255 research outputs found
Osmanlı Devleti'nin Kuruluş Döneminde Bursalı Bir Vezir Ailesi: Kara Timurtaşoğulları
A Profile of a Vizier Family in the Period of Establishment of the Ottoman State: Kara TimurtasogullariBursa is the first capital of the Ottoman state. In the period of establishment of state the majoraty of political and military bureaucrats come from famous families who live in Bursa such as Akça Koca, Bayezid Paşa, Çandarlı and Lala Şahin Paşa families. Kara Timur Pa-a family was one of the most important vizier (vezir) family of that time too. Kara Ali, Kara Timur Pa-a's father, and his grand father Aykut Alp was appointed to conquest of Bursa and it's surroundings in the time of Osman Bey and Orhan Bey. Kara Timurtaş whose name was given to his dynasty became Anatolia governer-general (Anadolu Beylerbeyi) then was appointed vizier. His sons Umur bey, Oruç Bey and Ali Bey joined both Anatolian and Balkan's conquests like their father, then all of them became vizier in the period of Murat II. They left state divan and then Oruç Bey served as a governer-general, Ali Bey served as a governer of a sanjak and Umur Bey served as a ambassador of Germiyan. In addition to their political and military services, Kara Timur Paşa family has built a lot of social foundations (vakıf) for public benefit. Timurtaş Paşa mosque, Timurtaş Paşa bath, Umur Bey mosque and Namazgah are fulfilling their function now but some of their foundations did not reach to this centuryhttps://www.marife.org/marife/article/view/56Atıf / Cite as: Apak, Adem. "Osmanlı Devleti'nin Kuruluş Döneminde Bursalı Bir Vezir Ailesi: Kara Timurtaşoğulları". Marife 2/1 (2002): 181-196. https://doi.org/10.5281/zenodo.3343182
Adem Dema për Adem Demaçin
Filan's Quantum Love is a biographical novel about the life of one of the most important personalities of the Albanian world of the 20th century.
Since the author is a participant in the events then the witnessing role of the novel is of particular importance. There is no other novel in Albanian literature that gives a better description of the situation in Kosovo after the Second World War.
The narrator recounts the events by skipping some of them. He fo- cuses on the events, which he selects for the impact they have had on his memory as well as their weight in people's lives.
The structure of the novel allows the author to say a lot in a few words. The novel is divided into two parts: the electronic letters sent to Dardha and the stories that tell about Filan's life. The first part deals with Filan's present, and the stories with his past.
There are many names in the novel, many characters that Filan's life has encountered, but there is only one character that is completely cons- tructed. Despite this some characters, though episodic, remain long in the reader's memory.
The events and situations that are narrated in the novel have a general character as well. They affect not only Filan's life, but also the lives of all the people.
Dialogue is an important component of the text. In many stories we have Filan's confrontation with a character. Such situations are characteri- zed by dialogues, which are in function of defining of the characters, but also in function of testimony for a while. The most frequent dialogues are in the form of questions-answers.
The variety of narrative perspectives sets Filan's Quantum Love apart. Different situations, meeting people of different profiles make the story, but also the dialogue to have the tone, color and discourse that ref- lects the situations, events and the general atmosphere.
In Filan's Quantum Love we also know the inner world of the man who has not hidden his actions and thoughts. Rare are personalities like Adem Demaçi who, throughout their lives, have had in full compliance the word and the action. As a novel about an extraordinary man and about an unusual time; as a novel of artistic and evidential value Filan's Quantum Love should be included in school curricula so that pupils and students, through art, recog- nize an important period in the life of the Albanian people and, why not, recognize one of the most special and important figures of the nation.
Despite the fact that the literary work is analyzed separately from the name of its author, the name of Adem Demaçi will always be in the mind of the reader whenever Adem Dema is read.Punimi trajton njërën prej veprave më të mira të Adem Demaçit: romanin autobiografik Dashuria kuantike e Filanit, në të cilën, duke rrëfyer me “kapërcime”, autori mbulon një kohë rreth gjysmëshekullore. Ngjarjet, situatat, mjedisi, personazhet janë të vërteta, natyrisht të plotësuara me tisin e fiksionit.
Autori është dëshmitar dhe pjesëmarrës i ngjarjeve, prandaj vlera doku- mentare e librit është e një rëndësie të veçantë. Adem Demaçi dëshmon përmes rrëfimit, por edhe përmes dialogëve e përsiatjeve.
Në këtë punim trajtohen tematika, dialogu, personazhet, vlera dëshmuese dhe përgjithësuese e romanit.
