AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
Not a member yet
    5260 research outputs found

    Refah Rejimlerinde Bağımsız Çalışanların İşsizlik Sigortası: Türkiye Örneği

    No full text
    Sosyal politika sosyal risklere karşı bireyleri korumak amacıyla devlet tarafından uygulanan politikalar olarak aynı zamanda kapsayıcı ve bütünleştirici özelliği de sahip politikalardır. Sanayi devrimiyle oluşan işçi sınıfı hem dar anlamda sosyal politika hem de dar anlamda sosyal güvenliğin mesnedini oluştururken aynı zamanda “bağımlı çalışan” oranının çalışan nüfus içinde yüksekliği sosyal politikaların gelişiminde etkili olmuştur. Yakın dönemde girişimciliğin teşvik edilmesi, 2008 krizi, pandemi süreci ve gig ekonomisiyle bağımsız çalışan nüfus daha da yoğunlaşmıştır bazı atipik istihdam biçimleriyle kendini gösteren önemli bir alan bağımsız çalışanların diğer tüm bağımlı çalışanlar gibi sosyal risklere dolayısıyla işsizlik riskine maruz kalmaları da olağan bir durumdur. Çalışmanın temel amacı emeğin tarihsel sürecine değinmek suretiyle sanayi devriminden günümüze çalışan statülerini değinmek suretiyle önemli bir boşluk olarak nitelendirilebilecek olan bağımsız çalışanların işsizlik sigortası uygulamasını aynı zamanda farklı rejimlere ait ülke özelliklerine değinerek açıklamaktır. Türkiye’de ise çalışan statüleriyle ilgili bazı istatistiki bilgiler farklı ülkelerle karşılaştırmalı olarak verilmiş ve bağımsız çalışanların işsizliğiyle ilgili ihtiyacın belirginleştiği somutlaştırılmıştır. 4447 sayılı kanunla uygulanan devamında isteğe bağlı sigortaları da kapsayan ve son olarak bağımsız çalışanlarla ilişkili “esnaf ve ahilik sandığı” uygulamasıyla getirilen düzenlemelere değinilmiştir. İşsizlik sigortasının sağlamış olduğu uygulamaları somutlaştırmak ve farklı ülkelerdeki uygulamaları karşılaştırmak suretiyle prim şartı, ödenek miktarı ve süresi gibi özelliklere sahip olan uygulamanın geleceğe yönelik olarak yansımaları çalışmada analiz edilmiştir

    Üniversite;Hazırlık Sürecindeki Öğrencilerin Meslek Seçiminde Aile Desteği Ve Ebeveyn Başarı Baskısının İncelenmesi

    No full text
    Meslek seçimi, çocukluktan itibaren başlayan ve özellikle de ailelerin önemli bir rol oynadığı süreçtir. Bireylerin, aile yapısı, her bir üyenin üstlendiği roller, üyeler arasındaki ilişkiler, değerler sistemi ve tutumlar gibi değişkenler meslek seçimini ve gelişimini etkilemektedir. Ailelerin akademik başarı baskısı, öğrenciler için kritik bir dönem olan üniversite sınavına hazırlık sürecinde önemli bir faktördür. Ailelerin olumlu, destekleyici yaklaşım sergilemeleri, gençlerin kariyer yolculuğunda ilgi ve yetenekleri doğrultusunda sağlıklı kararlar alarak bu doğrultuda seçim yapmaları adına son derece mühimdir. Bu çalışma üniversite hazırlık sürecindeki öğrencilerin meslek seçiminde aile desteği ve ebeveyn başarı baskısını araştırmak amacıyla, Konya’nın Ilgın ilçesinde ikamet eden devlet ve özel Fen lisesi ile Anadolu lisesinde öğrenim gören 161 kadın ve 101 erkek olmak üzere toplam 262 öğrenci ile yapılan anket formu 11 ve 12. Sınıf öğrencisini kapsamaktadır. Araştırmada çalışma grubuna uygulanacak “Kişisel Bilgi Formu”, “Meslek Seçiminde Aile Desteği Ölçeği”, “Ebeveyn Başarı Baskısı Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırma yöntemi nicel olup, araştırmada nedensel karşılaştırmalı araştırma modeli esas alınmıştır. Veriler IBM SPSS Statistics Standard Concurrent User V 26 (IBM Corp., Armonk, New York, ABD) istatistik paket programında değerlendirilmiştir. Ailesi tarafından desteklenen ve bilgilendirilen öğrencilerin akademik başarı düzeyinin iyi olduğu, başarı baskısı gören öğrencilerin başarı düzeyinin zayıf olduğu; demokratik aileye sahip öğrencilerin ailelerinden bilgilendirme ve destek aldığı, otoriter ve baskıcı ailelerin çocuklarına başarı baskısı yaptıkları sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, aile, çocuğun eğitimine katkıda bulunmalı, ilgi alanlarını desteklemeli ve gelecekteki kariyer seçimine rehberlik etmelidir. Bu konuda çocuğun okulu ile iş birliği içine girmesi büyük önem arz etmektedir

