1,720,973 research outputs found

    CULTURAL REPRESENTATION OF SPEED IN TURKEY’S 4.5G ADVERTISEMENTS

    No full text
    Hız olgusu modern çağın önde gelen unsurlarından biri olagelmiştir. 21. Yüzyılda, özellikle internet teknolojisindeki gelişmelerle birlikte hız, ekonomik ve toplumsal ilişkilerde giderek artan bir öneme sahip olmuştur. Güncel ve hızlı bir mobil internet teknolojisi olarak 4G LTE'nin keşfiyle yüksek hızlı bağlantı imkânları, dünyada pek çok ülke tarafından uygulanmaya başlanmıştır. Türkiye, 4G teknolojisine yatırım yaparak 1 Nisan 2016 tarihinde bu teknolojiyi "4.5G" adıyla kullanıma açmış ve GSM operatörleri 4.5G hizmetini kullanıcılara sunmaya başlamışlardır. 4.5G teknolojisi, ihaleye giren Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone Türkiye gibi GSM operatörleri tarafından reklamlar aracılığıyla tüketicilere duyurulmuş ve özellikle hız vurgusu üzerinden tüketicilere yeni vaatlerde bulunulmuştur. Bu çalışmanın kapsamı, Türkiye'nin üç büyük GSM operatörü olan Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone Türkiye'nin televizyonlarda yayınladıkları ilk 4.5G reklamlarından oluşmaktadır. Reklamlarda hız olgusunun, yalnızca teknolojik bir kavram olarak işlev görmediği; aynı zamanda, ulusal anlatılara eklemlenen kültürel bir temsil aracı olduğu gözlenmektedir. Çalışma kapsamında reklamda hızın kültürel temsilleri hermeneutik yöntemle çözümlenmekte ve hız olgusunun yorumlanması gerçekleştirilmektedir. 4.5G hizmetinin, ulusu oluşturan bireylerin birbirleriyle daha iyi etkileşim kurmalarını sağlaması ve bu sayede, bir vatandaş olarak rollerini daha etkin bir biçimde yeniden üretmelerine yönelik anlamlandırma eksenleri, hermeneutik analizin sonunda hızın temsili bağlamında ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak bu çalışma, Paul Virilio'nun hız kuramı ve Benedict Anderson'un "hayali cemaatler" kavramına atıfla hızın, ulusal bir anlatı inşa edilmesi bağlamındaki işlevine işaret etmiş olacaktırThe notion of speed has been considered as a defining characteristic of the modern era. With the advent of technological developments in the 21st century, particularly with regard to the internet, speed has gained an even more prominent role in economic and social relations. The latest advances in mobile internet technology, for example the invention of 4G LTE, have now diffused across many countries in the world. Turkey was one of the countries to invest in this technology and 4G was introduced on April 1, 2016 under the name of “4.5G” with GSM operators offering high connection speeds to attract consumers. Based on the 4.5G commercials broadcast by Turkey’s three main GSM companies, Turkcell, Türk Telekom and Vodafone Turkey, this article analyzes the cultural representation of speed in these advertisements. In these advertisements, speed is conceptualized as not merely a technological phenomenon; rather it serves as a means of cultural representation attached with national narratives. Through a hermeneutical approach, this article aims to analyze the ways in which advertisements construct speed as a discourse with certain cultural representations and interpretations. This analysis suggests that the representation of speed in advertisements reproduces the subjectivities of individuals that are defined in relation to their national coexistences. Positioning the articulations of speed in these advertisements based on Paul Virilio’s theory of speed, this article argues that representations of speed constitute a narrative of the nation, as theorized by Benedict Anderson’s theory of “imagined communities,” whose members are better and faster connected to each other by means of spee

    Markalama ve Millî Kimlik: “Türkiye: Gücünü ve Potansiyelini Keşfet” Kampanyası Analizi