Adem Demaçi edhe kësaj radhe, pavarësisht se shkruan roman autobio- grafik, duke rrëfyer për ngjarjet dhe situatat në të cilat e ka shpënë jeta, jep imazhin dhe atmosferën e një kohe jo të zakonshme në historinë e popullit të
tij
Several Notions of Sufism in Mu‘înü’l-Mürîd by Sheikh Islam
Türk edebiyat tarihinde önemli bir yeri haiz bulunan Mu‘înü'l- Mürîd, göçebe Türkmenlere tasavvufa ve fıkha dair bilgiler vermek gayesiyle yazılmış olup, Arapça bilmeyen Türkmenlere ana dilleriyle seslenmiştir. Mu‘înü'l-Mürîd’in dilinin sade ve anlaşılır oluşu ve ihtiva ettiği konuların halkın pratik hayatta ihtiyaç duyduğu konular arasından seçilmiş olması, bu eserin Türkmenler arasında asırlarca okunmasını temin etmiştir. Bu çalışmada Mu‘înü'l-Mürîd ve yazarı hakkında kısaca bilgi verilmiş ve eserdeki zikir, nefs ve şeyh kavramlarının tahlili yapılmıştır.Mu‘înu’l-Murîd, which occupies a distinguished place in Turkish history of literature, authored to inform Turkmen tribes about sufism and Fiqh-Islamic civil code, addresses Turkmens who don’t know Arabic with their native language. Thanks to its simple and understandable language as well as including subjects commonly appealed by people in daily life, it has been known and red by Turkmens for centuries. In this work I gave summary information about Mu‘inu’l-Murid and its author and analyzed the notions of zikir/dhikr, nafs/ego and sheikh
Muhammad Hamidullah’s contribution to the science of siyer
Muhammed Hamidullah, geçen yüzyılın en önemli İslâm alimlerinden birisi olup, İslâmî ilimlerde –özellikle siyer, hadis ve İslâm hukuku- pek çok eser vermiştir. Onun çalışmalarının sayısı ve çeşitliliği kadar, İslâmî ilimlere getirdiği yeni yorumlar da dikkat çekicidir. Meselâ Hamidullah, siyerde mucize merkezli bir peygamber sunumu yerine, insanî odaklı ve dinî öğretiyi merkeze alan bir peygamber takdimini ortaya koymuştur. Bu makalede müellifin siyer ve İslâm tarihi alanlarındaki eserlerinin kısaca tanıtımlarının yapılması ve onun bu konulara dair orijinal görüşlerinin örneklerle analiz edilmesi hedeflenmektedir.Muhammad Hamidullah is one of the leading Muslim scholars of the last century who has written on various Islamic sciences including, but not limited to, Siyer, Hadith and Islamic Jurisprudence. Hamidullah is significant not only for the variety and the amount of his publications, but also for the new approaches he brought to the Islamic sciences in general. In the science of Siyer, for instance, instead of presenting Muhammad (pbuh) simply as a miracle-maker prophet, Hamidullah gave emphasis to the human nature of the Prophet beside his prophetic mission. This article attempts to give a brief description of Hamidullah’s books, especially in Siyer and Islamic History. It will also analyze some of his views that are considered both original and novel by giving several examples
Mutedil müsteşriklere göre Hz. Peygamber’in üstün özellikleri
“Muhammed çok ihlaslı bir kişi idi, o ne deccal ne sinir hastası, ne de saralı idi. Bilakis güzel ahlâklı, güçlü iradeli ve gayretli idi. Şahsî menfaatini değil, fakirlerden müteşekkil diğer insanların menfaatini düşünürdü. Peygamber verdiği kararlarında, müstebid olmak bir yana, adaletiyle örnek bir kişiydi. İnsanların yolunu aydınlatır, yoldan çıkmış olana yol gösterir ve insanlar arasında sevgiyi yerleştirmeye çalışırdı. Allah Rasûlü bir şeyi kendi nefsi için istemez, başkası için arzu ederdi ve risalet görevini yerine getirmesi esnasında da güvenilir idi. O, ihlas, yaptığı, söylediği ve düşündüğü meselede hak ve adalet tarafında yer alması hususunda bir örnektir. Sükûtu çok severdi, gerek oladıkça konuşmazdı. Konuştuğu zaman da sözleri hikmetli, fikirleri isabetli, kendisi de bütünüyle samimi olurdu, neticede kendisine arz edilen her mesele bir çözümle buluşurdu
