, logistics has become one of the most critical elements of international trade. The growth of trade volume and the importance of international logistics as a trade facilitator for economic growth have been among the most discussed topics in the literature. This study's primary purpose is to evaluate the impact of logistics performance on foreign trade in the OECD and low-middle-income countries. For this purpose, the effect of logistics performance on export and import volume was investigated using data between 2007 and 2018. To do so, static panel data analysis was employed on the Logistics Performance Index (LPI), which was created by the World Bank, and we evaluate the status of the logistics industry among countries comparatively. The results show that logistics performance positively affects exports both in OECD countries and low-middle-income countries. On the other hand, it was concluded that logistics performance did not affect both country groups' imports

    Financial development and economic freedom

    No full text
    Bu çalışma, yeni sanayileşmiş dokuz ülkede (Brezilya, Çin, Hindistan, Meksika, Malezya, Filipinler, Güney Afrika, Tayland ve Türkiye) 2000-2021 dönemi için finansal kalkınma ile ekonomik özgürlük arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Finansal kalkınmanın ekonomik özgürlüğü üzerindeki etkilerinin tespiti amacıyla Sabit Etkiler (FE) ve Rassal Etkiler (RE) modelleri kullanılmıştır. Çalışmada kontrol değişkenleri olarak kamu harcamaları, enflasyon ve kişi başına GSYİH kullanılmıştır. Elde edilen ampirik sonuçlar, kamu harcamalarının ve enflasyonun ekonomik özgürlük üzerinde negatif ve anlamlı bir etkisi olduğunu, finansal kalkınmanın ise pozitif bir etkisinin bulunduğunu göstermektedir. Sonuçlar, aşırı devlet müdahalesi ve enflasyonun ekonomik özgürlüğü kısıtlayıcı etkilerini vurgularken, finansal kalkınmanın ve ekonomik büyümenin özgürlükleri artırdığına dair bulgular sunmaktadır. Örneklem ülkelerindeki hükümetlerin, özel sektörü destekleyen politikalar ile piyasa mekanizmalarını bozmadan kamu harcamalarını yönetmeleri gerektiği ifade edilebilir. Bu çalışma, özellikle yeni sanayileşen ülkeler için finansal kalkınma ve ekonomik özgürlük arasındaki ilişkiyi aydınlatmakta ve politika yapıcılar için önemli çıkarımlar sunmaktadır.This study examines the relationship between financial development and economic freedom in nine newly industrialized countries (Brazil, China, India, Mexico, Malaysia, the Philippines, South Africa, Thailand, and Türkiye) over the period 2000-2021. Fixed Effects (FE) and Random Effects (RE) models were employed to assess the impact of financial development on economic freedom. Government expenditures, inflation, and GDP per capita were used as control variables. The empirical results indicate that government expenditures and inflation have a statistically significant negative effect on economic freedom, while financial development has a positive effect. The findings highlight that excessive government intervention and inflation tend to restrict economic freedom, whereas financial development and economic growth promote it. The study suggests that governments in sample countries should carefully manage public expenditures without undermining market mechanisms and continue fostering private sector freedom. This research contributes to the understanding of the financial developmenteconomic freedom nexus, especially in newly industrialized countries, and offers valuable insights for policymakers

    The effect of agricultural production on economic growth in Türkiye

    No full text