    No full text
    Nation branding has been an important communication strategy forthe governments all around the world in the 21st century. Functioningas a vehicle for conveying messages regarding the nation’s identityto internal and external audiences, nations are imaged and communicatedto the wider audiences as brands. As a regional power withpolitical, historical, cultural and economic significance, Turkey is oneof the countries attempting at nation branding in recent years. Inthis regard, this article analyzes Turkey’s nation branding campaigninitiated in 2015, under the slogan “Turkey: Discover the Potential”.With the analysis of elements constituting brand identity, logo andadvertisements,this article aims to point out the textual and visualways in which Turkey is branded with a particular national identityfor internal and global audiences.Ulus markalama dünyanın dört bir yanındaki devletlerin 21. yüzyılda kullandıkları önemli bir iletişim stratejisi olmuştur. Bir milletin kimlik ve değerlerine dair mesajların, gerek ülke vatandaşlarına gerekse yabancı izleyicilere aktarılmasını amaçlayan ulus markalama, milletleri bir marka olarak yeniden düzenlemekte ve kitlelere duyurmaktadır. Sahip olduğu siyasi, tarihsel, kültürel ve ekonomik önem nedeniyle bölgesel bir güç olan Türkiye de yakın dönemde ulus markalama uygulayan devletlerden biridir. Bu bağlamda, bu çalışma Türkiye’nin 2015 yılında “Türkiye: Gücünü ve Potansiyelini Keşfet” sloganıyla uygulamaya koyduğu ulus markalama kampanyasını analiz etmektedir. Marka kimliği, logo ve reklamların analiziyle bu çalışma, Türk milletinin belirli bir marka kimliği inşasıyla iç ve dış izleyicilere yönelik markalanma sürecinin metinsel ve görsel pratiklerini incelemeyi hedeflemektedir

    Taşrayı Hayal Etmek: Türk Hava Yolları Reklamlarında Şarkiyatçı Söylemin İnşası

    No full text
    arkiyatçılık (Orientalism) kavramına yönelik eleştirel çalışmalar, Doğu ve Batı medeniyetleri arasındaki hiyerarşik güç ilişkilerinin sorgulanmasına zemin hazırlamıştır. Şarkiyatçı söylemin, Batı'nın Doğu üzerinde bir iktidar kurma aracı olarak işlevsel kılındığı belirtilmiş ve mevcut egemenlik ilişkileri eleştirel açılardan ele alınmıştır. Bu çalışma, şarkiyatçılık kavramını yerel bir bakış açısıyla ele alarak, Türkiye'de merkez-taşra (center-periphery) ilişkilerinin reklam söylemindeki dışavurumunu eleştirel olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, Türk Hava Yolları'nın Iğdır ve Ordu-Giresun Havaalanları açılışlarını konu eden iki farklı reklamını çözümleyen bu çalışma, reklamda şarkiyatçı bir söylemin inşa edildiğini iddia etmektedir. Eleştirel söylem analizi yöntemiyle reklamları analiz eden bu çalışma, inşa edilen söylemin bir taşra olarak Doğu'yu, bir merkez olarak Batı karşısında şarkiyatçı bir iktidar hiyerarşisi dahilinde konumlandırdığını göstermeyi hedeflemektedir.Critical studies on Orientalism interrogates the hierarchies of power constructed between the East and the West. It has been stated that orientalist discourse has been instrumentalized by the West as a vehicle to sustain hegemony over the East. Approaching the notion of Orientalism from a national perspective, this article aims to critically analyze the manifestation of Turkey's center-perphery relations in the advertising discourse. For this purpose, this article undertakes a critical discourse analysis of two Turkish Airlines advertisements about the opening of Iğdır and Ordu-Giresun Airports in Turkey's peripheral provinces. Accompanied by the discourses of nationalist and consumerist ideologies, this article argues that advertisements constitue an orientalist discourse that situates the peripheral other vis-à-vis the Western self, represented by the technological, modern, developed and civilizational values of Turkish Airline

    Construction of youth identity in advertisements: The case study of “genç turkcell”

