1,721,042 research outputs found

    HIV enfeksiyonunun tanısında kullanılan gösterge durumların Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi anabilim dallarında bilinirliği ve kullanılma oranı

    No full text
    AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, HIV enfeksiyonunun tanısında kullanılan gösterge durumların bilinirliğini ve ne oranda HIV testi istendiğini tespit etmek, test istenenlerde HIV pozitiflik oranını belirlemek ve ‘’HIV ve gösterge durumlar’’ hakkında eğitim verilen ve verilmeyen kliniklerin bu konudaki bilinç düzeyini karşılaştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma, gösterge durumlara sahip kişilerin sık başvurduğu dört klinik olan Kadın Hastalıkları ve Doğum, Deri ve Zührevi Hastalıklar, Göğüs Hastalıkları ve Hematoloji bölümleri ile birlikte yürütülmüştür. Çalışma kapsamında Göğüs Hastalıkları ile Deri ve Zührevi Hastalıklar bölümünde çalışan asistan hekimlere 1 Mart 2023 tarihinde bir saatlik ‘’HIV testi istenme endikasyonları’’ konulu bir eğitim verilmiştir. Eğitim tarihinde altı ay önceki ve sonraki zaman dilimi içinde gösterge hastalık tanısı ile bu dalların polikliniklerine başvuran hastalar incelenmiştir. Gösterge durumlar, ICD-10 tanı kodları, patoloji raporları ve klinik gözlem notları değerlendirilerek belirlenmiştir. Çalışma döneminden önce gösterge durumu nedeni ile HIV testi istenen ve negatif bulunan hastaların sadece çalışma sürecindeki ilk poliklinik başvurusu kaydedilmiş ve bu olgular HIV testi istenmiş olarak kabul edilmiştir; bu hastalar, eğitimden sonraki dönemde tekrar değerlendirilmemiştir. Çalışma döneminde gösterge durumu nedeni ile HIV testi istenen hastaların ise sadece test istenen poliklinik başvurusu kaydedilmiştir. Dört klinikte eğitimden önceki ve sonraki altı ay içinde gösterge durumlardan birine sahip olan hastalardan HIV testi istenme oranları ve eğitim alan ve almayan kliniklerdeki test istenme oranları karşılaştırılmıştır. Çalışma döneminde gösterge durum tanısını yeni alan hastalarda test istenme oranları ayrıca değerlendirilmiştir. BULGULAR: Çalışmaya 13056 poliklinik başvurusu olan 3590 hasta dahil edilmiştir. Eğitimden önceki dönemde gösterge durum nedeniyle HIV testi isteme oranları hematoloji bölümünde en yüksek (%82,1), göğüs hastalıkları bölümünde en düşüktür (%24,9); bölümlerin istem oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Eğitimden önceki dönemde hematoloji bölümünde tüm gösterge durumlar için test isteme oranı %80’in üzerindedir (p=0,686). Göğüs hastalıkları bölümünde test istem oranı tüberküloz enfeksiyonlarında yüksek iken primer akciğer kanseri ve toplum kökenli pnömonide düşüktür (p=0,006). Kadın hastalıkları ve doğum bölümünde serviks kanserinde test istem oranı %61,6, servikal displazide %23,9’dur (p<0,001). Deri ve zührevi hastalıklar bölümünde psoriyazis ve kaposi sarkomunda test isteme oranı %80’in üzerinde, seboreik dermatit ve herpes zosterde ise düşüktür (p<0,001). Eğitimden sonraki dönemde HIV testi isteme oranı en yüksek bölüm hematolojidir. Bu dönemde HIV testi isteme oranları eğitimden sonra düşmüş olsa da, gösterge durum tanısını eğitimden sonraki dönemde alan hastalar değerlendirildiğinde, test isteminde artış olduğu saptanmıştır. Sadece eğitim alan bölümler değerlendirildiğinde, eğitimden sonraki dönemde HIV testi isteme oranlarında istatistiksel anlamlılık düzeyinde olmayan bir artış olmuştur. Eğitimden önceki dönemde sekiz (%0,67) hastaya (beşi hematoloji, ikisi göğüs hastalıkları, biri ise kadın hastalıkları ve doğum bölümünde HIV tanısı konulmuştur. Eğitimden sonraki dönemde pozitif HIV testi saptanmamıştır. SONUÇ: HIV tanısında kullanılan gösterge durumların bilinirliğinin düşüktür. AIDS tanımlayan hastalıklarda HIV testi istenme oranının, diğer gösterge durumlara göre daha yüksek olması bu konuda farkındalığın geliştirilebileceğine dair umut vadetmektedir. HIV testi istem oranı yüksek olan bölümlerde daha fazla yeni HIV enfeksiyonu tanısı konulması, HIV taramasının önemini yansıtmaktadır. Eğitim alan bölümlerde istenilen HIV testi istem oranlarına ulaşılamamış olması, bu konuda daha farklı yöntemlere ihtiyaç olduğunu göstermektedir

    Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları tarafından 2012-2014 yılları arasında diyabetik ayak enfeksiyonu tanısıyla izlenen hastaların sınıflandırılması ve tedavi yanıtlarının ileri yönlü değerlendirilmesi.