    Yeraltı Sularının Bazı Kimyasal Özelliklerinin Jeoistatistiksel Yöntemler Kullanılarak İncelenmesi: Konya Kapalı Havzası Örneği

    No full text
    Su, yaşamın temel yapı taşı olarak tüm canlılar için vazgeçilmezdir. Dünya su kaynaklarının %97’si tuzlu, sadece %3’ü tatlı sudur. Tatlı su kaynakları göller, nehirler, buzullar ve yeraltı sularından oluşur; bu kaynaklar içinde en büyük erişilebilir rezervi yeraltı suları oluşturur. Yeraltı suları; tarımsal sulama, içme suyu temini, sanayi ve ekosistem dengesi açısından kritik öneme sahiptir. Bu nedenle, yeraltı sularının korunması, izlenmesi ve sürdürülebilir yönetimi hem bugünün ihtiyaçları hem de gelecekteki su güvenliği için hayati önemdedir. Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan Konya Kapalı Havzası, ülkenin en önemli tarım alanlarından biridir. Yüzey sularının yetersizliği, tarımsal sulamanın büyük ölçüde yeraltı su kaynaklarından karşılanmasına neden olmaktadır. Bu durum, yeraltı su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini ve kimyasal özelliklerinin izlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çalışmada, Konya Kapalı Havzası'ndaki yeraltı su kaynaklarının p(H⁺), bikarbonat (HCO₃⁻) ve sodyum (Na⁺) değerleri, Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından 2015-2024 yılları arasında belirlenen mevsimsel ölçümler esas alınarak Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamında analiz edilmiştir. Araştırmada, mekânsal enterpolasyon tekniklerinden Ters Mesafe Ağırlıklı Yöntem (IDW; p=1,2,3) ve Kriging yöntemleri (Ordinary Kriging için Spherical, Circular, Gaussian , Exponential , Linear modelleri; Universal Kriging için Linear ve Quadratic modelleri) uygulanmıştır. Model performansının değerlendirilmesinde Karekök Ortalama Karesel Hata (KOKH), Ortalama Mutlak Hata (OMH) ve Determinasyon Katsayısı (R²) gibi istatistiksel kriterler kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, p(H⁺) değerlerinin modellenmesinde IDW (p=1) yöntemi (KOKH=0,3167, OMH=0,2538), Bikarbonat (HCO₃⁻) değerlerinin modellenmesinde IDW (p=3) yöntemi (KOKH=6,79, OMH=2,80) ve Sodyum (Na⁺) değerlerinin modellenmesinde (KOKH=31,09 , OMH=17,88) IDW (p=2) yöntemi en yüksek doğruluğu sağlamıştır. Sonuçlar, kullanılan bu jeoistatistiksel tekniklerin p(H⁺) parametresinin mekânsal dağılımını yüksek hassasiyetle tahmin edebildiğini ortaya koymaktadır. Ancak, Bikarbonat (HCO₃⁻) ve Sodyum (Na⁺) gibi daha yüksek konsantrasyon aralığına sahip kimyasal parametreler için tahmin doğruluğunun görece düşük olduğu tespit edilmiştir. Bu durum, söz konusu yöntemlerin her parametre için aynı düzeyde güvenilir sonuçlar üretmeyebileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, çalışma Konya Kapalı Havzası’ndaki yeraltı suyu kalitesinin izlenmesi ve yönetimine yönelik önemli bir bilimsel temel sunmakta; özellikle pH gibi düşük varyanslı parametrelerin dağılımının modellenmesinde etkili bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca, benzer hidrojeolojik özelliklere sahip havzalarda yürütülecek araştırmalara metodolojik açıdan referans niteliği taşımakta ve su kaynaklarının korunması ile çevresel planlama süreçlerine katkı sağlayacak veri üretimine olanak tanımaktadır

