1,721,000 research outputs found
Detection of Molecular Mechanisms of Disinfectant/Antiseptic and Antibiotic Resistance in Staphylococcus Aureus and Coagulase Negative Staphylococci Which Were Isolated From Clinical Samples and Determining the Phylogenetic and Clonal Relationship by Using Spa Gene Sequence Typing and Pulse Field Gel Electrophoresis Method.
TEZ11976Tez (Doktora) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2019.Kaynakça (s. 63-75) var.ix, 76 s. : res. (bzs. rnk.), tablo ; 29 cm.Dünya genelinde hızla yayılan antibiyotik direnci ve son zamanlarda bu direnç ile ilişkilendirilen antiseptik ve dezenfektan maddelere karşı gelişen direncin epidemiyolojisi ve moleküler mekanizmalarının bilinmesi özellikle hastane kökenli infeksiyonların önlenmesi için oldukça önemlidir. Bölgemizin Suriye ile sınırı olması ve orada yaşanan iç savaş nedeniyle oluşan göç endojen floranın ve mikroorganizmalara ait direnç profillerinin zaman içerisinde değişmesine neden olmuştur. Çalışmamızda hastanemizdeki çeşitli poliklinik ve servislerden izole edilen stafilokok suşlarının antiseptik ve dezenfektan direnç genleri, spa tiplendirmesi ve Pulsed Field Gel Electrophoresis (PFGE) yöntemiyle klonal ve filogenetik ilişkileri araştırılmıştır. Laboratuvarımıza rutin olarak gönderilen materyallerden izole edilen stafilokoklar bakteriyolojik yöntemlerle ve Vitek 2 otomatize sistemle tanımlandıktan sonra tümünde qacA/B ve qacC genleri taranmış olup, MRSA olduğu belirlenen suşların spa tiplendirmeleri ve PFGE analizleri yapılıp Ridom yazılım programıyla değerlendirilmiştir. İncelenen örneklerin % 41’inde her iki gen grubu pozitif olmak üzere % 76’sının qacA/B geni, % 57’sinin qacC (smr) geni taşıdığı, tespit edilmiştir. PFGE analizi sonucu MRSA izolatlarının 5 büyük küme ve bu kümelere ait 15 alt küme içerisinde yoğunlaştıkları görülmüştür. Epidemiyolojik olarak baskın spa tipinin % 31’lik oranla t223 olduğu ortaya konmuştur. İzolatların genotipik incelemeleri, antibiyotik direnç profilleri ve hastane infeksiyonu olarak tanımlanan olgulardan izole edilme oranları değerlendirilerek t223’ün % 31’lik insidans ile dominant genotip olduğu ve bu gen kümesinin Suriye’li hastalara ait klon olduğu düşünülmüştür. Toplum kökenli olduğu düşünülen spa tiplerinin ise % 10’luk oranlarla t1347 ve t105 oldukları tespit edildi. Kısa dönemli salgın incelemelerinde ve uzun dönemli soy ilişkisi araştırmalarında spa tiplendirme yönteminin ile PFGE’nin birlikte kullanılmasının klonal ilişki tespiti için daha yüksek ayırım gücü vereceği, bu çalışmanın daha uzun süre ve daha fazla örnek kullanılarak toplum ve hastane klonlarının takibinde kullanılmasının faydalı olacağı düşünülmüştür.It is crucial to have knowledge about the epidemiology and molecular mechanisms of esistance against the antiseptics and disinfectants beside the growing antibiotic resistance with regard of preventing in particular hospital acquired infections. Borderline of 2 countries, Turkey and Syria, and intensive migration to our region from Syria are the main causatives of change on the endogenous flora and resistance profiles of microorganisms in time. In this study it was observed the antiseptic and disinfectant resistance genes of staphylococcus which were isolated from different polyclinics and services of our hospital, determined clonal and phylogenetical relationships by spa typing and PFGE. Strains which were isolated from different materials routinely in our laboratory are identified by bacteriologic methods and