747 research outputs found
Pediatrik Travmalarda Temel Klinik Yaklaşımlar
"This book," authored by Assoc. Prof. Dr Fatih Battal is a fundamental reference source developed from clinical observations in pediatric intensive care units, offering a systematic approach to pediatric trauma cases. Centring vital assessment steps such as the "Pediatric Assessment Triangle," the book covers a wide range of topics, from trauma epidemiology and the anatomical and physiological developmental characteristics of children to primary and secondary assessment processes and trauma scoring systems. Serving as a life-saving guide in emergencies, this work aims to provide clinicians with the systematic perspective needed to make rapid, accurate decisions in trauma management.Doç. Dr. Fatih Battal tarafından kaleme alınan "Pediatrik Travmalarda Temel Klinik Yaklaşımlar", çocuk yoğun bakım ünitelerindeki klinik gözlemlerden yola çıkılarak hazırlanmış, pediatrik travma vakalarına sistematik bir yaklaşım sunan temel bir başvuru kaynağıdır. Kitap, "Çocuk Değerlendirme Üçgeni" gibi hayati öneme sahip değerlendirme basamaklarını merkeze alarak; travma epidemiyolojisinden çocukların anatomik ve fizyolojik gelişim özelliklerine, birincil ve ikincil değerlendirme süreçlerinden travma skorlama sistemlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Acil durumlarda hayat kurtarıcı bir rehber niteliği taşıyan bu çalışma, klinisyenlere travma yönetiminde hızlı ve doğru kararlar almaları için gerekli sistematik bakış açısını kazandırmayı hedeflemektedir
Çocuklarda Ailevi Akdeniz Ateşi ve Psikososyal Yansımaları
This book, titled "Çocuklarda Ailevi Akdeniz Ateşi ve Psikososyal Yansımaları" ("Familial Mediterranean Fever and its Psychosocial Reflections in Children"), addresses both the clinical aspects and the profound psychosocial effects of Familial Mediterranean Fever (FMF), a genetic condition frequently encountered, particularly in Anatolian territories. Written by Assoc. Prof. Dr. Fatih Battal from the perspective of both a physician and a father of a child with FMF, this work emphasizes the importance of a multidisciplinary and holistic approach in managing the disease. The book includes detailed medical information such as the clinical symptoms, diagnostic criteria, MEFV gene variants, Colchicine treatment, and application principles. Furthermore, it extensively covers the impacts of FMF on children's physical, developmental, behavioral, cognitive functions, and quality of life. Comprehensive sections are devoted to family dynamics, including the reshaping of family roles, emotional responses, and stress management, as well as sleep disorders and the dynamics of the physician-patient relationship. This resource is an invaluable aid, offering empathy, accurate information, and a holistic viewpoint to families, clinicians, and researchers grappling with FMF."Çocuklarda Ailevi Akdeniz Ateşi ve Psikososyal Yansımaları" başlıklı bu kitap, başta Anadolu toprakları olmak üzere sıkça karşılaşılan genetik bir hastalık olan Ailevi Akdeniz Ateşi'nin (FMF) çocukluk dönemindeki hem klinik yönlerini hem de derin psikososyal etkilerini ele almaktadır. Doç. Dr. Fatih Battal tarafından hem bir hekim hem de FMF hastası bir babanın gözlemleriyle kaleme alınan bu eser, hastalığın yönetimi için çok disiplinli ve bütüncül bir yaklaşımın önemini vurgular. Kitapta, hastalığın klinik belirtileri, tanı kriterleri, MEFV gen varyantları, Kolşisin tedavisi ve uygulama prensipleri gibi tıbbi bilgiler detaylıca incelenmektedir. Ayrıca FMF'nin çocukların fiziksel, gelişimsel, davranışsal, bilişsel ve yaşam kalitesi üzerindeki etkileri ayrıntılı bölümlerle aktarılmaktadır. Kronik hastalıkların aile içi rolleri yeniden şekillendirmesi, duygusal tepkiler ve stres yönetimi gibi ailevi yansımalar ile uyku bozuklukları ve hasta-hekim ilişkisinin dinamikleri de kapsamlı bir şekilde işlenmiştir. Bu kitap, FMF ile mücadele eden ailelere, klinisyenlere ve araştırmacılara empati, doğru bilgi ve bütüncül bir bakış açısı sunmayı amaçlayan değerli bir kaynaktı
ÂŞIK BATTAL DALKILIÇ'IN HAYATI SANATI VE EDEBİ KİŞİLİĞİ
Tezimizin amacı, Âşık Battal Dalkılıç'ın hayatını, sanatını ve eserlerini yaşadığı coğrafya, bağlı bulunduğu tasavvufi ekol ve âşıklık geleneği çerçevesinde değerlendirmek, şiirlerinde kullandığı metaforları belirlemektir. Yöntem olarak yazılı kaynaklara ve Âşık Battal Dalkılıç'ın şiirlerine başvurulmuş, Âşık'ın kendisiyle röportajlar yapılmıştır. Çalışmamızın giriş bölümünde, Âşık Battal Dalkılıç'ın yaşadığı Çubuk yöresinin coğrafi, tarihi, ekonomik ve nüfus durumu hakkında verdiğimiz bilgilerin ardından, tasavvufi kültür çerçevesinde Çubuk'ta âşıklık geleneğinin ne durumda olduğunu belirledik. Birinci bölümde âşığın soyunun Fatih Sultan Mehmet devri Bursa sübaşısı Cibali Sultan'a, oradan da peygamber nesline bağlandığını belirledik. Ailesi, mesleği, eğitimi ve askerliği hakkında bilgiler verdik. Çıraklık dönemi, gördüğü düşün ardından usta âşıklığa başlaması ile ilgili açıklamalarda bulunduk. İkinci bölümde Âşık Battal Dalkılıç'ın eserlerini şekil yönünden inceledik. Kullandığı nazım şekilleri ve nazım türleri hakkında çıkarımlarda bulunduk. Şiirlerindeki ritim ve ahenk unsurlarını tespit ettik. Şiirlerde kullanılan sözcük ve sözcük gruplarını inceledik. Aşığın kullandığı edebi sanatları ve tercih ettiği anlatım yollarını belirledik. Şiirlerde adı geçen erenlerle ilgili kısa biyografik bilgilere yer verdik. Üçüncü bölümde, metafor kavramı ve tasavvufta metafor kullanımı hakkında verdiğimiz temel bilgilerin ardından Âşık Battal Dalkılıç'ın şiirlerinde kullandığı tasavvufi metaforları; yaratılış ve evrenle, insanla ve değerler alanıyla ilgili olmak üzere sınıflandırarak belirledik. Dördüncü bölümde, kronolojik sırayla Âşık Battal Dalkılıç'ın şiirlerine yer verdik. Sonuç