1,720,962 research outputs found
Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis
The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation
counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings
are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that
only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into
account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed
Variations on the Author
“Variations on the Author” discusses two of Eduardo Coutinho’s recent films (Um Dia na Vida, from 2010, and Últimas Conversas, posthumously released in 2015) and their contribution to the general question of documentary authorship. The director’s filmography is characterized by a consistent yet self-effacing form of authorial self-inscription: Coutinho often features as an interviewer that rather than express opinions propels discourses; an interviewer that is good at listening. This mode of self-inscription characterizes him as an author who is not expressive but who is nonetheless markedly present on the screen. In Um Dia na Vida, however, Coutinho is completely absent form the image, while Últimas Conversas, on the contrary, includes a confessional prologue that moves the director from the margins to the center of his films. This article examines the ways in which these works stand out in the filmography of a director who offers new insights into the notion of cinematic authorship
Appropriate Similarity Measures for Author Cocitation Analysis
We provide a number of new insights into the methodological discussion about author cocitation analysis. We first argue that the use of the Pearson correlation for measuring the similarity between authors’ cocitation profiles is not very satisfactory. We then discuss what kind of similarity measures may be used as an alternative to the Pearson correlation. We consider three similarity measures in particular. One is the well-known cosine. The other two similarity measures have not been used before in the bibliometric literature. Finally, we show by means of an example that our findings have a high practical relevance.information science;Pearson correlation;cosine;similarity measure;author cocitation analysis
THE LIFE OF GERMAN FRANZ FREDERİK SCHMİDT-DUMONT’S AND HİS ACTIVITIES IN TURKEY (1882-1952)
Çalışma, ağırlıklı olarak Alman Dışişleri Bakanlığı arşivinden ve makalenin konusunu oluşturan Franz Frederik Schmidt-Dumont’un aile arşivinden istifade edilerek kaleme alınmıştır. İlk olarak Birinci Dünya Savaşı’nın arefesinde, 1913 yılında Türkiye’ye gelerek faaliyetlerde bulunan Schmidt-Dumont, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’de görev alan Alman Büyükelçisi Rudolf Nadolny aracılığıyla ülkesinin Türkiye’deki propaganda aracı olan Türkische Post gazetesinin genel yayın yönetmenliği ile Alman resmi haber ajansı Deutsches Nachrichtenbüro Türkiye temsilciliğini yapmıştır. Franz von Papen’in aracılığı ve Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in onayıyla 1934-1942 yılları arasında daha sonra Almanya’nın Ankara’da bulunan Büyükelçiliği’nde Basın Ataşesi göreviyle Alman propagandasının Türkiye ve Orta Doğu’daki önemli aktörü olmuştur. Schmidt-Dumont’un Türk makamlarına bildirilen çalışma alanı her ne kadar basın ve kültürel alanları kapsıyor alsa da resmi görev alanının dışına çıkarak politik bakımdan önemli içeriğe sahip haber ve istihbarat bilgilerinin toparlanmasına çalışmıştırThe study was mainly carried out by the German Ministry of Foreign Affairs archives by taking advantage of Franz Frederik Schmidt-Dumont’s -who is the topic of this article- family archive. In the First World War’s eve, Schmidt-Dumont came to Turkey first-time in the years 1913-18 and was involved in the activities. Through German Ambassador Rudolf Nadolny who assigned in Turkey after the First World War, Dumont worked as chief editor for Türkische Post propagandistic newspaper of his country in Turkey and also represented German official news agency Deutsches Nachrichtenbüro in Turkey. Through Franz von Papen which will be the Ankara ambassador of Germany and with the approval of the Joseph Goebbels who was the minister of propaganda, Schmidt-Dumont has been a media attaché in German embassy. He has been also an important factor in German propaganda in Turkey and the Middle East. The Germans claim that his duties were about just for media and culture; however, he often tried to collect some important news and intelligence information about politics