    Tarımsal üretim, gıda üretiminin sürdürülmesi, ekonomik kalkınmayı desteklemesi, yoksulluğun azaltılmasına katkı sağlaması, biyoçeĢitliliği koruması, çevresel yönetimi iyileĢtirmesi, kırsal kalkınmayı teĢvik etmesi ve ulusal güvenliği artırması gibi çok çeĢitli ve kritik iĢlevler üstlenmektedir. Bu nedenle, tarımsal üretim ve ekonomik büyüme arasındaki karĢılıklı iliĢki, gıda üretiminin ötesinde çok daha geniĢ bir etki alanına sahiptir. Bu iliĢkinin doğası ve boyutlarının doğru bir Ģekilde tespit edilmesi, ilgili politikaların etkin bir biçimde tasarlanmasında büyük önem taĢımaktadır. Bu kapsamda, mevcut çalıĢmanın amacı, Türkiye örneğinde, 1988-2021 dönemi için tarımsal üretimin iktisadi büyüme üzerindeki muhtemel simetrik ve asimetrik etkilerini tespit etmektir. Bu amaçla, kiĢi baĢına gelir, tarımsal üretim, iĢgücü ve yurtiçi sabit sermaye yatırımı değiĢkenlerine iliĢkin veriler kullanılmıĢ ve doğrusal gecikmesi dağıtılmıĢ otoregresif (ARDL) ve doğrusal olmayan ARDL (NARDL) modelleri kapsamında bu seriler arasındaki eĢbütünleĢme iliĢkisi incelenmiĢtir. Doğrusal model kapsamında elde edilen bulgular, ilgili değiĢkenler arasında eĢbütünleĢme iliĢkisinin mevcut olmadığını göstermekle birlikte asimetrik ARDL metodololojisine dayalı sonuçlar tarımsal üretimin iktisadi büyüme üzerindeki etkisinin asimetrik olduğunu doğrulamaktadır. Spesifik olarak, tarımsal üretimdeki artıĢların iktisadi büyüme üzerindeki pozitif etkisi tarımsal üretimdeki düĢüĢlerin pozitif etkisine kıyasla daha güçlüdür. Elde edilen bulgular, tarımsal üretimdeki artıĢ sonucu ortaya çıkan çarpan etkisinin, sanayi ve hizmet sektöründeki geniĢlemeyle ikame edilen tarımsal üretimdeki daralmanın gelir üzerinde yarattığı artıĢtan daha kuvvetli olduğu Ģeklinde yorumlanabilir.Agricultural production fulfils diverse and critical functions, such as sustaining food production, supporting economic development, contributing to poverty reduction, protecting biodiversity, improving environmental management, promoting rural development and enhancing national security. Therefore, the interrelationship between agricultural production and economic growth has a much wider impact beyond food production. An accurate identification of the nature and dimensions of this relationship is crucial for the effective design of relevant policies. In this regard, the aim of this study is to determine the possible symmetrical and asymmetrical effects of agricultural production on economic growth in Turkiye for the period 1988-2021. For this purpose, we employ data on income per capita, agricultural production, labor force and domestic fixed capital investment and analyze the cointegrating relationship between them within the scope of linear lag distributed autoregressive (ARDL) and nonlinear ARDL (NARDL) models. Although the findings obtained within the scope of the linear model show that there is no cointegration relationship between the relevant variables, the results based on the asymmetric ARDL methodology confirm that the effect of agricultural production on economic growth is asymmetric. Specifically, the positive effect of increases in agricultural production on economic growth is stronger than the positive effect of decreases in agricultural production. The findings can be interpreted as the multiplier effect resulting from the increase in agricultural production is stronger than the increase in income caused by the contraction in agricultural production, which is replaced by the expansion in the industry and service sectors

    Impact of climate change on crop yields

    No full text
    Bu çalışma, Türkiye’de buğday, patates, pirinç, muz ve soya fasulyesi ürünlerinin verimliliklerinin iklim değişkenleri (sıcaklık, yağış ve CO2 seviyesi) karşısındaki tepkilerini ampirik olarak analiz etmektedir. Ampirik analizde, Otoregresif Gecikmesi Dağıtılmış (ARDL - Autoregressive Distributed Lag) modeli kullanılmış ve hem uzun dönemli eşbütünleşme ilişkileri hem de kısa dönemli dinamik etkiler ürün bazında detaylı şekilde incelenmiştir. Buğday ve patates üretiminde iklim değişkenleri ile uzun dönemli denge ilişkisi tespit edilmişken; pirinç, muz ve soya fasulyesi için yalnızca kısa dönemli etkiler gözlemlenmiştir. Çalışmanın bulgularına göre buğday verimi, ılımlı sıcaklık artışları ve CO2 seviyeleri altında olumlu etkilenmekte; ancak aşırı sıcaklıklar ve fazla yağış, verimi düşürmektedir. Patates üretimi