bölümünde, Türklerin dâhil olduğu bozkır kültür dairesi ve İslami kültür dairesi hakkında bilgiler verdik ve bu kültürler arası değişimin paralelinde ozandan âşıka geçiş sürecini anlattık. Türklerin tasavvufi yoldan İslam'ı kabulünü ve Hacı Bektaş-ı Veli'nin tasavvuf anlayışını açıkladık. Bütün bunların ışığında Âşık Battal Dalkılıç'ın sanatı ve edebi kişiliği ile ilgili çıkarımlarda bulunarak XXI. yy.da İç Anadolu Bölgesi'nde (Çubuk ilçesinde) tasavvufi alevi şiirinin ne durumda olduğu hakkında fikir vermeyi hedefledik. Ekler bölümünde, Çubuk ilçesi siyasi haritasına ve Âşık Battal Dalkılıç ve Susuz köyü ile ilgili fotoğraflara yer verdik.Purposes of our thesis are assessing life, art and creations of Bard Battal Dalkılıç within the framework of geography in which he is living, sufism school he is belonging and bard tradition and designation of metaphores which he used in his poems. As methodology, written sources and poems of Bard Battal Dalkılıç are referred and interviewed with his own. In the introduction part of our study, after giving information about geographical, historical, economical and demographic condition of Çubuk district, we designated how is the bardic tradition in Çubuk within the framework of sufism culture. In the first section, we designated that the bard's origin comes from Sultan Cibali who was the sübaşı of the Sultan Fatih Mehmet regality. When we go a step further we designated that the bard's origin also comes from the prophet. We gave information about his family, profession, training and soldiership. We comment about apprentice period, starting as a master bardic after his dream. In the second session, we analyzed creations of Bard Battal Dalkılıç with regard to form. We made some implications about forms and types of poems he used. We determined rhythm and accordance in his poems. We analyzed words and word groups used in poems. We designated literary arts the bard used and expression forms he choosed. We gave short biographic information about saints whose name mentioned in poems. In the third session, after giving basic information about metaphore term and its use in sufism, we classified sufistic metaphores which Bard Battal Dalkılıç used in his poems as related to genesis and cosmos, and related to human and values. In the forth session, we gave place to Bard Battal Dalkılıç's poems choronogically. In the conclusion session, we gave information about steppe area and Islamic culture area in which Turks are included and we expressed transition process from ozan to âşık in parallel with this intercultural changes. We explained Turk's acceptance of Islam and sufism conception of Hacı Bektaş-ı Veli. In the light of the foregoing, we made some implications about art and literary character of Bard Battal Dalkılıç and aimed to give an idea how is the alevi sufism poems in 21th century in Central Anatolia zone (in Çubuk borough). In the appendix session, we gave place to the political map of Çubuk borough and photographs of Bard Battal Dalkılıç and village named Susuz
ÂŞIK BATTAL DALKILIÇ'IN HAYATI SANATI VE EDEBİ KİŞİLİĞİ
Tezimizin amacı, Âşık Battal Dalkılıç'ın hayatını, sanatını ve
eserlerini yaşadığı coğrafya, bağlı bulunduğu tasavvufi ekol ve âşıklık
geleneği çerçevesinde değerlendirmek, şiirlerinde kullandığı metaforları
belirlemektir. Yöntem olarak yazılı kaynaklara ve Âşık Battal Dalkılıç'ın
şiirlerine başvurulmuş, Âşık'ın kendisiyle röportajlar yapılmıştır.
Çalışmamızın giriş bölümünde, Âşık Battal Dalkılıç'ın yaşadığı
Çubuk yöresinin coğrafi, tarihi, ekonomik ve nüfus durumu hakkında
verdiğimiz bilgilerin ardından, tasavvufi kültür çerçevesinde Çubuk'ta âşıklık
geleneğinin ne durumda olduğunu belirledik.
Birinci bölümde âşığın soyunun Fatih Sultan Mehmet devri Bursa
sübaşısı Cibali Sultan'a, oradan da peygamber nesline bağlandığını
belirledik. Ailesi, mesleği, eğitimi ve askerliği hakkında bilgiler verdik.
Çıraklık dönemi, gördüğü düşün ardından usta âşıklığa başlaması ile ilgili
açıklamalarda bulunduk.
İkinci bölümde Âşık Battal Dalkılıç'ın eserlerini şekil yönünden
inceledik. Kullandığı nazım şekilleri ve nazım türleri hakkında çıkarımlarda
bulunduk. Şiirlerindeki ritim ve ahenk unsurlarını tespit ettik. Şiirlerde
kullanılan sözcük ve sözcük gruplarını inceledik. Aşığın kullandığı edebi
sanatları ve tercih ettiği anlatım yollarını belirledik. Şiirlerde adı geçen
erenlerle ilgili kısa biyografik bilgilere yer verdik.
Üçüncü bölümde, metafor kavramı ve tasavvufta metafor kullanımı
hakkında verdiğimiz temel bilgilerin ardından Âşık Battal Dalkılıç'ın
şiirlerinde kullandığı tasavvufi metaforları; yaratılış ve evrenle, insanla ve
değerler alanıyla ilgili olmak üzere sınıflandırarak belirledik.
Dördüncü bölümde, kronolojik sırayla Âşık Battal Dalkılıç'ın şiirlerine
yer verdik.
Sonuç bölümünde, Türklerin dâhil olduğu bozkır kültür dairesi ve
İslami kültür dairesi hakkında bilgiler verdik ve bu kültürler arası değişimin
paralelinde ozandan âşıka geçiş sürecini anlattık. Türklerin tasavvufi
yoldan İslam'ı kabulünü ve Hacı Bektaş-ı Veli'nin tasavvuf anlayışını
açıkladık. Bütün bunların ışığında Âşık Battal Dalkılıç'ın sanatı ve edebi
kişiliği ile ilgili çıkarımlarda bulunarak XXI. yy.da İç Anadolu Bölgesi'nde
(Çubuk ilçesinde) tasavvufi alevi şiirinin ne durumda olduğu hakkında fikir
vermeyi hedefledik.
Ekler bölümünde, Çubuk ilçesi siyasi haritasına ve Âşık Battal
Dalkılıç ve Susuz köyü ile ilgili fotoğraflara yer verdik.Purposes of our thesis are assessing life, art and creations of Bard
Battal Dalkılıç within the framework of geography in which he is living,
sufism school he is belonging and bard tradition and designation of
metaphores which he used in his poems. As methodology, written sources
and poems of Bard Battal Dalkılıç are referred and interviewed with his own.