    Normal İşiten Bireylerin Konuşma, Uzaysal Algı ve İşitme Kalitelerinin Karşılaştırılması

    No full text
    Modern odyoloji uygulamaları, yalnızca işitme eşiklerini belirlemekle kalmaz aynı zamanda bireyin konuşma algısı, ses yönünü tayin etme becerisi ve işitsel ortamda ses kalitesi algısı gibi daha karmaşık işitsel yetilerini de değerlendirir. Bu kapsamda geliştirilen Konuşma, Uzaysal Algı ve İşitme Kalitesi (KUİK) Ölçeği, bireylerin günlük yaşamda karşılaştıkları sesleri hangi düzeyde algılayabildiklerini ve ayırt edebildiklerini değerlendiren öznel bir ölçüm aracıdır. Bizim araştırmamız da KUİK ölçeğini kullanarak normal işiten bireylerin konuşma algısı, uzaysal algı ve işitme kalitesi düzeylerini değerlendirmek ve bu algılarla demografik değişkenler arasındaki ilişkileri incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, nicel ve betimsel tarama modeli çerçevesinde yürütülmüş; veriler çevrim içi anket yöntemiyle toplanmıştır. Toplamda 18-55 yaş aralığında normal işiten 329 (K:190, E:139) kişi çalışmamıza katılmıştır. Çalışmamızın sonucunda bireylerin genel işitsel algı düzeyleri yüksek bulunmuştur. Cinsiyet değişkeni anlamlı farklılık yaratırken, yaş değişkeni ile anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kronik rahatsızlığı olan bireylerin ise daha düşük işitme kalitesi ve uzaysal algı puanlarına sahip olduğu gözlenmiştir. Ölçek alt boyutları arasında yüksek düzeyde pozitif korelasyonlar tespit edilmiştir. Bu bulgular doğrultusunda, öznel işitme değerlendirme araçlarının bireyin günlük yaşam deneyimini anlamada etkili olabileceği bulunmuş, bununla birlikte araştırmanın daha geniş örneklem yöntemi ile yapılması önerilmektedir. Çalışmamızın işitme sağlığına yönelik bireyselleştirilmiş yaklaşımların geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir

    Erken Doğum Tehdidi Tanısı Almış Gebelerde Mandala Renklendirmenin Kaygı ve Zihinsel Yorgunluk Düzeyine Etkisi: Randomize Kontrollü Çalışma

    No full text
    Araştırma, erken doğum tehdidi olan gebelerde mandala renklendirme uygulamasının gebelikle ilişkili anksiyete, durumluk kaygı ve zihinsel yorgunluk düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, ön test-son test kontrol gruplu randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yürütülmüş ve 24 gebe kadın (12 müdahale, 12 kontrol) çalışmaya dahil edilmiştir. Müdahale grubundaki gebelere üç gün boyunca mandala renklendirme uygulaması yapılmış; veriler randomizasyon öncesi, birinci, ikinci ve üçüncü günlerde toplanmıştır. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Gebelikle İlişkili Anksiyete Ölçeği, Durumluk Kaygı Envanteri ve Zihinsel Yorgunluk Ölçeği ile toplanmıştır. Mandala renklendirme uygulaması, gebelikle ilişkili anksiyete düzeyini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaltmamıştır (p = 0,228). Ancak müdahale grubunda durumluk kaygı düzeyi (p = 0,007) ve zihinsel yorgunluk düzeyi (p = 0,009) kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Zaman etkisi ve grup-zaman etkileşimi tüm değişkenler açısından anlamlı bulunmamıştır (p > 0,05). Mandala renklendirme uygulaması, erken doğum tehdidi olan gebelerde kısa vadede durumluk kaygıyı ve zihinsel yorgunluğu azaltmada etkili bulunmuştur. Ancak gebelikle ilişkili anksiyete üzerinde anlamlı bir etkisi saptanmamıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda, mandala renklendirme gibi düşük maliyetli ve uygulanabilir rahatlama yöntemlerinin, doğum öncesi bakım süreçlerine destekleyici girişim olarak entegre edilmesi önerilmektedir