    No full text
    Diyabetik ayak enfeksiyonları komplike deri ve yumuşak doku enfeksiyonları içerisinde özel bir yere sahiptir ve gelecekte artması beklenmektedir. Kronik seyir izlemesi ve osteomiyelit tedavisinin etkin yapılamaması gibi nedenlerden dolayı diyabetik ayak enfeksiyonlarında dirençli mikroorganizmalar sık görülebilir. Tedavi başarısı, diyabet komplikasyonları ile birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle diyabetik ayak enfeksiyonlarında antibiyotiklerin sergiledikleri başarı ve yan etki gibi durumları iyi bilinmelidir. Bu çalışmada diyabetik ayak enfeksiyonu ile takip edilen olgular ileri yönlü irdelenmiştir. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları{na Haziran 2012 - Haziran 2014 tarihleri arasında başvuran ve takibi yapılan diyabetik ayak enfeksiyonu olguları prospektif olarak kaydedilmiştir. Olgulara ait demografik veriler, diyabet özellikleri, yara özellikleri, laboratuvar bulguları, fizik muayene bulguları, osteomiyelit varlığı, anlamlı damarsal darlık varlığı, kültür sonuçları, PEDIS enfeksiyon sınıflandırması, varsa cerrahi operasyon özellikleri, kullandığı antibiyotik tedavisi sonuçları kaydedilmiştir. Olguların yaklaşık 2/3'ü erkek, yaş ortalaması 62,4 ± 12,2'dir. Olguların 363'ü (%95,8) tip 2 DM hastasıdır. Ortalama diyabet süresi 15,4 ± 8,7 yıldır. Hafif enfeksiyonu olan 112 (% 29,6), orta enfeksiyonu olan 184 (%48,5) ve ciddi enfeksiyonu olan 83 (%21,9) hasta vardır. Hastaların ortalama yara süresi 113 ± 151 gündür. Doku kültürü sonuçları değerlendirildiğinde %63,3 gram olumsuz bakteri, %30,2 gram olumlu bakteri, %4,7 mantar ve %1,8 anaerop bakteri olarak saptanmıştır. Antimikrobiyal tedavilerin toplam etkinlikleri değerlendirildiğinde, amoksisilin klavulonat % 95,6; siprofloksasin % 94,3; linezolid % 92,3; levofloksasin % 90,9; ertapenem % 84,2; moksifloksasin % 80,8; ampisilin sulbaktam % 80; meropenem % 78; daptomisin % 70; tigesiklin % 59,5; glikopeptit antibiyotikler % 59,1 ve piperasilin tazobaktam % 57,6 oranında başarılı bulunmuştur. Yan etki oranı moksifloksasin, tigesiklin, daptomisin, ampisilin sulbaktam, amoksisilin klavulonat, meropenem, siprofloksasin ve piperasilin tazobaktamda sırasıyla % 16,7; % 15,2; % 4,5; % 2,5; % 2,4; % 2; % 1,8 ve % 1,5 bulunmuştur. Levofloksasin, ertapenem, glikopeptit ve linezolid tedavisinde yanetki görülmemiştir. Antibiyotik ve tıp alanında gelişmelere rağmen, diyabetik ayak enfeksiyonları önemli mortalite ve morbidite ile ilişkilidir. Diyabetik Ayak enfeksiyonlarının çoğu erkek hastalarda gelişmektedir. Merkezimizde gram olumsuz bakteri oranları yüksek bulunmuştur. Antibiyotik yan etki profilleri literatüre göre daha düşük bulunmuştur

    Yoğun bakımda karbapeneme dirençli acinetobacter baumannii enfeksiyonlarının klinik sonuçları ve moleküler değerlendirilmesi

