1,721,044 research outputs found
The anti-female genital mutilation discourse in Contemporary Egypt
This chapter gives an overview the main arguments of the anti female genital mutilation discourse in Egyp tbetween 2000 and 2010
İbn-i Sina, Ebu'l-Kasım Ez-Zehravi, Şerefeddin Sabuncuoğlu ve Tokatlı Mustafa Efendiquot123nin eserleri ışığında 11.ve 18.yüzyıllar arasında nöroşirürji
İbn-i Sînâ, Ebu'l-Kasım E'z-Zehrâvî, Şerefeddin Sabuncuoğlu ve Tokatlı Mustafa Efendi'nin Esefleri Işığında 11. ve 18. Yüzyıllar Atasında Nöroşirurji Ebu'l Kasım ez-Zehrâvî, Ibn Sînâ, Şerefeddin Sabuncuoğlu ve Tokatlı Mustafa efendi'nin eserleri olan, sırasıyla, Kitâbü't-Tasrif, el-Kânûn fi't-Ttbb, Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye ve Tahbi^ü'I-Mâtbûn'da. bulunan nöroşirurji ile ilgili uygulamaları saptayıp, bunları Türkçe'ye kazandırarak incelemek ve elde edilen bulguları, et-Tasrifve Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye'yi kendi aralarında ve yine Kânun ile Tabbı^ü'I-Matbûn'u da kendi aralarında karşılaştırmak; elde edilecek bulgular ışığında bu yazarlarımızın ve eserlerinin tıbbın tarihsel gelişimi içindeki yerlerini belirlemeye çalışmak tezimizin amacı olarak belirlenmiştir. Yukarıda adı geçen eserlerde yapılmış incelemeler için aşağıdaki kaynaklar kullanılmıştır: Ibn Sînâ, Kânun der Tıbb, 3. ve 4. ciltler, (Farsça), Tahran: Soroush Press, 1997. Abulcasis On Surgery and Instruments, (ingilizce) (çev: Spink ve Lewis), 1973 Şerefeddin Sabuncuoğlu, Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye (Hazırlayan: liter Uzel), Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1992. İbn Sînâ, Tahbi^ü'l MatMn, (Çeviren: Tokatlı Mustafa Efendi) Süleymaniye El Yazmaları Kütüphanesi: Hamidiye 1015. Kânun'un ilgili bölümlerinin tercümesi Dt. Şehriyar Şems tarafından yapılmış olup, et-Tasrifva ilgili bölümleri ingilizce'den Türkçe'ye çevrilmiştir. Cerrahiyyetü'l- Hâniyye'nm ilgili bölümlerinin günümüz Türkçe'sine transkripsiyonu Prof. Dr. liter Uzel tarafından yapılmış olduğundan, Osmanlıca olan bu bölümler günümüz Türkçe'sine çevrilmiş olup, Tahbîrçü'l-Mathûn ise Arap harfli Osmanlıca metin olduğundan, önce günümüz Türkçe'sine transkripsiyonu yapılmış ve sonra da çevirisi yapılarak ilgili konular incelenmişlerdir. Bu incelemelerden elde edilen bulgular, yukarıda belirlendiği gibi, birbirleriyle ilgili eserler arasında karşılaştırılmıştır. Sonra da hem XI. yüzyıl öncesi, hem de XVIII. yüzyıla kadar olan diğer yazarların eserleri ve uygulamaları ile karşılaştırılarak, yazarlarımızın ve eserlerinin tıbbın tarihsel gelişim çizgisindeki yerleri belirlenmeye çalışılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, Zehrâvî ve Ibn Sina'nın eserleri asıl eserlerdir. Sabuncuoğlu ve Tokatlı zaman zaman kendi açıklamalarım sunsalar da, incelemesini yaptığımız nöroşirurji ile ilgili konularda verdikleri eserler, asıl eserlerin birer tercümesi olarak nitelendirilmiştir. Tıp tarihi içerisinde ise Zehrâvî ve İbn Sînâ oldukça ayrıcalıklı bir yerde durmalıdırlar. Nöroşirürji'ye önemli katkılarda bulundukları, kendilerinden önce gelen bilimsel birikimleri hem uygulayıp, hem de değerlendirerek kendi görüşleri ile birlikte eserlerine aldıkları ve kendilerinden sonra gelen hekim ve cerrahlara, tezimizin konusu olan diğer iki yazarımız da içinde olmak üzere, aktardıkları görülmüştür. Özellikle Kânun'un konumuzla ilgili olan 3. ve 4. Ciltlerinin Türkçe tercümeleri olmadığından ve Tabbi^ü'I-Matbun'un Kânun'un bir XVIII. yüzyıl Osmanlıca-Türkçe çeviri olması ve kullanılan alfabe nedeniyle pek çok kişi için okunabilir olmamasından dolayı, Türkçe'ye kazandırılmaları ve böylece araştırıcılar için ulaşılabilir primer kaynak olarak sunulmaları tezin "özgün"lüğü konusunda önemlidir. Tez, içeriği ve sunduklarıyla başlangıçta belirlenen amacına ulaşabilmiş görünmektedirAbstractNeurosurgery Between the 11th and 18th Centuries in the Light of Works of Avicenna, Abulcasis, Sheref al-Din Sabuncuoglu and Moustapha of Tokat In this dissertation our objectives are to determine the parts on neurosurgery in Abulcasis' Surgery, Avicenna's Canon of Medicine, Sheref al-Din Sabuncuoglu's Imperial Surgery and Moustapha of Tokat's Translation of Canon, to translate them to Turkish and to analyze them by comparing the results amongst both Surgery and Imperial Surgery and Canon and Translation of Canon. We will try to clarify these authors and their works effects on the historical evolution of medicine according to our findings. Following sources have been used for this analysis: Avicenna, Canon of Medicine, 3rd and 4th volumes, (translator: Sharafkandi, A.) Persian]. Tehran: Soroush Press, 1997. Albucasis, On Surgery and Instruments, A Definitive Edition of the Arabic with English Translation and Commentary, London: The Wellcome Institute of the History of Medicine, 1973. Sheref al-Din Sabuncuoglu, Imperial Surgery (transcribed by Uzel, I.), Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi, 1992. Avicenna, Canon of Medicine (translator: Moustapha of Tokat) [Ottoman Turkish, istanbul: Süleymaniye Manuscript Library: Hamidiye 1015. Related sections of Canon of Medicine have been translated to Turkish from Persian by Dt. Sahriyar Sems and translations of Surgery has been done by author from English. Since Prof. Dr. liter Uzel has been transcribed related parts of Imperial Surgery to contemporary Turkish alphabet, these sections have been translated to modern Turkish from XV' century Ottoman Turkish, using his work. And finally, Ottoman Turkish translation of Canon, which had been written in Turkish by Arabic alphabet in XVIIIth century, firstly related sections of this work have been transcribed to contemporary Turkish alphabet and then translated into modern Turkish. Results of this study were studied as mentioned above. The author compared these works with the works