In the introduction part of our study, after giving information about
geographical, historical, economical and demographic condition of Çubuk
district, we designated how is the bardic tradition in Çubuk within the
framework of sufism culture.
In the first section, we designated that the bard's origin comes from
Sultan Cibali who was the sübaşı of the Sultan Fatih Mehmet regality. When
we go a step further we designated that the bard's origin also comes from
the prophet. We gave information about his family, profession, training and
soldiership. We comment about apprentice period, starting as a master
bardic after his dream.
In the second session, we analyzed creations of Bard Battal Dalkılıç
with regard to form. We made some implications about forms and types of
poems he used. We determined rhythm and accordance in his poems. We
analyzed words and word groups used in poems. We designated literary arts
the bard used and expression forms he choosed. We gave short biographic
information about saints whose name mentioned in poems.
In the third session, after giving basic information about metaphore
term and its use in sufism, we classified sufistic metaphores which Bard
Battal Dalkılıç used in his poems as related to genesis and cosmos, and
related to human and values.
In the forth session, we gave place to Bard Battal Dalkılıç's poems
choronogically.
In the conclusion session, we gave information about steppe area
and Islamic culture area in which Turks are included and we expressed
transition process from ozan to âşık in parallel with this intercultural
changes. We explained Turk's acceptance of Islam and sufism conception of
Hacı Bektaş-ı Veli. In the light of the foregoing, we made some implications
about art and literary character of Bard Battal Dalkılıç and aimed to give an
idea how is the alevi sufism poems in 21th century in Central Anatolia zone
(in Çubuk borough).
In the appendix session, we gave place to the political map of
Çubuk borough and photographs of Bard Battal Dalkılıç and village named
Susuz
Retrospective evaluation of patients in the pediatric intensive care unit of Çanakkale Onekiz Mart University hospital
Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim DalıAmaç: Çocuk Yoğun Bakım Üniteleri (ÇYBÜ), yaşamı tehlikesi altındaki 1 ay-18 yaş arası çocuk hastaların kesintisiz bakım ve tedavisinin sağlandığı kritik birimlerdir. Güney Marmara Bölgesi'nde üçüncü basamak bir klinik olarak hizmet veren yoğun bakım ünitemizde yürüttüğümüz çalışmanın amacı, dört yıllık veri setini kullanarak hastalarımızın yoğun bakımda kalış süreleri, mekanik ventilasyon kullanımı, komplikasyonlar, mortalite oranları ve etkileyen risk faktörlerini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmamızda 519 hasta retrospektif olarak incelenmiş olup, arşiv kayıtları üzerinden hasta bilgi formu verileri analiz edilmiştir. Analizlerde istatistiksel paket programı kullanılmış, değişkenlerin normal dağılımı incelenmiş ve anlamlı bulunan parametreler için lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Hastalarımızın 232'si kız (%44,7) ve 287'si erkek (%55,3) olarak kaydedilmiştir. Hastaların yaş aralığına göre dağılımı incelendiğinde, en fazla hasta 1-48 ay arasındadır (%47). Hastaların %84,7'si servise devredilmiş, %6,5'i taburcu edilmiş, %4,6'sı ileri merkeze sevk edilmiş ve %4,2'si eksitus olmuştur. YBÜ'ye daha önce yatan hastalarda mortalite riski artmaktadır, özellikle birden fazla yatan hastalarda bu risk daha yüksektir. Kronik hastalık öyküsü olan hastaların YB'de kalış süresi anlamlı olarak daha uzundur. En sık görülen yatış nedenleri enfeksiyon hastalıkları, nörolojik hastalıklar ve zehirlenmelerdir. Hastane enfeksiyonu tanısı alan hastalarda mortalite oranı yaklaşık 2.474 kat artmaktadır. Kan ürünü replasmanı yapılan hastalardan %22,2'si eksitus olmuştur. Pozitif inotrop desteği alan hastaların %41'i eksitus olmuştur. Hastaların dörtte birine invaziv ve non-invaziv mekanik ventilasyon uygulanmıştır. Çalışmamız PRISM, PIM ve PELOD gibi skorlama sistemlerinin mortalite tahmininde güvenilir bir parametre olduğunu desteklemektedir. Sonuç: Araştırmamızda elde ettiğimiz veriler, Güney Marmara Bölgesi'ndeki çocuk yoğun bakım alanında hizmet veren üniteler için değerli bilgiler sunmaktadır. Bu verilerin, bölgemizdeki çocuk yoğun bakım ünitelerinin eksikliklerinin tespit edilmesine ve hizmetlerin geliştirilmesine katkı sağlayabileceğine inanıyoruz. Bölgemizdeki hastaların verilerinin ilk kez araştırılması, çalışmamızın önemini artırırken elde edilen verilerin gelecekteki çalışmalara referans olabileceğini düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: mekanik ventilasyon, mortalite skoru, risk faktörleri, retrospektifObjective: Pediatric Intensive Care Units (PICUs) are critical units where uninterrupted care and treatment are provided for children aged 1 month to 18 years who are at risk of life-threatening conditions. The aim of our study, conducted at a tertiary care clinic serving in the Southern Marmara Region, is to investigate the duration of stay, utilization of mechanical ventilation, complications, mortality rates, and influencing risk factors among patients using a four-year dataset. Method: In our study, 519 patients were retrospectively examined, and data from patient information forms were analyzed using archived records. Statistical package software was utilized for analysis, examining the normal distribution of variables, and logistic regression analysis was conducted for parameters found to be significant. Findings: Of the patients, 232 were female (44.7%) and 287 were male (55.3%). Upon examining the distribution of patients by age range, the majority fell within the 1-48 month age group (47%). 84.7% of patients were discharged to the ward, 6.5% were discharged home, 4.6% were transferred to advanced centers, and 4.2% expired. Mortality risk increases in patients with previous admissions to the PICU, particularly in those with multiple admissions. Patients with a history of chronic illness had a significantly longer stay in the PICU. The most common reasons for admission were infectious diseases, neurological disorders, and intoxications. The mortality rate was approximately 2.474 times higher in patients diagnosed with hospital-acquired infections. Among patients receiving blood product replacement, 22.2% expired. 41% of patients receiving positive inotropic support expired. One-fourth of the patients underwent invasive and non-invasive mechanical ventilation. Our study supports the reliability of scoring systems such as PRISM, PIM, and PELOD in predicting mortality. Result: The data obtained from our research provide valuable insights for pediatric intensive care units (PICUs) operating in the Southern Marmara Region. We believe that these findings can contribute to identifying deficiencies in PICUs in our region and improving services. The investigation of patient data in our region for the first time enhances the significance of our study, and we believe that the data obtained can serve as a reference for future studies. Keywords: Pediatric intensive care, mechanical ventilation, mortality score, risk factors, retrospectiv