ALMAN FRANZ FREDERİK SCHMİDT-DUMONT’UNHAYATI VE TÜRKİYE FAALİYETLERİ (1882-1952)
Çalışma, ağırlıklı olarak Alman Dışişleri Bakanlığı arşivinden ve makaleninkonusunu oluşturan Franz Frederik Schmidt-Dumont’un aile arşivinden istifade edilerekkaleme alınmıştır. İlk olarak Birinci Dünya Savaşı’nın arefesinde, 1913 yılında Türkiye’yegelerek faaliyetlerde bulunan Schmidt-Dumont, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’degörev alan Alman Büyükelçisi Rudolf Nadolny aracılığıyla ülkesinin Türkiye’deki propagandaaracı olan Türkische Post gazetesinin genel yayın yönetmenliği ile Alman resmi haber ajansıDeutsches Nachrichtenbüro Türkiye temsilciliğini yapmıştır. Franz von Papen’in aracılığıve Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in onayıyla 1934-1942 yılları arasında dahasonra Almanya’nın Ankara’da bulunan Büyükelçiliği’nde Basın Ataşesi göreviyle Almanpropagandasının Türkiye ve Orta Doğu’daki önemli aktörü olmuştur. Schmidt-Dumont’unTürk makamlarına bildirilen çalışma alanı her ne kadar basın ve kültürel alanları kapsıyoralsa da resmi görev alanının dışına çıkarak politik bakımdan önemli içeriğe sahip haber veistihbarat bilgilerinin toparlanmasına çalışmıştır
Die "Türkische Post": A Nazi Propaganda Newspaper in Turkey and Prime Ministry Directorate General of Press and Information
Basın iktidar ilişkileri, araştırılan dönemin sansür pratiklerini ortaya koyması açısından önemli veriler sunmaktadır. Gerek 19. yüzyılın son çeğreğinden itibaren Osmanlı Devleti’nde gerekse Türkiye Cumhuriyet’in tek partili iktidar döneminde varolan siyasi oteritenin yönlendirmelerinın gölgesinde devam eden bir basın hayatı söz konusuydu. İkinci Dünya Savaşı esnasında da çıkartılan yasaların yardımıyla dönemin basın ve yayın hayatı daha yoğun bir şekilde kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Bu durum sadece Türk basını için geçerli değildi. Türkiye’de yabancı dillerde yayınlanan günlük ve haftalık gazetelerde ancak dönemin iktidarının yönlendirmeleri ve direktiflerini dikkate alarak ayakta kalabilme şansına sahiplerdi. Buna ek olarak yayın politikalarını belirlerken Türkiye’nin iç ve dış politik hassasiyetlerine uygun bir dil kullanılmasını da elzem kılmaktaydı. Bu bağlamda Türkische Post gazetesi genel yayın felsefesiyle uyuşmayan bir durumla karşı karşıyaydı, çünkü gazetenin öncelikli amaci özellikle 1933’den itibaren zaman zaman Türkiye’nin dış politikası ile ayrışan Alman tezlerini savunma ve Alman propagandasını sayfalarında yoğun bir şekilde işlemekti. Gazetenin Almanya ile olan yakın münasebeti Türk makamlarının dikkatini Türkische Post ve matbaasının üzerinde olmasına ve burada cereyan eden faaliyetlerin yakından takibini gerektirmekteydi. Bu çalışma, Alman arşiv belgelerinin ışığında Türkische Post gazetesinin pekte bilinmeyen tarihine ışık tutmasının yanı sıra bu gazetenin İkinci Dünya Savaşı esnasında Türk makamları ile, özellikle de Türk basınının içerik kontrolünden sorumlu kurum olan Matbuat Umum Müdürlüğü ile münasebetlerini konu edinmektedir. Daha öncesinde ise şu sorulara cevap aranacaktır: Türkische Post’un kurulma amacı neydi ve gazete yönetimi Almanya’nın hangi kurum ve kuruluşlar ile irtibat halindeydi? Gazetenin yazı işlerinde hangi Türk ve Alman gazeteciler çalışmaktaydı? Konunun aydınlatılmasına yardımcı olan kaynaklar ise Alman Dışişleri Bakanlığı’nda