and practices of other pre XIth century authors and also the other works available up to XVIIIth century. This comparison aims to evaluate the effects of above mentioned authors and their works on the historical evolution of medicine. According to our results, the works of Avicenna and Abulcasis are authentic whereas the works of Sabuncuoglu and Moustapha of Tokat were described as the translations of other main works; though these authors sometimes presented their own explanations and experiences in their books. Avicenna and Abulcasis should hold a privileged place in the history of medicine. It has been found out that they have made significant contributions to neurosurgery, either practicing the scientific accumulations coming through ages, or evaluating and putting them in their works with their own ideas, and transferring them to the physicians and surgeons, including the ones who are the other subjects of our thesis. Since the absence of the 3rd and 4th volumes of Canon in contemporary Turkish and the XVIII century Turkish translation of Canon written in Arabic alphabet, these works are illegible for the majority; one of the contributions of this dissertation is translating these works into Turkish and making them accessible to other researchers. The thesis, with its contents and presentations, has seemed to reach its aims
Türkiye'deki gelişimi açısından hasta hakları kavramı
Hak kavramının doğruluk ve yetki olmak üzere iki öğesi vardır. Hak, hak sahibi ile ödevli arasındaki ilişkiyi belirlemekte ve sahibine bir şeyi yapabilme yetkisi verirken, başkalarına da bu yetkinin kullanılmasına engel olmama, saygı gösterme yükümlülüğü getirmektedir.İnsan hakları, hakların özel bir grubudur ve kişinin yalnızca insan olduğu için sahip olduğu haklarıdır. İnsan onur ve bütünlüğünün korunması için varolan bu haklar, vazgeçilemez, devredilemez ve evrensel niteliktedir. Tarihsel süreçte önce bireysel ve siyasal haklar, sonra sosyoekonomik haklar ve geçen yüzyılın son yarısında da dayanışma hakları gündeme gelmiştir. Dayanışma hakları içinde tanımlanan hasta hakları, insan haklarının sağlık alanında farklılaşmış uzantısıdır. Hasta hakları konusunda ortaya çıkan talepler, önce uluslararası bildirge ve sözleşmelere yansımış, ardından o hak talebini karşılayacak yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.Bu tez çalışmasında Türkiye'de hasta hakları kavramının gelişimi, sağlık mevzuatı, basın, sivil toplum kuruluşları ve mezuniyet öncesi tıp eğitimi kapsamında incelenmiştir. Hasta hakları kavramı paternalistik yaklaşımdan, hasta özerkliğini esas alan aydınlatılmış onam anlayışına doğru gelişim göstermiştir. Bu kavramsal gelişim sağlık mevzuatında belirgin olarak görülmekte iken, sivil toplum kuruluşları, basın ve mezuniyet öncesi tıp eğitiminde daha sınırlı düzeyde gözlenmiştir. Hasta haklarındaki kavramsal gelişim hekimlik uygulamalarına yeterli ölçüde yansımamıştır.AbstractThe concept of rights consists of two components: accuracy and entitlement. This concept determines the relationship between the rights holder and the incumbent, while it warrants the holder to do anything it obliges the others to respect this right and not to interfere with its utilization.Human rights is a special field of rights and an individual acquires them only for being a human. These rights which exist to protect a human being?s dignity and integrity are also indispensable, inalienable and universal. In the historical process first the individual and political rights, and then the socio-economical rights came to the fore, to be followed by solidarity rights in the second half of the last century. The patients? rights, identified within the solidarity rights, are a modified extension of human rights in the field of health. The demands concerning patients? rights have been initially reflected in the international declarations and treaties, consequently legislation has been adopted to meet these demands.In this thesis the evolvement of patient?s rights in Turkey has been researched within the context of the health regulation, media, non-governmental organizations (NGOs) and pregraduate medical education. The concept of patient rights has progressed through a course from paternalistic approach to the informed consent conception which is based on patient?s autonomy. While this theoretical progress has been more discernible in the health regulation, it is observed in a restricted fashion in the NGOs, media and pregraduate education. The theoretical progress in the patient?s rights has not been sufficiently reflected in the practices of health professionals
Ankara Tabip Odası Onur Kurulu'nun araştırma ve yayın etiği ihlali ile ilgili disiplin soruşturmalarının incelenmesi (1998-2012)
Bu tez çalışmasında, 1998 yılından 2012 yılına kadar olan süreç boyunca Ankara Tabip Odası'nda araştırma ve yayın etiği ihlali gerekçesi ile açılan soruşturma dosyalarının detaylı incelenmesi ve neden-sonuç ilişkileri açısından sorgulanması hedeflenmiştir. Söz konusu zaman dilimi içerisinde "Türk Tabipler Birliği Disiplin Yönetmeliği"ne aykırılık savı ile açılmış tüm soruşturma dosyaları kimlik-kurum, dergi, dernek adları gizli tutularak derinlemesine araştırılmış ve bu dosyalar içerisinde araştırma ve yayın etiği ihlali savı ile açılmış soruşturma dosyaları nitelik ve nicelik yönünden taranmıştır. Yürütülen arşiv çalışması ile analiz edilen toplam 31 dosyadan 11 (yaklaşık 3'te 1'i) tanesinin araştırma ve yayın etiği ihlali gerekçesi ile açıldığı tespit edilmiştir. İlgili dosyalarda soruşturmaların ne şekilde başladığı, soruşturma başlama ve bitiş tarihleri göz önünde bulundurularak ne kadar sürede tamamlandığı, hangi yıllarda soruşturma yoğunluğu yaşandığı, dosyalarda soruşturmaya gerek olup-olmaması kararının çıkması, yapılan araştırma ve yayın etiği ihlal çeşitlerinin niceliksel