AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
Not a member yet
5260 research outputs found
Sort by
Sanal Kumar Bağımlısı Bireylerin Aile Stresörleri ve Kişilik Özelliklerine Göre Analizi
Bu araştırma, 18 yaş ve üzeri bireylerin çevrim içi kumar bağımlılığı düzeylerinin, kişilik özellikleri, aile stresörleriyle başa çıkma stratejileri ve sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesini amaçlamaktadır. Bowen Aile Sistemleri Kuramı çerçevesinde yürütülen çalışmada, bireysel özellikler ile aile sisteminin bağımlılık davranışları üzerindeki etkileşimi çok boyutlu olarak değerlendirilmiştir. Örneklemi, Türkiye genelinde Yeşilay Danışmanlık Merkezleri’ne (YEDAM) çevrim içi kumar problemiyle başvuran 200 yetişkin oluşturmaktadır. Kesitsel tarama modelinin kullanıldığı araştırmada veri toplama araçları olarak İnternet Kumar Bağımlılığı Ölçeği, Aile Stresörleriyle Başa Çıkma Ölçeği ve Cervantes Kişilik Ölçeği uygulanmıştır. Veriler t-testi, ANOVA, korelasyon ve hiyerarşik regresyon analizleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular, düşük duygusal denge (yüksek nörotizm) ve düşük tutarlılık düzeylerinin kumar motivasyonunu ve olumsuz duygulanımı anlamlı şekilde artırdığını; aile içinde görev paylaşımı, planlama ve duygusal destek gibi işlevsel başa çıkma stratejilerinin ise bağımlılık riskini azalttığını göstermiştir. Ailede kumar öyküsünün bulunması, bağımlılık düzeyini anlamlı biçimde yükseltmiştir. Bowen kuramı bağlamında, düşük duygusal ayrışma ve yetersiz sistem dengesi, bireylerin dışsal stresörler karşısında daha kırılgan hale gelmesine ve kumar davranışına yönelmesine zemin hazırlamaktadır. Sonuçlar, çevrim içi kumar bağımlılığının yalnızca bireysel eğilimlerle değil, aile işlevselliği ve sosyo-ekonomik koşulların etkileşimiyle şekillendiğini ortaya koymakta; bu doğrultuda bireysel danışmanlık kadar aile temelli, sistemik ve çok disiplinli müdahale programlarının geliştirilmesi gerektiğine işaret etmektedir
Use of Machine Learning in ABR Test Findings in Children: Preliminary Results
Introduction: Auditory Brainstem Response (ABR) test is an important electrophysiological assessment used together with behavioral tests to diagnose hearing loss. Aim: The aim of this study is to estimate the intensity threshold and latency of the V wave in ABR tests performed in children using machine learning methods. In this way, it is aimed to save time during the ABR test, contribute to early diagnosis in cases where the test cannot be performed due to sleep problems in children with special needs, and obtain more objective and reliable results by preventing late diagnosis problems. Material and methods: In this study, a dataset consisting of 88 ABR waveforms consisting of 32 hearing-impaired and normal-hearing individuals from the pediatric group between the ages of 0–8 was analyzed using machine learning techniques. The V wave latency values of the ABR test were estimated using the deep learning model Artificial Neural Networks (ANN). The model was trained using the Levenberg-Marquardt technique for optimization using the MATLAB program. Results: R2 values were used to evaluate the performance of the model. The corresponding R2 values of the training, validation and test sets were determined as 0.99, 0.97 and 0.92, respectively. The Levenberg–Marquardt algorithm was used to optimize the training and test parameters for data evaluation, aiming to estimate wave V features with maximum precision. A classification accuracy of 92.9% was achieved for ABR waveforms matched with the trained machine