Hz. Osman dönemi fetihleri
Atıf alanında belirtilen sayfa numaraları derginin basılı halinden alınmıştır.Hz. Peygamber (sav) Mekke’den Medine’ye hicret ettikten sonra burada yeni bir devletin temellerini attı. Müslümanlar burada kendi güvenliklerinin sağlamalarının ardından önce Arap yarımadasının merkezi Mekke’ye, daha sonra Hicaz’ın geri kalan topraklarına hakim oldular. Yarımada dışına seferlerin ilk adımları da yine Hz. Peygamber (sav) tarafından başlatıldı. Allah Rasûlü’nün vefatından sonra halife seçilen Hz. Ebu Bekir de, ümmeti derinden sarsan ridde hareketlerini bastırdıktan sonra, yeniden fetih faaliyetine girişerek Suriye ve Irak üzerine ordular gönderdi. Hz. Ömer zamanında daha da hızlandırılan seferler neticesinde doğuda İran topraklarının tamamı zaptedilirken, batıda da Bizans’ın Orta Doğu ve Mısır hakimiyetine son verildi. Hz. Osman’ın halifeliğinde ise, başlatılmış olan fütühât son hedefine ulaştırıldı ve Hulefâ-i Raşidîn döneminin en geniş sınırlarına ulaşıldı. Biz bu çalışmamızda bu son dönemde, yani Hz. Osman’ın hilafetinde yapılan fetihleri ele alacağız. Fetih hareketlerine geçmeden önce fetih üsleri olan Kûfe, Basra Mısır ve Şam eyâletleri1 hakkında kısa bilgiler verdikten sonra fetih faaliyetlerine geçeceğiz
Some considerations on the muslim conquest of Egypt and religio-social developments under muslim rule
Bu makale, 15-18 Mayıs 2000 tarihleri arasında Çanakkale’de düzenlenen “Tarih ve Edebiyat Metinlerinde İslamiyet ve Hristiyanlık Arasında Saygı ve Hoşgörü” konulu uluslararası sempozyumda “Müslümanlar’ın, İdareleri Altında Yaşayan Gayr-i Müslimlere Gösterdikleri Saygı, Hoşgörü ve Din Hürriyeti: Mısır Örneği” başlığıyla tebliğ olarak sunulmuşturMüslüman fethinin başladığı esnada Mısır Bizans tarafından idare ediliyordu. Bu dönemde, ülkenin asıl halkı olan Kıptîler dinî ve sosyal haklardan mahrum bırakılmışlardı. Ülkeyi işgal eden Rumlar, onları ikinci sınıf vatandaş olarak kabul ediyorlardı. Yaygın etnik ayırım ve dinî baskılar, Kıptîler’i Rumlar’a düşman haline getirdi. Sonuç olarak Kıptîler kendilerini Müslümanlar’a Rumlar’dan daha yakın buldular, bu nedenle Mısır’ın fethi esnasında onlara yardımcı oldular. Müslümanlar’ın gelmesiyle birlikte Mısır halkı dinî ve sosyal haklarını elde ettiler.Egypt was under Byzantine rule when the Muslim conquest started. In this period, the Copts, who were the native residents of Egypt, had been deprived of religious and social rights. Romans, the occupants of region, regarded the Copts as the second-class citizens. The widespread ethnic discrimination and religious persecution made the latter the enemies of the Romans. As a result, Copts found Muslims closer to themselves than to the Romans. This is why they helped Muslims during the conquest of Egypt. With the coming of Muslim, the natives gained their social and religious rights
Uluslararası Doğu Arap Coğrafyası ve Anadolu (Dünü, Bugünü ve Yarını) sempozyumu (27-28 şubat 2008/Şam)
Uluslararası nitelikli sempozyum Şam (Dimaşk) Üniversitesi ile Elazığ Ünivesitesi işbirliği ile 27-28 Şubat 2008 tarihleri arasında Şam’da gerçekleştirildi. Organizesi Şam Üniversitesi Beşeri Bilimler Fakültesi Tarih Bölümü tarafından ve Doç. Dr. Mehmet YUVA’nın genel koordinatörlüğünde gerçekleştirilen sempozyum 27 Şubat 2208 Çarşamba günü sabahı açılış programı ile başladı. Açılışta Şam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Wael MUALLA, Edebiyat ve Beşeri İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Emin TARBUŞ, Elazığ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanı Prof. Dr. Mustafa ÖZTÜRK ile sempozyum koordinatörü Doç. Dr. Mehmet YUVA takdim konuşmaları yaptılar. Açılışın ardından birinci oturuma geçildi. Bu oturumda Anadolu-Suriye ilişkilerinin ilk çağlardaki görünümü üzerinde duruldu. Prof. Dr. Emir TARBUŞ başkanlığında gerçekleştirilen ilk oturumda Doç. Dr. Bessam CAMUS (Suriye) Bronz Çağında Suriye ve Anadolu; Prof. Dr. Faysal ABDULLAH (Suriye), Hitit Suriye Buluşması ve Çatışması; Prof. Dr. Muhammed ZEYN (Suriye) Apolopadros elTiyyani Yazılarında Anadolu ve Suriye; Prof. Dr. Veli SEVİN (Türkiye) 316 M.