olarak kendi içerisinde nasıl kümelendiği, soruşturma açılmasına gerek sebeplerle şikayette bulunan kişilerin eylemlerinin motivleri, soruşturmacıların dosya inceleme süreçlerinde izledikleri yollar, soruşturma sonunda alınan kararlara gelen itirazlar ve bu itirazların alınan kararın değiştirilmesi üzerindeki etkisi ile soruşturmacıların ve kararın alındığı kurulların uzmanlık alanı profili başta olmak üzere çeşitli faktörlerin süreçlere etkisi üzerinde çıkarımlar yapılmıştır. Elde edilen veriler ışığında, reklam yasağı ile yayın etiği ihlali gerekçesi ile açılan soruşturma dosyalarının, diğer soruşturma gerekçelerine göre sayıca fazlalığı dikkati çekmiştir. Diğer bir dikkat çekici nokta ise nerdeyse yapılan şikayetlerden 3'te 1'inin (9/31) soruşturmaya gerek bir hususu barındırmadığı hakkında kararın çıkmasıdır. Ek olarak, açılan soruşturmalardan 11 tanesi için herhangi bir cezai işlem uygulanmasına gerek görülmemiştir. Araştırma ve yayın etiği ihlali gerekçesi ile gelen şikayetlerden 3 tanesi için soruşturma açılmasına gerek duyulmamışken, bu dosyalardan 4 tanesi için yürütülen soruşturmalardan sonra suçlanan kişi ya da kişiler hakkında herhangi bir cezai işlem uygulanmasına gerek görülmemiş ve de 4 tane soruşturma sonucunda uyarı cezası verilmesi kararlaştırılmıştır. Öte yandan, yayın etiği ihlali gerekçesi ile açılan soruşturma dosyalarındaki yayın etiği ihlal gerekçelerine bakılır ise büyük çoğunluğunun intihal iddiası olduğu görülmüş ve bu hususta verilen en ağır ceza çeşidinin uyarı cezası olduğu saptanmıştır. İncelemeye tabi tutulan soruşturma dosyalarında yukarıda belirtilen faktörlerden yola çıkılarak, araştırma ve yayın etiği ihlalini tetikleyen sebepler, yapılan ihlallerde kişiler ve farklı görev mercileri arasındaki sorumluluk dağılımları ve soruşturmalar sonucunda elde edilen sonuçlar göz önünde bulundurularak yapılan tartışma sonucunda, Ankara Tabip Odası'nın araştırma ve yayın etiği soruşturmalarını yürütme süreci için belirli bir standardizasyon önerisinde bulunulmuştur.AbstractIn this thesis study, during the period from 1998 to 2012 in Ankara Chamber of Medicine, it has been aimed to review in-depth and question in terms of cause-and-effect relationships of the investigation files those are on the grounds of research and publication ethics violation. During the period under consideration, all the conducted investigation files those claimed to be contrary to the "Disciplinary Regulations of Turkish Medical Association" has been invested by keeping the names of people, institutions, associations and journals secret and the files those claimed to be contrary to the rules of research and publication ethics have been studied in terms of quality and quantity. At the end of the archival research, totally 31 files have been studied and 11 of these files (approximately 1/3 of the number of total files) have been identified to be on the grounds of research and publication ethics violation. It has been argued the effect of the way how the investigations started, how long did they take, the intensity rate of the investigations in the years, the decision for the investigation is need to be done or not, the research and publication ethics violation varieties and amounts, the motives of people those inform againts violations claims, the way of investigators during file surveying periods, the decisions taken at the end of the investigations, the objections to these decisions and the effect of objections on the modifications of decisions and finally the profile of the area of specialization of investigators and the committees taking the decisions. What has been noteworthy is that the number of investigations files claimed to be contrary to the rules of research and publication ethics, and advertising ban; was more than the number of other files. Another noteworthy point is that approximately one-trid of all complaints (9/31) did not need any investigation process. In addition, 11 of all investigations carried through without any penal provision. While 3 of the complaints those claimed to be contrary to the rules of research and publication ethics did not need to open an investigation process; the other 4 of them received warning at the end of the investigation process. On the other hand, it has recognized that most of the type of research and publication violations were plagiarism and the most severe punishment to them were warning. On the basis of the factors mentioned above, as a result of the discussion, the reasons triggering research and publication ethics violation, the distribution of responsibilities among people of the violation process and the results of the investigations; we draw a conclusion made up of a standardization for conducting the investigations of research and publication ethics violation cases
Türkiye'de ilaç şirketlerinin kullandıkları pazarlama yöntemleri ve hekimlerin bu konudaki değerlendirmelerinin etik açıdan sorgulanması
İlaç şirketlerinin pazarlama çalışmaları, günümüzde giderek artan biçimde sağlık çalışanlarının vekamuoyunun gündemine girmeye başlamıştır. Yasal tanıtım çalışmalarının yanı sıra, saygın bilimadamlarına ilaç propagandası karşılığında ücret ödemek, bilimsel araştırma sonuçlarınıyönlendirmek, hekimlere yazdıkları ilaçlar karşılığında pahalı hediyeler vermek gibi yasalolmayan uygulamalardan da söz edilmeye başlanmış, bu pazarlama yöntemlerinin olumsuzetkileri yazında sık yer alır olmuştur. Yasal ve yasal olmayan pazarlama yöntemlerinin etiksorunlara yol açtığı, hasta-hekim ilişkisini ve mesleği olumsuz etkilediği ve ayrıca maliyetleriartırdığı ileri sürülmektedir. Tezin amacı, ilaç şirketlerinin ülkemizde kullandıkları pazarlamayöntemlerini araştırmak ve hekimlerin ilaç şirketleriyle bu yöntemler aracılığıyla kurulanilişkileri nasıl yargıladıkları ve yargıların gerekçelerini öğrenmektir. Ayrıca bu gerekçelerin etikaçıdan çözümlenmesi amaçlanmıştır.Yukarıda tanımlanan amaca ulaşmak için, öncelikle 22 ilaç şirketi çalışanı ve hekim ilederinlemesine görüşmeler yapılmış ve ülkemizde uygulanan pazarlama yöntemlerinin çeşitlerisaptanmıştır. İkinci aşamada ise, 2,300 hekimin katıldığı bir anket araştırması yürüterek,hekimlerin çeşitli hekim-ilaç şirketi ilişkileri üzerine yargıları ve bu yargılarına dayanakoluşturan gerekçeleri sorgulanmıştır. Son aşamada ise, bu yargılar ve gerekçeleri, çıkarımçözümlemesi yöntemi kullanılarak çözümlenmiştir.