learning model. Conclusions: The preliminary results obtained demonstrate the potential of machine learning models to objectify and increase the accuracy of ABR interpretation. The results of this study are expected to significantly increase the diagnostic eff iciency in pediatric audiology. The potential to reduce the time and level of expertise required for ABR assessments is expected to support a faster and more comfortable assessment process for patients and audiologists. The use of machine learning models has the potential to reduce the workload of audiologists in a clinical setting by enabling faster and more accurate ABR tests
Kadına Yönelik ve Aile İçi Şiddetle Mücadele Alanında Görev Yapan Sosyal Hizmet Uzmanlarının Mesleki Yetkinlik, Duygusal Zeka ve Algılanan İş Stresi Düzeyleri Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi
Bu araştırmada, kadına yönelik ve aile içi şiddet alanında görev yapan sosyal hizmet uzmanlarının mesleki yetkinlik, duygusal zeka ve algılanan iş stresi düzeyleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışmanın amacı, söz konusu değişkenlerin birbirleriyle olan etkileşimini açıklığa kavuşturmak ve mesleki uygulamalara yönelik kanıta dayalı çıkarımlar üretmektir. Nicel ve ilişkisel tarama deseninde yürütülen araştırmanın örneklemini, ilgili kurum ve kuruluşlarda aktif görev yapan N=367 sosyal hizmet uzmanı oluşturmuştur. Veriler, üç ölçek ile toplanmıştır: 40 maddelik mesleki yetkinlik Ölçeği (mesleki bilgi, mesleki beceri, mesleki değer) 20 maddelik Duygusal Zeka Ölçeği (duygusal farkındalık, empati, duygu düzenleme) ve 15 maddelik Algılanan İş Stresi Ölçeği. Analizlerde betimsel istatistiklerin yanı sıra grup karşılaştırmaları (t-testi/ANOVA, gerekli yerlerde Welch–Brown-Forsythe ve Games–Howell), Pearson korelasyon ve hiyerarşik çoklu regresyon kullanılmıştır. Bulgular, mesleki yetkinlik ile duygusal zeka arasında pozitif; her iki değişken ile algılanan iş stresi arasında negatif yönlü anlamlı ilişkiler bulunduğunu göstermiştir. Regresyon analizinde özellikle mesleki bilginin ve kısmen duygusal farkındalığın iş stresini sınırlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir. Sosyodemografik değişkenlere göre iş stresinde anlamlı farklar genel olarak saptanmamış; buna karşılık, bazı gruplarda duygusal zeka ve mesleki yetkinlik puanları farklılaşmıştır. Sonuçlar, duygusal kaynaklar ile mesleki sermayenin birlikte güçlendirilmesinin stresle başa çıkma ve hizmet niteliği açısından kritik olduğunu göstermiştir. Kesitsel tasarım ve öz-bildirim temelli ölçümlerin sınırlılıkları dikkate alınarak; boylamsal, çok düzeyli ve yapısal eşitlik modellemeli çalışmalar; ayrıca eğitim, süpervizyon ve iş tasarımına yönelik kurumsal müdahalelerin etki değerlendirmeleri önerilmiştir. Bulgular, travma bilgili ve esenlik odaklı örgütsel düzenlemelerin, alan çalışanlarının iyi oluşu ve müdahale kalitesi için zorunlu olduğunu göstermektedir
Tünel ve Konvansiyonel Kalıp Sistemlerinin Karşılaştırmalı Maliyet Analizi
Bu tez çalışmasında, aynı yapısal tasarıma sahip çok bloklu bir konut projesi özelinde, konvansiyonel kalıp sistemi ile tünel kalıp sisteminin maliyet, süre, iş gücü ve kalite açısından karşılaştırmalı analizi gerçekleştirilmiştir. Kalıp sistemleri, betonarme yapı üretiminde yalnızca betonun şekillendirilmesini değil, aynı zamanda inşaat süreci boyunca zaman yönetimi, iş gücü planlaması, maliyet kontrolü ve yapı kalitesinin sürdürülebilirliğini doğrudan etkileyen temel bileşenler arasında yer almaktadır. Bu bağlamda yapılan sistem seçimi, sadece teknik değil