1,720,959 research outputs found

    OĞUZ TOPLUMUNDA KİMLİK, KİŞİLİK VE İKİSİ ARASINDAKİ İLİŞKİ: DEDE KORKUT KİTABI BAĞLAMINDA BİR DEĞERLENDİRME

    Get PDF
    Bu çalışma DedeKorkut Kitabı’nı kimlik ve kişilik bağlamında ele almaktadır. Daha açık şekildesöylemek gerekirse, çalışma Dede Korkut Kitabı’nda toplumsal kimlik ilebireysel kişilik arasında nasıl bir ilişki bulunduğunu, Oğuz kahramanlarınınsahip olduğu kişiliğin hangi toplumsal kimlik özelliklerine bağlı olarakşekillendiğini ortaya koymaya çalışmaktadır. Aynı zamanda Oğuz toplumundabireylerin kişilik özelliklerinin şekillenmesi ve sürdürülebilmesi için nasılbir sosyal yapının ve toplumsal mekanizmanın hâkim olduğu incelenmektedir.Oğuz kahramanlarınınsergiledikleri erdemli kişilik özellikleri onların kişilikleri ile ilgiliolduğu kadar, toplumsal kimlikleriyle de yakından bağlantılıdır. Oğuztoplumunda bireyler bir erdemli kişilik özelliğinin sadece iyi ve değerliolduğunu öğrenmekle kalmıyorlar, aynı zamanda o kişilik özelliğini somut olarakgözlemleyebiliyorlar. Dahası kendilerinden de aynı erdemli kişiliğisergilemeleri beklenmektedir. Bu kişiliği sergilemek, pratiğe dökmek içintoplum kendilerine fırsatlar sunmaktadır. Hatta sadece fırsatlar sunmakla dakalmamakta, toplum erdemli kişilik sergileyenleri ödüllendirmektedir. Bütünbunlar Oğuz toplumunda kalıplaşmış bir sosyal ilişkiler ağı sayesindegerçekleşmekte, söz konusu ilişkiler ağı varlığını sürdürdüğü müddetçe erdemlikişi ve kişiliklerin yetişmesi için de uygun şartlar varlığını sürdürmektedir