Çözümleme sonucunda, hekimlerin ilaç şirketleriyle pazarlama yöntemleri aracılığıyla kurduklarıilişkileri haklı çıkaran çıkarımların sağlam olmadığı, yanı sıra, bu ilişkilerin haklıçıkarılamayacağını ileri süren çıkarımların sağlam ve ikna edici olduğu belirlenmiştir. Ayrıca,yazında sözü edilen pazarlama yöntemlerinin ve yöntemlerden kaynaklanan sorunların ülkemizdede hemen hemen aynı biçim ve çeşitlerle yaşandığı saptanmıştır. Bir başka sonuç ise, hekimlerinçeşitli nedenlerle ilaç şirketiyle kurduğu ilişkide savunmasız olduğudur.Abstract Promotional activities of pharmaceutical companies increasingly become a hot topic in publicand health workers? agenda. Ethical problems caused by legal marketing techniques are debatedwidely. Besides, paying key opinion leaders in order to make ?effective? speeches, interventionsto scientific researches sponsored by companies, giving expensive gifts and holidays tophysicians are ?another? marketing methods which are dealt with in literature more frequently. Itis argued that legal and illegal marketing methods lead to ethical problems, effect the patient-physician relationship and the professsion in a negative way, and increase the costs. Taking intoaccount of these knowledge, it is clear that the need for an assessment of situation is crucial forour country. The main aim of this dissertation is to investigate the pharmaceuticalcompanies?marketing methods that are used in Turkey, and to determine the physicians?judgements and reasons behind them about physician- pharmaceutical company relations. Andfinally, it is aimed that to analyse those arguments from the view point of ethics. In order to reachthe aim described above, a qualitative research was carried out with 22 physicians andpharmaceutical company employees who works in various positions, and marketing methodsapplied in our country were determined. At second phase, a questionnaire survey was performedwith participation of 2,300 physicians, physicians? judgements and reasons behind them aboutphysician- pharmaceutical company relations were analysed. As a result, it is revealed that thereis no argument which justifies the physician- pharmaceutical company relations; the ?positive?arguments are all invalid or unsound. In addition, the ?negative? arguments which claim that anykind of physician- pharmaceutical company relations cannot be justified are sound andpersuasive. Besides, it is concluded that nearly every marketing method which is mentioned inthe literature is applied in Turkey, and physicians are at the vulnerable side of this relationship
Tıp etiği açısından sağlık hakkı ve Romanlar üzerine bir çalışma
Toplumlar kültürel ve sosyal açıdan birbirlerine benzeyen ortak etik değerlere sahip insanların bir arada yaşadığı ortamlardır. Her toplum çoğunluğun paylaştığı, üzerinde anlaştığı ve bir nevi sözleşme ile kabul ettiği normlar dizgesine sahiptir. Günümüzün hızla globalleşen dünyasında, pek çok Batı toplumunda genel geçer kabul gören normlar birbirlerine benzer hale gelmiştir. Diğer taraftan hızla yayılan bu aynılık kendi karşıtını doğurmaktadır. Toplumun çoğunluğundan farklı olan bu gruplar toplumun kendileri dışında kalan kısmının aynılaşması ile daha görünür hale gelmekte ya da bu aynılaşmaya bir tepki olarak onunla beraber eş zamanlı olarak oluşmaktadır. Toplum genelinde kabul gören değer sistemleri dışında yaşamayı seçen gruplar, hâkim paradigmanın normlarına uyum sağlamak ya da onlarla uyumlu yaşam planları yapıp bunları hayata geçirmek konusunda dezavantajlı konumdadırlar. Tez kapsamında toplumlarda genel kabul gören hâkim değer sisteminin dışında yaşayan grupların sağlık hakları insan hakları temelinde ele alınmaktadır. İncinebilir dezavantajlı gruplar arasından Romanlar örnek grup olarak seçilmiştir. İncinebilir dezavantajlı gruplar içinde yer alan Romanlar, Avrupa'daki en büyük nüfusa sahip etnik azınlıktır. Üyelerinin önemli bir kısmının sosyal olarak dışlanması ve yaygın bir biçimde yoksul olmasıyla karakterizedir. Barınma, eğitim, istihdam ve diğer ihtiyaçlara erişimdeki yetersizliğin yanı sıra, Romanlar, sağlık hizmetlerine erişimde engellerle karşılaşmakta; adaptasyon eksikliği ve hatta ayrımcılık sebebiyle bu hizmetleri yetersiz oranda kullanabilmektedirler. Bütün bunlar, aslında önlenebilmesi mümkün haksızlıkların neticesinde, bu topluluğun sağlık durumuna ilişkin çeşitli sorunlar yaşanmasına sebebiyet vermektedir. Sağlık alanındaki bu eşitsizlikler, güvenilir ve güncel istatistikler veya verilerle yansıtılmamaktadır. Genellikle "gacolar" olarak tanımladıkları toplumun geneline kapalı bir yaşam tarzı benimseyen Romanların, dünyaya, yaşama ve insana ilişkin öznel değerleri ile örülmüş paradigmaları içinde sağlık kavramının nasıl yer aldığının anlaşılması, bu grubun sağlık hakkının insan hakları temelinde tartışılabilmesi için ilk ve en önemli adımdır. Tez kapsamında yapılan saha araştırmasında Türkiye'de bulunan Roman topluluklarının yaşam ortamlarında gözlem, görüşme ve odak grup çalışması yöntemleri ile niteliksel bir araştırmaya konu edilmesi sayesinde, söz konusu paradigmanın tüm boyutları ile anlaşılması hedeflenmektedir. Başka bir ifade ile saha araştırması ile sağlığı, hastalığı, sakatlığı, doğumu, ölümü, yaşlılığı, gençliği, hastaneyi, hekimi ve benzeri daha pek çok kavramı