de benzer şekilde ılımlı iklim koşullarından fayda sağlarken, yüksek sıcaklık ve aşırı yağış koşulları üretimi olumsuz etkilemektedir. Pirinç, muz ve soya fasulyesi ise uzun dönemli iklim değişkenlerine tepki vermemekte, fakat kısa vadeli dalgalanmalardan etkilenmektedir. Özellikle CO2 gübreleme etkisi, muz ve soya üretiminde verimi artırırken; ani sıcaklık artışları veya aşırı yağışlar ile CO2'nin birlikte yükselmesi, bu ürünlerde verimi düşürücü bir etki yaratmaktadır. Çalışmada elde edilen bulgular, Türkiye tarımının iklim değişikliğine karşı ürün bazlı, hedefe yönelik adaptasyon stratejilerine ihtiyaç duyduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, buğday ve patates için uzun vadeli kaynak yönetimi, kuraklık ve sıcaklık toleranslı tohum çeşitlerinin geliştirilmesi ve sulama altyapısının güçlendirilmesi önerilmektedir. Pirinç, muz ve soya için ise kısa vadeli iklim dalgalanmalarına karşı esnek üretim planlaması, kısa çevrimli çeşitlerin kullanımı, tahmin sistemlerinin yaygınlaştırılması ve etkin nem kontrolü öne çıkmaktadır. Ayrıca, politika düzeyinde hassas tarım teknolojilerine teşvik sağlanması, çiftçi eğitimlerinin yaygınlaştırılması ve iklim dayanıklı tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Bu çalışma, iklim değişikliğinin tarımsal üretime olan etkilerinin ürün özelinde değerlendirilmesinin ne denli önemli olduğunu vurgulamakta ve sürdürülebilir gıda güvenliği ile kırsal kalkınma hedefleri doğrultusunda uygulanabilir öneriler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: İklim Değişikliği, Tarımsal Verimlilik, ARDL.This study provides a comprehensive empirical analysis of how climate variables—namely temperature, precipitation, and CO2 levels—affect the yields of five key crops in Türkiye: wheat, potatoes, rice, bananas, and soybeans. Utilizing the Autoregressive Distributed Lag (ARDL) framework, the research explores both long-run cointegration relationships and short-run dynamic responses to climatic changes on a crop-specific basis. The findings reveal that wheat and potato yields exhibit a stable long-term relationship with climate variables. Wheat benefits from moderate increases in temperature and CO2, yet is negatively affected by extreme heat and excessive precipitation. Similarly, potato yields are positively associated with moderate climate conditions but decline under prolonged heat and waterlogging. On the other hand, rice, banana, and soybean yields do not show any long-run association with climate variables, indicating that their responses are confined to short-run fluctuations. Notably, while CO2 fertilization positively affects banana and soybean yields, its interaction with excessive heat or rainfall can generate compounded stress effects, reducing productivity. The results underscore the need for differentiated climate adaptation strategies across crops. For wheat and potatoes, long-term adaptive responses such as breeding for heat and drought resistance, improved irrigation systems, and altered planting schedules are essential. For rice, bananas, and soybeans, flexible short-term strategies including weather-based advisories, short-cycle cultivars, and advanced drainage infrastructure are critical. At the policy level, the study recommends supporting precision agriculture, expanding farmer education programs, and fostering institutional collaborations for region-specific adaptation planning. By identifying crop-specific climate sensitivities, this study contributes to the growing body of literature on agricultural climate resilience and offers actionable insights for safeguarding Turkiye’s food security and rural livelihoods in the face of increasing climate variability. Keywords: Climate Change, Agricultural Productivity, ARDL

    High technology exports and economic growth

    Full text link