    No full text
    Bu çalışma Türkiye’nin önde gelen GSM operatörlerinden biri olan Turkcell’in gençlere yönelik hizmetlerini sunduğu “Genç Turkcell” kampanya reklamlarını eleştirel bir üslupla çözümlemeyi hedeflemektedir. Bu amaçla, reklamlarda görsel ve sözel araçlarla inşa edilen söylemlerin, nasıl bir gençlik kimliğine işaret ettiği ortaya konacaktır. Reklamlarda gençlerin, çekici bir düzensizlik halinde yaşadıklarını, üniversite kampüsünde ve gece kulüplerinde eğlendiklerini, rock müzik dinlediklerini, ailelerinden ayrı bağımsız bir yaşam tarzına sahip olduklarını gözlemlemek mümkündür. Bu açıdan bakıldığında reklamlarda kurgulanan gençlik kimliğininin, Türkiye’deki gençlerin ayrıcalıklı bir kesmini temsil ettiği tespit edilmektedir. “Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı” SETA tarafından 2012 Mart ayında yayınlanan “Türkiye’nin Gençlik Profili” araştırmasına referansla bu çalışma, Genç Turkcell reklamlarındaki gençlik kimliğinin, gençliğin büyük çoğunluğunu dışarıda bıraktığı sonucuna ulaşmaktadır. Psikanalitik açıdan bakıldığında reklamların, eksiklik, arzu ve “ayna evresi” dahilinde izleyici gençlere bir seyir deneyimi yaşattığını belirtmek mümkündür. Tüketimin sembolik boyutlarla işlevselleştiği bu durumda reklamı seyreden genç kişinin, kendisinden çok daha iyi hayatlar yaşayan gençlik imajıyla özdeşleşerek, bir ayna evresi dahilinde markaya yönelik bir arzu rejimini harekete geçirmesi öngörülür. Sonuç olarak Judith Williamson, Louis Althusser, Jacques Lacan ve Slavoj Žižek gibi düşünürlere atıfla bu çalışma, Genç Turkcell reklamlarının, belirli bir gençlik ideolojisini yeniden üreten bir “rüya imgesi” işlevi gördüğünü vurgulamaktadır.This article engages to critical analyses of “Genc Turkcell” (Youth Turkcell) advertisements by Turkey’s one of the leading GSM companies Turkcell. It points at the ways in which particular discourses constitute certain youth identity. Advertisements represent youth as having desirable lives, listening to rock music, living apart from their families, spending most of their time in pubs and university campuses. Advertisements don’t necessarily refer to the lives of youth who sustain their lives in conditions of deprivation. Referring to NGO research with the title “Turkey’s Youth Profile”, this paper argues that youth identity by Genc Turkcell reflects the minority among youth in Turkey. From psychoanalytical point of view, advertising aims to inform audience about their lacks regarding their youth, thus invokes desire to fullfill lacks by consumption. With advertisements, audience are exposed to a state of mind which Lacan calls “mirror stage”, characterized by particular ego formation by transition to “symbolic” from the “imaginary” register. In conclusion, referring to theories of Judith Williamson, Louis Althusser, Jacques Lacan and Slavoj Žižek, this paper shows that advertisements are ideologically coded as “dream images”, by which youth audience can exercise certain regime of desire; seeing the lives of the privilaged other