    Dijital Çağda Sosyal Medya Bağımlılığı ve İş Tatminin Tükenmişliğe Etkisinde Kuşaksal Farklılıklar

    No full text
    Bu araştırma, dijital çağda sosyal medya bağımlılığı ve iş tatmininin tükenmişlik üzerindeki etkisini kuşaksal farklılıklar açısından incelemektedir. Günümüzde dijitalleşmenin hızla artmasıyla birlikte çalışanların sosyal medya kullanım sıklığı yükselmiş, bu durum iş tatmini ve tükenmişlik gibi psikolojik değişkenleri doğrudan etkilemeye başlamıştır. Araştırmanın amacı, X, Y ve Z kuşaklarına ait çalışanların sosyal medya bağımlılığı, iş tatmini ve tükenmişlik düzeylerini karşılaştırmak ve bu değişkenler arasındaki ilişkilerin kuşaklara göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Nicel araştırma yöntemi benimsenen bu çalışma, ilişkisel tarama deseni çerçevesinde yürütülmüş ve 391 katılımcıdan elde edilen verilerle analiz edilmiştir. Veri toplama aracı olarak Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Minnesota İş Tatmini Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler, değişkenler arasındaki doğrudan ve dolaylı ilişkilerin test edilmesi amacıyla yapısal eşitlik modellemesi (YEM) ile analiz edilmiştir. Bulgular, sosyal medya bağımlılığının tükenmişliği anlamlı ve pozitif yönde etkilediğini; iş tatmininin ise tükenmişliği anlamlı ve negatif yönde yordadığını göstermektedir. Kuşak farklılıklarının bu ilişkilerde düzenleyici bir rol oynadığı belirlenmiştir. Z kuşağında sosyal medya bağımlılığı tükenmişliği artırırken, Y kuşağında sosyal medya bağımlılığı tükenmişliği artıran, iş tatmini ise tükenmişliği azaltan bir değişken olarak etkili olmuştur. X kuşağında ise iş tatmini tükenmişliği azaltıcı bir etki göstermiştir. Sonuç olarak, dijital çağda çalışan refahının korunabilmesi için, kuşak özelliklerini dikkate alan insan kaynakları uygulamaları ile dijital dengeyi destekleyen örgütsel yaklaşımların geliştirilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir

    Geleneksel Kent Merkezlerinde Dönüşüm: Bursa Hanlar Bölgesi Çarşıbaşı Örneği

    No full text
    Gelişmekte olan tarihî kentlerde, yaşanan hızlı kentleşme ve nüfus artışı ile beraber geleneksel merkez, baskı altında kalmakta ve zaman içerisinde dönemin kullanım ihtiyaçlarına cevap vermek maksadıyla bu alanlarda dönüşüm kaçınılmaz hale gelebilmektedir. Bu dönüşüm sürecinin gerçekleştirilmesinde, verilerin nitelikli analiz edilmesinin yanında planlı ve organize bir yaklaşım izlenerek kullanılacak yöntem ile sürecin aksatılmadan yürütülmesi gün geçtikçe daha önemli hale gelmektedir. Kent merkezlerinin dönüşümünde özellikle kamusal ve yarı kamusal alanlar, taşıdıkları fiziksel ve sosyal özellikler ile ön plana çıkmaktadırlar. Çalışma kapsamında geleneksel doku, geleneksel kent merkezi, kamusal açık alan gibi mekânsal kavramlar kullanılarak, yurt içinden ve yurt dışından seçilmiş örneklere de yer verilerek, dönüşüm alanlarının tarihsel süreci ile geleneksel kent merkezi dönüşümüne ait yaklaşım türleri ortaya konularak; Bursa geleneksel kent dokusunun merkezinde bulunan ve kamusal / yarı kamusal mekânlar açısından birçok değeri barındıran “Hanlar Bölgesi Çarşıbaşı Dönüşüm Alanı” değerlendirilmiştir. Bursa kentinin konumu, Hanlar Bölgesinin UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alması, “Çarşıbaşı” alanının önemini daha da artırmaktadır. Alanın değerlendirilmesi; dönüşüm sürecine ilişkin literatür taraması, gözlemler, arşiv ve alan araştırmaları görüşmeler ile ortaya konulmuştur. Geleneksel kent merkezinde gerçekleştirilen dönüşüm uygulamasının türü, yeniden canlandırma olarak tanımlanmış ve açıklanmıştır. Bölgenin yeniden canlandırılarak kentliye ve turizme kazandırılması maksadıyla uygulanan dönüşümün; planlama, kamulaştırma ve kentsel tasarım proje yarışması gibi süreçlerine yer verilmiştir. Sonuç olarak, Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış bir kent olan Bursa tarihî kent merkezinde bulunan “Hanlar Bölgesi Çarşıbaşı ” alanının değişim ve dönüşümü ile ilgili yapılan bu bilimsel değerlendirme; gelecekte geleneksel merkezlerde gerçekleştirilecek dönüşüm çalışmalarına akademik anlamda veri sağlayacak ve tarihî kentlerde yapılacak araştırmalara ışık tutacak mahiyette bir çalışma olmuştur

    Çavuşçu Gölü’nün Yüzey Alanı Değişimi ve İklim Değişikliği Etkilerinin İncelenmesi

    No full text
    Bu çalışmada, Orta Anadolu’nun kurak-karasal iklim kuşağında yer alan Çavuşçu Gölü’nün 1985–2025 yılları arasındaki yüzey alanı değişimi, farklı su indeksleri (NDWI, MNDWI ve WI) kullanılarak analiz edilmiştir. Landsat ve Sentinel-2 uydu görüntülerinden elde edilen veriler üzerinde yürütülen bu çoklu indeks yaklaşımı, uzun dönemli su varlığı izleme çalışmalarında veri güvenilirliğini artırmış ve çevresel karar destek sistemlerine katkı sağlamıştır. Analiz sonuçlarına göre göl yüzeyi, 1985 yılında ortalama 2000 hektar civarında iken, 2025 yılına gelindiğinde NDWI’ye göre 45,2 ha, MNDWI’ye göre 60,3 ha ve WI’ye göre yalnızca 1,2 ha seviyesine düşmüştür. Bu durum, gölün son kırk yılda yaklaşık %97,7 oranında küçülme yaşadığını ve ekolojik olarak tamamen kuruma riski altında bulunduğunu ortaya koymaktadır. Üç indeks karşılaştırıldığında, MNDWI yöntemi göl kenarındaki sığ su ve karasal geçiş alanlarını daha net tanımlayarak NDWI’ye kıyasla ortalama 120 hektar daha yüksek su alanı hesaplamıştır. WI yöntemi ise özellikle 2015 sonrası dönemde su yansımasını mavi-yeşil bantlarda daha hassas yakalayarak kuruma eğilimini en küçük alan değerleriyle (2025 yılında 1,2 ha) göstermiştir. Bu farklar, her üç yöntemin de genel eğilim açısından uyumlu olduğunu ancak duyarlılıklarının farklılaştığını göstermektedir. Meteorolojik veriler, Ilgın bölgesinin yıllık ortalama 421,8 mm yağış aldığını göstermektedir. Ancak göl yüzeyi ile yağış miktarı arasındaki korelasyon katsayısının (r = 0,14) ve determinasyon değerinin (R² = 0,02) düşük olması, yağış değişimlerinin göl alanındaki azalmayı tek başına açıklayamadığını ortaya koymaktadır. Yaz aylarında artan sıcaklık ve düşük bağıl nem koşulları, yüksek potansiyel evapotranspirasyon (PET) değerlerine yol açmakta ve gölden atmosfere yoğun buharlaşmaya neden olmaktadır. Buna ek olarak, 1990’lı yıllardan itibaren tarımsal sulama altyapısının genişlemesi, yeraltı suyu çekimlerinin artması ve sulanan tarım alanlarının yaygınlaşması, gölün beslenme–drenaj dengesini bozan başlıca antropojenik etkenler olarak öne çıkmıştır. Bu durum, göl alanındaki küçülmenin yalnızca iklimsel değil, insan kaynaklı baskıların da etkisiyle gerçekleştiğini göstermektedir. Sonuç olarak, Çavuşçu Gölü’nün yüzey alanında gözlenen dramatik azalma; iklimsel (yağış, sıcaklık, PET) ve antropojenik (sulama, kuyu çekimi, arazi kullanımı) faktörlerin birlikte etkili olduğu karmaşık bir süreçtir