Comparison of childhood depression scale and Pittsburgh sleep quality index with international severity scoring system for FMF in children with familial Mediterranean fever
Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim DalıAMAÇ: Ailesel Akdeniz Ateşi(AAA); Türkiye'de en sık görülen herediter, otozomal resesif, tekrarlayan serözit atakları ile karakterize bir hastalıktır. AAA kronik inflamatuar bir hastalık olup takibi uzun sürelidir. AAA'nın çocuk ve ergenlerin ruh sağlığı üzerine olan etkileri henüz yeterince bilinmemekle birlikte bu hastalığa bilişsel ve duygusal belirtilerin yanı sıra konfüzyon, yorgunluk, azalmış motivasyon, uyku bozuklukları, anksiyete ve depresyon eşlik edebilir. AAA'da birçok şiddet skorlaması vardır. Uluslararası FMF grubu uzmanları (Demirkaya ve arkadaşları) AAA'lı hastalarda hastalık şiddetinin belirlenmesinde görüş birliğini sağlamak için kabul gören FMF İçin Uluslararası Şiddet Skorlama Sistemi (ISSF) geliştirdi. Çalışmamızda; AAA hastalarının hem ISSF kriterleri kullanılarak şiddet skorlarını değerlendirmeyi, hem de Çocukluk Çağı Depresyon Ölçeği(ÇDÖ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksinden(PUKI) faydalanarak uyku ve depresyonla olan ilişkisini araştırmayı amaçladık. MATERYAL VE METOT: Çalışmamıza Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim dalı Genel Pediatri ve Sağlam Çocuk polikliniğine başvuran, 6-18 yaş aralığında AAA tanısı ile en az altı aydır kolşisin kullanan 72 katılımcı çalışma grubu olarak dahil edildi. Aynı yaş aralığında 88 sağlıklı katılımcı kontrol grubu olarak alındı. Katılımcıların veli ya da vasisinden bilgilendirilmiş onam formu alınarak katılımcılara sosyodemografik veri formu, ÇDÖ, PUKI uygulandı. ÇDÖ'den 19 puan ve üzerinde alanlar depresyon olarak kabul edildi. PUKI' den 5 puan ve üzerinde alanlar kötü uyku kalitesine sahip olduğu kabul edildi. Çalışma grubuna ayrıca ISSF uygulandı. Çalışma grubu ISSF ile değerlendirilerek 1-10 arasında skorlarına göre hafif, orta ve şiddetli olarak sınıflandırıldı. İstatistiksel analiz için SPSS for Windows 20. 0 programı kullanılmıştır. BULGULAR: Araştırmamıza %48,6'sı (n=35) kız cinsiyette 72 hasta, kontrol grubunda %50'si (n=44) kız cinsiyette olmak üzere 88 kişi toplam 160 olguya ulaşıldı. Araştırmamızda AAA grubunun yaş ortalaması 10,6±3,3 yıldır; kontrol grubunun yaş ortalaması 11,5±3,1 yıldır. AAA grubunun şikayet başlangıç yaşının ortalaması 6,2±3,3 yıldır. Tanı yaşının ortalaması ise 7,9±3,4 yıldır. Çalışmamızdaki hastalarımızın ilaç başlama yaşının ortalaması 7,9±3,4 yıldır. Çalışmamızda AAA grubumuzun ISSF ile ortalama puanı 2,4±1,2 puandır. Çalışmamızda AAA grubunun ÇDÖ puanı ortalaması 8,2±5,3 puandır, PUKI puan ortalaması 3,0±2,3 puandır. Kontrol grubunun ÇDÖ ve PUKI puanları çalışma grubuna göre daha yüksektir ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır. (p=0,048 ve p=0,0001) Araştırmamızda AAA grubumuzun ÇDÖ sonuçlarını karşılaştırdığımızda homozigot mutasyona sahip hastaların ortalama puanlarının, heterozigot ve birleşik heterozigot mutasyona sahip hastalara göre daha yüksek olduğunu saptadık; PUKI sonuçlarına baktığımızda homozigot ve heterozigot mutasyona sahip kişilerin aynı sonuca ve birleşik heterozigot hastalara göre daha yüksek olduğunu saptadık. Ancak PUKI ve ÇDÖ sonuçlarında genetik mutasyonlara göre istatistiksel anlamlı fark saptanmamıştır. (p= 0,327 ve p=0,997) Çalışmamızda AAA grubunda ÇDÖ puanlarını kız, erkek cinsiyet ve yaş gruplarına göre karşılaştırdığımızda; istatistiksel anlamlı fark saptanmamıştır.(p=0,277 ve p=0,575) Ayrıca AAA grubunda ISSF puanlarını cinsiyet ve yaş gruplarına göre karşılaştırdığımızda istatistiksel anlamlı fark saptanmamıştır. (p=0,546 ve p=0,362) Çalışmamıza katılan AAA hastalarını ISSF'ye göre yapılan şiddet skorlamasında hafif olarak sınıflandırılan hastaların %25,6'sında (n=11) kötü uyku kalitesi saptanmıştır, orta şiddetteki hastalığa sahip kişilerin %17,9'unun (n=5) uyku kalitesi kötü bulundu. Ağır hastalığa sahip bir kişinin de PUKI puanı beşin üzerinde olup kötü uyku kalitesine sahiptir. Ancak her üç grup arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmamıştır. (p=0,146) Araştırmamızda AAA hastalarında PUKI ile ÇDÖ puanları karşılaştırıldığında; kötü uyku kalitesine sahip kişilerin %11,8'inde (n=2) depresyon puanı yüksek saptanmıştır. Bu iki grubu karşılaştırdığımızda istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır.(p=0,201) Çalışma grubunda PUKI puanı ile depresyon puanı arasında pozitif yönlü orta düzeyli korelasyon saptandı (r: 0,313, p=0,007). Çalışma grubunda ISSF puanı ile PIKU ve depresyon puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmadı (p>0,05) SONUÇ: Çocuk ve ergenlerde AAA hastalarında depresyon, uyku kalitesini ve ilişkili faktörleri değerlendiren literatürdeki ilk çalışmalardan birini sunuyoruz. Çocuk AAA hastalarında uyku ve ruh halinin ne aşamada olduğu net olarak bilinmemektedir. Çalışmamızın AAA hastalarının uyku ve depresyon durumunu değerlendirilmesi açısından literatüre farklı bir bakış açısından katkıda bulunacağını düşünmekteyiz. Bununla birlikte AAA hastalarının uyku kalitesini ve duygudurumlarını etkileyen mekanizmaları aydınlatmaya yönelik uzun süreli takipleri olan daha büyük bir popülasyonlu çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Tekrarlayan, karın ağrısı, ateş, şiddet, depresyon, uykuOBJECTİVE: Familial Mediterranean Fever (FMF); the most common hereditary, autosomal recessive disease in Turkey and it is characterized by recurrent attacks of serositis. FMF is a chronic inflammatory disease with a long-term follow-up. FMF's child and adolescent mental health effects on the disease but have not yet learned