1,720,977 research outputs found
Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis
The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation
counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings
are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that
only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into
account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed
Strategic organizational downsizing effect on workers performance: Business application in Burundi
Günümüzün ve geleceğin en değerli varlıkları olan insan sermayesi, örgütler için başarı ve hedeflere ulaşma yolunda en güçlü değişkendir. Bir örgüt her ne kadar değerli ve kıymetli varlıklara, sermaye ve ham maddeye sahip olsa da yetenekli, ehliyetli ve kabiliyetli çalışanları olmadığı süre zarfında sürdürülebilir rekabetçil üstünlük sağlaması imkansızdır. Bu sebeple de işgören performansını elde tutulması ve onların bağlılık düzeyinin artırılması örgütler için en önemli hedeflerden biridir. Yapılan araştırmalarda adanmış çalışanların daha yüksek performans göstererek örgüt hedeflerine daha çok katkıda bulunduğunu ve örgütte daha uzun süre kalarak çalışma arzusu gösterdiği sonuçlarına varmıştır. Küçülme stratejisi kavramı 1980'lerden itibaren literatürde görülmeye başlanmıştır. Organizasyonun performansını, verimliliğini, rekabet gücünü ve esnekliğini arttırmak; planlanan malzeme ve insan kaynakları azaltmak da dahil olmak üzere küçültme stratejisi artık kurumlar tarafından sıklıkla kullanılıyor. İstenen sonuçları ve hedefleri doğru bir şekilde elde etmek için bu yöntem ayrıntılı olarak ele alınmalıdır. Azaltmanın kurumun genel stratejisine uygun olması için, azaltımın örgütün açık bir şekilde planlanmış ve tanımlanmış uzun vadeli vizyonunun bir parçası olmalıdır. Organizasyonun küçülmeden sonra hedeflerine ulaşamamasının en önemli nedeni, küçültme sürecinde örgütsel bağlılık, stres belirtileri, güven ve performans ile ilişkilendirilmektedir. Organizasyonların yeniden yapılanma eğiliminin kuruluş ve çalışanlardaki azalma üzerinde önemli bir olumsuz etkisi vardır. İşten çıkarmalar çalışan üzerinde psikolojik, sosyolojik ve finansal etkiler yaratır. Bu çalışmada, çalışanların azaltılmasının etkileri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Burundi'deki kamu işletmelerinin çalışanlarının küçülme sonrası nasıl etkilendiğini belirlemek için örnek bir anket yapılmıştır. Anketten elde edilen verilerin analizi SPSS programı ile istatistiksel olarak yapılmıştır. Elde edilen verilerin sonucunda çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Araştırma bulgularına göre küçülme, çalışanların performansını ve örgütsel bağlılıklarını olumsuz etkilemekte ve güvensizlik, öfke, stres, çatışma ve bırakma niyeti yaratmaktadır. Bu tez kapsamında örgütsel küçülme ile işgören performansı arasındaki ilişki ele alınmış ve aynı zamanda, örgütsel küçülmenin işgören performansı üzerindeki etkisi incelenmiştir.Human capital, which the most valuable assets for nowadays and future, is the most powerfulvariable in the way which brings success to organizations and help them to achieve their goals. It can be imagine so capable organization, which have indispensable and valuable resources, capital and commodity. But if the organization does not have so talented and gifted employees, it does not have any chance for sustainable competitive advantage. Therefore saving its employees and to improve their employee engagement level is the one of the most vital objectives. Researches release that engaged employees contribute more to organizational goals with showing better performance, they also want to stay and work in the organization for a long time. The concept of downsizing strategy began to be