Vitek 2 automatised system and scaned with respect of qacA/B and qacC genes. Specified MRSA strains had been subjected to spa typing and PFGE and evaluated by Ridom software programme. QacA/B genes were existed % 76 of MRSA isolates while qacC rate was % 57. These 2 genes were co-existed on the strains with a range of % 41. According to PFGE findings there were determined 5 big clusters and 15 sub-clusters. t223 spa type was epidemiologically dominant with a range of % 31. It was estimated that the t223 is the dominant spa type with a range of % 31 with respect to genotypic investigations, antibiotic resistance profiles and due to be in the group of nosocomials and also was thought it is the Syrian clon. t1347 and t105 were evaluated as community originated spa types in ratio of % 10 of each. It is thought to be beneficial using spa typing methods with Pulsed Field Gel Electrophoresis in short-term epidemic studies, in the research of long-term clonal relations and also using this study with more examples and for longer time to monitor community and hospital associated clones.Bu çalışma Ç.Ü. Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: TDK-2017-8513
Hastane Kökenli Enfeksiyonlarda Güncel Antibiyotik Direnç Durumu
Dünya genelinde olduğu gibi ü lkemizde de giderek artan antibiyotik direnci, sağlk hizmetlerini en çok zorlayan sorundur. Hastane yatş ve akabinde gelişen nozokomiyal enfeksiyonlar çok önemli morbidite ve mortalite sebeplerindendir. Tedavi sürecinin olumsuz etkilenmesi, hastane yatş süresinin uzamas ve buna bağl olarak sağlk hizmetleri giderlerinin artmas gerek hasta gerekse sağlk personeli üzerinde olumsuz etkiler doğurmaktadr. Bu çalşmada ü lkemizde çeşitli enfeksiyonlardan izole edilen etkenler ve güncel antibiyotik duyarllklar araştrlmştr. Buna göre son dönemde en sk rastlanan hastane kökenli enfeksiyonlarn, kan dolaşm enfeksiyonlar olduğu belirlenmiştir (%45,35). Bu enfeksiyonlardan izole edilen mikroorganizmalarn dağlmna bakldğnda enterik bakteriler (%34,90) ve Gram pozitif koklarn (%27,41) baskn olduğu görü lmüştür. Enterik bakterilerden en sk izole edilen Klebsiellapneumoniae, Gram pozitif koklardan en sk izole edilen ise Enterococcusspp. olmuştur. Hastane kökenli izolatlarn en çok dirençli olduğu antibiyotikler ise K.pneumoniaesuşlar için sefalosporinler ve amoksisilin-klavulanik asit (%90,7-%90,9) iken Gram pozitif koklarda S.aureus�lorokinolon direnci %69,4-%72,8, Enterococcusfaeciumsuşlarnda ise ampisilin direnci %85,3%94,2 oranyla öne çkmştr. Enterobakterlerin en duyarl olduğu antibiyotikler ise K.pneumoniaesuşlar için kolistin (%30,8-%44,6), E.colisuşlar için ise amikasin (%8,1-%15) ve karbapenemler (%4,6-%23,4) olmuştur. Aklc antibiyotik kullanm protokolleri, sürdürü lebilirlik, hastane enfeksiyon komiteleri hizmet içi eğitim programlar ve özellikle ampirik/kontrolsüz antibiyotik kullanmnn önüne geçilmesi antibiyotik direncini belirli ölçüde krabilir veya bakteriyal direnç aktarm hznı kesebilir.</p
HASTANE KAYNAKLI MRSA VE MSSA İZOLATLARINDA DİRENÇ GELİŞİMİ VE TEDAVİ KILAVUZU