    Özellikle 20. yüzyılın sonlarında küreselleşme ve gelişmekte olan ekonomilerin global entegrasyon sürecinin hızlanması sonucu global ticaret hacmi ve uluslararası sermaye akımları büyük bir artış göstermiştir. Bu süreç, uluslararası bilgi ve inovasyon etkileşimini hızlandırarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin dış ticaret politikalarının ve dolayısıyla dış ticaret yapılarının önemli ölçüde değişmesine neden olmuş ve yerel düzeyde gerçekleşen rekabet, global bir düzeye taşınmıştır. Bu durum, beraberinde, özellikle gelişmekte olan ekonomilerin ithal ikameci anlayıştan ihracata dayalı büyüme stratejilerine yönelik dış ticaret politikalarını benimsemelerine zemin hazırlamış ve yüksek teknoloji ihracatı, ihracat çeşitliliği ve ekonomik kompleksite, iktisadi büyümeye yönelik politika ajandasının önemli başlıkları haline gelmiştir. Nitekim, teorik ve ampirik yazında da özellikle gelişmekte olan ülkeler özelinde yüksek teknoloji ihracatının ve ihracat kompozisyonunun iktisadi büyüme üzerindeki etkisinin tespitine yönelik birçok çalışma yapılmıştır. Literatürde, yüksek teknoloji ihracatının daha ileri düzeyde bir teknolojik gelişmeye zemin hazırlaması ve dış ticaret gelirlerini artırması dolayısıyla iktisadi büyümeye katkı sağladığına dair genel bir kanı mevcuttur. Ancak, yüksek teknoloji ticaretinden ortaya çıkması muhtemel faydaların, ülkelerin massetme kapasitesiyle ilişkili olduğu da ifade edilebilir. Bu çerçevede, farklı gelişmişlik düzeylerinde yer alan ve farklı yapısal dinamiklere sahip ekonomilerin yüksek teknoloji ihracatından elde ettikleri kazanımlar farklılık gösterebilir. Bu kapsamda, yüksek teknoloji ihracatı ve iktisadi büyüme arasındaki ilişkinin doğru tespitinin, uygun dış ticaret politikalarının dizaynında oldukça büyük bir öneme sahip olduğu ifade edilebilir. Bu argümanlar ışığında, mevcut çalışmada, yüksek teknoloji ihracatının iktisadi büyüme üzerindeki etkisi, 33 gelişmiş ve 60 gelişme olan ülkeye ilişkin 2007-2020 dönemi verileri kullanılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın amacı kapsamında kullanılan statik panel veri modellerinden elde edilen ampirik bulgular, yüksek teknoloji ihracatının iktisadi büyüme üzerindeki pozitif etkisini teyit etmektedir. Analiz sonuçları, ayrıca, ileri teknoloji ihracatının iktisadi büyüme üzerindeki etkisinin gelişmiş ülkelerde daha yüksek olduğunu göstermektedir.Especially at the end of the 20th century, as a result of globalization and the acceleration of the global integration process of developing economies, the global trade volume and international capital flows have increased dramatically. This process has enhanced the interaction of international knowledge and innovation, causing a significant change in the foreign trade policies and thus the foreign trade structures of developed and developing countries, and the competition at the local level moved to a global level. This also paved the way for especially developing economies to adopt foreign trade policies from an import substitution approach to export-based growth strategies, and high technology exports, export diversification and economic complexity have become important topics in the policy agenda for economic growth. As a matter of fact, many studies have been conducted in the theoretical and empirical literature to determine the effect of high technology exports and export composition on economic growth, especially in the context of developing countries. There is a general opinion in the literature that high technology exports pave the way for a more advanced technological development and increase foreign trade incomes, thus contributing to economic growth. However, it can also be argued that the possible benefits from high-tech trade are related to the absorptive capacity of countries. In this context, the gains from high technology exports may differ across economies with different levels of development and different structural dynamics. Therefore, it can be stated that the correct determination of the relationship between high technology exports and economic growth is of great importance in the design of appropriate foreign trade policies. In the light of these arguments, this study attempts to determine the effect of high technology exports on economic growth using the 2007-2020 period data for 33 developed and 60 developing countries. The empirical findings obtained from the static panel data models used within the scope of the study confirm the positive effect of high technology exports on economic growth. The results of the analysis also show that the impact of high technology exports on economic growth is higher in developed countries