aynı zamanda ekonomik ve stratejik sonuçlar doğurmaktadır. Araştırmada öncelikle iki kalıp sistemine ilişkin literatür taraması yapılmış, ardından gerçek bir konut projesi üzerinden her iki sistemle metraj çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar kapsamında döşeme, perde, kolon ve kiriş elemanlarının yüzey alanları hesaplanarak 2025 yılı T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın birim fiyat analizleri esas alınarak maliyet hesaplamaları yapılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda, tünel kalıp sisteminin yüksek ilk yatırım maliyetine rağmen uzun vadede düşük iş gücü ihtiyacı, kısa yapım süresi, yüksek tekrar kullanımı ve yüzey kalitesi avantajları sayesinde toplam proje maliyeti üzerinde olumlu bir etki sağladığı gözlemlenmiştir. Konvansiyonel kalıp sisteminin esnek mimari projelere uyum sağlama, düşük başlangıç maliyeti gibi avantajlarına karşın, yüksek işçilik giderleri ve uzun yapım süresi nedeniyle büyük ölçekli projelerde verimliliği düşürdüğü tespit edilmiştir. Tünel kalıp sisteminin ise özellikle tekrarlayan plan tipolojilerine sahip büyük ölçekli projelerde zaman ve maliyet açısından daha rasyonel bir tercih olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışma sonuçları, sektör profesyonellerine proje tipi ve hedeflerine göre en uygun kalıp sisteminin seçimi konusunda bilimsel temelli bir karar desteği sunmayı amaçlamaktadır
Mülteci Çocuklara Verilen Öz Bakım Becerileri Eğitiminin Etkililiğinin Değerlendirilmesi
Bu araştırmanın genel amacı 4-6 yaş aralığındaki mülteci çocuklara verilen öz bakım becerileri eğitiminin çocuklar üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışma nitel araştırma yöntemlerinden eylem araştırması deseniyle yapılandırılmıştır. Araştırmada iki çalışma grubu ile çalışılmıştır. Araştırmanın ilk aşamasında mülteci çocukların eğitim ihtiyaçlarını belirlemek üzere mülteci çocukların ebeveynlerinden ve öğretmenlerinden görüşler alınmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında Konya ilinde mülteci çocukların devam ettiği bir okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 4-6 yaş grubu 12 mülteci çocuk ile çalışılmıştır. Çalışma grubunda yer alan çocuklara araştırmacı tarafından çocukların öz bakım becerilerini geliştirmeye yönelik olarak hazırlanan etkinlikler 10 hafta sürecince haftada 2 oturum olacak şekilde uygulanmıştır. Oturumlar 40 dk sürmüştür. Uygulamalar tamamlandıktan sonra çocuklara verilen öz bakım becerileri eğitiminin etkililiğini değerlendirmek için uygulama sonrası değerlendirme yapılarak veriler toplanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak “Kişisel Bilgi Formu, Çocukların Öz Bakım Becerileri Ebeveyn İhtiyaç Analizi Formu, Çocukların Öz Bakım Becerileri Öğretmen İhtiyaç Analizi Formu, Eş Gözlemci Günlük Formu, Araştırmacı Günlük Formu, Öz bakım Becerilerine Yönelik Gelişim Gözlem Formu, Emoji Destekli Çocuk Görüşme Form”u kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre mülteci çocukların öz bakım becerilerine yönelik öğretmen ve ebeveyn ihtiyaç analizi sonuçlarına göre çocukların öz bakım becerileri konusunda eğitime ihtiyacı olduğu görüşü saptanmıştır. Veri toplama araçları ile yapılan değerlendirmeler neticesinde mülteci çocuklara verilen öz bakım becerileri eğitiminin etkili olduğu tespit edilmiştir
Özel Eğitim Öğretmenleri ve Meslek Adaylarının Siber Güvenliği Sağlama Düzeyleri ve Etkileyen Faktörler