    Milli Bilincin İdame Ettiricisi Olarak Din: Sovyet Azerbaycan'ında İslam

    No full text
    XIX. Yüzyılın sonları ve XX. yüzyılın başlarında Azerbaycan'da entelijansiya arasında milli bilinç ortaya çıkmış olsa da Sovyet dönemiyle birlikte bu süreç kesintiye uğramış ve toplumsal tabana yayılamamıştır. Sonuç olarak, var olan “Müslüman Kimliği”, Azeri toplumu için temel bir kimlik bağı olarak varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Entelijansiyanın tasfiyesi ile birlikte, kullandıkları sloganlar ve milliyetçi semboller de ortadan kalkmış, Türk milliyetçiliği Azerbaycan'da bir ideoloji olarak varlığını koruyamamıştır. Sonuç itibariyle, politik-ideolojik milliyetçilik ve onun sloganları, milli bilinci canlı tutma imkanından yoksun bırakılmıştır. Bu makalede, Sovyet Azerbaycan'ında milli bilinci besleyen temel faktörün İslâm ve Müslüman kimliği olduğu savunulmaktadır. Komünist rejim İslam’ın entelektüel ve ideolojik boyutlarını en aza indirmeyi başarmasına rağmen, kültürel norm ve yaşam tarzı haline gelen unsurlarını aşındırma konusunda başarısız kalmaktaydı. Sovyet Azerbacan’ında Müslüman olmak Azeri toplumunun bir üyesi olmak ve söz konusu toplumun yaşam tarzına bağlılık olarak algılanmaktaydı. Nitekim, Azerbaycan'da “Müslüman” tanımının göndermede bulunduğu yaşam tarzı Azeri toplumunu çevredeki -Ruslar, Ermeniler ve Gürcüler- toplumlardan ayıran temel faktör olmuştur.  Bu anlamda, ortak yaşam tarzına ve kültürel normlara atıfta bulunan İslam, Sovyet döneminde Azeri toplumunun özdeşlik duygusunu pekiştirerek milli bilinci canlı tutmuştur.ÖzetBu çalışma Sovyet döneminde Azerbaycan’da İslam kimliğinin ve İslamî yaşam tarzının milli bilincin sürüdürülmesindeki rolü üzerine yoğunlaşmaktadır. Çalışmanın temel iddiası milli bilincin varlığını sürdürmesinde Müslüman kimliğinin ve İslami yaşam tarzının etkili olduğudur. Bu iddianın doğruluğunun kanıtlanması için belli tarihsel dönemde gerçekleşen, siyasi, toplumsal, demografik ve kültürel konularla ilgili analizler yapılmaktadır. Bu bağlamda XIX. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren Rusya’nın işgali, milletleşme süreci ve arkasından yaşanan sovyetleştirme süreci Müslüman kimliği ve İslamî yaşam tarzi bağlamında ele alınmaktadır. Söz konusu dönem istatistiki kaynaklar, istihbarat raporları, propaganda kitapları, ve dönem üzerine yapılan akademik araştırmalar ışığında ele alınmış ve üzerine yorumlar yapılmıştır. XIX. Yüzyıla kadar siyasi ve kültürel açıdan İran’ın etkisi altında bulunan şimdiki Azerbaycan bölgesi Rusya İmparatorluğu tarafından işgal edilince bölge halkı ilk kez Hıristiyan yöneticilerin yönetimi altına girmiş oldu. Bölgedeki dayanaklarını güçlendirmek için Çar yönetiminin bölgeye yoğun bir şekilde Ermeni ve Rus nüfusu göç ettirmesi sonrasında ise Azerbaycan’daki Müslüman halk kendini ilk kez Hıristiyan topluluklarla çevrelenmiş olarak buldu. Hep kendisi gibi Müslüman olan toplumun bir parçası olan Azerbaycan toplumu Ruslardan, Ermenilerden ve Gürcülerden oluşan Hıristiyan toplulukların ortasında kendi kimliğini yeniden tanımlamak durumunda kaldı. Çar yönetiminin Azerbaycan’a göç ettirilen Ermeni ve Ruslar’a hem yasal olarak hem de uygulamalarda bir dizi ayrıcalıklar tanıması Azerbaycan Türklerinin kendilerini toplumsal, kültürel, ekonomik ve siyasi açıdan Hıristiyan baskısı altında hiss etmelerine neden olmuştur. Söz konusu baskı ve kayırmanın 1905 ve 1918 yıllarında Azerbaycan Türkleri ile Ermeniler arasında patlak veren çatışmalarda daha yoğun bir şekilde hiss edildiği görülmektedir. Yaşadığı tecrübeler Azerbaycan Türklerini dışlanma nedeni olan kimliklerini, yani Müslüman kimliğini, çevresinde bulunan gayri-muslim topluluklara karşı sahiplenmelerini sağlamıştır. XX. Yüzyılın başında toplumsal gelişimi sağlamak üzere halkın milli bilincini geliştirmeye yönelik faaliyetlerde bulunan, aynı zamanda Müslüman kimliğini de sahiplenen entelejensiya ve burjuvazi kesimi oluşmuştu. Bu süreç 1918 senesinde Azerbaycan’da, türkleşmeyi, çağdaşlaşmayı ve İslamlaşmayı simgeleyen mavi, kırmızı ve yeşil renkleri biraraya