    Two essays on the relationship between renewable energy and foreign trade

    Full text link
    Yenilenebilir enerji, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma yolunda hem çevresel hem de ekonomik faydalarıyla kritik bir rol oynamaktadır. Özellikle, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde yenilenebilir enerji tüketimi, dış ticaret dengesi, ekonomik büyüme ve enerji güvenliği üzerindeki etkileriyle giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Bu bağlamda, yenilenebilir enerji ve ticaret arasındaki karmaşık ilişkilerin, sadece iki değişken arasındaki doğrudan etkileşimlerle sınırlı olmadığı, dolaylı ve çok yönlü bağlantıları da içerdiği anlaşılmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye’nin yenilenebilir enerji ve ticaret dinamikleri iki farklı perspektiften ele alınmıştır. İlk olarak, ticaretin yenilenebilir enerji tüketimi üzerindeki simetrik ve asimetrik etkileri doğrusal ve doğrusal olmayan modeller kullanılarak analiz edilmiştir. Bu bağlamda, ticaretteki genişleme ve daralmaların yenilenebilir enerji tüketimi üzerindeki farklı etkileri ile kişi başına GSYİH, doğrudan yabancı yatırım, petrol fiyatları ve enflasyon gibi değişkenlerin rolleri değerlendirilmiştir. İkinci olarak, yenilenebilir enerji tüketiminin dış ticaret üzerindeki dolaylı etkileri incelenmiş ve yenilenebilir enerjinin kişi başına gelirleri artırarak ihracat ve ithalatı nasıl şekillendirdiği araştırılmıştır. Bulgular, yenilenebilir enerji projelerinin genellikle yerli ve devlet destekli olmasının, doğrudan yabancı yatırımlar üzerinde sınırlayıcı bir etkisi olduğunu, ancak yenilenebilir enerjinin ekonomik büyümeyi ve dış ticaret dengesini dolaylı yoldan desteklediğini göstermektedir. Her iki analiz de Türkiye’nin yenilenebilir enerji ve ticaret ilişkisini anlamak için önemli içgörüler sunmaktadır. Yenilenebilir enerjinin dış ticaret ve ekonomik büyüme üzerindeki dolaylı etkilerinin yanı sıra, ticaretin yenilenebilir enerji tüketimi üzerindeki asimetrik etkileri, enerji politikalarının ve ticaret stratejilerinin uyumlu hale getirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda, yerel yenilenebilir enerji kapasitesini artırmaya yönelik yatırımların teşvik edilmesi, ithal teknolojilere bağımlılığın azaltılması ve sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu politikaların geliştirilmesi önerilmektedir. Türkiye, bu stratejilerle enerji sürdürülebilirliğini sağlarken dış ticaret performansını ve ekonomik büyümesini de güçlendirebilir.Renewable energy plays a critical role in achieving sustainable development goals, offering both environmental and economic benefits. For developing economies like Türkiye, renewable energy consumption has become increasingly significant due to its implications for trade balance, economic growth, and energy security. The intricate relationship between renewable energy and trade extends beyond direct interactions, encompassing indirect and multifaceted linkages that warrant detailed investigation. This study examines Türkiye's renewable energy and trade dynamics from two distinct perspectives. First, the symmetric and asymmetric effects of trade on renewable energy consumption are analyzed using linear and nonlinear models. This analysis investigates how trade expansions and contractions affect renewable energy consumption differently, alongside the roles of variables such as per capita GDP, FDI, oil prices, and inflation. Second, the indirect effects of renewable energy consumption on trade are explored, focusing