seen in the literature since the 1980s. To increase the performance, efficiency, competitiveness and flexibility of the organization; The reduction strategy, including the planned material and human resources reduction, is now frequently used by institutions. This method should be considered in detail in order to obtain the desired results and targets correctly. Reduction should be part of the organization's clearly planned and defined long-term vision so that mitigation meets the overall strategy of the organization. The most important factor in the inability of the organization to reach its goals after downsizing is related to the organizational factor, stress, trust and performance in the reduction process. Organizations have a significant negative impact on the tendency of restructuring, and consequently on the decrease in the organization and employees. Layoffs create psychological, sociological and financial impacts on the employee. In this study, the effects of the reduction of employees are discussed in detail. A sample survey was conducted to determine how employees of public enterprises in Burundi were affected by the downsizing. The data obtained from the questionnaire were analyzed with SPSS porogram. As a result of the data obtained, various suggestions were made. According to the research findings, shrinkage adversely affects the performance and organizational commitment of employees and creates insecurity, anger, stress, conflict and intention to quit. In this thesis, the relationship between organizational downsizing and employee performance was examined and at the same time the effect of organizational downsizing and employee performance was examined
Özel sektör ve kamu sektörü çalışanları üzerine bir alan araştırması
Günümüzde gelişen rekabet koşullarından dolayı örgütlerde insan faktörü önemli hale gelmiştir. Bu doğrultuda önemli hale gelen insan faktörünün rekabet avantajı sağlaması için iki faktör ön plana çıkmaktadır. Liderlik ve motivasyon. Lider, çalışanların işlerini etkin ve verimli biçimde yapmalarını sağlayacak iş ortamı yaratarak ve ölçülü bir ilişki kurarak çalışanlar üzerinde bir eşsiz etkiye sahip olur. Bu eşsiz etki sayesinde çalışanları örgüt amaçlarını başarmaları için kolaylıkla motive eder. Lider sadece teşvik ve özendirme araçlarını kullanarak değil, motivasyon yöntemlerini kullanarak da çalışanlarını motive eder. Bunun da ötesinde, lider sahip olduğu özellikler, uyguladığı davranış biçimi ve sahip olduğu güç kaynakları ile de çalışanlar üzerinde motive edici etkiye sahip olur. Bundan dolayı çalışanların motive edilmesinde liderlik kilit bir role sahiptir. Tez çalışmasının ilk bölümünde liderliğin tarihine, tanımlarına, yöneticiyle arasında farklara, liderlik yaklaşımlarına ve konumuz kapsamında liderlik tiplerine ilişkin bilgiler aktarılmıştır. İkinci bölümde, motivasyon tanımları ve motivasyon yaklaşımlarına değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise, liderlik motivasyon etkileşimi bağlamında, liderlik özelliklerinin etkisi, liderlik güç kaynaklarının etkisi, liderlik tiplerinin etkisine ve motivasyon araçlarına değinilmiştir. Araştırmanın amacı, liderlik tipleri ile motivasyon arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu bağlamda çalışmanın son bölümünde yani uygulama kısmında çeşitli örgütlerden seçilen 384 çalışandan elde edilen veriler analiz edilmiştir. Veriler analiz edilirken SPSS programının 15.00 versiyonundan yararlanılarak çeşitli istatistiki analizler yapılmış ve çıkan sonuçlar konuyla bağlantılı bir şekilde yorumlanmıştır. Araştırmanın sonucunda, liderlik tiplerinin motivasyon üzerinde etkisi olsa da çok düşük düzeyde etkisi olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle, en iyi liderlik tipinin duruma uygun olarak belirlenen liderlik tipi olduğu belirlenmiştir