    MEN CRY TOO, BUT… INTERPRETATION OF THE CRITIQUE OF HEGEMONIC MASCULINITY IN AXE ADVERTISEMENT

    No full text
    Hegemonik erkeklik, toplumsal cinsiyet çalışmalarında sıklıkla başvurulan bir kavramdır. Erkekliğin homojen ve yekpare bir kategori olmadığını öne süren hegemonik erkeklik olgusu; mümkün olan çeşitli erkeklikler arasından belirli bir erkeklik formasyonunun idealize edilerek hegemonik hale getirildiği kültürel anlamlandırma mekanizmalarına dikkat çekmektedir. Hegemonik erkeklik çalışmaları, toplumsal kurumlar ve gündelik hayat pratikleri tarafından egemen hale getirilen bir erkeklik anlayışı ile, ötekileştirilen ve dışlanan erkeklikler arasında süregiden çatışma halini incelemektedir. Axe markasının Türkiye'de yayınlanan "Erkekler de Ağlar" reklamını inceleyen bu çalışma, hegemonik erkekliğe karşı eleştirel bir tutum geliştiren reklam anlatısının, izleyiciler tarafından karşılanma biçimlerini çözümlemektedir. Ağlama eylemini kadınsılıkla özdeşleştiren hegemonik erkeklik anlatısına karşı Axe reklamı, erkeklerin de özgürce ağlayabileceğini belirttiği bir dil inşa etmiş ve erkekleri kalıpları yıkma noktasında cesaretlendirmiştir. Ayrıca, hegemonik erkeklik halleri dışında kalan erkekleri de temsil eden reklam, farklı erkekliklerin mümkün olduğunu göstermeyi amaçlamıştır. Axe reklamının yayınlandığı YouTube kanalı üzerinden reklama getirilen izleyici yorumlarını içerik analizi tekniğiyle analiz eden bu çalışma, hegemonik erkeklik karşıtı anlatının izleyiciler tarafından büyük ölçüde onaylandığını gözlemlemektedir. Buna rağmen, onaylama durumunun hegemonik erkekliği tam manasıyla eleştirme anlamına gelmediğini vurgulayan bu çalışma; reklam anlatısını onaylıyor gibi görünen yorumların aslında hegemonik erkekliği normalleştiren, görünmez kılan veya yeniden üreten söylem stratejileriyle örülü olduğunu iddia etmektedirThe concept of hegemonic masculinity has been an important point of debate in gender studies. Considering that masculinity is not a fixed and homogeneous category, hegemonic masculinity points out the mechanisms of cultural meaning attribution which idealize a particular formation of masculinity among other possible masculinities. Studies on hegemonic masculinity assesses the struggles between a masculine understanding that has been put in a dominant position by social institutions, and other marginalized masculinities. Investigating Axe’s “Men Cry too” advertising campaign in Turkey, this study analyzes the ways in which the critical attitude of the advertising narrative is countered by audiences. As opposed to the hegemonic masculine attempt that equates the act of crying to femininity, Axe advertisement constructs a language asserting that men should cry freely and encourages men to challenge the taboos. Besides, the advertisement represents men other than the formations of hegemonic masculinity to point out that a diversity of masculinities is possible. With a content analysis of audience comments at the brand’s YouTube channel, this study observes that the counter-hegemonic language of the advertisement is approved by most users. However, this study further reckons that the act of approval does not mean that hegemonic masculinity is fully challenged. Contrarily, this study argues that the commentaries that seemingly approve the advertising narrative, are equipped with discursive strategies that normalize or legitimize hegemonic masculinit

    Kadının ailevileştirilmesi: Türkiye’de kamu spotlarında toplumsal cinsiyet ideolojisi