cognitive and emotional symptoms as well as confusion, fatigue, decreased motivation, sleep disorders, anxiety and depression can be accompanied. There are several severity scores in FMF. International FMF group experts (Demirkaya et al.) Developed the International Severity Scoring System (ISSF) scoring system to ensure consensus in determining disease severity in patients with FMF. In this study; We aimed to evaluate severity scores of FMF patients using ISSF criteria and to investigate the relationship between sleep and depression by using the Childhood Depression Inventory(CDI) and Pittsburgh Sleep Quality Index(PSQI). METHODS: In Çanakkale 18 Mart University Faculty of Medicine Hospital, Department of Pediatrics, General Pediatrics Policlinic; A total of 72 participants who had been using colchicine for at least six months with the diagnosis of FMF between 6-18 years of age were included in the study group. Sociodemographic data form, CDI, PSQI were applied to the participants after obtaining informed consent form from the parents or caregivers. Patients with a score of 19 or above from the CDI questionnaire were accepted as depression. Those with a score of 5 or more from PSQI were considered to have poor sleep quality. ISSF questionnaires for FMF were also administered to the study group. The study group was evaluated by ISSF and classified as mild, moderate and severe according to their scores between 1-10. SPSS for Windows 20.0 program was used for statistical analysis. RESULTS: In our study there are 160 participants, 48.6% (n = 35) girls were included in the FMF group, control group consisted of 88 people, 50% of whom were female (n = 44). The mean age of the FMF group was 10.6 ± 3.3 years; The mean age of the control group was 11.5 ± 3.1 years. The mean age of onset of complaints was 6.2 ± 3.3 years, mean age of diagnosis was 7.9 ± 3.4 years, mean age of onset of medication was 7.9 ± 3.4 years. The mean score of the FMF group with the ISSF for FMF was 2.4 ± 1.2 points. The mean CDI score of the FMF group was 8.2 ± 5.3 points and the PSQI score was 3.0 ± 2.3 points. The CDI and PUKI scores of the control group were higher than the FMF group and this difference was statistically significant. (p = 0.048 and p = 0.0001) When we evaluated the results of CDI the FMF group, we found that the average scores of patients with homozygous mutation were higher than those with heterozygous and combined heterozygote mutations. When we look at the PSQI results, we found that individuals with homozygous and heterozygous mutations had the same results and had higher results than combined heterozygous patients. However, we did not find any statistically significant difference in PSQI and CDI results compared to genetic mutations (p = 0.3327 and p = 0.997). In the FMF group, we did not find any statistically significant difference when we evaluated the CDI scores according to gender and age groups (p = 0.277 and p = 0.575). When we compared ISSF scores according to gender and age groups in the FMF group, no statistically significant difference was found. (p = 0.546 and p = 0.362) In FMF study, we found poor sleep quality in 25.6% (n = 11) of the patients classified as mild in severity scoring according to ISSF and sleep quality was found to be poor in 17.9% (n = 5) of the people with moderate severity. A person with severe illness also has a PSQI score above five and has poor sleep quality. However, no statistically significant difference was found between the three groups. (P = 0.146) When compared with PSQI and CDI scores in the FMF group; Depression scores were high in 11.8% (n = 2) of patients with poor sleep quality. When we compared these two groups, there was no statistically significant difference (p = 0.201). In the FMF group, we found a moderate positive correlation between PSQI score and depression score. (r: 0.313, p = 0.007). No statistically significant correlation was found between ISSF score and PSQI and depression scores in the FMF group (p> 0.05). CONCLUSİON: We present one of the first studies in the literature to evaluate depression, sleep quality and related factors in children and adolescents with FMF. What is not known is how children sleep and mood stage in patients with FMF. We think that our study will contribute to the literature in terms of evaluating sleep and depression status of FMF patients. However, a larger population of studies with long-term follow-up to elucidate mechanisms affecting sleep quality and mood in patients with FMF is needed. Key Words: Recurrent, abdominal pain, fever, depression, slee
A retrospective assessment of patients with diabetes mellitus TYPE 1 diagnosis and treatment
Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim DalıAmaç: Çanakkale ili ve çevresinde yaşayan Tip 1 Diyabetes Mellitus (DM) tanılı 0-18 yaş aralığındaki olguların sosyodemografik özelliklerinin, klinik, laboratuvar bulgularının, başvuru anında diyabetik ketoasidoz (DKA) durumlarının ve aldıkları tedavilerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları; Genel Pediatri Poliklinikleri, Adölesan İzlem Polikliniği, Çocuk Acil Servisine 01.04.2011-01.04.2019 tarihleri arasında en az bir kez başvurmuş olan, 0-18 yaş arası Tip 1 DM'li hastalar cinsiyet fark etmeksizin dahil edilerek, hasta dosyalarının retrospektif incelenmesi ile yapıldı. 165 DM tanılı hasta dosyası tarandı. Dosya kayıtları eksik olan 68 hasta, Tip 2 DM tanılı 4 hasta, MODY tanılı 1 hasta olmak üzere toplamda 73 hasta çalışma dışı bırakıldı. Geriye kalan 92 hasta çalışmaya dahil edildi. Bulgular: Olgularımızın %54,35'inin kız cinsiyette olduğunu tespit ettik. Olguların %56,51'inin 0-8 (prepubertal) yaş aralığında, %35,88'inin 9-12 (pubertal) yaş aralığında, %7,61'inin 13-18 (adölesan) yaş aralığında tanı aldığını saptadık, ortalama tanı yaşını ise 7,6±3,9 yaş bulduk. Olguların en sık tanı aldıkları mevsimler sırasıyla sonbahar (%32,6) ve kış (%30,43) olarak saptandı. Olgularımızın %52,17'sinin merkeze 0-50 km uzaklıkta, %42,39'unun 50-100 km uzaklıkta, %3,27'sinin 100-150 km uzaklıkta, %2,17'sinin ise 150 km'den daha uzak mesafede olduğunu tespit ettik. Tüm yaş gruplarında poliüri ve polidipsi en sık görülen başvuru şikayetleri oldu. Olgularımızın %54,34'ünün DKA ile başvurduğunu ve bunların %32,0'sinin hafif, %26,0'sının orta, %42,0'sinin ağır DKA sınıfında olduğunu tespit ettik. Olgularımızın tanı öncesi semptom süresini ortalama 