Sağlık çalışanları üzerine bir araştırma
Günümüzün sürekli gelişen dünyası, örgütleri ve dolayısıyla da yönetimleri derinden etkilemektedir. Rekabet avantajı yaratmak için sürekli çaba gösteren örgütler, "insan" unsurunun örgütün devamlılığı için oldukça önemli olduğunun farkına varmışlardır. İşgörenlerden yüksek verim sağlamak yönetimlerin başlıca amaçları arasında yer almaktadır. Bunun gerçekleşmesi işgörenlerin, belirlenen örgüt amaçları doğrultusunda örgüt lehine hareket etmesine bağlıdır. İşgören davranışlarını etkileyen birçok neden olmakla birlikte belki de bunların en önemlisi içinde bulundukları örgütün kendilerine karşı adil olup olmadığına yönelik algılarıdır. Örgüt içerisindeki etkin bir iletişim sistemi, şeffaf ve katılımcı yönetim anlayışıyla işgörenlerin örgütsel adalet algılarının artacağı öngörülmektedir. Bu çalışmada, işgörenlerin iletişim doyum düzeyleri ile örgütsel adalet algılarının, demografik özelliklerine göre değişiklik gösterip göstermediğinin belirlenmesi, iletişim doyumu ile örgütsel adalet algısı ve örgütsel adalet algısının alt boyutları arasındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, ülkemizdeki önde gelen üniversite hastanelerinden birinde 276 hemşirenin katılımıyla elde edilen veriler doğrultusunda analizler yapılmıştır. Analiz bulguları sonucunda, katılımcıların iletişim doyum düzeyleri ile örgütsel adalet algısı ve örgütsel adalet algısının alt boyutları arasında anlamlı ve pozitif ilişkilerin olduğu belirlenmiştir. Ayrıca yapılan çalışmada, katılımcıların örgütsel adalet algılarında, aylık fazla mesai süreleri bakımından anlamlı farklılıklar olduğu saptanmış ve katılımcıların iletişim doyum düzeylerinde, görev yaptıkları birim/klinikler ile idari göreve sahip olup olmamaları bakımından anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir
Examining the impact of organizational sources of stress on job satisfaction of employees: Guine-Bissau a survey for employees in public enterprise
Araştırmanın genel amacı, Kamu işletmesinde çalışanların organizasyonel stres kaynaklarının iş tatminine etkisi. Bunun yanında çalışanların, demografik özelliklerinin, organizasyonel stres kaynakları ve iş tatmin düzeylerini nasıl etkilediğinin incelenmesi de araştırmanın alt amaçlarını oluşturmaktadır. Bu araştırma, organizasyonel stres kaynakları iş tatmini ya da iş tatminin organizasyonel stres kaynaklarına olan etkisini belirlemek açısından, mevcut durumu ortaya koymak ve ulaşılan sonuçları genelleme bakımından önem taşımaktadır. Bu çalışmada "Gine-Bissau Yönetim ve Limanları" şirket çalışanları üzerinde 30 sorudan oluşan bir anket çalışması yapılıp 300 personel idaresinde katılmaktadır. MSQ, ÖSK standart ölçekler ve analiz yapmak için SPSS 23.0 programı kullanmaktadır. Çalışanların organizasyonel stres kaynaklarının, iş tatminin düzeyi ve demografik özellikleri değişkeni bakımından anlamlı bir farklılık gösterip test etmek için One-Way Anova ve Bağımsız Örneklem T-Testi uygulanmaktadır. Pearson korelasyon katsayı organizasyonel stres kaynakları ile iş tatmini arasındaki negatif ve zayıf bir ilişki göstermektedir. Son olarak, şirketleri ya da örgütleri organizasyonel stres kaynakları azaltmak ve iş tatmini artırmak için önerileri gösterilmektedir.The overall objective of the research is to examine the relationship between organizational stressors and job satisfaction levels of public sector employees. In addition, examining how employees' demographics, organizational stress sources and job satisfaction levels affect the sub-objectives of the research. This research is important to reveal the current situation and to generalize the results