    No full text
    Acinetobacter baumanniii, yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ)ciddi nozokomiyal enfeksiyonlara yol açan en önemli etkenlerden biridir. En etkili tedavi seçeneği olan karbapenemlere karşı artan direnç nedeniyle, Asinetobakter enfeksiyonlarının tedavisi giderek zorlaşmaktadır. Çalışmamızda YBÜ'de karbapeneme dirençli Acinetobacter baumannii enfeksiyonlarının genel özellikleri, ampirik ve etkene yönelik tedaviler ve mortalite üzerine etki eden faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca hastalardan izole edilen Acinetobacter baumannii kökenlerinin direnç genleri, moleküler olarak araştırılmıştır. Çalışmamız Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları YBÜ'de ve Anesteziyoloji ve Reanimasyon YBÜ'de 1 Şubat- 31 Ağustos 2013 tarihleri arasında altı aylık süreçte gerçekleştirilmiştir. Çalışmamıza karbapeneme dirençli A. baumannii'ye bağlı gelişen 37 ventilatör ilişkili pnömoni (VİP), 15 bakteremi, 8 VİP ve bakteriyemi tanılı toplam 60 hasta alınmıştır. Asinetobakter enfeksiyonunun, hastaların yoğun bakımda yatışının ortalama 11. gününde geliştiği gözlenmiştir. Kolistin dışındaki tüm antibiyotiklere karşı yüksek oranda direnç saptanmıştır. Uygun ampirik tedavi, hastaların ancak % 9'una verilebilmiştir. Çalışmamızda kaba mortalite %66,7 ve 30. gündeki mortalite % 71, 7 saptanmıştır. Tekli analizde yüksek SOFA skoru, yüksek prokalsitonin değeri, septik şok, böbrek yetmezliği, bağ doku hastalığı, uygun tedavinin üç günden geç başlanması mortaliteyi etkileyen faktörler olarak saptanmıştır. Lojistik regresyon analizinde ise enfeksiyonun birinci günündeki SOFA skoru mortaliteyi arttıran bağımsız faktör olarak tespit edilmiştir. Moleküler çalışmalarda ise A. baumannii kökenlerindeki karbapeneme karşı direncin, OXA-23 karbapenemazına bağlı olduğu gösterilmiştir. Beş izolatta bu mekanizmaya ek olarak, daha önce ülkemizden bildirilmeyen GES tipi beta- laktamazların bulunduğu saptanmıştır. Bu izolatların multi loküs sekans tiplendirme ile (MLST) dünyada endemik klon, ST 2 'ye ait olduğu belirlenmiştir. Altmış izolatın, pulse field jel elektroforezi (PFGE) ile 6 genotipe ait olduğu gösterilmiştir. Sonuç olarak A. baumannii, hastanemiz yoğun bakım ünitesinde yüksek mortaliteyle seyreden enfeksiyonlara neden olmaktadır. OXA-23 salgılayan, poliklonal A.baumannii kökenleri yoğun bakımlarımızda endemik olarak bulunmaktadır

    Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis

    Full text link
    The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed

    Variations on the Author

    Full text link
    “Variations on the Author” discusses two of Eduardo Coutinho’s recent films (Um Dia na Vida, from 2010, and Últimas Conversas, posthumously released in 2015) and their contribution to the general question of documentary authorship. The director’s filmography is characterized by a consistent yet self-effacing form of authorial self-inscription: Coutinho often features as an interviewer that rather than express opinions propels discourses; an interviewer that is good at listening. This mode of self-inscription characterizes him as an author who is not expressive but who is nonetheless markedly present on the screen. In Um Dia na Vida, however, Coutinho is completely absent form the image, while Últimas Conversas, on the contrary, includes a confessional prologue that moves the director from the margins to the center of his films. This article examines the ways in which these works stand out in the filmography of a director who offers new insights into the notion of cinematic authorship

    Appropriate Similarity Measures for Author Cocitation Analysis

    Full text link
    We provide a number of new insights into the methodological discussion about author cocitation analysis. We first argue that the use of the Pearson correlation for measuring the similarity between authors’ cocitation profiles is not very satisfactory. We then discuss what kind of similarity measures may be used as an alternative to the Pearson correlation. We consider three similarity measures in particular. One is the well-known cosine. The other two similarity measures have not been used before in the bibliometric literature. Finally, we show by means of an example that our findings have a high practical relevance.information science;Pearson correlation;cosine;similarity measure;author cocitation analysis

    Dispelling the Myths Behind First-author Citation Counts

    Full text link
    We conducted a full-scale evaluative citation analysis study of scholars in the XML research field to explore just how different from each other author rankings resulting from different citation counting methods actually are, and to demonstrate the capability of emerging data and tools on the Web in supporting more realistic citation counting methods. Our results contest some common arguments for the continued use of first-author citation counts in the evaluation of scholars, such as high correlations between author rankings by first-author citation counts and other citation counting methods, and high costs of using more realistic citation counting methods that are not well-supported by the ISI databases. It is argued that increasingly available digital full text research papers make it possible for citation analysis studies to go beyond what the ISI databases have directly supported and to employ more sophisticated methods

    Author Index

    No full text
    Nao informado

    koamabayili/VECTRON-author-checklist: VECTRON author checklist

    No full text
    We have done our best to complete the author checklist relating to the use of animals in the hut study. Note that the objective for the hut study was to evaluate the IRS treatment applications for residual efficacy against Anopheles mosquitoes, including the local An. coluzzii mosquito population. Cows were only used to attract mosquitoes into the huts and no tests were carried out directly on the cows. The author checklist is intended for use with studies where experiments are carried out on animals, which is why we have had such difficulty in completing this for the hut study, as many of the questions do not relate to how the cows were used
    corecore