on how renewable energy shapes exports and imports through its positive impact on per capita income. Findings suggest that renewable energy projects, often domestically funded and state-supported, may deter foreign direct investment (FDI) while simultaneously promoting economic growth and trade balance. Both analyses offer valuable insights into the renewable energy-trade nexus in Türkiye. While renewable energy indirectly influences trade and economic growth, the asymmetric impacts of trade on renewable energy consumption underscore the need for aligned energy policies and trade strategies. The findings highlight the importance of fostering investments to enhance domestic renewable energy capacity, reducing dependency on imported technologies, and developing policies that harmonize with sustainable development goals. By adopting these strategies, Türkiye can strengthen its energy sustainability while improving its trade performance and economic growth

    Economic complexity and i?ts effect on economic growth: evidence from Turkey

    No full text
    1980'li yıllarda ortaya çıkan küreselleşme süreci ile birlikte ülkeler, ithal ikameci politikaları terk ederek serbest ticaret ve dışa açık politikaları benimsemeye başlamışlardır. Böylelikle ülke ekonomilerinin dış ticaret yapıları bir dönüşüm süreci içerisine girmiş ve rekabet, küresel boyuta taşınmıştır. Bu durum, ülke ekonomilerinin zamanla yüksek teknoloji ürün ihracatı, ürün çeşitliliği ve yüksek beceri düzeyi ihtiyaçlarının artmasına sebep olmuş ve dolayısıyla süreç, görece daha kompleks ekonomilerin ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Literatürde, bu kompleks yapının dinamiklerinin analiz edilebilmesi ve nümerik olarak ölçümünün yapılabilmesi adına çeşitli metodoloji ve yöntemler geliştirilmiş; ekonomik kompleksitenin iktisadi ve sosyoekonomik sonuçlarını ele alan çalışmalar hız kazanmıştır. Hidalgo ve Hausmann (2009) tarafından geliştirilen ve bu çalışmanın da temel aracı olan ekonomik kompleksite indeksi (Economic Complexity Index - ECI) de literatürde bu amaçla sıklıkla kullanılan yöntemlerden birisidir. ECI, ülkenin ürettiği ürünlerin bilgi, beceri içeriği ve üretilen ürünlerin çeşitliliğine bağlı olarak değişim göstermektedir. Dolayısıyla, ECI'nın uzun dönem iktisadi büyüme üzerindeki etkisi ampirik ve teorik literatürde çokça tartışılan başlıklardan birisi olmuştur. Ampirik yazında, ekonomik kompleksitenin, ekonomik büyümeyi pozitif yönde etkilediğine ilişkin hipotezler ağırlık kazanmış olmasına rağmen, özellikle bireysel ülkelere yönelik çalışmaların oldukça sınırlı olduğu ifade edilebilir. Nitekim, her ülkenin ekonomi dinamikleri, transformasyon süreci, doğal kaynak zenginliği, kurumsal, sosyal ve fiziksel altyapısı, massetme kapasitesi birbirinden oldukça farklıdır. Dolayısıyla bu eksende yapılacak olan çalışmaların literatüre katkı sağlaması beklenebilir. Bahsi geçen argümanlar doğrultusunda, bu çalışmada, Türkiye'de ekonomik kompleksitenin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi, 1995 – 2019 dönemine ilişkin zaman serisi verileri kullanılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla; reel GSYİH, reel yurt içi yatırımlar, toplam iş gücü ve ekonomik kompleksiteyi ölçmek amacıyla geliştirilen ECI değişkenleri arasındaki eşbütünleşme ilişkisi ve ECI'nın iktisadi büyüme üzerindeki etkisinin tespitine yönelik olarak, otoregresif gecikmesi dağıtılmış (ARDL) sınır testi yaklaşımına başvurulmuştur. Bahsi geçen değişkenler arasındaki eşanlı nedensellik ilişkileri ise yönlendirilmiş döngüsüz graflar (Directed Acyclic Graphs – DAGs) aracılığıyla tespit edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen ampirik bulgular, ekonomik kompleksitenin iktisadi büyüme üzerindeki pozitif etkisini, incelenen dönem itibarıyla Türkiye özelinde teyit etmektedir. Nedensellik analizinin sonuçlara göre ise ekonomik büyümeden ekonomik kompleksiteye doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi mevcuttur.With the globalization process that