getiren bayrağı bulunan Cumhuriyetin kurulması ile sonuçlandı. Fakat cumhuriyet varlığını sadece 23 ay sürdürebildi ve 1920 yılında gerçekleşen sovyet işgali ile birlikte Azerbaycan’da milliyetçi ideoloji, onun idelogları ve sembolleri tamamen tasfiye edilerek yoğun bir şekilde sovyetleştirme politikaları uygulanmaya başladı. Sovyet döneminde milliyetçilik ideolojik düzlemde ortadan kalkmış olsa bile, halkın homojenleşmesini sağlayan, ulus devlete mahsus bir dizi donanımlar sağlandı. Sovyet versiyonunda olsa bile, milli bir devlet aygıtı, milli sınırlar, milli tarih, milli eğitim sistemi oluşturuldu. Neticede aynı dili, aynı tarih bilincini, aynı sınırları paylaşan fakat milli bir ideolojiden yoksun olan bir millet meydana geldi. İdeolojik milliyetçiliğin tehlikeli bir girişim (perilous venture) olduğu Sovyet Azerbaycanı’nda kültüre ve yaşam tarzına dayanan kültürel bir milliyetçilik gelişti. Kültürel milliyetçilik halkın dilini, tarihini ama özellikle de yaşam tarzını savunan bir tutum olarak Sovyet Azerbaycan’ında gelişme gösterdi. Bütün bunlar, yani kültürel özellikler ve yaşam tarzı Azerbaycan toplumunu kendini çevre toplumlarından –Ruslardan, Ermenilerden ve Gürcülerden– ayırdığı başlıca niteliklerdi. Bu bağlamda Sovyet Azerbaycan’ında milliyetçi ve vatansever olmak Azerbaycan toplumunun kültürüne ve yaşam tarzına sahip çıkmak anlamına gelmekteydi. Dolayısıyla kültürel milliyetçilik çevredeki halklarla etnik sınırları sürdürme ve milli bilinci canlı tutma açısından önemli bir role sahipti. Burada araştırma konumuz açısından üzerinde durulması gereken nokta Azerbaycan toplumunda yaşam tarzının ve kültürün önemli bir kısmının İslam ve İslamî gelenek görenekle yakından ilişkili olduğudur. Sovyetleştirme politikaları İslam’ın entelektüel ve ideolojik boyutunu ortadan kaldırma konusunda büyük ölçüde başarılı olduysa da İslam’ın kültürel normları ve yaşam tarzı haline gelen öğeleri kendi varlığını güçlü bir şekilde sürdürmekteydi. Sovyet rejiminin başarısız olduğu nokta, yönettikleri Müslüman toplumlara alternatif bir kültür ve yaşam tarsi sunamamaları idi. Sovyet döneminde İslam’ın cami, başörtüsü vb. somut sembolleri yok edilse de kişiler arası ilişkilerde, sosyal yapıda ve aile ilişkilerinde tezahür eden öğeleri varlığını sürdürmeye devam etmekteydi. Bütün bunlar Azerbaycan toplumunun kendini çevresindeki etnik kimliklerden Ruslardan, Ermenilerden ve Gürcülerden ayırt ettiği, dolayısıyla da milli kimliğinin sınırlarını muhafaza ettiği önemli kültür öğeleri idi. Kebinolarak bilinen dinî nikah, sünnet, cenaze ve yas merasimleri gibi yaşam döngüsü ritüelleri Azeri olmanın çok önemli göstergeleri olarak algılanmıştır. Sovyet ateist ideologlarının yaptıkları birçok araştırmalarda ve istihbarat raporlarında komunist partisi yöneticileri de dahıl olmak üzere halkın söz konusu yaşam döngüsü ritüellerini milli gelenek görenek olduğu gerekçesiyle sürdürdükleri belirtilmekteydi. Ateistler bile, bahsedilen yaşam döngüsü ritüellerine uymadıkları taktirde milli geleneklere karşı gelmekle suçlanacakları ve toplumdan dışlanacakları endişesiyle ritüelleri yerine getirmekteydiler.  Kebinsadece Müslüman çiftler arasında kıyıldığından ve dini nikahsız yapılan evlilikler toplumda hoş karşılanmadığından Ruslar, Ermeniler ve Gürcülerle evlilik yapma oranları oldukça düşük kalmaktaydı. Erkek çocuğa sünnet yaptırmak o çocuğu Azeri toplumunun bir üyesi yapmak olarak algılandığından çocuğa sünnet yaptırmak onu diğer toplumların üyelerinden ayıran bir özelliğe kavuşturmak anlamına gelmekteydi. Ölen bir kişinin İslamî üsullere göre gömülmesi o cenazenin bir Rusa, Ermeniye veya Gürcüye değil, bir Azeriye ait olduğunun göstergesi olmaktaydı. Dolayısıyla İslamî kültürden kaynaklanan yaşam döngüsü ritüelleri aynı zamanda çevredeki etnik gruplarla sınırları belirlemekte, dolayısıyla milli ve etnik bilinci canlı tutmaktaydı. Böylece İslamî kültür ve yaşam tarzi Sovyet rejiminin milli ve etnik kimliklerin ötesinde yeni bir insan ve toplum tipi oluşturmayı amaçlayan Homo Sovieticus projesinin de en önemli panzehirlerinden biri olmuştur