Bu araştırma, özel gereksinimli bireylere hizmet veren özel eğitim öğretmenleri ve meslek adaylarının kişisel siber güvenliğini sağlama düzeyi ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla Türkiye genelinde görev yapan ve çevrim içi veri toplama araçları yoluyla ulaşılan toplam (466) özel eğitim öğretmeni ve özel eğitim öğretmenliği bölümü öğrencisi (meslek adayı) ile gerçekleştirilmiştir. Özel eğitim öğretmenleri ve meslek adaylarının kişisel siber güvenlik düzeylerini ölçmek amacıyla kişisel siber güvenliği sağlama ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçek ve alt puanlarının iç tutarlılık cronbach alfa değerleri bu çalışma için güvenilirliği yüksek düzeydedir. Özel eğitim öğretmenleri ve meslek adaylarının siber güvenliği sağlama düzeyleri orta düzeydedir. Özel eğitim öğretmenleri ve meslek adaylarının siber güvenliği sağlama düzeyleri, kişisel özelliklere (cinsiyet, yaş vb.) göre anlamlı farklılık göstermektedir. Özel eğitim öğretmenleri ve meslek adaylarının siber güvenliği sağlama düzeyleri, mesleki özelliklere (öğretmenlik durumu, hizmet yılı vb.) göre anlamlı farklılık göstermektedir. Özel eğitim öğretmenleri ve meslek adaylarının siber güvenliği sağlama düzeyleri, günlük internet kullanım süresine göre anlamlı farklılık göstermektedir. Özel eğitim öğretmenleri ile meslek adaylarının siber güvenliği sağlama düzeyleri, sahip oldukları sosyal medya sayısına göre anlamlı farklılık göstermektedir. Araştırma sonucunda özel eğitim öğretmenleri ve meslek adaylarının kişisel siber güvenlik farkındalıklarının orta düzeyde çıkması bireysel, eğitsel, kurumsal ve politika yapıcılar nezdinde yeni ve önemli stratejilerin oluşturulmasında önemlidir
“Ebe Eliyle Yeşil Gelecek” İklim Değişikliği Animasyonunun Annelerin İklim Değişikliği Farkındalığı ve Davranışlarına Etkisi: Randomize Kontrollü Çalışma
Araştırma, “Ebe Eliyle Yeşil Gelecek” başlıklı iklim değişikliği temalı animasyonun, doğum sonu dönemdeki annelerin iklim değişikliği farkındalığı ve çevresel davranışları üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada, annelerin iklim değişikliğine ilişkin davranışlarını değerlendirmeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirilmiştir. İkinci aşamada ise geliştirilen bu ölçek kullanılarak, “Ebe Eliyle Yeşil Gelecek” adlı animasyonun annelerin iklim değişikliği farkındalığı ve çevreye duyarlı davranışları üzerindeki etkisi randomize kontrollü bir tasarımla değerlendirilmiştir. Araştırmanın birinci bölümü metodolojik tasarımdadır. Ölçek geliştirme süreci; madde havuzu oluşturma, kapsam geçerliği, pilot uygulama, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi ile güvenirlik testleri (Cronbach α, test-tekrar test) aşamalarını içermiştir. İkinci bölüm randomize kontrollü deneysel tasarımla yürütülmüştür. Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde doğum yapan 72 anne çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılar basit randomizasyon yöntemiyle müdahale (n = 36) ve kontrol (n = 36) grubuna atanmıştır. Müdahale grubuna taburculuk öncesinde “Ebe Eliyle Yeşil Gelecek” iklim değişikliği animasyonu izletilmiş, her iki gruba da Tanıtıcı Bilgi Formu, İklim Değişikliği Farkındalık Ölçeği ve geliştirilen Annelerin İklim Değişikliğine Yönelik Davranışlarını Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise rutin taburculuk eğitimi uygulanmıştır. Ölçümler ön test, taburculuk öncesi, 21. ve 30. günlerde toplanmıştır. Ölçek geliştirme süreci sonucunda 16 maddelik, üç alt boyutlu (yeşil tüketim bilinci, doğa dostu seçimler, sorumlu tüketim davranışı) geçerli ve güvenilir bir ölçek elde edilmiştir. Deneysel çalışmada müdahale grubundaki annelerin iklim değişikliği farkındalığı (p < 0,001), endişesi (p < 0,001), yeşil