emerged in the 1980s, countries abandoned import substitution policies and started to adopt free trade and open policies. Thus, the foreign trade structures of the economies have entered a transformation process and competition has moved to a global dimension. This has led to an increase in the need for high technology product exports, product diversity and high skill level of the economies over time, and thus the process has resulted in the emergence of relatively more complex economies. In the literature, various methodologies and methods have been developed in order to analyze the dynamics of this complex structure and to measure it numerically; studies dealing with the economic and socioeconomic consequences of economic complexity have gained momentum. The economic complexity index (ECI), which was developed by Hidalgo and Hausmann (2009) and which is the main tool of this study, is one of the methods frequently used for this purpose in the literature. ECI varies depending on the knowledge, skill content of the products produced by the country and the diversity of the products produced. Therefore, the effect of ECI on long-term economic growth has been one of the most discussed topics in the empirical and theoretical literature. Although hypotheses regarding the positive effect of economic complexity on economic growth have been popular in the empirical literature, it can be stated that studies on individual countries are quite limited. As a matter of fact, the economic dynamics, transformation process, natural resource richness, institutional, social and physical infrastructure and absorptive capacity of each country are quite different from each other. Therefore, it can be expected that the studies to be carried out on this direction would contribute to the literature. In line with these arguments, this study, attempts to determine the effect of economic complexity on economic growth in Turkey using time series data for the period 1995 – 2019. For this purpose; we use autoregressive distributed lag (ARDL) bounds testing approach to determine the cointegration relationships between real GDP, real domestic investment, total labor force and ECI developed for measuring economic complexity, and to determine the effect of ECI on economic growth. On the other hand, the simultaneous causality relationships between the aforementioned variables were tried to be determined by means of directed acyclic graphs (DAGs). The empirical findings confirm the positive effect of economic complexity on economic growth in Turkey as of the period examined. According to the results of the causality analysis, there is a one-way causality relationship from economic growth to economic complexity

    Export diversification and its effect on economic growth: Evidence from Turkey

    No full text
    Yirminci yüzyılın son çeyreğinde artan küreselleşme eğilimleri, bilişim, iletişim ve ulaşım teknolojilerindeki hızlı gelişimleri birleşerek global entegrasyon sürecinin hızlandırmış ve bu dönemden itibaren özellikle gelişmekte olan ekonomilerin dış ticaret stratejilerinde köklü değişiklikler gözlemlenmiştir. Aynı dönemde Türkiye'de de ihracat performansını artırmaya yönelik politikalar kalkınma stratejilerinin önemli bileşenlerinden birisi haline gelmiş ve ithal ikameci sanayileşme politikalarının yerini ihracata dayalı dışa açık büyüme stratejileri almıştır. Bu çerçevede, genel iktisat literatürdeki trende paralel olarak Türkiye'de ihracat performansını belirleyen faktörlerin ve ihracat-büyüme eksenindeki kanalların ne olduğu konusu çokça tartışılan yazın alanlarından birisi haline gelmiştir. Teorik ve ampirik literatürde ihracat hacmindeki artışların iktisadi büyüme performansını artıracağı yönünde genel bir kanaat mevcut olmasına rağmen hangi tür ihracat yapısının iktisadi büyümeyi nasıl uyaracağı konusu ideal bir inceleme konusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha çok ihracatta uzmanlaşmayı ve sermaye birikiminin önemini öne çıkaran geleneksel dış