    Theological Education in Azerbaijan

    Get PDF
    Bu bildiri Azerbaycan’da ilahiyat eğitiminde modernleşme döneminden sonra, özellikle de 19. yüzyıldan günümüze değin gerçekleşen tarihsel değişimi incelemektedir. 19. yüzyılın ilk yarısında Rusya’nın bölgeyi işgal etmesiyle birlikte ilahiyat eğitiminde hangi yönde değişimler yaşandığı ve bu değişimde etkili olan faktörler ele alınmaktadır. Aynı zamanda çarlık Rusya’sı sonrasında ateist ideolojiyi benimseyen Sovyetler döneminde Azerbaycan’da ilahiyat eğitiminin durumu ve bunun sonuçları araştırılmaktadır. Son olarak bağımsızlık döneminde Azerbaycan’da İlahiyat eğitimi politikaları ve bu politikaları şekillendiren toplumsal, siyasi, kültürel ve ideolojik faktörler incelenmektedir. Bildiri Azerbaycan’da ilahiyat eğitimi konusunu tarihsel süreklilik içerisinde ele almakta, her bir tarihsel dönemin bir önceki dönemden bağımsız olmadığı varsayımına dayanmaktadır. Çar Rusya’sı bölgeyi işgal etmeden önce yüksek din eğitiminde İslam dünyasının çeşitli ilim merkezleri tartışılmaz bir otoriteye sahipken, işgalden sonra uygulanan politikalarla birlikte bu ilim merkezlerine yönelenlerin sayısı kademeli olarak azalmıştır. Sovyet döneminde Azerbaycan’ın İslam dünyasındaki yüksek din eğitimi merkezleri ile bağı tamamen kopmuş, sadece çok sınırlı sayıda kişi Sovyet sisteminin denetimindeki Taşkent İslam Enstitüsü’nde yüksek din eğitimi alabilmiştir. Bağımsızlık döneminin ilk yıllarından itibaren Azerbaycan, toplumda İslam’a ilginin giderek artmasına karşın, bu ilgiyi karşılayacak ilahiyatçılar yetiştirme mekanizmasından yoksun olmanın yol açtığı sorunlarla boğuşmuştur. Bağımsızlığın ilk yıllarında Kafkasya Müslümanları Ruhani İdaresi’ne bağlı olarak Bakü İslam Enstitüsü kurulsa da söz konusu Enstitü ihtiyaçları karşılayan eğitim-öğretim faaliyeti konusunda başarı sağlayamamıştır. Bağımsızlığın ilk yıllarında Türkiye Diyanet Vakfı’nın (TDV) desteyi ile Bakü Devlet Üniversitesi’ne bağlı olarak kurulan ilahiyat fakültesi de bazı nedenlerden dolayı toplumun çoğunluğu tarafından yüksek din eğitimi alanında otorite bir kurum olarak kabul görmemiştir. Bu dönemde yüksek din eğitimi için İslam dünyasındaki belli ilim merkezleri yoğun şekilde tercih edilir olmuştur. Fakat bu durum siyasi, ideolojik, kültürel vb. sorunları da beraberinde getirmiş, İslam dünyasının sorun ve çelişkileri oradan mezun olan ilahiyatçılar tarafından adeta Azerbaycan’a ithal edilmiştir. 2018 yılında Cumhurbaşkanı kararnamesiyle yüksek din eğitim ve öğretimini gerçekleştirmek üzere, Azerbaycan toplumunun dini mezhepsel yapısını dikkate alan ve devlet politikalarıyla uyum içerisinde faaliyet göstermesi hedeflenen Azerbaycan İlahiyat Enstitüsü kurulmuştur. Aynı yıl Bakü İslam Üniversitesi’nin ve TDV’nin desteyi ile kurulan İlahiyat fakültesinin eğitim öğretim faaliyetine son verilmiştir. Azerbaycan İlahiyat Enstitüsü ülkede din görevlileri hazırlayan tek yüksek din eğitimi kurumu olarak faaliyetini sürdürmektedir. Sonuç olarak son iki yüzyılda Azerbaycan’da İlahiyat eğitiminde ciddi değişimler hatta kırılmalar yaşandığını ve bu sürecin ülkede gerçekleşen siyasi ve ideolojik süreçlerle yakından ilişkili olduğunu söyleyebiliriz

    Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis

    Get PDF
    The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed

    Variations on the Author

    Get PDF
    “Variations on the Author” discusses two of Eduardo Coutinho’s recent films (Um Dia na Vida, from 2010, and Últimas Conversas, posthumously released in 2015) and their contribution to the general question of documentary authorship. The director’s filmography is characterized by a consistent yet self-effacing form of authorial self-inscription: Coutinho often features as an interviewer that rather than express opinions propels discourses; an interviewer that is good at listening. This mode of self-inscription characterizes him as an author who is not expressive but who is nonetheless markedly present on the screen. In Um Dia na Vida, however, Coutinho is completely absent form the image, while Últimas Conversas, on the contrary, includes a confessional prologue that moves the director from the margins to the center of his films. This article examines the ways in which these works stand out in the filmography of a director who offers new insights into the notion of cinematic authorship

    Appropriate Similarity Measures for Author Cocitation Analysis

    Get PDF
    We provide a number of new insights into the methodological discussion about author cocitation analysis. We first argue that the use of the Pearson correlation for measuring the similarity between authors’ cocitation profiles is not very satisfactory. We then discuss what kind of similarity measures may be used as an alternative to the Pearson correlation. We consider three similarity measures in particular. One is the well-known cosine. The other two similarity measures have not been used before in the bibliometric literature. Finally, we show by means of an example that our findings have a high practical relevance.information science;Pearson correlation;cosine;similarity measure;author cocitation analysis
    corecore