bulunan diplomatik misyon belgeleri, Alman Büyükelçi Rudolf Nadolny’nin hatıratı ve Türkische Post gazetesinin 1937-1944 yılları arasında genel yayın yönetmenliği görevinde bulunmuş Eduard Schaefer’in Istanbul’dan Berlin’e bağlı bulunduğu kurum için yazdığı raporlar gibi birincil elden Almanca kaynaklardır. Konumuz ile alakalı Türk arşiv belgeleri ise nitelik ve nicelik bakımından oldukça sınırlı sayıda kalmıştır.The relations between press and government provides important data in terms of revealing the censorship practices of the period studies. Both on the Ottoman Empire since the last quarter of the 19th century and the period of one-party rule of the Republic of Turkey, the press life was overshadowed by the political authority that existed. In this context, over the enacted laws during the Second World War, the press life of the period was tried to be taken under control. But the situation was not only valid for the Turkish press, daily and weekly newspapers published in foreign languages only had the opportunity to survive by taking into account the directions and directives of the administration of the period. In addition, while determining the editorial policy it was required to use an appropriate language with Turkey’s domestic and foreign policy. For this reason, the Türkische Post newspaper faced a situation that was not compatible to its founding philosophy. Because, the primary objective of the newspaper was defending the German thesis against noncommittal Turkey’s foreign policy and instilling German propaganda intensively in their pages. The newspapers close relationship with Germany, fixed Turkish authorities attentions on Turkishe Post and their printing house. And those close relationships had required close monitoring of the activities that took place. This study will shed light on the unknown history of the Türkische Post newspaper in the light of German archival documents and it deals with the relations with Turkish institutions during the World War II. But previously, the following questions will be answered: What was the aim of establishing Türkishe Post and which institutions and organizations of Germany was in contact with newspaper management? Which Turkish and German journalists worked in the newspaper's editorial works? Resources that helps clarify this subject are firsthand German resources like; the founded diplomatic mission documents of the German department of state, German Ambassador Rudolf Nadolny`s memoirs and the reports that had written to the registered institutions by Eduard Schaefer, who was the editorship of Turkische Post between 1937-1944. Turkish archival documents related to our topic are very limited in the terms of both quality and quantity
Activities of Germany in the Ottoman Navy during World War I in the Light of German Documents
Scopus - Siyasal Bilgiler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler, Siyasi TarihBu makalede Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Donanması’nın
komutanlığına getirilen Wilhelm Souchon ve Osmanlı Donanmasında
görevli Alman danışmanların faaliyetleri ele alınmaktadır. Souchon,
görevinin başlangıcında, Almanya’dan denizci subayı ve teknik eleman
desteği talebinde bulunarak Osmanlı Donanmasının mürettebat
eksikliklerini tamamlamak için ilk adımı atmıştır. Hemen ardından Türk ve
Alman mürettebatın ortak tatbikatları neticesinde Osmanlı Donanması kısa
sürede savaşa hazır hale gelmiştir. Savaş boyunca Osmanlı donanma
subayları ve mühendislerinin yanı sıra sivil denizcilikte faaliyet gösteren
denizciler Almanya’da meslekî eğitimlere katılmıştır. 1914-1918 yılları
arasında Osmanlı Donanmasında Almanlar tarafından yürütülen reform
faaliyetlerindeyse bir sonuç alınamamıştır. Donanmanın ıslahında görevli
Alman danışmanlar, savaş şartlarının zorlukları ve Osmanlı bahriyesindeki bazı Türk subaylarının reformlara olumsuz yaklaşımı ile karşılaşmıştır.