ticaret teorilerinin aksine ampirik literatürde karşılık bulan son dönem dış ticaret teorileri, ihracat çeşitliliğinin olası fiyat ve pazar dalgalanmalarına karşı bir sigorta mekanizması oluşturarak ihracat gelirlerinde istikrarın sağlanmasında ve dolayısıyla makroekonomik dalgalanmaların azaltılmasında önemli bir rol üstlendiğini öne sürmektedir. Bu kapsamda mevcut çalışma Türkiye özelinde ihracat yapısı ve kompozisyonunun ekonomik büyüme üzerindeki etkisini test etmeyi amaçlamaktadır. Nitekim sürdürülebilir iktisadi büyüme yönelik uygun dış ticaret stratejilerinin tespiti ancak bu mekanizmanın doğru anlaşılmasıyla mümkündür. Bu amaçla çalışmada ihracatta ürün çeşitliliğinin hesaplanmasına yönelik olarak geliştirilen üç farklı indeks (Herfindahl-Hirschman, Gini-Hirschman ve Theil Entropy indeksleri) kullanılarak 2002q1-2019q4 döneminde Türkiye'de ihracat çeşitliliğinin iktisadi büyüme üzerindeki etkileri incelenmiştir. Spesifik olarak iktisadi büyüme, sabit sermaye oluşumu, iş gücü ve ihracat çeşitliliği arasındaki dinamik ilişkiler, gecikmesi dağıtılmış otoregresif (ARDL) sınır testi (bounds test) yaklaşımına dayanan eşbütünleşme (cointegration) analizi aracılığıyla tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İhracat Çeşitliliği, Ekonomik Büyüme, Herfindahl-Hirschman İndeksi, Gini-Hirschman İndeksi, Theil Entropy İndeksiIn the last quarter of the twentieth century, increasing globalization trends together with rapid progresses in information, communication and transportation technologies accelerated the global integration process and since then, radical changes have been observed especially in the foreign trade strategies of developing economies. During the same period, the policies aimed at increasing export performance in Turkey have become one of the important components of the development strategy and export-oriented growth strategy has taken the place of import-oriented industrialization policy. In this context, parallel to the general trend in the economic literature, the factors determining the export performance in Turkey and the channels in the export-growth nexus have become one of the widely discussed topics in the literature. Although there is a general opinion in the theoretical and empirical literature that increases in export volume increase economic growth performance, the issue of what type of export structure stimulates economic growth appears to be an ideal research subject. Unlike the traditional foreign trade theories which emphasize the importance of specialization in exports and the accumulation of capital accumulation, the recent foreign trade theories, which are mostly confirmed in the empirical literature, assert that export diversification may play an important role in ensuring the stability of export revenues and thereby reducing macroeconomic fluctuations by constituting an insurance mechanism against possible price and market fluctuations. In this context, this study aims to provide empirical evidence on the effect of export structure and composition on economic growth in Turkey. Indeed, the determination of suitable foreign trade strategies for sustainable economic growth is only possible with the true understanding of this mechanism. For this purpose, in this study, we examine the effect of export diversification on economic growth in Turkey over the period 2002q1-2019q4 by employing three different indices developed for the calculation of the export product diversification (Herfindahl-Hirschman, Gini-Hirschman and Theil Entropy indexes). Specifically, we analyze the dynamic relationships between economic growth, fixed capital formation, labor force and export diversification through the cointegration analysis based on the autoregressive distributed lag (ARDL) bounds testing approach. The empirical evidence confirms the positive effect of export product diversification. Keywords: Export Diversification, Economic Growth, Herfindahl-Hirschman Index, Gini-Hirschman Index, Theil Entropy Inde
    corecore