in terms of determining the effect of organizational stress sources on job satisfaction or job satisfaction to organizational stress sources. In this study, "Guinea-Bissau Management and Ports" employs a questionnaire consisting of 30 questions on the employees of the company and participates in the management of 300 personnel. MSQ, ISK use standard scales and SPSS 23.0 program to analyze. The One-Way Anova and the Independent Sample T-Test are used to test the organizational stress sources, level of job satisfaction, and demographic characteristics of employees in terms of variance. Pearson's correlation coefficient shows a negative and weak relationship between organizational stress sources and job satisfaction. İn conclusion, companies or organizations have shown recommendations to reduce organizational stress sources and increase job satisfaction
Örgütsel çevrenin yönetsel kararlara etkisi
Günümüzde yaşanan değişimler doğrultusunda örgütlerin önemi artmaktadır. Örgütler, verdikleri kararlar ile toplumu etkilemekte, sosyal ve ekonomik değişimlere yön vermektedirler. Diğer yandan yaşanan değişim ve gelişmeler örgütlerin kararlarını etkilemektedir. Ortaya çıkan çevresel belirsizlikler ise örgütlerin rekabetçi ortamda başarılı olmalarını zorlaştırmaktadır. Bunun sonucunda rekabetçi avantaj kazanmak için yöneticilere düşen sorumluluklar artmakta ve yönetsel karar verme süreçleri daha çok önem kazanmaktadır. Yapıları ve işleyiş özellikleri bakımından farklılık gösterebilen örgütler, amaçlarına ulaşmak, ortaya çıkan sorunları çözebilmek ve sürdürülebilir başarı kazanmak için doğru kararlar vermelidirler. Başka bir anlatımla, karar verme örgütler için büyük önem taşımakta olup, örgütlerin önemle üzerinde durması gereken bir konudur. Açık sistemler olarak ele alınan örgütler, içinde bulundukları çevre ile karşılıklı ve sürekli etkileşim halinde olup gerek faaliyet çevreleri gerekse genel çevreleri tarafından etkilenmektedirler. Bu nedenle, örgütlerin karar verme süreçleri çevreleri ile birlikte ele alınarak incelenmelidir. Örgütsel çevre faktörleri, örgütler için büyük öneme sahip olan yöneticilerin yönetsel kararları üzerinde de önemli bir etkiye sahiptirler. Bu bakımdan, yöneticiler, yönetsel kararların etkinliğini sağlamak, örgüt için olumlu sonuçlar yaratacak kararlar vermek ve örgütün başarısına katkıda bulunmak için örgütsel çevre faktörlerini dikkate almalıdırlar. Tezin amacı, örgütsel çevrenin yönetsel kararlara etkisini incelemektir. Bu doğrultuda, yapılan anket çalışması ile ilaç sektörü yöneticilerinin yönetsel kararlarını etkileyen örgütsel çevre faktörleri, ilaç sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin İzmir’deki bölge yöneticileri kapsamında araştırılmıştır. Araştırma sonucunda, yönetsel kararları etkileyen örgütsel çevre faktörleri, bu faktörlerde meydana gelen değişimlerin sıklığı ve yöneticilerin bu değişimleri öngörebilme dereceleri tespit edilmiştir
Veri zarflama analizi ile bir uygulama
Geçmişten günümüze kadar, bilginin üretildiği en önemli kurumlar olan üniversitelerin önemi giderek artmaktadır. Küreselleşme nedeniyle ortadan kalkan sınırlar ve yüksek rekabet ise üniversiteleri fazlasıyla etkilemektedir. Türkiye’deki özellikle devlet üniversitelerinin büyük çoğunluğu hem eğitim hem araştırma hem de kamu hizmeti alanlarında faaliyet göstermekte ve kaynaklarını bu üç alana bölmektedir. Üniversitelerin hangi alanlarda etkin olduklarını belirlemeleri ve bu alanlara yönelmeleri hem onları küresel rekabette güçlendirecek hem de devlete kaynak dağılımında kolaylık sağlayacaktır. Bütün bunların gerçekleşmesi için ise Türk yükseköğretim sisteminin yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Tez çalışmasında, Türkiye’deki yükseköğretim sistemi ve yükseköğretimde farklılaşmanın nasıl sağlanabileceği üzerinde durulmuştur. Türkiye’deki 31 devlet üniversitesi üzerinde veri zarflama yöntemi ile genel, eğitim ve araştırma başlıklarında analizler yapılmıştır. Ayrıca analizler arasındaki farklar ile yükseköğretim sistemi yeniden yapılandırılırken üniversitelerin hangi alanlarda faaliyet göstermeleri gerektiği üzerinde durulmuştur. En son olarak ise bütün çalışmanın genel değerlendirmesi yapılmış ve öneriler sunulmuştur