Romanların perspektifi ile görmek amaçlanmaktadır. Araştırmanın bir diğer hedefi, sağlık hakkının yaşama geçebilmesi, sağlıklı olunabilmesi ve sağlıklı kalınabilmesi için gereken sağlığın sosyal belirleyicilerinin Roman Topluluklarının hayatlarında ne kadar yer aldığının tespit edilmesidir. Bu amaçlara yönelik olarak gerçekleştirilen saha araştırması İstanbul, Manisa, Artvin, Diyarbakır, Hatay ve Gaziantep illerinde yürütülmüştür. Tez kapsamında yapılan niteliksel saha araştırmasında, interaktif niteliksel araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırma yöntemi olarak, gözlem, görüşme ve odak grup çalışması belirlenmiştir. Araştırmanın finansmanı TÜBİTAK hızlı destek fonundan 113K44 proje numarası ile karşılanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen nitel verilerin analizinde kullanılan ana strateji Miles ve Huberman tarafından tanımlanan hibrid yaklaşım temelinde geliştirilen kodlamadır. Araştırma sonuçları, kavramsal temelli veri analizi ve coğrafi bölge ve alt grup temelli veri analizi başlıkları altında değerlendirilmiştir. Tez kapsamında yürüttüğümüz saha araştırması her ne kadar araştırmaya dâhil olanların sağlık durumları ile ilgili veri toplamayı amaçlamamış olsa da yapılan gözlemler kronik hastalıklar, bulaşıcı hastalıklar ve engellilik durumunun Romanlar arasında toplum genelinden oldukça fazla olduğuna dair bir kanaat geliştirilmesine yol açmıştır. Diğer taraftan, araştırmamızın sonuçları Roman toplumlarının sağlığın sosyal belirleyicilerine ilişkin veri sağlamıştır. Bu sonuçlar, Romanların sağlığın sosyal belirleyicilerine ilişkin hizmet ve imkânlardan büyük ölçüde eksik kaldıklarını ortaya koymaktadır. Saha araştırmasının sonuçları Romanların hayata dair paradigmaları içinde sağlık ve sağlığın sosyal belirleyicilerine ilişkin algılarını ortaya koymaktadır. Sonuçlar bölümüne detaylı bir şekilde açıklanan araştırma verileri, Romanların kültürel kodlarının, etik normlarının ve kendi perspektiflerinden çizdikleri gerçeklik algılarının, toplumun geri kalanından oldukça farklı olduğunu göstermektedir. Romanların hayata dair paradigmalarının ve güncel aktüel yaşam koşullarının onları farklı seviyelerde de olsa toplum genelinden oldukça dezavantajlı bir konuma getirdiği bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dezavantajlılık durumunun giderilmesi için Romanların kendi kültürel yapıları ve yaşama dair biricik paradigmaları anlaşılarak ve göz önünde bulundurularak, Onlar için biçilip dikilmiş sağlık ve sağlığın sosyal belirleyicilerine yönelik politikalar geliştirilmesi gerekmektedir. Ancak ampirik olarak saptanan bu gereklilik olgusunun etik olarak temellendirilmesi gereklidir. Etik teoriler dağıtıcı adalet, eşitlik ve hakkaniyet kavramlarını kendi paradigmaları içinde ele alarak belirledikleri en yüksek iyi kavramına ya da normlarına göre konumlandırmaktadırlar. Bazı etik teorilerin sağlık ve sağlığa ilişkin gereksinimlere erişim ile ilgili uslamlamaları ampirik gereklilik olgusu ile uyumlu sonuçlar ortaya koymamaktadır. Bu durum, bireyin sağlık ve sağlığın sosyal belirleyicilerine erişiminin etik açıdan sorgulanmasına yol açmaktadır. Tartışma bölümünde bu konu detaylı olarak ele alınmış ve incelenmiştir. Tartışmanın sonucunda, insan hakları kavramı, insan olmaktan kaynaklanan vazgeçilmez, devredilmez ve etik teorilerin en yüksek iyi olarak belirlediği değerlerin hepsinin üzerinde yer alan tek kavram olarak değerlendirilmiştir. İnsan haklarının sağlık ve sağlığın sosyal belirleyicileri gibi kaynakların adil dağıtımını talep etmenin merkezine yerleştirilmesi, etik teorilerin mantıklı uslamlamaları ile haklı çıkarılabilecek ancak bireyin bütünlüğü, haysiyeti ve değeri ile uzlaşmaz olan uygulamaların reddedilmesini sağlayabilecek bir temel olarak tanımlanmıştır.AbstractSocieties are the environments where people with common ethical values and socially and culturally alike live together. Each society has a series of norms which are shared and agreed upon by a contract. The values become more and more alike among the countries of Western World depending on the vast globalization. This fast invading similarity in the values create its’ opposite. The groups which are not alike the others either become more visible as the values of the majority become identical or these groups form simultaneously with the identification process. The groups which choose to live outside the approved values of the majority of the population have difficulty to accommodate with the norms of the dominant paradigm of the society or they are disadvantaged to make their life plans and to their pursue their own “goods”. In the context of the thesis, the right to health of the outsiders of the dominant paradigm of the societies is discussed on the basis on human rights discourse. Roma People are chosen as the example group of the vulnerable disadvantaged populations. The vulnerable disadvantaged group of Roma People is considered to be the biggest ethnic minority in Europe. Most of the Roma People are characterized with deep poverty and social exclusion. As well as the inadequacy in housing, education, employment and other needs, Roma face barriers in access to health care; lack of adaptation and discrimination lead to insufficient use of the public health services. The Roma People call aliens as “gajos” and they prefer an isolated life style from them. Roma People have a unique paradigm knitted by subjective vales regarding world, life and human beings. To develop a comprehensive understanding about how health is conceptualized in this unique paradigm, is considered as the first and most important step to deal with their right to health on the basis of human rights. Qualitative field surveys are made in the context of the thesis. In these field surveys, the Roma People are examined in their own environments with the