    Integrated Bioprocess and Response Surface Methodology-Based Design for Hydraulic Conductivity Reduction Using Sporosarcina Pasteurii

    No full text
    This study examines key bioprocess parameters influencing the reduction in hydraulic conductivity in porous media via Microbially-Induced Calcite Precipitation (MICP), highlighting its relevance to environmental engineering applications such as bio-barriers and landfill liners. Sporosarcina pasteurii was utilized as the ureolytic bacterium to induce calcium carbonate precipitation under controlled laboratory conditions. Experimental variables included bacterial cell density (OD600), diameter of glass beads, concentrations of precipitation solution, bentonite, and yeast extract. A total of 42 experimental runs were conducted based on a custom design in Design-Expert software. Hydraulic conductivity was selected as the response variable to evaluate treatment performance. Response surface methodology (RSM) was applied to develop a second-order polynomial model, with statistical analyses indicating a strong model fit (R2 = 0.948, adjusted R2 = 0.929, predicted R2 = 0.868). ANOVA confirmed the significance of the main effects and interactions, particularly those involving glass bead diameter and OD600. Among the tested factors, the precipitation solution exhibited the strongest individual effect, while bentonite and yeast extract demonstrated supportive roles. Optimization revealed that a balanced combination of microbial density and chemical inputs minimized hydraulic conductivity to 0.0399 cm/s (≈95% reduction), with an overall desirability score of 1.000. Laboratory-scale experiments demonstrated field-scale applicability, underscoring the potential of biotechnological soil treatment and empirical modeling for developing sustainable low-permeability barriers. © 2025 by the authors

    Modeling and Analysis of Response Time in Vehicular Networks Using Markov Chains

    No full text
    Introduction: With the rapid evolution of vehicular networks, delay-sensitive applications such as autonomous driving and real-time navigation have gained significant attention. However, vehicles with limited computational resources often fail to meet low-latency demands, creating a critical bottleneck in system performance. Methods: To address this challenge, we propose the use of Mobile Edge Computing (MEC) for offloading time-sensitive tasks to roadside servers, reducing response times through localized processing and network intelligence. A mathematical model based on Markov Chains was developed to capture traffic dynamics and response behaviors in vehicular environments. This model enables analytical performance evaluation without relying on time-consuming simulations. Results: Experimental evaluation shows that the analytical model provides predictions consistent with simulation outcomes. Specifically, for vehicle counts ranging from 20 to 120, the model estimated average response times between 0.023–0.505 s, closely matching the simulation baseline of 0.019–0.482 s. The relative error was between 3.4% and 24.0%, with a mean of 11.7%. Discussion: The results validate the practicality and effectiveness of the proposed approach in meeting delay-sensitive requirements. Beyond vehicular networks, the modeling framework can also be extended to support smart campus initiatives, including mobility solutions, IoT management, and intelligent infrastructure systems, highlighting its broader applicability in advancing smart technologies. © © 2025 KALAMATI, RAEI, KUMEDA KUSSIA, Hussain, ARSLAN, Hassannataj Joloudari and Gaftandzhieva

    786

    full texts

    5,260

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