Osmanlı devlet adamları, donanma filosuna yeni savaş gemilerinin alımında
başvurulacak tek ülke olarak Almanya’yı görmüştür. Almanya’dan Osmanlı
Donanmasına savaş gemileri ve denizaltıların satın alınması için 3 yılı bulan
uzun müzakereler gerçekleştirilmiştir. Nihayetinde 17 Eylül 1917’de
Almanya’dan torpidobot ve denizaltıların satın alımını içeren anlaşma
imzalanmıştır. Berlin’de Alman Dışişleri Bakanlığı’ndan diplomatlar ve
bahriye mensupları arasındaki görüşmelerde Osmanlı Devleti’nden Alman
donanmasına ait gemiler için sürekli liman tahsis edilmesi gibi askerî
ayrıcalıklar gündeme gelmiş olsa da bu anlaşmada yer almamıştır. Neticede
Almanya’dan savaş gemileri ve denizaltıların satın alımını içeren anlaşma,
Osmanlı Devleti ve müttefikinin Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup
ayrılmasıyla geçerliliğini yitirmiştir
Erken Cumhuriyet Dönemi Türk-Alman Askerîİlişkileri ve General Hilmar von Mittelberger’inHarp Okullarındaki Faaliyetleri
Osmanlı askerî modernleşmesinde Prusya geleneği, Yüzbaşı Helmuth von Moltke ile başlamıştır. Helmuth vonMoltke başkanlığındaki heyetin Osmanlı ordusundaki faaliyetlerinden yaklaşık bir asır sonra Almanya’dan gelendanışmanlar, Türkiye Cumhuriyeti tarafindan ordunun çeşitli kademelerinde yeniden görevlendirilmiştir. Daha ön ceki askerî heyetlerle karşılaştırıldığında kâğıt üstündeki görevleri orduya bağlı akademilerde dersler vermek ile sınırlıolan Alman danışmanlar, Almanya’daki resmî görevlerinden istifa etmişlerdir. Türk Silahlı Kuvvetleri ile kendi ülke leri ve askerî kurumlarını bağlamayan özel anlaşmalar imzalamışlar ve ülkelerinde kazandıkları maaşın üstünde birücret karşılığında Türkiye’de görev yapmışlardır. 1925-1939 yılları arasında-Türkiye‘deki Alman elçiliklerinde gö revli askerî ataşeleri bir kenera bırakırsak- 36 Alman Türkiye’nin Kara ve Deniz Harp Okullarında görev almıştır.Bunların içerisinde Almanya’daki son görevi korgenerallik rütbesi ile, en kıdemlisi Hilmar von Mittelberger, 7 senegibi kısa sürede geride bıraktığı eserleri ile en ön plana çıkan isimdir. İkinci Dünya Savaşı‘nın başlangıcıyla beraberülkesine geri dönen Alman general, ülkesinin genelkurmay karargâhında Türkiye ile alakalı görüşmelere katılmış veburada Alman ordusunun generallerini Türkiye’nin savunma gücü hakkında bilgilendirmiştir
Erken Cumhuriyet Dönemi Türk-Alman Askerî İlişkileri ve General Hilmar von Mittelberger’in Harp Okullarındaki Faaliyetleri
Osmanlı askerî modernleşmesinde Prusya geleneği, Yüzbaşı Helmuth von Moltke ile başlamıştır. Helmuth von Moltke başkanlığındaki heyetin Osmanlı ordusundaki faaliyetlerinden yaklaşık bir asır sonra Almanya’dan gelen danışmanlar, Türkiye Cumhuriyeti tarafindan ordunun çeşitli kademelerinde yeniden görevlendirilmiştir. Daha önceki askerî heyetlerle karşılaştırıldığında kâğıt üstündeki görevleri orduya bağlı akademilerde dersler vermek ile sınırlı olan Alman danışmanlar, Almanya’daki resmî görevlerinden istifa etmişlerdir. Türk Silahlı Kuvvetleri ile kendi ülkeleri ve askerî kurumlarını bağlamayan özel anlaşmalar imzalamışlar ve ülkelerinde kazandıkları maaşın üstünde bir ücret karşılığında Türkiye’de görev yapmışlardır. 1925-1939 yılları arasında-Türkiye‘deki Alman elçiliklerinde görevli askerî ataşeleri bir kenera bırakırsak- 36 Alman Türkiye’nin Kara ve Deniz Harp Okullarında görev almıştır. Bunların içerisinde Almanya’daki son görevi korgenerallik rütbesi ile, en kıdemlisi Hilmar von Mittelberger, 7 sene gibi kısa sürede geride bıraktığı eserleri ile en ön plana çıkan isimdir. İkinci Dünya Savaşı‘nın başlangıcıyla beraber ülkesine geri dönen Alman general, ülkesinin genelkurmay karargâhında Türkiye ile alakalı görüşmelere katılmış ve burada Alman ordusunun generallerini Türkiye’nin savunma gücü hakkında bilgilendirmiştir
- …