Bu ön çalışmada, hastane ortamından elde edilecek olan toplam 150 Staphylococcus aureusizolatı (%60 kadın, %40 erkek) katılımcıdan elde edilecek olan veriler doğrultusunda; antibiyotikdirenç profillerinin mevcut durumu ve olası direnç eğilimleri değerlendirilmiştir. İzolatların%40’ı metisiline dirençli S. aureus (MRSA), %60’ı ise metisiline duyarlı S. aureus (MSSA) olaraktanımlanmıştır. Bu ön değerlendirmede, MRSA suşlarında beta-laktam antibiyotiklere karşıdirenç oranının %95’in üzerinde olduğu literatür kapsamında bulgulanmıştır. Ayrıca bu bilgilerekarşın Vankomisin ve Linezolid gibi kritik antibiyotiklere karşı tam duyarlılığın korunduğuliteratür kapsamında saptanmıştır. MSSA izolatlarında ise beta-laktamlara duyarlılık oranıortalama %85 düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Enfeksiyon servisinden elde edilen MRSA veriizolatlarının diğer klinik bölümlere kıyasla daha yüksek direnç oranlarına sahip olduğugörülmektedir. Ayrıca ortaya çıkan bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu yapılançalışmaların sonuçları ile görülmektedir. Yine zaman içinde MRSA izolatlarında direnç artışıeğilimi ve bazı suşlarda indüklenebilir MLSB ile hetero-VISA gibi fenotipik özelliklerin ortayaçıktığı da literatürde yer alan çalışmaların bulgularında belirtilmektedir. Literatür kapsamındaelde edilen bu bulgular, ilerleyen aşamalarda gerçekleştirilecek kapsamlı uygulama çalışması içinönemli bir referans noktası oluşturmaktadır. Çalışmanın nihai hedefi, hastanelerde antibiyotikkullanım politikalarının optimize edilmesi, MRSA ve MSSA enfeksiyonlarının etkin yönetimineyönelik kanıta dayalı tedavi stratejilerinin geliştirilmesidir. Böylece bu ön çalışma, uygulanacakgeniş ölçekli araştır</p
HASTANE KAYNAKLI MRSA VE MSSA İZOLATLARINDA DİRENÇ GELİŞİMİ VE TEDAVİ KILAVUZU
Bu ön çalışmada, hastane ortamından elde edilecek olan toplam 150 Staphylococcus aureusizolatı (%60 kadın, %40 erkek) katılımcıdan elde edilecek olan veriler doğrultusunda; antibiyotikdirenç profillerinin mevcut durumu ve olası direnç eğilimleri değerlendirilmiştir. İzolatların%40’ı metisiline dirençli S. aureus (MRSA), %60’ı ise metisiline duyarlı S. aureus (MSSA) olaraktanımlanmıştır. Bu ön değerlendirmede, MRSA suşlarında beta-laktam antibiyotiklere karşıdirenç oranının %95’in üzerinde olduğu literatür kapsamında bulgulanmıştır. Ayrıca bu bilgilerekarşın Vankomisin ve Linezolid gibi kritik antibiyotiklere karşı tam duyarlılığın korunduğuliteratür kapsamında saptanmıştır. MSSA izolatlarında ise beta-laktamlara duyarlılık oranıortalama %85 düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Enfeksiyon servisinden elde edilen MRSA veriizolatlarının diğer klinik bölümlere kıyasla daha yüksek direnç oranlarına sahip olduğugörülmektedir. Ayrıca ortaya çıkan bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu yapılançalışmaların sonuçları ile görülmektedir. Yine zaman içinde MRSA izolatlarında direnç artışıeğilimi ve bazı suşlarda indüklenebilir MLSB ile hetero-VISA gibi fenotipik özelliklerin ortayaçıktığı da literatürde yer alan çalışmaların bulgularında belirtilmektedir. Literatür kapsamındaelde edilen bu bulgular, ilerleyen aşamalarda gerçekleştirilecek kapsamlı uygulama çalışması içinönemli bir referans noktası oluşturmaktadır. Çalışmanın nihai hedefi, hastanelerde antibiyotikkullanım politikalarının optimize edilmesi, MRSA ve MSSA enfeksiyonlarının etkin yönetimineyönelik kanıta dayalı tedavi stratejilerinin geliştirilmesidir. Böylece bu ön çalışma, uygulanacakgeniş ölçekli araştır</p
Antimicrobial Efficacy of Origanum Syriacum L. and Origanum Onites L. Essential Oils against Pseudomonas Aeruginosa and their Effects on BiofilmFormation
Antimicrobial Efficacy of Origanum Syriacum L. and Origanum Onites L. Essential Oils against Pseudomonas Aeruginosa and their Effects on BiofilmFormation
The Diversity of Bacteria Isolated From The Urine Cultures of Outpatients and Antibiotic Resistance Profiles After a Major Earthquake