Turquality’nin ihracat performansına etkileri
Krizlerin dahi küresellestiği günümüzde, basarılı olmak, varlığını sürdürebilmek isteyen isletmeler dıs pazarlara açılmalı ve yeniliklere ayak uydurmalıdırlar. Bununla birlikte, düsük isçilik ve hammadde maliyetleri ile birçok alanda dünya pazarlarını etkisi altına alan Çin ve Hindistan gibi ülkelerle rekabet etmek ise gittikçe zorlasmaktadır. Bu noktada dıs pazarlara açılmada markalasma ihtiyacı ön plana çıkmaktadır. Aynı zamanda mense ülke etkisinin de dikkate alınması gerekmektedir. Dünyanın ilk ve tek devlet destekli markalasma tesviği olan Turquality® ile küresel markalar yaratılması ve böylece isletmelerin ihracat potansiyellerini ve performanslarını yükseltmeleri söz konusu ihtiyaca yanıt vermektedir. Nitekim 22 isletme üzerinde gerçeklestirilen arastırmada, Turquality® Desteği’nden yararlanma düzeyinin ihracat performansı üzerine hem doğrudan hem de dolaylı etkileri irdelenmistir. Analiz bulguları sonucunda Turquality® Desteği’nin ihracat performansı üzerinde anlamlı ve olumlu yönde etkiye sahip olduğu görülmüstür. Böylece tez kapsamında önerilen modelin temel ayağı desteklenmistir. Ayrıca söz konusu iliski üzerinde ihracat tecrübesinin de anlamlı bir etkisi olduğu bulgusuna ulasılmıstır. Bahsedilen bu doğrudan etkilerin yanı sıra Turquality® Desteği’nden yararlanma süresinin, ara değiskenler olan ihracata bağlılık ve üst yönetimin ihracat pazar çevresine yönelik algıları aracılığıyla dolaylı olarak da ihracat performansını etkilediği bulunmustur. Marka sadakati, marka farkındalığı ve marka imajı gibi alt boyutları olan marka performansının da ihracat performansını etkilediği görülmektedir. Bu bulgu, isletmelerin dıs pazarlara açılmasında markalasmanın ne kadar önemli bir etken olduğunu göstermekte ve modelimizin bir diğer temel ayağını desteklemektedir. Sonuç olarak; Turquality® henüz yeni bir destek olmasına rağmen, yararlanan isletmelerin ihracat performanslarının gelistirilmesinde; hem tanıtım, pazarlama, reklam harcamalarının ve yurtdısı birimlere iliskin giderlerin desteklenmesi ile doğrudan, hem de ihracata bağlılık ve üst yönetimde olumlu ihracat pazar çevresi algısı yaratarak dolaylı yoldan katkı sağlamaktadır
Variations on the Author
“Variations on the Author” discusses two of Eduardo Coutinho’s recent films (Um Dia na Vida, from 2010, and Últimas Conversas, posthumously released in 2015) and their contribution to the general question of documentary authorship. The director’s filmography is characterized by a consistent yet self-effacing form of authorial self-inscription: Coutinho often features as an interviewer that rather than express opinions propels discourses; an interviewer that is good at listening. This mode of self-inscription characterizes him as an author who is not expressive but who is nonetheless markedly present on the screen. In Um Dia na Vida, however, Coutinho is completely absent form the image, while Últimas Conversas, on the contrary, includes a confessional prologue that moves the director from the margins to the center of his films. This article examines the ways in which these works stand out in the filmography of a director who offers new insights into the notion of cinematic authorship
- …