methods of inspection, interviews and focus groups. The aim of the surveys is to understand the unique paradigm with all aspects. In other words, to be able to see the concepts such as health, illness, disability, birth, death, senility, youth, hospital, doctor and many others, through the perspective of Roma People was the target of the field surveys. Another aim of the surveys was to determine how much the social determinants of health needed to be and stay healthy are realised in the Daily life of the Roma Communities. The field surveys are done in İstanbul, Manisa, Diyarbakır, Hatay and Gaziantep. The interactive qualitative model is used in the surveys. The methods were inspection, interviews and focus groups. TUBITAK funded the survey with the Project number 113K444. The main strategy of analyzing the qualitative data is coding depending on the hybrid approach defined by Miles and Huberman. The results of the surveys are evaluated under two main titles; concept based data analysis and geographical and subgroup based data analysis. Even though the main focus of the surveys was not to collect data on the health status of the participants, the data revealed that chronic diseases, communicable diseases and disabilities are more frequent among Roma People than the rest of the population. Furthermore the results supply data on the social determinants of health. These results show that the Roma People have disadvantages regarding the services and means of social determinants of health. The results also clarify the paradigm of Roma People towards life and how health and social determinants of health are conceptualized. The data explained in the Results section reveal that Roma People have particular cultural codes, ethical norms and perceptions of reality and they are different than the majority of the society. The unique paradigm of Roma People towards life and actual life conditions put them in a more disadvantaged position than the rest of the society. This fact urges us to develop tailor made services and policies on health and social determinants of health to compensate the disadvantages of this group. Nevertheless this empirically determined fact has to be justified ethically. Ethical theories percept distributive justice, equality and equity in their conceptual frames depending on their norms and understanding of “good” which may make it not possible to justify the right to health and the ethical duty to make up for the disadvantaged populations in some ethical theories. In the Discussion section, this issue is evaluated in detail. At the end of the discussion, the human rights is considered as the highest value over all the other concepts of “good” of the ethical theories. To place human rights concept in the center of the just distribution of social determinants of health and other health services, gives us a solid ground to refuse and reject the implementations which may be justified by the ethical reasoning in the context of some ethical theories, but which are incompatible with human dignity and honor
2000 - 2005 yılları arasında Yüksek Sağlık Şurası kararlarında kadın hastalıkları ve doğum alanına giren vakaların deontolojik değerlendirilmesi
Bu çalışma, 2000-2005 yılları arasında YSŞ'de görüşülen KHD alanına giren dosyalar bağlamında deontolojik bir değerlendirme yapmayı amaçlamaktadır. Söz konusu dosyalar YSŞ'den 18-19.12,2008 tarihli toplantıda alınan 11971 sayılı kararla alınan resmi iznin ardından, geliştirilen bir çizelge kullanılarak; 11.03.2010 ? 20.07.2010 tarihleri arasında Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğünde yürütülen bir arşiv çalışması ile analiz edilmiştir. Bu çalışma sonucunda 1153 dosya arasında KHD dosyalarının 283 adet (% 24,54) olduğu; dosyaların olayın gerçekleşmesinden itibaren ortalama 1131 gün sonra YSŞ gündeminde görüşüldüğü; en fazla sayıda dosyanın Marmara (56 dosya , % 19,8), İç Anadolu (53 dosya, % 18,73) ve Ege (50 dosya, % 17,67) bölgelerinden geldiği; olayların en fazla devlet hastanelerinde (133 dosya, % 47,5) gerçekleştiği saptanmıştır. Dava dosyaları için bilirkişilik talebi çoğunlukla (238 dosya, % 84,1) Asliye Ceza Mahkemelerinden gelmektedir. Vakaların ilgili bulundukları, o dönemin geçerli TCK maddelerine göre ayrıntılı bir dağılımı yapılmış, dosyaların 256'sında 331 tane hekimin suçlandığı, bunu 113 hemşirenin izlediği saptanmıştır.YSŞ'ye gönderilen dava dosyalarının 191'inde (% 68,2) sadece hekimler; 58'inde (% 15,4) de hekimler ile ebeler eş zamanlı olarak suçlanmışlardır. Dava konusu olan olayların 161'i (% 56,9) acil, 122'si ise (% 43,1) elektif başvurulardır. Gebelikler sırasında meydana gelen olaylar 211 (% 73,6) ile başvuru gerekçeleri arasındaki en ağırlıklı grubu oluşturmuştur.Söz konusu dosyalarda operatif hatalar, yetersiz preoperatif değerlendirme, yetersiz muayene ve değerlendirme en sık görülen sağlık hizmeti eksiklikler olarak saptanmıştır. Dosyaların % 38'inde olayda KHD dışında Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Anesteziyoloji ve Genel Cerrahi alanlarından hekimlerin de müdahil olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemelere yansımış bu dosyaların % 61,8'inde ölüm olduğu saptanmıştır. % 22'sinde sadece anne ölümü; % 57'sinde sadece düşük, perinatal ve neonatal ölüm ve % 11,4'ünde ise anne yanı sıra düşük, perinatal ve neonatal ölüm birlikte gerçekleşmiştir. 103 dosyada (% 63,4) kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır.Söz konusu YSŞ kararlarıyla 534 kişi ve/veya kurum hakkında bilirkişi görüşü verildiği saptanarak, bu kararların ayrıntılı analizi sağlık çalışanı türüne göre gerçekleştirilmiştir.