Ö. I. Binyılda Anadolu-Suriye İlişkileri; Dr. Siham YUSUF (İsveç) Süryani Medeniyeti ve Biladü’ş-Şam Uygarlıkları başlıklı tebliğlerini sundular
Some ideas on understanding the Prophet Muhammad rightly
Hz. Peygamber’in (sav) doğru anlaşılması hususunda öncelikli adım, onun hayatının ve faaliyetlerinin sahih bilgilerden istifadeyle ortaya koymaktır. Bu hususta ilk müracaat kaynağı şüphesiz Kur’ân-ı Kerîm’dir. İslâm Peygamberi’nin (sav) hayatının ve kişiliğinin tüm yönleri ve yaşadığı muhitin sosyo-kültürel çevresi hakkında malumat ihtiva eden ikinci temel kaynak ise edilen hadislerdir. Kur’ân ve Hadis’ten sonra müracaat edilecek üçüncü derecedeki bilgiler ise siyer ve meğâzî kitaplarında yer alan ve ilk iki kaynakta işaret edilen esaslarla mutabık rivayetlerdir. Onun doğru tanıtılması için diğer bir önemli adım ise onu hislerin nesnesi olmaktan fikirlerin öznesi haline getirmektir.The first step to understanding the Prophet Muhammad rightly is to establish his life and activities by using the correct information. By doing this, the first source is certainly the Qur’an. The second basic source is the hadiths including the information on the all aspects of the Prophet’s life and his personality traits and the social-cultural environment in which he lived. The third one is the 60 information found in the books of Siyar ve Maghazi agreeable to the first and second sources. The another step to understanding the Prophet rightly is transforming him from the object of feelings to the subject of ideas
The policy of umayyad on Iraq
Emeviler devleti, başkenti Dımaşk olan dünyanın beşinci büyük imparatorluğudur. İlk halife Muaviye, yönetim sürecini iç problemlerle ve genişleme hareketleriyle tamamladı. Nitekim Kuzey Afrika’da ve Orta Asya’da hakimiyet kurdu. Ancak onun halifeliğinin başlangıcında Irak’ta Hz. Ali’nin torunlarının yönetimde hak sahibi olduğunu inananlar tarafından Hucr b. Adi liderliğinde bir isyan başlatıldı. Bu sebeple Muaviye Irak üzerine şiddet uygulamayı adet edinen Ziyad b. Ebu Süfyan’ı vali tayin etti. Muaviye’nin halefleri de Irak üzerine onun şiddet politikasını sürdürdüler. Ubeydullah b. Ziyad, Haccac b. Yusuf ve Halid b. Abdullah Irak’ta yönetim muhaliflerine karşı mücadele eden en meşhur idarecilerdir. Bununla birlikte Emevîler devleti Iraklıların desteğini alan Abbâsî hanedanı tarafından yıkılmıştır.The Umayyad Arab Caliphate is historically the fifth largest empire in the world. Damascus was the capital of the Umayyad Caliphate. The reign of Muawiyah was marked by internal security and external expansion. Muawiyah also oversaw military expansion in North Africa and in Central Asia. On the internal front, major rebellion is started in Iraq in the beginning of the his reign by Hujr ibn Adi the leader of rebellion supported the 104 claims of the descendants of Ali to the caliphate. On this occasion Muawiyah appointed to Iraq the ruler Ziyad ibn Abi Sufyan who used violence to opponents. The successors of Muawiyah applied his rough policy on Irak. Ubeydullah ibn Ziyad, Al-Hajjaj bin Yousef, Khalid ibn Abdullah are the famous governors of Irak who struggled to rebellions in Irak. However the Umayyad Arap Caliphate was demolished by the Abbasid family with the assistance of Iraqis
- …