35,28±56,27 gün olarak saptadık, küçük yaş grubunda semptom süresinin daha kısa olduğunu tespit ettik. Olgularımızın %34,83'ünde lipodistrofi, %2,25'inde mikroalbüminüri saptadık. Olgularımızın 1'inde (%1,09) Hashimoto tiroiditi, 4'ünde (%4,35) hipotiroidi, 1'inde (%1,09) çölyak hastalığı eşlik ettiğini saptadık. HbA1c ortalamasının küçük yaş grubunda daha yüksek (%11,20±2,86), büyük yaş grubunda daha düşük (%11,18±2,62) olduğunu saptadık. Diyabetik ketoasidoz ile başvuran grupta HbA1c ortalamasını %12,0±2,24, C-peptid ortalamasını 0,32±0,30 ng/mL, DKA ile başvurmayan grupta HbA1c ortalamasını %9,96±2,49, C-peptid ortalamasını 0,96±1,37 ng/mL saptadık ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulduk. Diyabetik ketoasidoz ile başvuran olgularımızın %12'sinde ISPAD 2009 protokolü, %18'inde ÇEDD 2016 protokolü, %18'inde ISPAD 2014 protokolü, %16'sında ÇAYD 2017 protokolü, %36'sında ISPAD 2018 protokolü uygulandığını saptadık. Sonuç: Tip 1 DM pankreas beta hücrelerinin otoimmun veya otoimmun dışı nedenlerle yıkımı sonucu, insülin eksikliği ve hiperglisemi ile sonuçlanan, çocukluk çağı yaş grubunun en sık görülen diyabet türüdür. Hastalarda DKA, hiperglisemi gibi akut ve retinopati, nefropati, nöropati, ateroskleroz gibi kronik komplikasyonlar görülebildiği için tanı ve takip önemlidir. Hastalığın bölgesel özelliklerinin araştırılması, etiyolojide önemli yer tutan genetik ve çevresel faktörler açısından yol gösterici olmaktadır. Bizim çalışmamız Güney Marmara bölgesinde çocukluk çağı yaş grubunda Tip 1 DM tanısı ile takip edilen olguların incelendiği ilk çalışmalardan biridir. Tespit ettiğimiz bulgular yapılan benzer çalışmaların sonuçları ve literatürle uyumludur. Anahtar kelimeler: Tip 1 Diyabetes Mellitus, Hiperglisemi, Diyabetik ketoasidoz.Objective: It was aimed to evaluate the sociodemographic characteristics, clinical and laboratory findings, diabetic ketoacidosis (DKA) status at the time of admission and the treatments of patients with Type 1 Diabetes Mellitus (DM) between the ages of 0-18 living in and around Çanakkale. Method: A retrospective study of the files of Type 1 DM patients, irrespective of their sex, between the ages of 0-18 who came at least once in between the dates 01.04.2011-01.04.2019 to the Çanakkale Onsekiz Mart University Faculty of Medicine Health Practice and Research Hospital Child Health and Diseases; General Pediatrics Polyclinics, Adolescent Observation Polyclinics, Pediatric Emergency Service was carried out. A total of 165 files for DM patients have been studied. 68 patient with incomplete files, 4 patients with Type 2 DM, 1 patient with MODY (overall 73 patients) have been left out of the scope of the study. The remaining 92 patients were included in the study. Results: 54.35% of our cases were female. We found that 56.51% of the cases were diagnosed in the 0-8 (prepubertal) age range, 35.88% in the 9-12 (pubertal) age range, and 7.61% in the 13-18 age range (adolescent). Average age was 7.6±3.9. Most of the cases were diagnosed in Fall (32.6%) and Winter (30.43%). 52.17% of the cases resided within 0-50 km of the city center, 42.39% within 50-100 km, 3.27% within 100-150 km and 2.17% further than 150 km. In all cases, polyuria and polydipsy were the most frequent complaint. 54.34% of the cases complained with DKA among which 32.0% were mild, 26.0% medium, and 42.0% as strong. We determined that the average period for symptoms before a diagnosis was made was 35.28±56.27 days, with a shorter period of the small age group. We determined that 34.83% of the cases have lipodystrophy, 2.25% have microalbuminuria. 1 case (1.09%) had Hashimoto thyroiditis, 4 case (4.35%) hypothyroidism, 1 case (1.09%) had celiac disease. Average value of HbA1c in the smaller age group is higher (11.20±2.86%), and smaller in the larger age group (11.18±2.62%). In the group that were admitted with diabetic ketoacidosis the average of HbA1c was 12.0±2.24%, the average of C-peptide was 0.32±0.30 ng/mL, in the group without DKA the average of HbA1c was 9.96±2.49% and the average of C-peptide was 0.96±1.37 ng/mL; and we determined a statistically significant difference between the two groups. We found that 12.0% of our patients who applied with DKA had the ISPAD 2009 protocol, 18.0% the CEDD 2016 protocol, 18.0% the ISPAD 2014 protocol, 16.0% the CAYD 2017 protocol, and 36.0% the ISPAD 2018 protocol. Conclusion: Type 1 DM is the most common type of diabetes in the childhood age group, resulting in insulin deficiency and hyperglycemia as a result of autoimmune or non-autoimmune destruction of pancreatic beta cells. Since acute complications such as DKA, hyperglycemia, and chronic complications such as retinopathy, nephropathy, neuropathy, and atherosclerosis can be seen in patients, diagnosis and follow-up are important. Investigating the regional characteristics of the disease is guiding in terms of genetic and environmental factors that have an important place in etiology. Our study is the one of the first study investigating the cases followed up with the diagnosis of Type 1 DM in the childhood age group in the South Marmara region. The findings we have determined are consistent with the results of similar studies and the literature. Key words: Type 1 Diabetes Mellitus, Hyperglycemia, Diabetic ketoacidosis
The role of weather conditions in childhood seizures: a retrospective evaluation
Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim DalıAmaç: Nöbetler, çocukluk döneminde sık karşılaşılan nörolojik acil durumlardan biridir ve öngörülememeleri nedeniyle çocuklar ve ebeveynleri için korku kaynağıdır. Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağında nöbetlerin olası tetikleyicileri arasında yer alabilecek hava durumu parametrelerini belirlemek ve hava koşullarındaki değişimlerin nöbetler üzerindeki etkisini incelemektir. Ayrıca, bu araştırma ile elde edilen verilerin analizi sonucunda, nöbet sıklığını ve epilepsi hastalarında atak oranlarını azaltmak, primer koruma sağlamak ve literatüre katkıda bulunmak hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Ocak 2019-Nisan 2023 tarihleri arasında, afebril nöbet nedeniyle hastanemiz çocuk acil servisine başvuran 0-18 yaş arası 338 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Nöbetler, epilepsi tanısı olan ve olmayan hastalar olarak iki grup, ayrıca ilk afebril nöbet ve birden fazla afebril nöbet geçiren hastalar olarak iki grup şeklinde sınıflandırılmıştır. Grupların nöbet geçirdikleri günlerin hava durumu parametreleri karşılaştırılmıştır.Toplam 338 başvuru arasından, nöbet tarih ve saatleri belirlenen 180 epilepsi tanılı hasta ve epilepsi tanısı olmayan 158 afebril nöbet hastası, ayrıca ilk afebril nöbeti olan 193 hasta ile birden fazla afebril nöbet geçiren 145 hastanın nöbet tarih ve saatindeki hava durumu parametreleri, bir gün önceki hava durumu parametreleri ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Afebril nöbetle başvuran çocuklarda, nöbetlerin en yüksek görülme oranı %31,4 (106/338) ile 06.00-12.00 saatleri arasında, en düşük ise %11,5 (39/338) ile 00.00-06.00 saatleri arasında tespit edilmiştir. Nöbet ile başvuran hastalarda, erkek cinsiyetin oranı %52,1 (176/338) daha yüksek bulunmuştur. Hastaların nöbetlerin gerçekleştiği günlerin nem (bağıl nem) değerlerine göre incelenmesinde, en yüksek nöbet görülme oranı %74,9 (253/338) ile yüksek nem değerlerinde saptanmıştır ve bu bulgu istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Nöbet günü sıcaklık ve nem değerlerinin incelenmesinde, soğuk hava, orta sıcaklık ve sıcak hava parametrelerinde yüksek nem değerlerinin olduğu günlerde nöbetlerin görülme oranının yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) olduğu bulunmuştur. Ayrıca, afebril nöbetlerin nöbet günü ve bir gün önceki sıcaklık ile hissedilebilir sıcaklık arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sonuç: Hava durumu parametrelerinden bağıl nem ile çocukluk çağı afebril nöbetleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Ancak, diğer hava durumu parametreleri olan sıcaklık ve hissedilebilir sıcaklık ile çocukluk çağı afebril nöbetleri arasında bir ilişki saptanmamıştır. Literatürde, sıcaklık ve bağıl nem arasında nöbetlerle ilgili olarak farklı coğrafik bölgelerde ve farklı sonuçlar elde edildiği görülmektedir. Hissedilebilir sıcaklık ile afebril nöbetler arasındaki ilişkiye dair çalışmalar bulunmamaktadır.Ayrıntılı bilgiler elde etmek için daha geniş bölgelerde, çok merkezli, prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.Objective: Seizures are one of the common neurological emergencies encountered during childhood and are a source of fear for children and their parents due to their unpredictability. The aim of this study is to identify the weather parameters that may serve as potential triggers for seizures in childhood and to investigate the impact of changes in weather conditions on seizures. Additionally, the objective is to reduce the frequency of seizures and attack rates in epilepsy patients, provide primary prevention, and contribute to the literature through the analysis of data obtained from this research. Materials and Methods: Between January 2019 and April 2023, a total of 338 patients aged 0-18 years presenting to our pediatric emergency department due to afebrile seizures were included in the study. Patients were classified into two groups: those with and without a diagnosis of epilepsy, as well as those experiencing their first afebrile seizure and those with multiple afebrile seizures. The weather parameters on the days of seizure occurrence were compared between groups. Among the total of 338 admissions, weather parameters at the time of seizure for 180 patients diagnosed with epilepsy, 158 patients with afebrile seizures but no epilepsy diagnosis, as well as 193 patients with their first afebrile seizure and 145 patients with multiple afebrile seizures, were compared with the weather parameters from the previous day. Results: In children presenting with afebrile seizures, the highest occurrence rate of seizures was found to be 31.4% (106/338) between 06:00 and 12:00, while the lowest was 11.5% (39/338) between 00:00 and 06:00. In patients presenting with seizures, the male gender ratio was found to be higher at 52.1% (176/338). Examination of the relative humidity values on days when seizures occurred revealed that the highest seizure occurrence rate was 74.9% (253/338) in high humidity conditions, which was statistically significant (p<0.05). In the analysis of temperature and humidity values on seizure days, it was found that the occurrence rate of seizures was high and statistically significant (p<0.05) on days with high humidity values in cold weather, moderate temperature, and hot weather parameters. Additionally, no significant difference was found between the temperature and perceived temperature on seizure days and the day before. Conclusion: A statistically significant relationship was found between relative humidity and childhood febrile seizures. However, no relationship was observed between other weather parameters such as temperature and perceived temperature and childhood febrile seizures. The literature indicates varying results regarding the relationship between temperature and relative humidity and seizures across different geographic regions. There are no studies available regarding the relationship between perceived temperature and febrile seizures. Further multicenter prospective studies in broader regions are needed to obtain detailed information
Retrospective evaluation of trauma patients followed in our pediatric intensive care unit
Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim DalıAMAÇ: Çalışmamızda bölgemizde meydana gelen çocukluk çağı travmalarının verilerini inceleyerek çocuk travma vakalarının etiyolojisi, mortalite oranları, tedavi yöntemleri ve sonuçlarını incelemeyi amaçladık. YÖNTEM: Çocuk yoğun bakım ünitesinde Ocak 2019 ile Aralık 2023 tarihleri arasında travma nedeniyle takibi yapılan hastaların verileri retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya alınan 90 hastanın demografik bilgileri, başvuru şekli, hastane yatış süreleri, travma mekanizmaları, vital bulguları, laboratuvar sonuçları, tedavileri kaydedildi. Hastalar GKS, PTS, PEUS, ISS, AIS, PRISM III ve PELOD skorları ile değerlendirildi. BULGULAR: Çalışma örneklemimiz 90 hastadan oluşmaktaydı. En küçük hasta 1 aylık, en büyük hasta ise 17 yaş 2 aylıktı. Hastaların çoğunluğu erkek (%77,8) ve en çok başvurunun 2023 yılında olduğu ve yaz aylarında travma vakaları daha sık görüldüğü saptandı. Yüksekten düşme en sık görülen travma etiyolojisiydi (%28,9). Mortalite oranı %7,7 idi. Mekanik ventilasyon ihtiyacı baş/boyun yaralanması olanlarda daha fazlaydı. Kan transfüzyonu ve inotrop desteği alanların yatış süreleri daha uzun olarak saptandı. Exitus olan