Çalışma bağlamında KHD alanının tıpta uzmanlık alanları içerisinde yargıya ve disiplin soruşturmalarına en fazla konu olan alan olduğu, bebek ve anne kaybının ailede yarattığı durumun etkili olduğu; dosyaların bilirkişi kurumunun önüne gelinceye kadar oldukça uzun bir hukuki süreç geçirildiği, bunun hak arama motivasyonu önünde engel oluşturabildiği; alandaki hekimler ile öteki sağlık çalışanlarının acil durum bilgi ve yaklaşımının sürekli güncellenmesine; eğitimde ekip çalışması vurgusuna ihtiyaç bulunduğu anlaşılmaktadır.AbstractThe purpose of this dissertation study is to analyze the cases related to Obstetrics and Gynecology which were evaluated in Higher Council of Health between 2000 and 2005, from deontological point of view. Cases were analyzed after the official permission of Higher Council of Health numbered 11971, decided in the meeting 18-19.12.2008. Cases were studied through a study performed in the archives of the Higher Council at the Health Ministry General Directorate of Health Education, between the period 11.03.2010 and 20.07.2010. The result of this study revealed that, 283 cases (24,54%) were related to Obstetrics and Gynecology among total of 1153 cases; the average of 1131 days had taken place between the incident date and the date that the case was included in the meeting agenda of the Council; most cases originated from Marmara (56 cases-19,8%), İç Anadolu (53 cases-18,73%) and Ege (50 cases-17,67%) regions; and most of the cases had taken place in Public hospitals (133 cases-47,5%). Expertise demand often comes from Criminal Courts (238 cases- 84,1%). A detailed distribution of cases was performed according to the articles of penal code valid between 2000 and 2005. The analysis was revealed that the total of 331 physicians were accused in 256 of the cases and it was followed by the nurses (113 nurses).In cases delivered to Higher Council of Health, 191 (68,2%) of them include only accused physicians and 58 (15,4%) of them include both accused physicians and midwifes. The events of 161 (56,9%) cases were emergency and 122 of them (43,1%) were elective requests. Obstetrical requests were 211(73,6%) which was the dominant category in the events of all 283 cases.The analysis resulted that, the most common deficiencies in healthcare were operative mistakes, inadequate evaluation before operation, inadequate examination and evaluation. In 38% of the cases, physicians of Pediatrics, Anesthesiology and General Surgery were involved besides Obstetrics and Gynecology physicians. Abortions and death occurred in 175 (61,8%) of the cases. 22% of deaths were maternal mortality, 57% were abortions, perinatal and neonatal deaths, 11,4% were included maternal mortality, abortions or perinatal, and neonatal death. 103 (63,4%) of the cases were determined as public cases.It is examined that, expertise opinions were provided by the Council about 534 individuals and/or institutions. The distribution of these expertise decisions according to health personnel type was evaluated.As a conclusion of the analysis, Obstetrics and Gynecology is determined to be the most common specialty in medicine in which juridical and disciplinary procedures were issued. This predominant position of Obstetrics and Gynecology speciality could be because of the effect of mother and baby loss over the families. Moreover, it is observed that a long juridical procedure is needed until the expertise demand for the case is delivered to the Council, which may create an obstacle for the motivation of seeking justice. Additionally, the need for updating the knowledge about emergency requests and approaches and emphasize for team work between Obstetric and Gynecology physicians and other health personnel has become evident
Kadının aydınlatılmış onamı bağlamında sezaryen uygulamaları: Biyoetik bir değerlendirme
Tez çalışması, Türkiye'de sezaryen uygulamaları öncesi aydınlatılmış onamın usulüne uygun olarak alınması konusunda sıkıntıların mevcut olduğu varsayımına dayanılarak planlanmıştır. Bu tez çalışmasında hem biyoetik disiplininin hem de feminist çalışmaların yöntem bilgisi çerçevesinde kadınların doğum şekli tercihlerinde özerk olup olmadıkları konusunda bilgi üretmek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda biyoetik, biyopolitika, biyoiktidar, tıbbileşme kavramları açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda tez kapsamında aydınlatılmış onamın sezaryen doğum öncesinde uygulanma yöntemine dair karşı karşıya kalınan etik sorunlar belirlenmiş ve çözümüne ilişkin öneriler sunulmuştur. Araştırmanın genel amacı, Türkiye'de sezaryen uygulamalarında biyoetik bağlamında aydınlatılmış onam kavramının değerlendirilmesidir. Bu çalışmada bilgilendirmenin kapsamı, bilgilendirmenin doğum süreci üzerindeki etkisi, aydınlatılmış onamın temel bileşenlerinin sezaryen uygulamaları öncesi yapılan bilgilendirme çerçevesinde içerilip içerilmediğini saptamak hedeflenmiştir. Araştırma amacına ulaşabilmek için niteliksel alan araştırması yürütülmüş, katılımcıların sezaryen doğumu tercih nedenleri, sezaryen konusundaki düşünceleri, karar mekanizması ve sezaryen doğumda aydınlatılmış onam uygulaması konularına ilişkin değersel söylemleri, hazırlanan soru formu üzerinden derinlemesine görüşmeler yapılarak elde edilmiştir. Belirlenmiş her kategorinin altında birbirini destekleyen sorular hazırlanmıştır. Derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler, tematik analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Görüşmelerde öne çıkan değersel söylemler, bağlam, ana tema ve alt temalara ayrılmıştır. Niteliksel araştırmanın saha çalışması tamamlandığında sezaryen öncesi aydınlatılmış onamın uygulanma usulüne yönelik önemli bilgiler elde edilmiştir.The thesis was planned based on the assumption that there are problems in Turkey in obtaining informed consent before cesarean section procedures. This thesis aims to produce information on whether women are autonomous in their choice of mode of delivery within the framework of the methodological knowledge of