Aim: Urinary tract infections are widely seen throughout the world in any age group, and mostly in females. After a major earthquake in 2023, sanitation problems developed in the region due to several difficulties, environmental pollution as well as behavioural changes in hygiene as people were exposed to survive for a long time period without water and detergent, resulting in several infections. The aim of this study to determine the diversity of bacteria isolated from urinary tract infections of outpatients and the resistance of these bacterial strains against several antibiotics. Method: The study included 796 outpatients who applied at the urology policlinic of a secondary care hospital between April 2023 and May 2024. It was examined 159 positive urine culture. Findings: The most frequently isolated bacteria from urine cultures were Escherichia coli (n:87, 54.71%), coagulase negative staphylococci (CNS) (n:14, 8.80%), Klebsiella pneumoniae (n:12, 7.54%), Enterobacter spp. (n:10, 6.28%), and Enterococcus faecalis (n:9, 5.66%). Ampicillin and amoxicillin resistance of E. coli strains were 48.27% and 42.12% respectively. E. coli strains were mostly susceptible against amikacin (98.85%).Conclusion: Natural disasters such as earthquakes and floods may cause environmental pollution, thereby causing an increase in infections. Epidemiological and demographic changes occur in patient groups. Most of these infections can be prevented by taking precautions and environmental recovery. </p
Investigation of carbapenemase and ESBL status, capsule serotypes, and clinical distribution of virulence genes in Klebsiella pneumoniae isolates
Purpose: This study aimed to (i) determine the prevalence of capsule serotypes and virulence genes in Klebsiella pneumoniae clinical isolates obtained from the Çukurova region of Turkey, and (ii) assess their relationship with carbapenemase and extended-spectrum β-lactamase (ESBL) production.Materials and Methods: A total of 353 K. pneumoniae isolates were recovered from various clinical specimens of both inpatients and outpatients. Carbapenem susceptibility and ESBL production were initially evaluated using an automated antimicrobial susceptibility testing system and subsequently confirmed by the Kirby–Bauer disc diffusion assay and the combined disc method, following EUCAST 2025 guidelines. Genomic DNA was extracted from overnight cultures, and species identification was verified using PCR targeting the 16S–23S ITS region. Capsule serotypes and virulence-associated genes were detected through specific PCR-based assays.Results: Carbapenemase and ESBL production were identified in 26.1% (n = 92) and 23.2% (n = 82) of isolates, respectively, with 17.3% (n = 61) co-producing both enzymes. Capsule serotypes were detected in 11.6% of isolates, predominantly K2 (5.1%, n = 18) and K5 (6.5%, n = 23), whereas K1 was not found. The frequencies of virulence genes were as follows: mrkD (90%), fimH-1 (80%), ybtS (92%), iutA (78%), rmpA (10%), and iroN (2%). A statistically significant association was observed between antimicrobial resistance phenotypes and selected virulence genes, including mrkD, ybtS, and iutA.Conclusion: The findings reveal the distribution of capsule serotypes and virulence determinants among K. pneumoniae isolates circulating in the Çukurova region. These results highlight the importance of sustained molecular surveillance to inform infection control strategies and optimize antimicrobial stewardship.</p
- …