    No full text
    In Turkey, Justice and Development Party (AKP) holds a single-party government since 2002 with aconservative, pro-Islamist and anti-feminist political ideology. AKP’s authoritarian tone towardswomen increased particularly after 2011 when the party gained its third consecutive election victory. Inthis regard, the abolishment of “The Ministry of Women and Family” and instead the foundation of“The Ministry of Family and Social Policies” (MFSP) in 2011 was criticized by feminist activism, withthe claim that the attempt erases the name of women from the ministry which might lead to devastatingeffects on the solution of women’s issues. Focussing on advertisements as ideological apparatuses, thisarticle undertakes a critical analysis of Public Service Advertisements (PSAs) with a total number of 30spots broadcast on TV by MFSP since 2012. Problematizing the representation of women in PSAs, thisarticle aims to analyse the practices of women’s familialization by means of the concealment ofwomen’s issues and legitimization of patriarchy.Türkiye’de 2002 yılından günümüze dek tek başına iktidarını sürdüren AKP dönemi, toplumsal cinsiyet bağlamında muhafazakar, İslamcı veya anti-feminist olarak nitelenedirilebilecek birtakım politikaların uygulayıcısı olmuştur. Özellikle AKP’nin üçüncü seçim zaferini kazandığı 2011 yılından itibaren kadına yönelik söylemlerin otoriter tonu giderek yükselmiştir. Bu bağlamda, 2011 yılında “Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı”nın kapatılarak yerine “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” (ASPB) kurulması feminist aktivizmin eleştiri odağı olmuş, “kadın” ifadesini bakanlıktan silen bu girişimin kadınların sorunlarının çözümünü olumsuz etkileyebileceği vurgulanmıştır. Politik alanda kadına yönelik söylemlerin bir yansıması olarak reklam olgusunu ele alan bu makale, ASPB tarafından 2012 yılından itibaren günümüze dek yayınlanan 30 adet kamu spotunu eleştirel açıdan incelemektedir. Kamu spotlarında kadının temsilini sorunsallaştıracak olan bu makale, resmi söylemin kadının sorunlarını görünmez hale getirme ve patriyarkayı meşrulaştırma suretiyle kadını ailevileştirilme pratiklerini analiz etmeyi hedeflemektedir

    Critical Analysis of Cleaning Product Advertisements as a Tool of Symbolic Violence Against Women

    No full text
    Günümüzde reklam olgusu, yalnızca bir ürün veya hizmet tanıtımının ötesinde, kitlelere ulaştırdığı anlamlarla kültürel ve ideolojik anlamları da yeniden üreten bir işlev görebilmektedir. Özellikle, reklamlarda kadın imgesinin yer alış biçimleri, reklamın toplumsal cinsiyet rollerini bir söylem olarak inşa etmesini beraberinde getirmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de 2013-2015 senelerinde yayınlanmış olan temizlik ürünleri reklamları arasından ölçüt örnekleme yöntemiyle belirlenmiş olan üç ayrı reklam, Pierre Bourdieu'nun "simgesel şiddet" kavramına atıfla feminist eleştirel söylem analizi yöntemiyle çözümlenmektedir. Eleştirel açıdan incelendiğinde reklamda, kadına yüklenen toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretildiği görülmektedir. Buna rağmen reklam söylemi kadınları hallerinden memnun ve mutlu bir biçimde betimleyerek, kadınlara yönelik ötekileştirici söylemleri görünmez hale getirmekte ve toplumsal cinsiyetin neden olduğu iktidar hiyerarşisini normalleştirmektedir. Reklam aracılığıyla tanıtılan ürünler, kadınları içinde bulundukları iktidar ilişkilerinden kurtarıyor ve onları güçlendiriyor gibi bir imaj çizmektedir; ancak bu doğrultuda inşa edilen söylem, gerçek olumsuzlukları görünmez kılmakta, bu görünmezlik ise simgesel şiddet ile sağlanmaktadır. Sonuç olarak bu çalışma, kadının maruz kaldığı iktidar ilişkilerinin fark edilemez hale getirmesi bakımından reklamın, Pierre Bourdieu'nun kavramsallaştırdığı simgesel şiddetin bir aracı olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadırToday, advertisements constitute a medium by which particular cultural and ideological meanings are reproduced rather than serving merely as a medium for publicity. The ways in which advertisements portray the image of woman construct woman gender role as a discourse. This article aims to analyze three television advertisements aired in Turkey by means of a feminist critical discourse analysis in order to point out the symbolic violence in advertising discourse with reference to Pierre Bourdieu. The advertising discourse involves an operation of power exercised on women by men or more privileged female counterparts. Despite power relations, the ways, in which advertising discourse represents women in buoyant mood content with their oppressed circumstance, normalize the existing power relations. In advertisements, products function in a way that emancipates and empowers women; although the discourse actually reproduces the gender roles attributed to women. In sum, pointing at the strategies of misrecognition that advertisements attribute to women's oppression, this article aims to show the function of advertisements as a medium for Bourdieu's symbolic violence concep

    Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis

    Get PDF
    The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed
    corecore