tüketim bilinci (p < 0,001), doğa dostu seçimler (p < 0,001) ve sorumlu tüketim davranışlarında (p < 0,001) anlamlı artış saptanmıştır. Bu kazanımların 30. günde de sürdüğü belirlenmiştir. Geliştirilen ölçek, annelerin iklim değişikliğine yönelik davranışlarını değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır. “Ebe Eliyle Yeşil Gelecek” animasyonu ise annelerin çevresel farkındalığını ve sürdürülebilir davranış eğilimlerini artırmada etkili bir eğitim materyalidir. Çalışma, doğum sonu bakım süreçlerine çevre temelli içeriklerin entegre edilmesi ve ebelik uygulamalarında çevresel sağlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması açısından önem taşımaktadır
Gençlerin Dijital Bağımlılık Düzeyleri, Duygusal Şemaları ve Anne Baba Tutumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Bu araştırma; gençlerin dijital bağımlılık düzeyleri, duygusal şemaları ve anne baba tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama tekniği uygulanmıştır. Araştırmaya katılmaya gönüllü olan, dijital cihazları kullanma konusunda yetersizliği ve herhangi bir özel gereksinimi bulunmayan 18-30 yaş arası genç yetişkin bireyler araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak Gönüllü Katılım Onay Formu, Demografik Bilgi Formu, Dijital Bağımlılık Ölçeği, Anne-Baba Tutumları Ölçeği ve Leahy Duygusal Şema Ölçeği uygulanarak veriler elde edilmiştir. Gruplar arasında anlamlı düzeyde farklılaşmanın olup olmadığını test etmek amacıyla Anova testi yapılmış ve farklılığın kaynağını ortaya koymak amacı ile Scheffe testi uygulanmıştır. Çalışma grubundakilerin dijital bağımlılığı, anne baba tutumları ve duygusal şemaları ölçümleri arasında ilişki olup olmadığının değerlendirilmesi amacıyla, Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Demografik değişkenlere göre dijital bağımlılığı, anne baba tutumları ve duygusal şemaları değerlendirme düzeyleri arasında anlamlı düzeyde bir farklılaşmanın olup olmadığı, Anova testi sonuçlarıyla değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, gençlerin dijital bağımlılık düzeyleri ile anne-baba tutumları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuş; özellikle demokratik tutumun dijital bağımlılıkla pozitif, koruyucu istekçi ve otoriter tutumların ise negatif ilişki sergilediği ortaya konmuştur. Ayrıca, 24-27 yaş grubunun dijital bağımlılık düzeylerinin diğer yaş gruplarına göre daha düşük olduğu, ilk çocukların ise ortanca çocuklara kıyasla daha fazla dijital bağımlılığa sahip olduğu saptanmıştır. Cinsiyet farklılıklarında, kadınların ebeveynlerinden algıladıkları demokratik tutumun daha yüksek, otoriter tutumun ise daha düşük olduğu, buna paralel olarak duygusal şemaların kadınlarda daha yoğun görüldüğü belirlenmiştir. Sosyoekonomik düzeyin duygusal şemalar üzerinde etkili olduğu, orta gelir grubunun daha düşük duygusal şema skorları aldığı görülmüştür. Bununla birlikte, dijital bağımlılık ile duygusal şemalar arasında genel anlamda anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Bu sonuçlar, gençlerin dijital bağımlılık riskinin aile dinamikleri ve bireysel özelliklerle etkileşim içinde olduğunu göstermektedir
The Relationship Between Maternal Attachment and Sexual Self-Confidence in Breastfeeding Women