both the discipline of bioethics and feminist studies. For this purpose, the concepts of bioethics, biopolitics, biopower and medicalization were tried to be explained. In this context, within the scope of the thesis, the ethical problems encountered regarding the method of applying informed consent before cesarean delivery were identified and suggestions for their solution were presented. The general aim of the research is to evaluate the concept of informed consent in the context of bioethics in cesarean section practices in Turkey. In this study, it was aimed to determine the scope of the information, the effect of the information on the birth process, and whether the basic components of informed consent were included in the information provided before cesarean section procedures. In order to achieve the aim of the study, qualitative field research was conducted, and the participants' reasons for preferring cesarean section, their thoughts on cesarean section, decision-making mechanism and value discourses on informed consent in cesarean section were obtained through in-depth interviews using a prepared questionnaire. Questions supporting each other were prepared under each category. The data obtained from in-depth interviews were evaluated by thematic analysis method. The value discourses that came to the fore in the interviews were divided into context, main theme and sub-themes. When the fieldwork of the qualitative research was completed, important information was obtained on the implementation procedure of informed consent before cesarean section
Genetic counseling and bioethics in Turkey
Genetik danışmanlık (GD), danışanın aile öyküsünün alınması, içinde bulunduğu genetik koşullar hakkında bilgilendirilmesi, gerekli genetik testlerin uygulanması, tanı ve hasta takibi gibi aşamaları bünyesinde barındıran kapsamlı bir iletişim sürecidir. Genetik hastalıklar gibi baş etmesi zor olan bir hastalık grubunun takibi ve rehabilitasyonu GD'yi birçok biyoetik sorunun yaşandığı bir alan haline de getirmektedir. GD sürecinin etkili bir şekilde tamamlanması genetik danışmanların GD sürecinin aşamalarını biyoetik bir çerçevede sürdürülmesi ile mümkün olacaktır. Yapılan literatür çalışmaları ışığında, Türkiye'deki GD uygulamalarının ve onların biyoetik yönünün değerlendirilmesi ihtiyacı tespit edilerek, "Türkiye'de Genetik Danışmanlık ve Biyoetik" başlıklı tez çalışmasına başlanmıştır. Araştırma verileri Türkiye'de GD alanında hizmet vermekte veya vermiş olan hekimler ile derinlemesine yapılandırılmış görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Veri analizi ise tematik analiz yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında, GD sürecinin genel anlamda tanımı, genetik danışmanların mesleki ilkeleri, Türkiye'deki GD uygulamalarının mevcut durumu, alana ilişkin sorunlar tespit edilerek, biyoetik açıdan değerlendirilmiş ve çözüm önerileri geliştirilmiştir. Ülkemizde hekimlerin GD uygulamalarına dair tutumunun ve mesleki sorumluluk algısının dünya standartları ile örtüşmekte olduğu görülmüştür. Bununla birlikte, genetik danışmanlık eğitimi veren lisansüstü eğitim programların olmaması, genetik danışmanlığın kimler tarafından yapılabileceğinin kesin sınırlarla netleştirilmemiş ve bir meslek olarak tanımlı olmaması, yetişmiş insan gücünün eksikliği, alandaki yasal ve etik düzenlemelerin eksikliği GD alanında farklı boyutlardan köken alan ve çözüm bekleyen sorunlardan bazıları olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Türkiye'de GD alanının en doğru koşullarda sürdürülmesi için ilgili kişiler ve birimlere ödevler düşmektedir. Bu ödevlerin etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi ise etik ve yasal bir zeminde sürdürülmesiyle mümkün olacaktır.Genetic counseling (GC) is a comprehensive communication process in which the counselee's family story is taken, informed about the genetic conditions that it is or is likely to be involved with, the application of the necessary genetic tests, diagnosis and patient follow-up. The recruitment and rehabilitation of a group of diseases that are difficult to cope with, such as genetic diseases, also makes GC an area where many bioethical problems are experienced. The effective completion of the GC process will be possible when genetic counselors maintain the stages of the GC process in a bioethical context / framework. In the light of the literature studies, the needs to determine the current GC applications and their bioethical aspects in Turkey and in this direction, "Genetic Counseling in Turkey and Bioethics" thesis began. Research data which have been given or made to serve in the GC area in Turkey gathered in-depth structured interviews with physicians in various branches of medicine. Data analysis was done by thematic analysis method. In the scope of work, the definition of the GC process in general, the principles of professional genetic counselor, the current state of practice in GC Turkey, and identification of issues relating to the area, assessed in terms of bioethics and solutions have been developed. Attitudes towards GC practices and genetic professional responsibilities in our country are in line with world standards. However, the lack of post-graduate training programs for genetic counseling, the uncertainty of who will become a genetic counselor, the lack of definition of being a genetic counselor as a profession, the lack of trained human power and the lack of legal and ethical regulations in this area have been identified as some of the problems that are rooted in different dimensions. As a result, in order to maintain the GC field in Turkey in the right conditions, there are duties to related persons and units. The realization of these assignments in an effective manner will be made possible by continuing them on an ethical and legal ground
- …