hastaların GKS, PEWS, PTS ve PRISM-III skorları sağ kalanlardan istatiksel olarak anlamlı derecede düşüktü. SONUÇ: Bölgemizdeki verilerin araştırılması sonucunda motosiklet kazaları ve suda boğulmaların travma etyolojileri arasında öne çıktığı belirlendi. Skorlama sistemlerinin yanı sıra klinik değerlendirme ve hasta takibi de çocukluk çağı travma hastalarında hayati öneme sahiptir. Çocuk acil servislerinde çalışan doktorlar, hemşireler, cerrahlar, radyologlar ve diğer sağlık personeli arasında etkin iletişim ve iş birliği bu hastaların takibinde önemlidir. Bu yaklaşım, travma vakalarının etkili bir şekilde yönetilmesine ve hasta bakımının kalitesinin artırılmasına katkı sağlayacaktır. ANAHTAR KELİMELER: pediyatrik travma, risk faktörleri, travma skorları, çocuk yoğun bakım, mortaliteOBJECTIVE: In our study, we aimed to examine the data of childhood traumas occurring in our region in order to investigate the etiology, mortality rates, treatment methods, and outcomes of pediatric trauma cases. METHODS: The data of patients monitored due to trauma in the pediatric intensive care unit between January 2019 and December 2023 were retrospectively reviewed. Demographic information, mode of admission, length of hospital stay, trauma mechanisms, vital signs, laboratory results, and treatments of the 90 patients included in the study were recorded. Patients were assessed using GCS, PTS, PEUS, ISS, AIS, PRISM III, and PELOD scores. RESULTS: Our study sample consisted of 90 patients. The youngest patient was 1 month old, while the oldest was 17 years 2 months old. The majority of patients were male (77.8%), and it was observed that the highest number of admissions occurred in 2023, with trauma cases being more frequent during the summer months. Falls from height were the most common trauma etiology (28.9%). The mortality rate was 7.7%. There was a higher need for mechanical ventilation among patients with head/neck injuries. Patients requiring blood transfusion and inotropic support had longer hospital stays. Deceased patients had significantly lower GCS, PEWS, PTS, and PRISM-III scores compared to survivors. CONCLUSION: Upon investigating the data in our region, motorcycle accidents and drownings emerged as prominent trauma etiologies. In addition to scoring systems, clinical assessment, and patient monitoring play a vital role in pediatric trauma patients. Effective communication and collaboration among doctors, nurses, surgeons, radiologists, and other healthcare personnel working in pediatric emergency departments are crucial in the management of these patients. This approach will contribute to the effective management of trauma cases and the enhancement of the quality of patient care. KEY WORDS: pediatric trauma, risk factors, trauma scores, pediatric intensive care unit, mortalit
Cytomorphometric evaluation of buccal and dorsum mucosa cells in patients with familial Mediterranean fever and their relationship with serum amyloid A, C-reactive protein, interleukin-6 and lipoprotein-A levels
Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Eğitimi Ana Bilim DalıAMAÇ: Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) tanılı hastaların ataksız dönemde bukkal ve dil dorsum epitel hücrelerindeki sitomorfometrik değişiklikleri değerlendirmeyi ve subklinik inflamasyonu gösteren serum amiloid A, C-reaktif protein (CRP), lipoprotein A, Interlökin-6 düzeyleri ile ilişkisini araştırmayı amaçladık. YÖNTEM: Bu çalışmada, Ailevi Akdeniz Ateşi tanılı ve kolşisin kullanan 40 hasta ve 32 sağlıklı kontrol grubunun dil dorsum ve bukkal mukozadan alınan sürüntü örneklerinin sitomorfometrik değerlendirmesi yapıldı. Sitomorfometrik analizler için oral mukoza yaymaları Papanicolaou tekniği kullanılarak boyandı. Nükleer ve sitoplazmik uzunluk ve alanlar dijital görüntü analizi kullanılarak ölçüldü. Her hasta için 20 bukkal ve 20 dil dorsum epitel hücresinin sitomorfometrik değerlendirilmesi yapıldı. Subklinik inflamasyonu gösteren serum amiloid A, C-reaktif protein, Lipoprotein A, Interlökin-6 düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. BULGULAR: AAA tanılı hastaların bukkal ve dil dorsum mukoza hücrelerinin nükleus alanı, nükleer uzunluğu, nükleus/sitoplazma oranı, nükleer çevresi ve karyoreksis sıklığının sağlıklı kontrol grubuna kıyasla daha yüksek değerler aldığı gözlendi (p0,05). SONUÇ: Çalışmamız AAA hastalarında oral mukoza hücrelerinde eksfoliatif sitoloji ile morfolojik ve morfometrik değişiklik tespit edilebileceğini göstermektedir. Çalışmamızda saptadığımız sitomorfometrik değişiklikleri yorumlayabilmek için daha kapsamlı çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyoruz. ANAHTAR KELİMELER: Ailevi Akdeniz Ateşi; Sitomorfometri; subklinik inflamasyon; hücre nükleusu; serum amiloid A proteiniOBJECTIVE: We aimed to evaluate the cytomorphometric changes in the buccal and dorsum epithelial cells of patients with familial Mediterranean fever (FMF) in the attack-free period and to investigate their relationship with serum amyloid A, C-reactive protein (CRP), lipoprotein A, Interleukin-6 levels, which indicate subclinical inflammation. METHOD: In this study, cytomorphometric evaluation of swab samples taken from dorsum of tongue and buccal mucosa of 40 patients diagnosed with Familial Mediterranean Fever and using colchicine and 32 healthy control groups were performed. Oral mucosa smears were stained using the Papanicolaou technique for cytomorphometric analyses. Nuclear and cytoplasmic lengths and areas were measured using digital image analysis. Cytomorphometric evaluation of 20 buccal and 20 dorsum epithelial cells was performed for each patient. Serum amyloid A, C-reactive protein, Lipoprotein A, Interleukin-6 levels indicating subclinical inflammation were measured by ELISA method. RESULTS: It was observed that the nuclear area, nuclear length, nucleus/cytoplasm ratio, nuclear circumference and frequency of karyorexis of the buccal and dorsum mucosa cells of the patients with FMF had higher values compared to the healthy control group (p0,05). CONCLUSION: Our study shows that morphological and morphometric changes can be detected by exfoliative cytology in oral mucosa cells in FMF patients. We think that more comprehensive studies should be done in order to interpret the cytomorphometric changes. KEYWORDS: Familial Mediterranean Fever; cytomorphometry; subclinical inflammation; cell nucleus; serum amyloid A protei
- …