IntroductionMaternal attachment and sexuality are sensitive issues affected by many factors, especially in breastfeeding women. This study aimed to determine the relationship between maternal attachment and sexual self-confidence in breastfeeding women.MethodsThe research was conducted as a descriptive relationship-seeking study. The data of the study was collected from 315 women between March 2022 and August 2022. The study data were collected through social media by transforming the personal information form, the sexual self-confidence scale, and the maternal attachment scale into an online questionnaire.ResultsMaternal attachment was found to be quite high with a score of 94.89 /- 3.02, and the total mean score of the sexual self-confidence scale was found to be 30.61 /- 6.37. It was seen that primiparous women had the highest mean of 96.87 /- 2.46 according to maternal attachment mean. It was observed that the highest value in the sexual self-confidence scale was found in women who graduated from primary school with an average of 32.06 /- 8.49. It was determined that there was a weak negative relationship between maternal attachment and sexual self-confidence.ConclusionsIt was observed that the demographic characteristics of breastfeeding women did not make a difference in maternal attachment or sexual self-confidence, and there was no significant relationship between maternal attachment and women's sexual self-confidence.Policy ImplicationsA better understanding of maternal attachment and sexual expectations in breastfeeding women has social and research implications. Healthcare professionals, especially nurses, should evaluate maternal attachment and sexual expectations in breastfeeding women and include them in their practices
Kırsal Alanda Aktif Yaşlanmanın Değerlendirilmesi: Karaman Kırsalı Örneği
Kırsal bölgelerde yaşlılık deneyimi şehir yaşamına göre farklılık göstermektedir. Sağlık ve sosyal hizmetler gibi destekleyici hizmetlere erişimde yaşanan aksaklıklar, yaşam kalitesini ve aktif yaşlanma sürecini olumsuz etkileyebilir. Bu çalışmanın amacı, Karaman ili kırsalında yaşayan yaşlı bireylerin aktif yaşlanma ve yaşam kalitesi düzeyleri ile bu süreçleri etkileyen demografik ve sosyo-ekonomik faktörlerin incelenmesidir. Çalışmaya Karaman merkez ilçe dışında yaşayan 65 yaş ve üzeri 468 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılara demografik ve sosyo-ekonomik bilgi formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşlılarda Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Aktif Yaşlanma Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda, Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam puan ortalaması 73,24 ± 8,82 ve Aktif Yaşlanma Ölçeği toplam puan ortalaması 114,60 ± 53,63 olarak tespit edilmiştir. Bulgularımıza göre, erkekler, eğitim seviyesi yüksek bireyler, evli bireyler, bakmakla yükümlü olduğu kişi bulunanlar, ev sahibi olanlar, gelir düzeyi yüksek olanlar, eşiyle yaşayanlar ve sevdikleri tarafından sık ziyaret edilen bireyler yaşam kalitesi ve aktif yaşlanma açısından anlamlı olarak daha yüksek skorlar elde etmiştir. Yaşam kalitesini ve aktif yaşlanma sürecini etkileyen önemli faktörler arasında cinsiyet, eğitim seviyesi, medeni durum, gelir düzeyi ve sosyal destek gibi değişkenlerin belirleyici bir rol oynadığını tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Karaman kırsalında yaşam kalitesinin ve aktif yaşlanma düzeylerinin düşük olması, yaşlı bireylerin sosyal, ekonomik ve kültürel olarak daha fazla desteklenmesi gerektiğini göstermektedir. Aktif yaşlanmayı destekleyen kapsayıcı politikalar ve yerel projeler, yaşlı bireylerin hem fiziksel hem de sosyal açıdan daha dinamik bir yaşam sürmesini sağlayabilir. Bu doğrultuda, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumları, kırsaldaki yaşlı nüfusun sürece daha fazla dahil olmasını teşvik edecek projeler geliştirmelidir